Rusya’nın Mart 2014’te Ukrayna’ya bağlı olan Kırım Yarımadası’nı ilhak etmesi ve hemen ardından Rusya destekli ayrılıkçıların Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk ve Luhansk bölgelerinde fiilen yönetimi ele geçirmesiyle Avrupa’nın doğusunda yeni bir silahlı çatışma baş gösterdi. Adı henüz konmamış olan bu savaş, bölgesel bir sorun olmanın ötesine geçecek ve küresel ölçekte Batı ile Doğu arasındaki fay hatlarının derinleşmesine yol açacaktı. Kırım’ın ilhakından sonra Rusya, G8 oluşumundan ihraç edilirken, ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere Batı ülkeleri tarafından Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlar başlatıldı. 2015 yılında Rusya’nın Suriye’deki iç savaşa müdahalesi de Batı ile Rusya arasındaki ilişkileri daha da komplike bir hale getirecekti.
Bu sırada Rusya, 2014’ün Şubat ayında Karadeniz kıyısındaki Soçi kentinde Kış Olimpiyatları’nı düzenlemiş ve o zaman hâlâ uluslararası kamuoyu nezdinde nispeten olumlu bir görünüme sahipken, olimpiyatların bitmesinden sadece birkaç hafta sonra Ukrayna’ya karşı harekatların başlamasıyla giderek dışlanmaya başlamıştı. Şimdi de aynı Rusya, 2018’de organize edeceği Futbol Dünya Kupası’na hazırlanıyordu.
FIFA Başkanı Sepp Blatter, Rusya’nın ev sahipliğini ilk günden beri kararlılıkla savunmuştu. Mart 2014’te Kırım’ın ilhakının ardından Rusya’ya yönelik yaptırımlar gündeme gelince kendisine yöneltilen sorulara “Oylama yapıldı, Dünya Kupası’nı düzenleme hakkı Rusya’ya verildi ve biz bu şekilde yolumuza devam edeceğiz” yanıtını vermişti. Ancak Blatter koltuğunda fazla kalamayacaktı. 29 Mayıs 2015’te gerçekleştirilen FIFA Kongresi’nde beşinci kez başkanlığa seçilen Blatter, yalnızca dört gün sonra istifa ettiğini açıkladı.
Bahsi geçen kongreden iki gün önce, aralarında FIFA Başkan Yardımcıları Jeffrey Webb ve Eugenio Figueredo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey yetkili, 150 milyon doların üzerinde rüşvet aldıkları iddiasıyla Zürih’te gözaltına alınmıştı. Akabinde İsviçre Başsavcılığı, 2018 ve 2022 Dünya Kupası ev sahipliği süreçlerinde “kara para aklandığı ve suç teşkil edecek biçimde usulsüz yönetildiği” gerekçesiyle FIFA’ya yönelik resmî bir soruşturma başlattı ve kurumun Zürih’teki genel merkez binasındaki belgelere el koydu. Tüm bu gelişmelerin arkasında ABD merkezli kapsamlı bir yolsuzluk operasyonu yatıyordu. ABD Adalet Bakanlığı, FIFA’nın dokuz üst düzey yöneticisi ile FIFA ile iş yapan çeşitli spor pazarlama şirketlerinin yöneticilerinin rüşvet, kara para aklama ve dolandırıcılık suçlarından yargılanacağını duyurdu ve iddianamede FIFA’nın 1991’den bu yana uluslararası futbol organizasyonlarını sistematik biçimde “kirlettiği” de öne sürüldü.
Blatter artık görevde kalamazdı ve istifa etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise söz konusu operasyonu “ABD’nin kendi yargısını başka ülkelere dayatmaya çalışmasının bariz bir girişimi” olarak nitelendirdi ve gelişmeleri, Batı’nın Dünya Kupası ev sahipliğini Rusya’nın elinden almaya yönelik çabalarının bir parçası olarak değerlendirdi. İlerleyen dönemlerde Rusya’nın ev sahipliğine karşı yükselen tepkiler de bu arka plandan bağımsız olmayacaktı. Ülkedeki insan hakları ihlallerine yönelik iddialar, stadyum inşaatlarında çalışan işçilerin maruz kaldığı ağır koşullar, Rus futbolundaki ırkçılık vakaları ve LGBT bireylere yönelik ayrımcı uygulamalar, Rusya’nın ev sahipliğine ilişkin tartışmaları giderek alevlendirdi. 2016 yılındaki ABD seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiği söylemleri ve 2018’de kupanın başlamasına sadece birkaç ay kala eski KGB görevlisi Sergey Skripal’ın kızıyla birlikte İngiltere’de Rus ajanları tarafından zehirlendikleri iddiaları durumu daha da çetrefilli bir hale getirdi. Rusya ile Batı arasındaki kırılmalar derinleşiyordu ve bu kırılma hatlarının tam ortasında bir Dünya Kupası oynanması gerekecekti.
Pek çok tartışmalı iddia ve eleştirinin gölgesinde Rusya’nın ev sahipliği
FIFA, Şubat 2016’da İsviçreli futbol yöneticisi Gianni Infantino’yu yeni başkan olarak seçti. Bu süreçte 2018 ve 2022 Dünya Kupası ev sahiplikleriyle ilgili yürütülen soruşturmalar, herhangi bir yolsuzluk tespit edilemediği gerekçesiyle kapatıldı, ancak bu sonuç, kamuoyunda derin bir kuşkuyla karşılandı. Ortada herhangi bir engel yoktu, artık Infantino’nun FIFA’sı ve Putin’in Rusya’sı için 2018 Dünya Kupası’na geri sayım başlayabilirdi.
Bu arada Rusya’da devlet destekli doping iddiaları da süregeliyordu. Kanada merkezli Dünya Dopingle Mücadele Ajansı’nın (WADA) konuyla ilgili raporu 2016’nın Temmuz ve Aralık aylarında iki bölüm halinde yayınlandı ve Rusya’da dopingin boyutlarını, 2012 Londra Olimpiyatları ve 2014 Soçi Kış Olimpiyatları dahil olmak üzere büyük organizasyonlardan dopingin üstünün nasıl örtüldüğünü ortaya koydu. Bu rapor da kupanın Rusya’dan alınması taleplerini alevlendirdiyse de açıklanan rapora FIFA’nın resmî cevabı şu şekilde oldu: “FIFA, yerel organizasyon komitesinin ve Rus hükümetinin iki yıl sonra futbolseverler için olağanüstü bir etkinlik ortaya koyacağından emindir.”
Dopingli sporcu listelerinde birçok futbolcu da vardı ve Rusya takımının ev sahibi olarak doğrudan Dünya Kupası finallerinde oynayacak olması bazı şüpheleri beraberinde getirdi. FIFA, turnuvanın başlamasına bir ay kala Rusya’nın kadrosundaki tüm futbolcuların sıkı bir şekilde testten geçirildiğini ve doping yapıldığına dair “yeterli delil bulunamadığına” yönelik kısa bir açıklama yaptı.
Putin’in Rusya’yı uluslararası arenada yeniden meşrulaştırma amacı
2018 Dünya Kupası, jeopolitik fay hatlarının tam ortasında oynanacaktı. Putin’in amacı bu organizasyon sayesinde Rusya’yı uluslararası arenada yeniden meşrulaştırmak, “saldırgan ve dışlanmış devlet” imgesini “saygın ve söz sahibi küresel güç” algısına dönüştürmek ve yumuşak güç diplomasisinin sunduğu fırsatı sonuna kadar değerlendirmekti.
Jeopolitik gerilimler yalnızca Rusya kaynaklı değildi; Trump döneminin başlangıcıyla birlikte Çin-ABD rekabetinin keskinleşmesi ve Batı’nın kendi içindeki çatlaklar dünyayı derin bir dönüşümün eşiğine taşımıştı. Tüm bu çalkantılı ortamda Rusya, futbolun küresel sahnesini kendi lehine çevirmeye kararlıydı.
Turnuvanın açılış töreni de Putin’in istediği gibi oldu. Kendi konuşmasında “futbolun dünyadaki birleştirici gücünden” bahsederken, Brezilyalı meşhur futbolcu Ronaldo’nun açılışı yapması, İngiliz müzisyen Robbie Williams’ın bir Rus sanatçıyla performansı ve ABD ile Rusya’nın ortak projesi olan Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilmiş olan bir maç topunun sahaya getirilmesi hep bu söylemi destekleyen ve tüm dünya tarafından çok da olumsuz bir yargı olmadan izlenen görüntülerdi.
Takımların Rusya’daki Dünya Kupası’nı boykot etmeleri çağrıları da sonuç getirmedi. Tüm takımlar turnuvaya katıldı, sadece bazı ülkelerden açılış ve kapanış törenleri için Rusya’ya devlet başkanı, başbakan seviyesinde ziyaret yapılması tercih edilmedi.
Jeopolitik kırılmaların sahaya yansımaları
Bununla birlikte küresel ölçekte yaşanan jeopolitik kırılmaların, Rusya’da sahaya yansıdığı durumlar da hiç olmadı denemez.
Trump ile birlikte ABD’nin İran’a yeniden uygulamaya başladığı yaptırımlar nedeniyle ABD merkezli bir spor ekipmanı firmasının İran milli takımına teslim etmesi gereken futbol ayakkabılarını maça birkaç gün kala veremeyeceğini açıklaması biraz da trajikomik bir durum oldu.
Çeyrek finalde Rusya’yı mağlup eden Hırvatistan takımından iki oyuncunun maçtan sonra sosyal medyaya bir video yükleyerek burada “Slava Ukraini!” (Ukrayna’ya Şan Olsun) sloganını ve “Bu zaferimiz Dinamo (Kiev) ve Ukrayna için!” ifadelerini kullanmaları; İsviçre’nin Sırbistan’ı yendiği maçta İsviçre milli takımının Kosova Arnavutu kökenli oyuncularının attıkları golleri elleriyle Arnavut milliyetçiliğinin sembolü olan çift başlı kartal işaretini yaparak kutlamaları da küresel ve bölgesel jeopolitiğin simgesel olarak yeşil sahaya taşındığı anlar olarak kayıtlara geçti.
Güvenlik kaygıları
Rus organizatörlerin güvenlikle ilgili iki büyük endişesi vardı. Birincisi, tribünlerde oluşabilecek şiddet olayları (ki burada özellikle İngiliz taraftarların olay çıkarmasından endişe ediliyordu, Fransa’da iki yıl önce düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda Rus ve İngiliz taraftarlar arasında büyük şiddet olayları yaşanmıştı), diğeri ise turnuva sırasında gerçekleşebilecek bir terör saldırısıydı. Bu ikinci endişe hiç de yersiz değildi çünkü IŞİD örgütü kupa başlamadan önce birçok yayın yaparak tehditlerde bulunmuş, Dünya Kupası’nı hedef alacaklarını iddia etmiş, hatta futbolculara ve stadyumlara yönelik şiddet içeren dijital görüntüler üreterek bunları dolaşıma sokmuştu.
Rus hükümeti, Mayıs 2017’de yürürlüğe giren bir kararname ile silah ve kimyasal satışından alkol tüketimine ve hatta hangi şartlarda kimlerin hangi izinlerle toplu gösteri yapabileceklerine kadar birçok alanda kapsamlı bir güvenlik sistemini devreye soktu. Tribünlere giremeyecek, daha önce sporda şiddete karışmış yasaklı kişilerin listesi hazırlandı ve maçlara gelecek tüm seyircilere cep telefonlarına yüklenecek birer Fan ID verilerek takip sağlandı.
Bunlara ek olarak kupa sırasında polise ve özel güvenliğe ek olarak 10 bin Rus askerî güvenlik için görev yaptı. Dünya Kupası sırasında tribünlerde ya da stadyum dışında herhangi bir terör saldırısı ya da kayda değer bir şiddet olayı gerçekleşmedi.
Hırvatistan’ın yükselişi
2018 Dünya Kupası, 14 Haziran’da Rusya ile Suudi Arabistan arasında oynanan açılış maçı ile başladı. Rus takımı bu maçı 5-0 kazanarak dikkat çekti ve asıl sürprizi de son 16 turunda İspanya’yı penaltılarla eleyerek yaptı. Rusya’nın kupa serüveni çeyrek finalde Hırvatistan karşısında sona erecek, Hırvatlar ise tüm turnuva boyunca sergiledikleri etkili oyunu devam ettirerek yarı finalde de İngiltere’yi geçerek finale yükseleceklerdi.
2018 yılında Avrupa, Rusya ile yaşanan gerginlikten bağımsız olarak kendi içerisinde de zor bir dönemden geçiyordu. Küresel kriz sonrası ekonomik olarak toparlanmayı büyük ölçüde tamamlamış olsa da siyasi açıdan belirsizliklerin arttığı bir süreç hâlâ devam etmekteydi. İngiltere’nin Brexit süreci Avrupa Birliği içinde ciddi bir belirsizlik yaratırken, birçok ülkede yükselen popülist hareketler siyasi uyumu zorluyordu. Göç krizi ise hâlâ güçlü bir siyasi ve toplumsal etki yaratıyordu. 2015–2016’daki yoğun mülteci akışlarının ardından sınır kontrolleri, sığınma politikaları ve AB içinde yük paylaşımı tartışmaları derinleşmiş, özellikle Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göç ve bunun yarattığı güvenlik, entegrasyon ve iç politika gerilimleri Avrupa gündeminin merkezinde kalmaya devam etmişti.
Avrupa’nın bu olumsuz olarak nitelendirilebilecek durumu Dünya Kupası’nda Avrupa’nın futbol takımlarına da yansıdı. İtalya turnuvaya katılma hakkını hiç elde edemezken, son şampiyon Almanya ilk turda elendi. Her ne kadar çeyrek finale kalan sekiz takımdan altısı Avrupa kıtasından gelmişse de bunlardan biri Avrupa ile gerginlik içerisinde olan Rusya, bir tanesi Avrupa’dan çıkma kararı almış olan İngiltere, bir tanesi henüz Avrupa Birliği’nde olmayan Hırvatistan’dı; diğer üç ülke ise Fransa, Belçika ve İsveç’ti.
2018 Dünya Kupası’nın finalini sürpriz takım Hırvatistan ile yarı finalde Belçika’yı yenen Fransa oynadı. Moskova’nın Luzhniki Stadı’nda oynanan karşılaşmayı 4-2 Fransızlar kazandı. Tüm dünya ve Putin dahil olmak üzere karşılaşmayı tribünlerden izleyenler hem bu iki takımın güzel futbolunu hem de maçın ikinci yarısının başında sahaya giren Pussy Riot grubunun dört üyesinin protestosunu izledi.
Şampiyon olamasalar da elde edilen ikincilik, Hırvatlar için sportif bir başarının yanı sıra ulusal kimliğin, birlik duygusunun ve kolektif özgüvenin yeniden teyit edilmesi anlamına geldi. Yaklaşık dört milyon nüfuslu genç bir devlet olarak Hırvatistan’ın dünyanın en büyük futbol organizasyonunda finale yükselmesi, birçok Hırvat tarafından ülkenin uluslararası alanda görünürlüğünün ve saygınlığının bir göstergesi olarak algılandı. Takımın Rusya’dan dönüşünde Zagreb’de düzenlenen karşılama törenine yaklaşık 500 bin kişi katıldı ve havaalanından şehir merkezine uzanan güzergâh kırmızı-beyaz Hırvat bayraklarıyla kaplandı. 2018 Dünya Kupası, bağımsızlık sonrası dönemin en güçlü ulusal birlik ve gurur anlarından biri olarak hafızalarda yer etti.
Göçmen oyuncularla kupayı kazanan Fransa ve göçe dair dersler
Jeopolitik kırılmaların derinleştiği, Avrupa’nın siyasi belirsizlikler yaşadığı ve özellikle de göç konusunun ciddi bir ayrışma noktası oluşturduğu bir dönemde kupayı Avrupa’nın, Avrupa Birliği’nin ve Avrupa futbolunun başat aktörlerinden olan Fransa kazanmıştı, 1998’de olduğu gibi yine ağırlıklı olarak göçmen çocuklarının oluşturduğu takımıyla. Kupayı kazanan Fransa milli takımının kadrosundaki 23 oyuncunun 21’i Fransa’da doğmuşsa da çoğunluğu göçmen kökenliydi; 15’inin ailesi Afrika ülkelerinden geliyordu, 7 oyuncu ise Müslümandı. Fransa’da bir kesim bu takımı modern ve kapsayıcı bir Fransa’nın sembolü olarak görürken diğer bir kesim ise ulusal kimlik konusunu yeniden tartışmaya açıyordu. Ama sonuçta ne olursa olsun, bu takımın Dünya Kupası’nı kazanması, göç dalgalarını artan bir şekilde tehdit olarak görmeye başlayan, göçmenleri ve mültecileri bir güvenlik konusu olarak ele alan Avrupa’ya çözümün kapıları kapatmak olmadığını, sağlıklı toplumsal entegrasyonun mümkün olduğunu, göçmenlerin ve çocuklarının fırsat verildiğinde neler başarabileceğini gösteren önemli bir ders oldu.
Fransa-Hırvatistan finalinden sadece bir gün sonra, 16 Temmuz’da Vladimir Putin ile Donald Trump Helsinki’de bir araya geldi. Trump, Putin’i başarılı bir Dünya Kupası organizasyonu nedeniyle tebrik etti ve görüşmede turnuvanın Rusya’nın imajı ve uluslararası konumu üzerindeki etkilerine atıfta bulunuldu. Zirvenin ana gündem maddelerini ABD-Rusya ilişkileri, nükleer silahlar ve Suriye gibi stratejik konular oluşturuyordu. Bununla birlikte, Dünya Kupası’nın Rusya açısından önemli bir diplomatik ve imaj fırsatı sunduğu açıktı. Bir Dünya Kupası organizasyonu elbette tüm yapısal sorunları çözmeye yetmezdi; ancak turnuva, uluslararası kamuoyunda Rusya’ya yönelik algının geçici olarak daha olumlu bir çerçeveye kaymasına katkıda bulunmuştu. Bu göreli iyileşme, zaman zaman dalgalanmalar gösterse de bir süre daha devam edecekti; 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı geniş çaplı askerî müdahale ile birlikte keskin bir şekilde tersine dönene kadar.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 5 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.



