Netanyahu’nun gerçek suçları

2009’dan beri İsrail’de başbakan olan, bu süreç içinde Mavi Marmara baskını da olmak üzere sivillere yönelik birçok katliam kararının, yasadışı yerleşim birimi inşasının altında imzası bulunan Binyamin Netanyahu hakkında geçtiğimiz günlerde rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla dava açılmasına karar verildi.

Suçlu bulunursa 10 yıla kadar hapis cezası alması beklenen Netanyahu’nun zengin iş adamlarından şampanya, puro gibi çeşitli pahalı hediyeler aldığı ve kendisiyle ilgili olarak daha olumlu yayınlar yapılması için bazı medya kuruluşlarına imtiyazlar sağladığı iddia ediliyor.

Netanyahu’nun tekrarlanan genel seçimlerden sonra hükümet kurmaya çalışırken hakkında dava açılması, İsrail iç siyaseti açısından da sancılara neden oldu. Yargılanma kararının kendisine karşı bir darbe girişi olduğunu iddia eden Netanyahu, hakkında dava açılmadan önce, soruşturmalar devam ederken koalisyon pazarlıkları sırasında, kendisine yargı dokunulmazlığı getirecek düzenlemeler yapılmasını istiyordu.

İsrail’in tarihinde ilk kez bir başbakan rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanacak. Lübnan’da 1982’de ülkeyi işgal eden İsrail askerlerinin gözetimi altında gerçekleşen Sabra ve Şatilla katliamlarındaki rolü nedeniyle Ariel Şaron’un İsrail Başbakanlığı yaptığı dönemde yargılanması için sonuçsuz kalan çeşitli girişimler sayılmazsa, hiçbir İsrail Başbakanı, sivillere yönelik suçlardan yargılanmadı.

Netanyahu’nun yargılanacak olmasına ilişkin “Sadece bunun için değil” başlıklı bir yazı kaleme alan Nebil Amr, hükümet kurulamadığı için arka arkaya genel seçimlerin yapıldığı İsrail’de başbakanlık görevini hâlâ Netanyahu’nun yaptığını anımsatıyor, bazı Netanyahu muhaliflerinin asıl meselesinin ona hükümet kurdurmamak olduğunu iddia ediyor ama sorunun bambaşka yönleri olduğuna da dikkat çekiyor.

Netanyahu’nun İsrail’de savaş açmadığı bir taraf kalmadı. Hatta Yahudi devletinin baş tacı sayılan yargı ile dalaştı. Öyle ki, İsrail Parlamentosu Knesset’te Netanyahu’yu destekleyen sağcı çoğunluk sayesinde yargıyı devre dışı bırakmak ya da en azından yola getirmek üzereydi.

“Sonunda Netanyahu’nun yolsuzluk dosyasında beklenen karar çıktı. İsrail bu karar üzerine ikiye bölündü. Netanyahu’yu destekleyenler, suçlu olup olmamasına bakmaksızın onun safını tuttu. Muhalifleriyse başsavcının kararından-son damlasına kadar istifade etmek için kolları sıvadı. Hedefleri Netanyahu’nun siyaset arenasından sonsuza kadar silinmesi. Bunun altında kalan her hangi bir sonuç onlara yeterli gelmeyecek.

Bazı muhaliflerin pratik bir amacı daha var, Netanyahu’nun başında olduğu siyasi bloktan bazı isimlerle anlaşıp hükümet kurabilmek. Bu, mümkün olmakla birlikte, garantilenmesi kesin olmayan bir hedef. Zira koltuk sevdasının eski tutumları ne kadar etkileyebileceğini kimse bilemiyor. Özellikle bu sefer söz konusu bir bakanlık koltuğu ya da önemli bir kurumun başkanlığı değil, başbakanlık koltuğu.

Netanyahu’nun İsrail’de savaş açmadığı bir taraf kalmadı. Hatta Yahudi devletinin baş tacı sayılan yargı ile dalaştı. Öyle ki, İsrail Parlamentosu Knesset’te Netanyahu’yu destekleyen sağcı çoğunluk sayesinde yargıyı devre dışı bırakmak ya da en azından yola getirmek üzereydi.

İsrail Başbakanı medya ve kültür camiasıyla da ters düştü. Kendisini destekleyen bir tane bile saygı değer yazar kalmadı.

Burada Yedioth Ahronoth gazetesinin sahibiyle yaptığı karşılıklı pazarlığı hatırlamak gerek. Zira Netanyahu rakip bir gazete olan “İsrail Hayom”u zayıflatmak karşılığında İsrail’in en çok satan gazetesinin kendisinden yana yayın yapmasını istemişti.”

Fakat yazar Nebil Amr’a göre, bambaşka bir gerçek daha var:

“Netanyahu’nun yargı önünde hesap vermek zorunda kalacağı suçlar, işlediklerinin ve gerçekten hesap vermesi gerekenlerin çok küçük bir kısmını teşkil ediyor.”

Amr’a göre, Netanyahu hakkında dava açılmasına karar veren başsavcı başka türlü de davranabilirdi:

“Savcı, İsrail kanunlarının değil, nesnel gerçeklerin çerçevesinde bir karar verecek olsaydı, rüşvetleri, şampanya şişelerini, puro kutularını ve hatta soruşturma yetkililerine yalan söylemesini bir kenara koyardı. Zira bütün bunlar, Netanyahu’nun uzun tarihi boyunca sadece İsrail’e değil tüm bölgeye yaptıklarının yanında tali konular.

Sırf oylarını artırabilsin ve vatanın hamisi imajına bürünsün diye ülkeyi kaç tane kaçınılması mümkün olan savaşa ve krize soktu. Öyle ki, onun dönemi “büyük savaşların arasında -her cephede- küçük savaşların yaşandığı” dönem olarak damgalandı.

Ülkesindeki iki milyon Arap vatandaşa da neler yapmadı? Açık ırkçılık söylemleriyle onlara karşı savaş açtı. Onların seçilmiş temsilcilerini ‘düşman için çalışan örgüt’ olmakla itham etti. Yahudi seçmenleri ‘Araplar sandıklara akın ediyor’ diyerek uyardı.

Netanyahu’nun yargı önünde hesap vermek zorunda kalacağı suçlar, işlediklerinin ve gerçekten hesap vermesi gerekenlerin çok küçük bir kısmını teşkil ediyor.

Oysa ki, Birleşmiş Milletler kürsüsünde dünyaya hitap ettiğinde, kendi deyimiyle ‘Ortadoğu’nun tek demokrasi vahasını’ yönetmekle böbürlenen ta kendisiydi.

Sadece, İsrail vatandaşı olan Araplara karşı yaptığı kışkırtmalar, yargı önünde hesap vereceği tüm diğer suçlara eş değerdir. Gerçekte hiçbir karşılığı olmayan olağanüstü başarılarını pazarlamak için söylediği tüm yalanlarından söz etmiyorum bile…

İsrailliler her gün, Netanyahu tarafından gerçekleştirilen kökten devrimler sayesinde Ortadoğu’da bazı Arap ülkelerin bir müttefik hale getirildiği yönündeki haddi hesabı olmayan yalanlara maruz kalıyor.”

Filistinli yazar Amr, Netanyahu için, “İsrail halkının en az yarısının da desteklediği, bölge ve dünya halklarının önemli bir kısmının da görmeyi arzuladığı barış ve istikrar hayaline nasıl bir katkıda bulundu” sorusunu da yöneltiyor:

“Filistinlilerle barış projesinin ilerleme imkânını ortadan kaldıranlar, Netanyahu ve en yakın ortağı Ariel Şaron değil miydi?

Netanyahu’nun, üstten bakan üslubu ve provokatif yaklaşımları sayesinde Ürdün Kralı’na Washington ziyareti sırasında ‘İsrail ile ilişkiler hiç olmadığı kadar kötü durumda’ dedirten ve Ürdün ile barışı birden çok kez çökme noktasına getiren kendisi değil mi?

Netanyahu’nun mirası ile ilgili daha neler söyleyelim ya da söylemeyelim? Gazzeli ve Batı Şerialılar ne söylesin? Onların takvim günleri kanla dolu. Toprakları, özel mülkleri ve canları her gün ihlallere maruz kalıyor. Oraya açtığı savaşlarda kaç aile yok oldu? Kaç ev ve mahalle, ya uçak saldırılarında ya da ruhsatsız inşa edildiği gerekçesi ile patlatılarak enkaza dönüştürüldü?”

Amr’a göre, “tüm dünya Netanyahu’nun Filistinlilere yaptıklarının bir savaş suçu sayılabilecek kadar ciddi olduğu ve bu konuda yargılanması ve en ağır cezaları alması gerektiği konusunda hemfikir.”

Yazar, İsrail’deki adalet anlayışını da sorguluyor:

“Netanyahu’nun yargılanmasını, dünyaya, İsrail’de hukuk devletinin ve adaletin varlığının göstergesi olarak pazarlayacak. Eğer ki, adaletin olup olmamasının göstergesi, puro kutularının ve şampanya şişelerinin hediye olarak kabul edilip edilmemesi ya da sahte fatura düzenleyip düzenlememek olsaydı bu doğru olabilirdi belki.

Ancak biz buna kanmayacağız. Çünkü Netanyahu’nun yaptıkları ve İsrail’deki sistemin ondan önce ve sonra doğurduğu sonuçlar, yargı önünde hesap verilmesi, kınanması ve ceza alınması gereken konular.”

Bu yazı ilk kez 6 Aralık 2019’da yayımlanmıştır.

 

Nebil Amr’ın “Netanyahu… Sadece bunun için değil” başlıklı makalesinin önemli kısımları, Ola Karakurt tarafından Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir. Metin, Fikir Turu’nun katkılarıyla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orjinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: https://bit.ly/2LtwDVi

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend