19 Aralık 2019

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Popülizm karşıtlığının çaresizliği

Eski AB Komisyonu üyesi ve Avrupa İlerici Çalışmalar Vakfı (FEPS) Genel Sekreteri László Andor, International Politics and Society (Uluslararası Siyaset ve Toplum) isimli internet sitesinde geçenlerde yayımlanan “Popülizm karşıtlığının sefaleti” başlıklı yazısında, ‘popülizm’ kavramının nasıl yanlış kullanıldığını ve bunun yol açtığı sorunları ele aldı. Ona göre, aslında aşırı sağın, etnik milliyetçiliğin yerine popülizm demek, onunla mücadeleyi de zorlaştırıyor.

Andor, bazı önemli isimlerin popülizm yerine kullandıkları kavramları anlatmaya, ülkesinin ve kıtanın önemli filozoflarından Macar Ágnes Heller’in son röportajında bir soruyu yanıtlamayı nasıl reddettiğini hatırlatarak başlıyor.

“90 yaşındaki filozofun Balaton Gölü’nde boğularak vefat etmesinden bir gün önce yayımlanan röportajında, kendisine ‘Avrupa’nın popülistleri hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sorulmuştu. Heller ise sorunun yanlış olduğunu, bu isimlerin popülist değil, “etnik milliyetçi” olarak adlandırmaları gerektiğini söylemişti.

Bu röportajdan birkaç gün önce, Paul Krugman da benzer bir uyarıyı kendi ülkesinin başkanı Donald Trump için yapıyordu. Nobel ödüllü ekonomist, ABD Başkanı’nın ülkedeki göçmen kökenli siyasetçilere ‘Geldikleri yere dönsünler’ demesinin ve bu söylemin bulduğu desteğin altını çiziyordu. Krugman, Trump’ın ‘ekonomik endişelerin artmasıyla desteklenen bir popülist’ olarak görülmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak, ABD Başkanı için ‘Beyazların üstünlüğüne inanan ve ırkçılıktan beslenen biri’ demişti.

Popülizm hakkındaki çalışmalarıyla ün kazanan Profesör Cas Mudde de aynı hafta Twitter’dan şu paylaşımı yapmıştı:

‘Dünyadaki en büyük beş demokrasiden üçünün aşırı sağcı siyasi lideri varken ve sol popülizmden bahsetmek neredeyse alakasızken, daha isabetli ve net terimler kullanmanın tam zamanı. Trump öncelikle popülist olarak değil, yerlici/ırkçı olarak adlandırılmalı.’”

Önceleri ‘demagog’ vardı

Yazar Andor, popülist ve popülizm kelimelerinin yanlış kullanımının geçmişten günümüze gelen bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Neredeyse her siyasi gelişmeyi bu perspektifle değerlendiren yorumcuların, ne sorunları daha iyi anlamamızı ne de popülizm karşıtı stratejiler geliştirmemizi sağladığını vurguluyor. Ona göre yüzeysel bir okuma sunan bu perspektif, birbirlerinin baş düşmanı olan aşırı sağ ve radikal solu aynı sepete atarak, siyasi niteliklerin birbirine karıştırılmasına neden oluyor.

Sıradan insanların arzuları ve önyargılarına seslenerek destek almaya çalışan politikacılara söylenen ‘demagog’ kelimesi unutuldu. Bunun yerine popülist kelimesi kullanılıyor ama popülist kelimesini daha sert kavramlar yerine kullanarak temkinli olmaya çalışmak, en nihayetinde milliyetçilik, otoriterlik, faşizm ve aşırı sağ hakkında yeterince konuşulmamasına neden oluyor.

Sıradan insanların arzuları ve önyargılarına seslenerek destek almaya çalışan politikacılara söylenen ‘demagog’ kelimesinin unutulduğunu vurgulayan Andor, bunun yerine popülist kelimesinin tercih edildiğini ifade ediyor. Popülist kelimesini daha sert kavramlar yerine kullanarak temkinli olmaya çalışmanın, en nihayetinde milliyetçilik, otoriterlik, faşizm ve aşırı sağ hakkında yeterince konuşulmamasına neden olduğuna dikkat çekiyor.

“Sefalet, sözcük dağarcığındaki kelimelerin azalmasıyla başlıyor, popülizme karşı davranmanın zorluğuyla sonlanıyor. Eğer tehlikeliyse, ona karşı çıkmamız gerekir. Ancak popülizmi (sosyal yapıları belli bir şekilde açıklamadan) elitizm karşıtlığı olarak tanımlarsak, neden elitizmin kendisinden daha tehlikeli olsun? Bu yüzden, sorun bu ikililiğin tamamen reddedilip reddedilmemesinde. Ne olduğunu bulmak için bu kavrama ve bağlamına daha yakından bakmalıyız.”

Popülizmin tarihi

Bu kavramın neden sıklıkla yanlış kullanıldığını anlamak için popülizmin geçmişini hatırlamamız gerektiğini söyleyen László Andor, 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkan “Popülist Hareket”i anlatıyor. Bu siyasi hareketin kültürel olarak muhafazakâr, ancak sosyal ve ekonomik olarak ilerlemeci bir profil çizdiğini hatırlatıyor.

Andor, Arjantin’deki ‘popülist’ Peron yönetiminin İtalya’daki Mussolini döneminden ilham aldığını ancak faşist olmadığını söylüyor:

“Küresel Büyük Buhran, Peron’dan önceki Arjantin’i çok sert vurmuştu. Dönemin muhafazakâr hükümeti, zenginlerin servetini korurken, fakir insanların acılarını dindirmek için hiçbir şey yapmamıştı. Bağlamı göz ardı ederek düşünmek, faşizmi gizlemek için popülizmi kullanmaya ya da popülizmi faşizmin daha yumuşak (şiddetsiz) versiyonu olarak açıklamaya yol açıyor. Tarihsel kökenleri böylesine göz ardı etmek, bugün bütün aşırılıkçı tehlikelerin popülizm olarak isimlendirilmesine yol açtı.”

Andor, “Popülizm nedir?” isimli kitabın yazarı, Alman akademisyen Jan-Werner Müller’in popülizmi çoğulculuk karşıtı (“Popülistler her zaman yalnızca kendilerinin halkın çıkarlarını savunabileceğini öne sürer”) ve otoriter (“Eğer popülistlerin eline yeteri kadar güç geçerse, otoriter bir devlet yaratırlar”) olarak tanımladığını hatırlatıyor. Ancak ne geçmişte ABD’deki Popülist Hareket’in ne de günümüzde Beş Yıldız Hareketi (İtalya) gibi siyasi partilerin çoğulculuk karşıtı ve otoriter olarak tanımlanamayacağını vurguluyor.

Ekonomi – popülizm ilişkisi

Popülist hareketler arasındaki benzerliği başka yerde aramak gerektiğini vurgulayan Andor, eşitsiz gelişim, kapitalist krizler ve ekonomik durgunluğun toplumdaki eşitsizlikleri arttırarak popülizmi beslediğinin altını çiziyor. Ekonomistlerle siyasi analizciler arasındaki uçurumun, ekonomi – popülizm ilişkisinin yeterince konuşulmamasına yol açtığını ifade ediyor.

Andor, ekonomist Dani Rodrik’in yaptığı çalışmalarda Çin ürünlerinin yerel pazarlara girişi gibi ticari şoklarla, Avrupa ve Amerika’daki ‘popülist’ olarak adlandırılan hareketlerin yükselişi arasındaki paralelliği gösterdiğini belirtiyor ve devam ediyor:

“Eğer ekonomi-politik en az kültürel meseleler kadar önemliyse, popülizm karşıtı stratejilerin de bundan ders alması lazım. Rodrik’in dediği gibi, ‘En önemlisi, eşitsizlik ve güvensizliğe yönelik ekonomik çözümler.’ Bu kesinlikle bugünkü AB’ye uygun. Ekonomik ve sosyal dengesizlikler -özellikle de kriz zamanlarında- milli duyguların artmasına neden oluyor. Bu da, popülist olarak adlandırılan siyasi güçleri yaratıyor ya da güçlendiriyor.”

Andor, sosyal yardımların sadece o ülkenin vatandaşlarını kapsamasını, göçmenlerin buna hakkı olmadığını savunan ‘refah şovenizmi’ni hatırlatıyor. AB’deki zengin devletlerin vatandaşlarının dahi, diğer ülkelerden gelen göçmenlerin ‘serbest dolaşım’ hakkı yüzünden milliyetçiliğe savrulduğunu anlatıyor.

László Andor, yakın bir tarihe kadar çok da rahatsızlık vermeyen popülizmin 2016’da ‘Trump ve Brexit’ formülüyle birlikte en önemli sorun olarak sunulduğunu anımsatıyor. ‘Trump ve Brexit’ formülünü kullananların, geleneksel olarak sol partilere oy veren kesimlerin sağa yönelmesine çok şaşırdığını belirterek; ABD’de Reagan, İngiltere’de ise Thatcher’ın ‘popülist’ olarak adlandırılan dönemlerinde de benzer bir sapmanın yaşandığını anlatıyor. ‘Trump ve Brexit’ kavramını kullananları ‘ortayolcu’ olarak nitelendiren yazar, “Formülü kullananlar, olağandışı gözüken eğilimlerin geçmişi hakkında fikir sahibi değil” diyor.

‘Amerika’yı yeniden büyük yapma’ özünde popülist değil, milliyetçi bir slogan. İngiltere’nin Kıta Avrupası’ndan ayrılma kararı da popülizmden değil, İngiliz milliyetçiliğinden kaynaklanıyor.

Popülizm çalışmaları liberallerin elinde

Andor, ABD ve Avrupa akademik camialarındaki popülizm araştırmalarının liberallerin hegemonyasında olduğunu ve bu kişilerin de genellikle popülizmin liberal ya da neoliberal versiyonlarını gözden kaçırdığını ifade ediyor. Liberallerin devletin piyasa üzerindeki düzenlemelerinin kaldırılmasını istemesi ve Reagan’ın düzenleme karşıtı popülizmi arasındaki paralelliğe dikkat çekerek şöyle devam ediyor:

“Ronald Reagan düzenleme karşıtı popülizmi, büyük bir ustalıkla halkın özgürleşmesi için bir çare olarak gösterdi. Ancak temelde sosyal eşitsizliği artırdı. Son 40 senede ABD ve Büyük Britanya’nın sağladığı örnekler çalışılmalı, ekonomik dengesizlikler ve göreceli ekonomik düşüşün, çeşitli milliyetçilik formlarına neden olması araştırılmalı. ‘Amerika’yı yeniden büyük yapma’ özünde popülist değil, milliyetçi bir slogan. İngiltere’nin Kıta Avrupası’ndan ayrılma kararı da popülizmden değil, İngiliz milliyetçiliğinden kaynaklanıyor. Öte yandan eğer ortada bir sebep varsa, insan panik yaratmalıdır. ABD’de de gerçekten ortalığı telaşa vermek isteyenler faşizm hakkında yazarak, tarihin karanlık sayfalarına dönmenin kesinlikle imkansız olmadığını belirtiyor.”

Macronizm’i getiren savrulma

Yazar, eski sol ve yeni sağı sentezleyerek oluşturulan yeni sol gibi pek çok siyasal hareketin orta yolculuğa başvurduğunu, bunun partilerin kendi yerlerini sağlamlaştırırken, omurgalarını ve karakterlerini zayıflattığını anlatıyor:

“Popülizm karşıtlığı, orta yolculuğu bir ideoloji haline getirerek ekonomi-politiği (en önemlisi: Eşitsizliğin sebep ve sonuçlarını) teoride ve alternatifler sunma ihtiyacını pratikte göz ardı etmeyi teşvik etti. … Margaret Thatcher da 1980‘lerin başında ‘Başka bir alternatif yok’ diyerek meşhur olmuştu.”

Andor, popülizm karşıtlığının Avrupa’da aşırı sağı problemli, merkez sağı sorunsuz görmesinin ikisi arasındaki ilişkiyi gizlediğini vurguluyor. Popülizm karşıtı cephedeki sosyal demokratların da neoliberalizm ya da merkez sağa alternatif üretmektense, orta yolculuğa savrulduğunu belirtiyor:

“Bu gerçek hayattaki siyasi düzlemde Macronizm’e kapı aralıyor. Yani Avrupa yanlısı, ancak aslen Macron’un başında olduğu teknokrat ve elitist bir çatı altında toplanılması ve aşırı sağı savuşturmak için kendi gündemlerini bırakmaları gerektiği inancına…”

Orta yolculuğun popüliste eşanlamlı olarak ‘liberal olmayan’ kavramını çıkardığını belirten yazar, yarı demokratik ülkelerdeki mesela Macaristan’daki Orbán gibi otoriter siyasi liderlerin, zaten Avrupa çapında azınlıkta olan liberallere karşı söylem üreterek kendilerine puan kazandırdığını vurguluyor.

Bir kelime her şeyi tanımlayamaz

Milliyetçilik yükselebilir ve bu her zaman şiddet ve çatışma riskini artırır. Ancak her şeyi ‘popülist’ diyerek bir araya toplamak, demokrasi ve insan haklarına yönelik tehditlerin ciddiyetini anlamamıza yardımcı olmuyor.

Andor, daha isabetli siyasi analizler için ‘popülizm’ kavramının yerine, daha isabetli ifadelerin kullanılması gerektiğini vurgulayarak yazısını şöyle bitiriyor:

“Milliyetçilik yükselebilir ve bu her zaman şiddet ve çatışma riskini artırır. Ancak her şeyi ‘popülist’ diyerek bir araya toplamak, demokrasi ve insan haklarına yönelik tehditlerin ciddiyetini anlamamıza yardımcı olmuyor. Popülizm karşıtları çoğunlukla ortalığı telaşa vermek istiyor ama gerçek kavramlar yerine dolambaçlı sözler söyleyerek, yaratmak istedikleri etkinin tersine neden oluyorlar. Çünkü güncel aşırı sağ eğilimleri köklerinden ayırıyorlar.

Sadece şekline değil, özüne de bakmak, tarihi zemin ve ekonomik kurumlara da dikkat etmeyi gerektiriyor. Biçim bilgisine daha az, ekonomi-politiğe daha çok bakmak, ilericilerin milliyetçi ve aşırı sağ eğilimleri daha iyi analiz etmelerini ve insanlık, eşitlik ve dayanışma adına sağ aşırılıkçılığa karşı daha etkili stratejiler geliştirmelerini sağlar.”

Bu yazı ilk kez 19 Aralık 2019’da yayımlanmıştır.

 

László Andor’un International Politics and Society (Uluslararası Siyaset ve Toplum) isimli internet sitesinde yayımlanan “Popülizm karşıtlığının sefaleti” başlıklı makalesinin bazı bölümleri Eren Umurbilir tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkılarla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://bit.ly/2sITk1u

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend