İçinde bulunduğumuz çağda toplumsal cinsiyet rolleri temelden sarsılıyor, yerleşik ezberler bozuluyor. Yüzyıllardır süregelen ‘güçlü, yenilmez, duygusuz ve evi geçindiren’ erkek figürü; küresel ekonomik istikrarsızlıklar, modernleşen sosyal yapılar ve dijitalleşmenin yarattığı yalıtılmışlık hissiyle yeniden şekilleniyor. En ağır faturayı ise kimlik arayışının tam ortasında olan genç erkekler ve erkek çocukları ödüyor. Geleneksel beklentilerin ağırlığı ile modern dünyanın karmaşık gerçekleri arasına sıkışan bu nesil, derin bir aidiyet, yön bulma ve varoluş kriziyle karşı karşıya kalıyor. Kendilerine küçüklükten beri ‘ağlamamaları’ ve duygularını bastırmaları öğretilen erkek çocukları, çareyi ‘manosphere’ adı verilen toksik çevrimiçi ağların sunduğu sahte ve aşırı erkeksi yanılsamalarda arıyor. Bu dijital yankı odaları, gençlerin yapısal kaygılarına merhem olmak yerine öfkelerini bileyerek onları daha da yalnızlaştırıyor.
Bilim gazetecisi Helen Pearson, Nature internet sitesinde yayımlanan yazısında, erkek çocuklarının ve genç erkeklerin günümüzde gerçekten bir krizde olup olmadığını ve bu durumun nasıl okunması gerektiğini ele alıyor. Pearson, okullaşma oranlarındaki düşüş ve ruh sağlığı sorunlarındaki artışın özgül bir ‘erkek krizine’ mi işaret ettiğini, yoksa bu söylemin kadınların ve kız çocuklarının mücadelesini gölgede mi bıraktığını sorgularken; erkek çocuklarının eğitimden kopmasına neden olan yoksulluk ve şiddet, duygularını bastırmalarından doğan bağ kurma eksikliği, baskı yaratan gerçekdışı erkeklik ideallerinin gençler üzerindeki etkisi gibi faktörlere dikkat çekiyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Erkek çocuklarının ve genç erkeklerin zorluk çektiği fikri yeni bir dert değil, fakat bu konudaki kaygılar son yıllarda iyice arttı. Dünya genelinde eğitimden kopan erkek çocuklarının sayısı kızlardan daha fazla; genç erkeklerin üniversiteye gitme oranı da genç kadınların gerisinde kalıyor. Anketlere göre erkekler, kızlara kıyasla daha az yakın ilişki kurabiliyorlar, daha az duygusal destek görüyorlar ve birçoğu basmakalıp erkeklik kalıplarına ya da beden algılarına uyum sağlama baskısı altında eziliyorlar. Geçen yılın popüler Netflix dizisi Adolescence, ergenlik çağındaki erkeklerin, genellikle kadın düşmanı ve salt erkek odaklı çevrimiçi ortamlar olan ‘manosphere‘ ağlarına çekildiğine dair geniş çaplı bir endişe yaratmıştı.
Kız çocuklarına ve kadınlara yönelik kökleşmiş ve giderek derinleşen ayrımcılık olduğu yerde dururken, bir erkek ‘krizinden’ bahsetmek rahatsız edici ve kimi zaman da tartışmalı bir konu. Henüz dünyada hiçbir ülke tam anlamıyla toplumsal cinsiyet eşitliğini yakalayabilmiş değil; hatta 2024 verilerine göre her dört ülkeden birinde kadın haklarında gerileme yaşanıyor. Öte yandan bazı uzmanlar, ‘krizdeki erkek çocuğu’ söyleminin genç erkekleri toplumsal cinsiyet eşitliğinin mağdurları gibi hissettirerek işleri daha da yokuşa süreceğinden, öfkeyi ve düşmanca fikirleri besleyeceğinden korkuyor. Araştırmacılara göre, yalnızca erkek çocuklarının dertlerine odaklanmak yerine, tüm gençlerin boğuştuğu zorlukları anlamak şart.
Erkek çocuklarının okulda başarısız olmasının ardında yoksulluk ve şiddet yatıyor
2022’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), erkek çocuklarının eğitimden kopuşunu inceleyen türünün ilk örneği küresel bir veri analizi yayımladı. Rapora göre okula hiç başlamama riski kız çocuklarında daha yüksekken; sınıfta kalma ve liseyi bitirememe olasılığı erkek çocuklarında daha fazla.
Cinsiyetler arası uçurumun boyutu ve yönü ülkeden ülkeye değişse de, en belirgin ve istikrarlı olarak kadınların lehine olan tablo üniversite eğitiminde karşımıza çıkıyor. UNESCO tahminlerine göre 2025 yılına gelindiğinde, yaklaşık 40 ülkede her 100 genç kadına karşılık üniversiteye kayıtlı sadece 80 genç erkek olacak. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1969-70 eğitim yılında lisans diplomalarının yüzde 57’sini erkekler alırken, 2021-22 döneminde bu oran yüzde 41,5’e kadar geriledi.
Bu veriler, erkek çocuklarının eğitimde ille de bir kriz yaşadığını göstermiyor. Birçok kritere göre kızlar erkekleri yakaladı, hatta geride bıraktı. Örneğin 2000 yılında eğitimden uzak kalan kızların sayısı erkeklerden daha fazlaydı; fakat kız çocuklarını okula kazandırmaya yönelik başarılı adımlarla bu fark önce kapandı, ardından da tersine döndü. 2023’e geldiğimizde, okuldan mahrum kalan 139 milyon erkek çocuğuna karşılık 133 milyon kız çocuğu vardı.
Eğitim uzmanlarına göre, erkek çocuklarının okulda başarısız olmasının veya okulu bırakmasının ardındaki temel sebeplerden biri yoksulluk. Bu durum gençleri para kazanmaya itiyor. Bir diğer neden, erkek çocuklarının okulda öğretmenlerinden veya akranlarından şiddet görme ihtimalinin kızlara kıyasla daha yüksek olması. Ayrıca toplumsal cinsiyete dayalı beklentiler de erkek çocuklarının öğrenme hevesini kırabiliyor. Ne var ki eğitimdeki bu zorluklar iş dünyasına pek yansımıyor. Dünyanın büyük bir bölümünde kadınlar hâlâ daha düşük oranlarda istihdam ediliyorlar ve daha az maaş alıyorlar.
Duygularını bastırması beklenen erkek çocuklarına hep ‘ağlamayı kesmeleri’ veya ‘güçlü olmaları’ söyleniyor
Erkek çocuklarının yaşadığı krizle ilgili kaygılar sadece eğitimle sınırlı değil; işin bir de sağlık boyutu var. Ölüm ve hastalıklardan kaynaklanan sağlık kayıplarını inceleyen araştırma, ergenlik çağındaki (çalışmaya göre 10-24 yaş arası) kız ve erkek çocuklarının sağlık durumları arasında çarpıcı bir uçurum olduğunu ortaya koyuyor. Trafik kazaları, şiddet, kendine zarar verme, çatışmalar, düşme ve boğulma gibi yaralanmalar; erkeklerin ölüm veya hastalık yüzünden kaybettiği sağlıklı yılların yüzde 33’üne denk gelirken, kızlarda bu oran yüzde 15’te kalıyor. Yaralanma oranları da ‘erkek çocukları arasında çok daha yüksek’ çünkü uzmanlara göre, erkek çocukları genel olarak aşırı özgüvenli davranmaya ve risk almaya daha meyilliler.
Birçok araştırmacı, gençlerin maruz kaldığı şiddetin korkunç boyutlarına vurgu yapıyor. Kız çocukları daha çok cinsel şiddet ve ilişki içi şiddetle yüzleşirken; erkek çocukları cinayet de dahil olmak üzere, akranlarından veya yetişkinlerden daha fazla fiziksel şiddet görüyorlar. Bunun bir sebebi de erkek çocuklarının çatışmalara daha sık sürüklenmesi.
Bağ kurma krizi
Erkek çocuklarının bir krizde olduğuna dair öne sürülen bir başka kanıt da akıl sağlıklarının giderek kötüleşmesi. Tabii bu sadece erkeklere özgü bir dert değil: Araştırmalar, akıl sağlığı sorunlarının tüm gençler için büyük ve giderek tırmanan bir tehdit olduğunu kanıtlıyor. 10-24 yaş grubunun ruhsal sorunlar yüzünden kaybettiği sağlıklı yılların toplamı, 1990’dan 2023’e kadar küresel çapta 27 milyondan 47 milyona fırladı.
Fakat veriler, kız ve erkek çocuklarının akıl sağlıkları arasında bazı farklar olduğunu gösteriyor. Genel tabloya bakıldığında, ruhsal sorun yaşayan ergen kızların sayısı erkeklerden daha fazla ve bu oranlar kızlarda çok daha hızlı artıyor. Kızlarda kaygı ve depresyon daha yaygın görülürken; erkeklerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile saldırganlık gibi davranış bozuklukları daha sık yaşanıyor. Öte yandan, intihar nedeniyle hayatını kaybeden erkek çocuklarının sayısı kızlara kıyasla çok ama çok yüksek. Yüksek gelirli ülkelerde 15-19 yaş arası ergenlerde, her 100.000 erkek çocuğundan 9’u kendi hayatına son verirken, kızlarda bu sayı 3’te kalıyor.
Akıl sağlığı sorunlarındaki bu artışın bir kısmı, muhtemelen farkındalığın artması ve bu rahatsızlıkların daha kolay teşhis edilmesiyle açıklanabilir. COVID-19 pandemisi bu oranları tavan yaptırdı; tabii teknoloji, yalnızlık, yoksulluk, şiddet ve diğer faktörlerin de bunda parmağı olabilir. ‘Bağ kurma krizi’ denilen bu durum, yani dertleşip destek isteyebilecekleri kişilerin eksikliği, erkek çocukları ve genç erkekler için bu sorunları çok daha içinden çıkılmaz bir hale getiriyor olabilir. Washington DC merkezli düşünce kuruluşu Pew Araştırma Merkezi’nin 2024’te Amerika’da 13-17 yaş arası gençlerle yaptığı ankete göre, ergenlik çağındaki erkeklerin sadece yüzde 38’i ruh sağlığı hakkında arkadaşlarıyla rahatça konuşabildiğini söylerken, kızlarda bu oran yüzde 58’i buluyor.
Bu farklılıklar kısmen kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme tarzından kaynaklanıyor. Kızlar duygularını ifade ettiğinde yetişkinler genellikle empati kurup onları anlıyor, erkek çocuklarına ise hep ‘ağlamayı kesmeleri’ veya ‘güçlü olmaları’ mesajı aşılanıyor. Hal böyle olunca erkek çocukları, duygularını kelimelere dökmemeyi çok küçük yaşlarda öğreniyor.
Erkeklerin gözünden erkeklik
Erkeklik konusundaki basmakalıp düşünceler, yetişkin erkekler ve erkek çocukları arasında hala çok yaygın. Bir araştırma, ciddi bir kesimin (yaklaşık yüzde 40-60) belli bir ‘erkek kalıbına’ sığma baskısı hissettiğini gösterdi: Sert, kimseye muhtaç olmayan, çekici, heteroseksüel, eve para getiren, agresif, sekse her an hazır ve ilişkide ipleri elinde tutan bir erkek profili.
Araştırmalar, birçok erkeğin fiziksel olarak da basmakalıp bir ‘erkeksi’ görünüme ulaşmaya can attığını gösteriyor. Medyada yansıtılan erkek bedeni imajının son on yıllarda giderek daha iri ve kaslı bir hale geldi. Uzmanlar uzun zamandır medyadaki gerçekdışı beden algılarının, kız çocukları ve kadınlarda beden hoşnutsuzluğu ve yeme bozukluklarına yol açtığını biliyordu. Bu durum, erkekler arasında beden algısı sorunlarının neden bu kadar tırmandığını açıklar nitelikte. Ergenlik çağındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’u kilo almaya çalışıyor; 18-24 yaş arası erkeklerin yüzde 22’si ise özel diyetler, takviyeler veya steroidlerle ‘irileşmeye’ çabalıyor.
Bazı erkekler miadı dolmuş ve artık işe yaramayan bir erkeklik versiyonuna sıkı sıkıya tutunuyor. Bu versiyon, herkesi ekonomik olarak ayakta kalma konusunda zorlayan acımasız bir küresel piyasa varken, ne pahasına olursa olsun eve ekmek getiren kişi olmaya öncelik veriyor. Uzmanlar, geleceğe dair bu belirsizliğin erkek çocukları üzerinde büyük bir baskı yarattığını belirtiyorlar. Erkek çocuklarının yüzde 64’ü, okulun kendilerini geleceğe hazırlamadığından şikâyetçi.
‘Manosphere’ dünyası
Son yıllarda sosyal medyanın ve dijital dünyanın genç erkekler üzerindeki etkisine dair korkular iyice alevlendi. Amerika, İngiltere ve Avustralya’da 16-25 yaş arası 3 bini aşkın genç erkekle yapılan bir ankete göre, gençlerin yüzde 63’ü internetteki en az bir ‘erkeklik’ veya ‘erkek influencer’ içeriğini düzenli olarak takip ediyor. Bu tür içerikleri izleyen gençlerin; erkeklerin duygularını bastırması gerektiğine, lider ve patron olmaları gerektiğine ve kadınların feminizmi erkekleri ezmek için kullandığına inanma olasılığı çok daha yüksek.
Amerika’daki 18-23 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 20’si, kadın düşmanı söylemleriyle tanınan ve İngiltere’de tecavüz ile insan kaçakçılığıyla suçlanan influencer Andrew Tate’e güvendiğini belirtiyor. Dijital dünya özellikle kendini toplumdan en dışlanmış hisseden ve en savunmasız genç erkekleri bünyesine katan bir çekim merkezine dönüşüyor.
Yine de uzmanlara göre tablo o kadar da siyah-beyaz değil. Adolescence dizisinden sonra ‘Oğlum beş dakika Andrew Tate izleyip cinsel bir sapkına dönüşecek’ diye koca bir panik dalgası kopmuştu. Oysa kimi genç erkekler açıkça ‘Benim yalan dedektörüm var, neyin ne olduğunu eleştirel bir gözle süzebiliyorum’ diyerek duruma tepki gösteriyorlar. 2024’te ‘manosphere’ üzerine yapılan bir başka çalışma da genç erkeklerin izlediği içeriklerin yaklaşık yüzde 70’inin oyun, e-spor ve sağlık gibi aslında zararsız ya da olumlu sayılabilecek konular olduğunu gösteriyor.
Sosyal medya ve dijital dünya gençlere sosyalleşme ve bilgi edinme imkanı sunuyor, dolayısıyla ‘özünde kötü’ değiller. Gençler için asıl mesele, onları koruyacak kuralları koyarken, bir yandan da dışarıdaki o muazzam dijital dünyayla bağlarını tamamen koparıp atmamak.”
Bu yazı ilk kez 21 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.




