İnsan

30 Eylül 2022

Yazdır

Habermas sosyal medyayı niçin eleştiriyor?

Alman filozof, sosyolog ve siyaset bilimci Jürgen Habermas, yirminci yüzyıla yön veren, anlamamızı kolaylaştıran biri. ‘Bilim ve Sanat Nişanı’na (Pour le mérite) layık görülmüş. Öte yandan 20’inci yüzyılın temel düşünce geleneklerinden birini temsil eden, kapitalist sistem ve onun bir ürünü olarak görünen tüketim toplumuna karşı eleştirel bir tutum takınmış Frankfurt Okulu’nun en etkin temsilcisi.

İletişimsel Eylem ya da İletişimsel Rasyonalizm kuramı bir dönüm noktası. Bilhassa da temellendirdiği kamusal alan (public sphere) kavramı.

2022 Haziran’ında 93 yaşına giren Habermas’ın yeni kitabı Kamusal Alanın Yeni Yapısal Değişimi ve Müzakereci Politika (Ein neuer Strukturwandel der Öffentlichkeit und die deliberative Politik) Eylül ayında Almanya’da okurla buluştu. Ve beklenildiği gibi sözleri tüm dünyada yankı buldu.

Dijitalleşme ve demokrasi krizinin kamuoyunda sebep olduğu yapı değişimini ele alan Habermas’ı övenler kadar sertçe eleştirenler de çıktı.

Hatırlanacağı üzere Habermas, İletişimsel Eylem kuramında, toplumsallaşma süreci boyunca bireyin özgürlüğünün kısıtlandığından söz eder. Ona göre bireyin özgür olamadığı bir toplumda toplumsallaşma da olmaz. Özgür kamusal alanın yeniden kurulması ancak “iletişim etiği” ile mümkündür.

Habermas’a göre “ortak akıl”, araçsal ve stratejik aklın ötesindedir. Toplumsal uzlaşma, özgür konuşma ortamının bir sonucu olarak gerçekleşebilir. Ne kadar farklı fikir özgürce dile getirilir, hatta yarışırsa, toplumsal uzlaşı da o oranda mümkün olabilir.

Habermas, kimilerinin internet çağı, kimilerinin de iletişim çağı olarak tanımladığı şu süreçte, yaklaşık 60 yıl önceki bu görüşünü, gözden geçirme ihtiyacı hissediyor.

Günlük gazete ve dergilerin artık basılı olarak evlere girmediği; haberlerin çoğu kere Twitter, Instagram, YouTube yahut Facebook gibi sosyal medya kaynaklarından öğrenildiği bir çağda, neyin “doğru” olduğunu bilmek zor. Zira mesleki filtreler allak bullak vaziyette. Etik, hıza ve tık’a, beğen ve paylaş’a yenilmiş halde. Herkes her şeyi söylüyor ve bunu kendince, paşa gönlünce, olabildiğince sansürsüz söylüyor.

Böylesi bir mecrada toplumsal uzlaşı nasıl sağlanır? Özgür konuşma ortamı arzulanan kamusal alanı yaratır mı? Manipülasyonun bunca kolaylaştığı, alenileştiği bir çağda, ortak aklın hali nice olur?

Almanya’da yayın yapan günlük ulusal Frankfurter Allgemeine Zeitung (F.A.Z.) gazetesinden Patrick Bahners, Habermas’a dünü ve bugünüyle bakıyor ve onun iletişim dünyasına düşen gölgesini sorguluyor.

Yazıdan önce çıkan bazı bölümleri aktarıyoruz:

Her şey nasıl yeniden başlar?

“Sosyal medya, kamusal alanda yeni bir yapısal değişim mi getiriyor? Jürgen Habermas, sağcı iletişimin düzensiz doğasını abartıyor olabilir mi?

Jürgen Habermas, sosyal medyayı terimlerle ifade etmek istiyor. Geçen yıl sosyal bilimler dergisi “Leviathan”da, “Politik kamusal alanda yenilenmiş bir yapısal değişim üzerine düşünceler ve hipotezler” başlıklı bir metin yayımlamıştı.

Yayınevi Suhrkamp, bu metni, yeni çıkan kitaba dâhil edip, yanına iki kısa makale koymuş. Bir de 2018’den bir röportaj. Hauke Brunkhorst ile Gertrud Koch gibi önde gelen düşünürlerin “Habermas ve demokrasinin krizi” üzerine yorum yaptığı İngilizce bir röportaj. Böylelikle üç basamaklı bir sayfa sayısına ulaşılmış.

Habermas’ı altmış yıl önce yayınlanan ünlü kitabının tezlerini gözden geçirmeye iten sebebin, yani son “halkın yapısal değişiminin”, gazetelerin tiraj kaybından ve buna karşılık gelen siyasi haber alışverişinin Facebook ve Twitter gibi internetteki “platformlar”da yayılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor.

Oliver Weber, makaleyi 27 Ekim 2021 tarihli F.A.Z. okuyucularına sunduğunda, “Doksan iki yaşındaki bir kişi olarak kendisinin bir Twitter hesabı olmadığını,” açıklamıştı. Küçük siyasi yazılarında, her zaman Twitter’da (Facebook’un aksine) öngörülen kısalığı teşvik eden ve hatta belki de uygulayan bir abartı retoriğini geliştirmiş olmasına rağmen, doksan üçüncü doğum gününden sonra bile, Habermas, Twitter’a en azından kendi adıyla hiç giriş yapmadı. Ve böylece yeniden basılan önsöz ve onunla birlikte tüm kitap, biçim ve içerik açısından öfkeli, mükemmel bir kısa Twitter dizisi oluşturacak iki cümleyle sona erdi.

Okuyucu, cümleleri daha iyi anlamak için Twitter’ın ideal olmayan, ancak çok sık tekrarlanan konuşmalar neticesinde aydınlanmanın en önemli aracını, yani cevap ya da geri bildirimi kullanmak istiyordu.

Kapıda bir bekçi olmadan bu iş yürümez

Habermas’ın yazmış olduğu ilk cümle şöyleydi:

“Geleneksel sağ popülizmin bir kombinasyonunun rahatsız edici fenomeni – ‘Biz halkız’ – düşüncesidir, kendi sübjektif özgürlük hakları, sözde yalnızca demokratik anayasal devlet tanımı altında, bu durumu tersine çevirmek için yeterli bir sebeptir.”

Çılgınlık! Sert kelime seçiminin harika yanı ise yazarın da neredeyse çıldırmış gibi görünmesinden kaynaklanıyor. Habermas, toplumsal eleştirinin kehanet gücüyle bunu geçen yılın sonunda, Alman gazeteci ve yazar Ulf Poschardt’ın1 hiç gitmediği ve Avrupa Demokrasi Laboratuvarı’nın kurucusu Ulrike Guérot’nun2 Habermas’ın mezun olduğu Bonn Üniversitesi’nde profesörlüğe henüz tırmanmadığı bir zamanda yazmıştı. Ancak bu durum ortaya yine farklı bir sorunun çıkmasına neden oldu: Hangi sözde terimlerinin değiştirilmesi gerekiyor?”

İnternet – kocaman bir alışveriş merkezi

Bilindiği gibi, Habermas’ın kamusal alan düşüncesi eşitlikçi, kapsayıcı, hiyerarşik olmayan ve aleniyet temelli yapıya sahip. Buna mukabil yeni medya yahut genel adıyla sosyal medya, teknoloji dolayımlı, sanal, anonim, aleniyetten uzak, siyasi ve iktisadi güçlerin yön verdiği bir mecra.

Hatırlanacağı üzre, Habermas, iletişim bilimci Prof. Christian Fuchs’un kaleme aldığı “Kamu Hizmeti Medyası ve Kamu Hizmeti İnterneti Manifestosu” (The Public Service Media and Public Service Internet Manifesto) başlıklı manifesto niteliğindeki metne imza atan 500 kişiden biriydi.

Fuchs, burada kâr amaçlı medya anlayışının ve sosyal medya devlerinin demokrasiyi tehdit ettiğini belirtiyor ve “gerçek bir kamusallığın ve güvenilir bilgi kaynaklarının kâr mantığının ortadan kaldırılmasıyla” sağlanabileceğini vurguluyordu. Habermas’ın, “İnternet bugün kamusal alan değil, kocaman bir alışveriş merkezi” yazılı bir metnin altına imza koyması, aslında dijitalleşen dünyaya dair söyleyecekleri olduğunu açık açık ortaya koyması açısından mühimdi.

Siyasal sistemin içeriden çökmesi

Nitekim, Patrick Bahners bunu hatırlatıyor ve ekliyor:

“Sözler zaten dönmeye devam ediyor, çünkü görüntü, sözde devrimcilerin hastalıklı çevrelerinde çoktan popüler duruma gelmiş durumda. Belki bu durumu anlamamıza ikinci cümle yardımcı olabilir:

“Bugün ortaya çıktığı gibi, özellikle istikrarlı olmayan demokrasilerimizin genel olarak büyüyen kapitalist toplumlarında, bu şaşırtıcı direniş potansiyeli ortaya çıkar ve siyasi kamusal alanın çürümesi çok ilerlemişse, artan toplumsal eşitsizlikler temelinde siyasi sistemin içeriden çökmesine neden olmaya yeter.”

Bizler onun bahsettiği bu açıklamayı, dikkatli ve geçici olarak, “eleştirel teorinin tüm ütopik rüyalarının enerji yoğunlaşması olan direniş potansiyeli” bugün sağın sosyal medya dünyasının karşısındaysa, o zaman benzer bir huzursuzluğu siyasi kamuoyunun savunması için harekete geçirmek de mümkün olmalıdır, şeklinde anlıyoruz.

Habermas kamu karşıtlarını romantikleştiriyor mu?

Sizce de Nietzsche’nin bir deyişine göre, böyle bir akıl oyununun demokrasiyi istikrara kavuşturacağını ummak, sendrom ve türlü tıbbi duruma isminin verildiği Baron Münchhausen’inkine3 yakın bir cüretkârlık değil midir?

Kitabın eleştirisi ampirik olanla başlamalıdır. Habermas, aslında bu vesile ile sosyal medyanın kendiliğindenliğini abartmıştır. Platformlar, herkesin “bizzat seçtiği konular” hakkında “bizzat gönderiler” yazmasına, “bizzat paylaşım” yapmasına izin verir ve basının kapı bekçilerini işte bu şekilde yetkisiz hale getirir.

Ancak popülistler ve komplo teorisyenlerinin güçlerini birleştirdiği yerde, kapı bekçisi olmadan da hiçbir şey olmayacağı aşikârdır. Sağın, Fox News’ından Tichy’s Insight’a kadar kendi ana akım medyası bulunuyor. Ulf Poschardt ve taraftarlarının yaşayan dünyayı dekolonizasyon4 adına siyasi sisteme karşı kışkırttıkları ayaklanmanın şansını nasıl değerlendireceğimizi söylemesi ise şu durumda gerçekten zor. Kendiliğinden olanın talihsiz tercihi nedeniyle, Habermas karşı-kamuyu romantikleştirmiştir.”

Bu yazı ilk kez 30 Eylül 2022’de yayımlanmıştır.

 

Patrick Bahners’in Frankfurter Allgemeine Zeitung’ta yayımlanan “Patrick Bahners” başlıklı yazısından bölümler Meral Harzem tarafından çevrilmiş ve editoryal katkıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.faz.net/aktuell/feuilleton/debatten/juergen-habermas-zum-neuen-strukturwandel-der-oeffentlichkeit-18304152.html
  1. Alman gazeteci ve yazar; 2016’dan beri Welt N24’ün baş editörü. “DJ Culture” (DJ Kültürü) adlı eseriyle biliniyor.
  2. Alman siyasi düşünür ve Avrupa Demokrasi Laboratuvarı’nın kurucusu. 2021’den beri Bonn Üniversitesi’nde Avrupa Siyaseti profesörlüğünü yürütüyor.
  3. Alman yazar Rudolf Erich Raspe’nin 1785 yılında yayınladığı Baron Munchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Mücadelelerinin anlatıldığı kitabında yarattığı kurgusal bir Alman asilzade. Münchausen sendromu, Münchhausen trilemma ve Münchausen sayıları dâhil olmak üzere birkaç tıbbi durum ve kavramların doğma sebebidir.
  4. Bir devletin, bir başka ülke halkı ve kurumları üzerindeki kontrolünü sona erdirmesi. Diğer bir deyişle sömürgeciliğin sonlandırılması.

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend