Mutluluğu nerede arama(ma)lı?

Bir an durup kendimize şu soruları soralım: Ben hayatta ne istiyorum? Ve bu istediklerimi neden istiyorum? Hayattaki çabalarımın, arayışlarımın, eylemlerimin nihai maksadı ne?

Pek çoğumuz için bu sorulara verdiğimiz yanıtların bizi çıkardığı nokta şu oluyor: Hayattan mutluluk ve huzur bekliyoruz. Sadece yaşamak değil, iyi yaşamak istiyoruz. Anlamlı, doyumlu, “yaşadığımıza değen” bir ömür sürmek istiyoruz.

İyi ve mutlu bir hayat yaşama arzusu içimizde alabildiğine kuvvetli. Heyhat, bu arzumuzu gerçekleştirmek öyle pek de kolay değil. İstemesine istiyor, çabalamasına çabalıyoruz, ama birçoğumuz için aradığımız mutluluk hâlâ uzaklarda. Peki neden? Nasıl daha mutlu olabilir, nasıl daha tatminli hayatlar yaşayabiliriz?

Bu soruyu cevaplamak için her şeyden önce mutluluğun nerelerde bulunduğunu (ve nerelerde bulunmadığını) anlamak gerekiyor. Yanlış bir harita ve bozuk bir pusulayla çıkılan bir yolculuktan nasıl hayır gelmezse, hayat yolculuğumuzda da doğru bir mutluluk anlayışının rehberliğine muhtacız.

Yazarlar, filozoflar, dinî ve manevi gelenekler bin yıllardır bu rehberliği yapmaya çalışmışlar bize. Ne şanslıyız ki şimdi bilim, bilhassa da psikoloji bilimi, mutlulukla ilgili muhtelif fikirleri teste tabi tutuyor—doğruyla yanlışı birbirinden daha bir güvenle ayırmamıza imkân tanıyor.

Mutluluk biliminin rehberliği

Mutluluk biliminin önümüze serdiği en çarpıcı ve mutluluk arayışımızda kendimize rehber etmeye en değer bulgulardan bir tanesi şu: Mutluluk, kaynağını dışımızdan çok içimizden alan bir şey. Dış dünya, içinde yaşadığımız hayatın koşulları, çevresel faktörler vs. elbette ki mutluluğumuzu etkiliyor, hele de aşırı düzeyde olumsuzluk barındırıyorlarsa. Fakat güvenlik, beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımızı zorlanmadan karşılayacak bir noktaya geldikten sonra, dışsal faktörlerin mutluluğumuz üzerindeki etkisi içsel faktörlerin etkisine kıyasla çok daha geride kalıyor.

Birtakım çalışmalara göre , insanlar arasındaki mutluluk farklarının ancak yüzde 10-15 kadarı çevresel şartlarla açıklanabiliyor. Oysa bu farklılıkların yüzde 60-65 kadarını açıklayan şey karakter yapımız, zihnimizin ve kalbimizin alışkanlıkları.

İçsel faktörlerin dışsal faktörlere kıyasla mutluluğumuzda daha belirleyici rol oynamasının temel sebebi, dış dünyada yaşanan her şeyi içsel filtrelerimizden —zihnimizin ve kalbimizin filtrelerinden— geçirerek deneyimliyor olmamız. Biliyoruz ki, başına tamamen aynı olay gelen iki insan, bu olayı farklı şekillerde yorumlayabiliyor, farklı tepkiler verebiliyor, yaşananlardan farklı düzeyde mutluluk ve mutsuzluklar üretebiliyor.

Pekala, madem karakterlerimiz ve içimizin alışkanlıkları mutluluğumuz açısından bu kadar kritik, acaba nasıl bir karakter yapısı mutluluk için ideal? Hangi karakter özellikleri mutlu ve mutsuz insanları birbirinden en çok ayırıyor?

Araştırmalar mutluluk ve karakter üzerine ne söylüyor?

Araştırmaların bu sorulara verdiği cevaplara kısaca değinmeden önce sizden şunu isteyeceğim: Bir an durun ve tanıdığınız en mutlu, huzurlu, hayatından içtenlikle memnun insanları düşünün. Bu insanlar sizce nasıl bir karakter yapısına, nasıl bir zihin ve kalp iklimine sahipler? Onları tanımlayan duygu, düşünce ve davranış kalıpları içinde neler çekiyor dikkatinizi?

Eğer gözlemleriniz aşağıdakilerden birini içeriyorsa, bilmelisiniz ki araştırmalar da sizinle hemfikir:

Düşük düzeyde nevrotizm

Nevrotizm (ya da en basit tanımıyla “olumsuz duygulara yatkınlık”) mutsuzlukla yakından alakalı kişilik özelliklerinin başında geliyor. Kaygı, üzüntü, kızgınlık, utanç gibi olumsuz duyguları hepimiz zaman zaman yaşıyoruz. Bu son derece doğal ve yeri geldiğinde sağlıklı bir şey. Heyhat bu duyguların sık, yoğun ve bağlamın gerekliliklerinin çok ötesinde yaşanması mutlulukla bağdaşabilen bir şey değil. O yüzden de araştırmalar mutlu insanların mutsuz insanlara kıyasla ortalamada daha düşük nevrotizme sahip olduğunu netlikle gösteriyor.

Tüm kişilik özellikleri gibi nevrotizmin de kalıtımsal bir tarafı var, o yüzden de nevrotizm düzeyimizi en aşağılara çekmek hepimizin elinde olmayabilir. Bununla beraber, çok iyi biliyoruz ki üzerinde çalışırsak hepimiz için olumsuz duygulara yatkınlığımızı azaltıp olumlu duygulara yatkınlığımızı arttırmak mümkün. Mutluluk becerisini öğrenmenin bayağı büyük bir kısmı tam olarak bu.

İyimserlik

Düşük düzeyde nevrotizmle akraba olan iyimserlik, karşımıza mutlu ve mutsuz insanları ayıran bir karakter özelliği olarak çıkıyor. İyimserliği, hayattan iyi şeyler beklemek, ümit hissini içimizde hep canlı tutmak, olaylara iyi ve yapıcı tarafından bakmak gibi şekillerde düşünmek mümkün.

İyimserlik sadece ruh sağlığı değil beden sağlığıyla ilişkisi de sağlam bir şekilde belgelenmiş bir karakter özelliği. Buradaki önemli nokta, iyimserlik hissimizin ayakları yere basan, gerçeklikle bağlarını külliyen koparıp atmamış bir iyimserlik olması. İyimserlik alışkanlığını oturtmanın en etkili yollarından bir tanesi olaylara bakış açımızın esnek bir şey olduğunu ve hayatta neredeyse her şeye daha olumlu ve yapıcı bir açıdan yaklaşmanın mümkün olduğunu fark etmek. “Bu durumu nasıl daha iyi bir şeylere dönüştürebilirim?” yahut “bundan alınacak dersler nedir” gibi sorular iyimserlik kaslarımızı çalıştırmak için birebir.

Sevecenlik, iyi niyet, insaniyet

Bilmem sizin aklınıza getirdiğiniz “en mutlu” insanlar da bu kategoriye giriyor muydu, fakat araştırmalara bakılırsa mutlu insanlar aynı zamanda sevecen, sıcak, iyi niyetli, içten, yardımsever ve cömert insanlar. Şu var ki, hayat yolculuğunu başka insanların eşliğinde yapıyoruz ve yol arkadaşlarımızla sağlıklı ilişkiler içinde olmak mutluluğun olmazsa olmazı — mutluluk için belki tek başına yeterli değil, ama kesinlikle gerekli bir şey. Sağlıklı ilişkileri mümkün kılan şey de işte bu saydığımız güzel karakter özellikleri. İyi bir insan olmakla mutlu bir insan olmak arasındaki bu bağ, mutluluk biliminin son dönemdeki en önemli (ve bana sorarsanız en ümit verici) keşiflerinden biri.

Hayat coşkusu, merak, ilgiler

Hayat karşısında coşku ve heyecan hissetmek, yaşamayı (her şeye rağmen) sevmek ve dünyayı ilginçliklerle dolu bir yer olarak algılamak mutlulukla yakından ilgili bir başka grup karakter özelliği. Bu pek de şaşırtıcı olmasa gerek, çünkü hayat sevinciyle mutluluk birbirine kardeş kavramlar. Zengin bir ilgi ve merak dünyasına sahip olmak da hayatımıza sevinç ve coşku katan ve o açıdan mutlulukla içiçe bir şey. İlgi ve meraklarımızın mutluluğumuza bir katkısı da bizi kendimizin dışına çıkarmalarından kaynaklanıyor. Çok fazla içimize düşmek maalesef psikolojik sağlıkla örtüşen bir şey değil.

Çalışkanlık, azim

Görülüyor ki, mutlu insanlarda sıkça rastlanan bir özellik de sahip oldukları iş bitirme becerisi. Bu insanlar yapılması gerekenlerden korkup kaçmayan, hedeflerine doğru sebatla ilerleyen, kendilerine anlamlı gelen alanlarda başarıya ulaşabilen insanlar. Hayat karşısında belli bir güce sahip olduğumuza, onunla (büyük ölçüde) başa çıkabildiğimize inanmak mutluluğumuz için elzem. Çalışkan, azimli ve kendine verdiği sözleri tutabilen insanlarda bu inanç ve bu inancın uyandırdığı özsaygı hissi önemli bir mutluluk kaynağı.

Evet, değişik karakter özellikleri içinde bu saydıklarım araştırmalar tarafından mutlulukla en yakından ilişkilendirilmiş birkaç tanesi. Bunları okurken belki bir kısmını kendinizde gördünüz, bir kısmındansa hazin biçimde uzak olduğunuzu teşhis ettiniz.

Daha iyi bir karaktere ve daha fazla mutluluğa ulaşmak elimizde mi?

Peki, gelelim en önemli soruya: Değişmek mümkün mü? Daha iyi bir karaktere ve daha fazla mutluluğa ulaşmak elimizde mi?

Çok kısaca: Evet. Daha önce de değindiğim üzere, karakterlerimiz üzerinde sonsuz söz hakkımızın olduğu, gönlümüzce sil baştan yaratabileceğimiz yapılar değil. O bir gerçek. Buna mukabil, karakterlerimizin değişebildiği ve istediğimiz yönde şekillendirilmeye (tamamen olmasa bile kısmen) açık olduğu da bir gerçek. Evet, siz belki hiçbir zaman dünyanın en iyimser insanı olmayacaksınız, ama şu an olduğunuzdan daha iyimser bir insana dönüşmeniz kesinlikle mümkün. Belki bugünün işini yarına bırakma huyunuz hayatınızdan yüzde yüz çıkmayacak, ama yüzde elli çıkacak. Belki hiçbir zaman bir “sevgi kelebeği” olmayacaksınız, ama sizden farklı düşünen ve davranan insanlara karşı anlayışınız bir derece artacak…

Karakterimizdeki olumlu yönde değişiklikler ne kadar küçük olursa olsunlar, mutluluğumuza iyi gelme kapasitesine sahipler. Üstelik daha iyi bir karakter sadece kendimize değil, çevremizdeki insanlara ve nihayetinde dünyaya da vereceğimiz bir hediye.

Haydi, gelin o zaman mutluluğu aramaya hep beraber buralardan başlayalım.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 9 Ekim 2020’de yayımlanmıştır.

Pelin Kesebir

Dr. Pelin Kesebir - 1979 yılında İstanbul’da doğdu. 2002 yılında Koç Üniversitesi’nden mezun oldu. Sosyal psikoloji ve kişilik psikolojisi alanındaki doktorasını ise 2009 yılında İllinois Üniversitesi’nden aldı. Şu an, ABD’de Wisconsin-Madison Üniversitesi bünyesindeki Sağlıklı Zihinler Enstitüsü’nde (Center for Healthy Minds) mutluluk ve erdemler üzerine çalışıyor.

1
Yorumu Gör

avatar
Kürşat
Ziyaretçi
Kürşat

Kısa, öz, motive edici ve çok faydalı bilgiler. Teşekkürler…

Send this to a friend