Batı-Suudi ilişkileri nasıl bu hale geldi?

OPEC’in petrol üretimini kısmasından bu yana Batı ile Riyad’ın ilişkileri dibe vurdu. Batı kırgın ve kızgın. ABD, Suudileri “paryalaştırmak”la tehdit ediyor, ama Körfez’deki 77 yıllık müttefikini gözden çıkarabilir mi?

Ukrayna’yı işgal eden Rusya’ya karşı görülmemiş boyutta yaptırımlara başvuran Batılı ülkeler, Moskova’nın “soğuk kış” tehditlerine karşı petrol zengini Körfez ülkelerine güveniyordu, ama en büyük darbeyi de onlardan yedi. OPEC+ Ekim başında üretimi kısmaya karar verip Batılı başkentlerin daha fazla titremesine yol açtı. Üstelik Körfez ülkeleri Ukrayna krizinde Rusya karşıtı ittifaka katılmayı reddedip tarafsız kaldı.

Batı ile Körfez arasında kopuş olduğu iddialarına yol açan bu gelişmeler Batı medyasında geniş yer buluyor. Bunlardan The Economist ve Newsweek dergilerinde yayınlanan iki yorumda Batı’nın Körfez ülkelerine yaklaşımı eleştiriliyor. The Economist’in yorumunda bu kez iki tarafın da ilişkileri rayına oturmakta uzun süre isteksiz kalabileceği ileri sürülüyor:

“Suudi Arabistan’da bir kişinin karısından ayrılması için üç kez peş peşe “boş ol” (Arapça “talak”) demesi yeterlidir. Çok şükür diplomaside ayrılmalar daha zordur. OPEC+ petrol kartelinin üretimi günde 2 milyon varil kısmaya karar verdiği 5 Ekim’den bu yana, Amerika ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler son yılların en düşük noktasına geriledi. Washington’daki Demokratlar, 77 yıllık ortaklarını terk etmeye kararlı görünüyorlar. Körfez ülkeleri ise Amerika’nın alaycı ve saygısız gördükleri tavırlarına büyük öfke duyuyorlar.

Bununla birlikte, tam bir kopuş olası değilse, Amerika ve Körfez ortaklarının öpüşüp barışmayı kabul etme umudu aynı derece olasılık dışı görünüyor. ABD ile Körfez ülkeleri arasında onlarca yıldır ilişkilerinin temelini oluşturan petrol karşılığında güvenlik pazarlığı yıprandı. Ancak kimse bunun yerini neyin alacağını bilmiyor. Mutsuz evliliğin daha yıllarca sürmesi muhtemel görünüyor.

Suudi Arabistan’ın dediğine bakarsanız OPEC+’ın üretim kesintisi sadece teknik bir karardı. Suudiler kesintiyi, arz bolluğunu önlemek için pragmatik bir hareket olarak nitelendiriyor. Ancak Amerika için bu insafsız bir ihanetti. ABD Başkanı Joe Biden, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de öldürülmesinin ardından Suudi Arabistan Krallığı’na “parya” devlet muamelesi gösterme taahhüdünde bulunmuştu. Bu yaz petrolün varil fiyatı 120 dolara çıkınca sözünü unutup Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi ve ülkenin fiili hükümdarı Muhammed bin Salman ile görüşmek için bu ülkeye uçtu. Şimdi, üç ay bile geçmeden Suudiler petrolün fiyatını daha da artıracak bir adım attı. Başkan Biden, yüksek fiyatlar Vladimir Putin’in hazinesini dolduracağı için krallığı Rusya’nın yanında yer almakla suçladı. “Bazı sonuçları olacak,” diyerek diş gösterdi.

Biden’ın Demokrat Partisi’nden çok sayıda isim, pompaya zam olarak yansıyacak yüksek fiyatlar Biden yönetimine zarar vereceği için Suudileri Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçilere yardımcı olmaya çalışmakla suçladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Emiri Muhammed bin Zayed’in 11 Ekim’de Putin ile görüşmek için St. Petersburg’a uçması bir başka mesaj gibi görünüyordu. Emirlikler’den yapılan açıklamaya göre BAE Emiri St. Petersburg’a Ukrayna ile yeni bir barış planını görüşmek için gitmişti. Görüşmeden somut bir şey çıkmadı. Ancak emirin bir çağrıda bulunmak veya dışişleri bakanını göndermek yerine bizzat kendisinin Rusya’ya gitmesi, Arap dünyasının Batı’nın aksine Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde taraf tutmayı reddettiğini çarpıcı biçimde hatırlatıyordu.

Petrol karşılığı güvenlik anlaşması çatırdıyor

Franklin Roosevelt’in ABD Quincy’de Kral Abdülaziz bin Suud ile bir araya geldiği 1945’ten beri, Suudi-Amerikan ilişkisi basit bir pazarlığa dayanıyor: Krallık petrolün akmasını sağlıyor, Amerika ise krallığı güvende tutuyor. Şimdi her iki taraf da diğerini anlaşmayı bozmakla suçluyor. Ancak bu gerileme, karşılıklı yanlış anlamadan kaynaklanmıyor. Demokratlar artık sadece güvenilir bir petrol arzı değil, olabildiğince düşük bir fiyat istiyorlar. Körfez ülkeleri ise daha aktif bir koruyucu istiyor. Carter Doktrini, Amerika’nın Ortadoğu’daki enerji çıkarlarını koruması gerektiğini savundu. Bugünün Körfez hükümdarları için bu sadece Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda İran veya onun perde arkasından yönettikleri tarafından tehdit edildiklerinde harekete geçmek anlamına da geliyor.

Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki rezalet kabilindeki başarısızlığı, en hafif ifadesiyle “güven uyandırmadı”.

Her iki taraf da diğerinin hoşuna gidecek adımlar atmaya istekli değil. Suudiler ve komşuları, Başkan Biden’in partisinin fazladan birkaç oy kazanmasına yardımcı olmak için milyarlarca gelirden vazgeçmek istemiyorlar. Ayrıcı Amerikalıların çoğunluğu, bölgede yirmi yıl süren feci savaşlardan sonra, Ortadoğu’dan uzaklaşmak istiyor. Bazı Körfez yetkilileri, 2025’te Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin Amerika ile bağları yeniden güçlendireceğini umuyor. Yine de Cumhuriyetçi partinin Trump yanlısı kanadı Körfez’in petrol devletlerini korumaya hevesli değil.

Rusya veya Çin, Araplara alternatif olabilir mi?

Amerika ile yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen, Körfez’in iyi bir alternatifi yok. Rusya, koruyucu ve silah tedarikçisi rolünü üstlenemez. Ordusu Ukrayna’da çıkmaza girmiş olan Putin, yaptırımlarla boğuşan ekonomisinin kişisel savaşları için üretebileceği her türlü silaha ihtiyacı var. Ayrıca Rusya, ticaret ve yatırım açısından çok az olasılık sunuyor. Çin, onlara göre daha faydalı bir ortak. Pekin, insan hakları konusunda dırdır etmediği gibi, büyük bir yatırım kaynağı. Ancak Çin, Körfez’in güvenliğini garanti altına almakla ilgilenmiyor. Ayrıca Rusya gibi, Körfez’in ezeli rakibi İran ile dostane ilişkileri sürdürüyor.

Bu yüzden Amerika ile Körfez ülkeleri mutsuz bir şekilde -şimdilik- birbirinden ayrılamayacak durumda. Petrol fiyatları, Ukrayna’daki savaş ve diğer birçok konuda açıkça anlaşamayabilirler. Petrol karşılığı güvenlik pazarlığı artık ilişkileri için sağlam bir temel değil. Ancak Washington veya Riyad’da hiç kimse başka bir zemin bulmaya hevesli görünmüyor.”

Suudileri Batı’dan soğutan dört neden

ABD’nin Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nin eski misyon şefi David. H Rundell ile ABD Merkez Komutanlığı’nın eski siyasi danışmanı Büyükelçi Michael Gfoeller’in Newsweek dergisinde yayınlanan yazısında ise, Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından petrol fiyatlarının artmasının önüne geçilmesine yardımcı olmasını talep eden Batılılara ‘hayır’ demesinin ardında dört temel neden olduğunu belirtiyor:

“Birincisi Soğuk Savaş sona erdi. Suudiler komünizme güçlü biçimde karşı çıkan dindar insanlardır. Bugün Moskova artık ne ateizmi ne de Arap hükümdarlarının devrilmesini destekliyor.

İkincisi Kral Salman küresel bir benzin istasyonunu veya bir uluslararası hayır kurumunu yönetmiyor. Ülkesinin çıkarlarının peşinden gidiyor ve petrol gelirini korumak onun iş tanımının bir parçası. Haziran ve Eylül ayları arasında petrol fiyatları yüzde 30 düştü. Uluslararası Enerji Ajansı, “ekonominin amansız bozulması” nedeniyle petrol talebi tahminini düşürdü. OPEC üretim kesintilerinden sonra bile, ABD Enerji Bakanlığı gelecek yıl fiyatların daha düşük olacağını tahmin ediyor. Suudiler fiyatları istikrara kavuşturmak istiyorlar ve daha fazla üretim kesintisinin gerekli olduğuna pekâlâ karar verebilirler.

Üçüncüsü, Suudiler şimdilerde Batı’nın güvenlik taahhütlerinin güvenilirliğini sorguluyor. ABD liderliğindeki çokuluslu koalisyondan Irak’tan tamamen çekilmesini istemişlerdi. Batı’nın Afganistan’dan apar topar geri çekilmesi onları tedirgin etti. Tahran’ı amansız bir düşman olarak görüyorlar ve önerilen nükleer anlaşma gibi mollaların kasasına para koyacak herhangi bir girişimden endişe ediyorlar. Batı’nın Suudi Arabistan’a silah satışlarını kesme tehditleri rutin hale geldi. ABD’nin Suudilere İHA satmakta isteksiz davranınca İtalya ve Çin’e döndüler.

Bütün bunlar Suudilerin takdir edilmediğini hissettirdi. Batı’nın bölgesel istikrarı koruma, İsrail-Filistin çatışmasını çözme ve terörle mücadele çabalarını yeterince desteklediklerine inanıyorlar. Petrol ticaretini dolar üzerinden yapmaya devam ediyorlar ki bu, ABD para birimini ve buna dayanan Batı mali düzenini güçlendiriyor. Düzenli aralıklarla yapılan üretim artışlarını fark etmeyen, ama üretim kesintilerini kınayan Batılı politikacılara içerliyorlar.

Suudiler enflasyonun günah keçisi mi?

Batılı liderlerin enerji enflasyonu için bir günah keçisine ihtiyacı var. Kendilerine bir can simidi atmadığı için Suudilere kızgınlar. Ama Ukrayna’daki savaşın, pandemi sırasında büyük hükümet harcamalarının ve ABD petrol üretiminin gecikmesinin benzin fiyatlarında OPEC kadar etkili olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar.

Suudilere silah satmamızın ve istihbarat paylaşmamızın, onların iyiliğine değil, bizim çıkarımıza olduğu için unutuyorlar. Suudi Arabistan’ın, hükümet kararıyla büyük miktarda petrolü piyasaya süratle sürebilen tek petrol üreticisi olmaya devam ettiği basit gerçeğini görmezden geliyorlar.

Suudiler çok gururlu bir halk. Hiçbir zaman sömürgeleştirilmediler, kendilerini dünyanın en büyük dinlerinden birinin kurucuları ve vekilharçları olarak görüyorlar. Mali açıdan bağımsız ve kendine güvenen bir ulusu cezalandırmaya çalışmak geri tepebilir. Uluslararası durum, kasım kasım kasılmayı değil, sağduyu ve pragmatizm gerektiriyor.”

Bu yazı ilk kez 28 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

 

The Economist’te yayınlanan “Amerika ve Suudi Arabistan neden hala birbirinden ayrılamaz?” başlıklı yazı ile David. H Rundell ve Michael Gfoeller’in Newsweek’te yayınlanan “Suudi Arabistan’ı kim kaybetti?” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazıların orijinallerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
https://www.newsweek.com/who-lost-saudi-arabia-opinion-1753279
https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2022/10/20/why-america-and-saudi-arabia-are-still-inseparable&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Batı-Suudi ilişkileri nasıl bu hale geldi?

OPEC’in petrol üretimini kısmasından bu yana Batı ile Riyad’ın ilişkileri dibe vurdu. Batı kırgın ve kızgın. ABD, Suudileri “paryalaştırmak”la tehdit ediyor, ama Körfez’deki 77 yıllık müttefikini gözden çıkarabilir mi?

Ukrayna’yı işgal eden Rusya’ya karşı görülmemiş boyutta yaptırımlara başvuran Batılı ülkeler, Moskova’nın “soğuk kış” tehditlerine karşı petrol zengini Körfez ülkelerine güveniyordu, ama en büyük darbeyi de onlardan yedi. OPEC+ Ekim başında üretimi kısmaya karar verip Batılı başkentlerin daha fazla titremesine yol açtı. Üstelik Körfez ülkeleri Ukrayna krizinde Rusya karşıtı ittifaka katılmayı reddedip tarafsız kaldı.

Batı ile Körfez arasında kopuş olduğu iddialarına yol açan bu gelişmeler Batı medyasında geniş yer buluyor. Bunlardan The Economist ve Newsweek dergilerinde yayınlanan iki yorumda Batı’nın Körfez ülkelerine yaklaşımı eleştiriliyor. The Economist’in yorumunda bu kez iki tarafın da ilişkileri rayına oturmakta uzun süre isteksiz kalabileceği ileri sürülüyor:

“Suudi Arabistan’da bir kişinin karısından ayrılması için üç kez peş peşe “boş ol” (Arapça “talak”) demesi yeterlidir. Çok şükür diplomaside ayrılmalar daha zordur. OPEC+ petrol kartelinin üretimi günde 2 milyon varil kısmaya karar verdiği 5 Ekim’den bu yana, Amerika ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler son yılların en düşük noktasına geriledi. Washington’daki Demokratlar, 77 yıllık ortaklarını terk etmeye kararlı görünüyorlar. Körfez ülkeleri ise Amerika’nın alaycı ve saygısız gördükleri tavırlarına büyük öfke duyuyorlar.

Bununla birlikte, tam bir kopuş olası değilse, Amerika ve Körfez ortaklarının öpüşüp barışmayı kabul etme umudu aynı derece olasılık dışı görünüyor. ABD ile Körfez ülkeleri arasında onlarca yıldır ilişkilerinin temelini oluşturan petrol karşılığında güvenlik pazarlığı yıprandı. Ancak kimse bunun yerini neyin alacağını bilmiyor. Mutsuz evliliğin daha yıllarca sürmesi muhtemel görünüyor.

Suudi Arabistan’ın dediğine bakarsanız OPEC+’ın üretim kesintisi sadece teknik bir karardı. Suudiler kesintiyi, arz bolluğunu önlemek için pragmatik bir hareket olarak nitelendiriyor. Ancak Amerika için bu insafsız bir ihanetti. ABD Başkanı Joe Biden, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de öldürülmesinin ardından Suudi Arabistan Krallığı’na “parya” devlet muamelesi gösterme taahhüdünde bulunmuştu. Bu yaz petrolün varil fiyatı 120 dolara çıkınca sözünü unutup Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi ve ülkenin fiili hükümdarı Muhammed bin Salman ile görüşmek için bu ülkeye uçtu. Şimdi, üç ay bile geçmeden Suudiler petrolün fiyatını daha da artıracak bir adım attı. Başkan Biden, yüksek fiyatlar Vladimir Putin’in hazinesini dolduracağı için krallığı Rusya’nın yanında yer almakla suçladı. “Bazı sonuçları olacak,” diyerek diş gösterdi.

Biden’ın Demokrat Partisi’nden çok sayıda isim, pompaya zam olarak yansıyacak yüksek fiyatlar Biden yönetimine zarar vereceği için Suudileri Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçilere yardımcı olmaya çalışmakla suçladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Emiri Muhammed bin Zayed’in 11 Ekim’de Putin ile görüşmek için St. Petersburg’a uçması bir başka mesaj gibi görünüyordu. Emirlikler’den yapılan açıklamaya göre BAE Emiri St. Petersburg’a Ukrayna ile yeni bir barış planını görüşmek için gitmişti. Görüşmeden somut bir şey çıkmadı. Ancak emirin bir çağrıda bulunmak veya dışişleri bakanını göndermek yerine bizzat kendisinin Rusya’ya gitmesi, Arap dünyasının Batı’nın aksine Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde taraf tutmayı reddettiğini çarpıcı biçimde hatırlatıyordu.

Petrol karşılığı güvenlik anlaşması çatırdıyor

Franklin Roosevelt’in ABD Quincy’de Kral Abdülaziz bin Suud ile bir araya geldiği 1945’ten beri, Suudi-Amerikan ilişkisi basit bir pazarlığa dayanıyor: Krallık petrolün akmasını sağlıyor, Amerika ise krallığı güvende tutuyor. Şimdi her iki taraf da diğerini anlaşmayı bozmakla suçluyor. Ancak bu gerileme, karşılıklı yanlış anlamadan kaynaklanmıyor. Demokratlar artık sadece güvenilir bir petrol arzı değil, olabildiğince düşük bir fiyat istiyorlar. Körfez ülkeleri ise daha aktif bir koruyucu istiyor. Carter Doktrini, Amerika’nın Ortadoğu’daki enerji çıkarlarını koruması gerektiğini savundu. Bugünün Körfez hükümdarları için bu sadece Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda İran veya onun perde arkasından yönettikleri tarafından tehdit edildiklerinde harekete geçmek anlamına da geliyor.

Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki rezalet kabilindeki başarısızlığı, en hafif ifadesiyle “güven uyandırmadı”.

Her iki taraf da diğerinin hoşuna gidecek adımlar atmaya istekli değil. Suudiler ve komşuları, Başkan Biden’in partisinin fazladan birkaç oy kazanmasına yardımcı olmak için milyarlarca gelirden vazgeçmek istemiyorlar. Ayrıcı Amerikalıların çoğunluğu, bölgede yirmi yıl süren feci savaşlardan sonra, Ortadoğu’dan uzaklaşmak istiyor. Bazı Körfez yetkilileri, 2025’te Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin Amerika ile bağları yeniden güçlendireceğini umuyor. Yine de Cumhuriyetçi partinin Trump yanlısı kanadı Körfez’in petrol devletlerini korumaya hevesli değil.

Rusya veya Çin, Araplara alternatif olabilir mi?

Amerika ile yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen, Körfez’in iyi bir alternatifi yok. Rusya, koruyucu ve silah tedarikçisi rolünü üstlenemez. Ordusu Ukrayna’da çıkmaza girmiş olan Putin, yaptırımlarla boğuşan ekonomisinin kişisel savaşları için üretebileceği her türlü silaha ihtiyacı var. Ayrıca Rusya, ticaret ve yatırım açısından çok az olasılık sunuyor. Çin, onlara göre daha faydalı bir ortak. Pekin, insan hakları konusunda dırdır etmediği gibi, büyük bir yatırım kaynağı. Ancak Çin, Körfez’in güvenliğini garanti altına almakla ilgilenmiyor. Ayrıca Rusya gibi, Körfez’in ezeli rakibi İran ile dostane ilişkileri sürdürüyor.

Bu yüzden Amerika ile Körfez ülkeleri mutsuz bir şekilde -şimdilik- birbirinden ayrılamayacak durumda. Petrol fiyatları, Ukrayna’daki savaş ve diğer birçok konuda açıkça anlaşamayabilirler. Petrol karşılığı güvenlik pazarlığı artık ilişkileri için sağlam bir temel değil. Ancak Washington veya Riyad’da hiç kimse başka bir zemin bulmaya hevesli görünmüyor.”

Suudileri Batı’dan soğutan dört neden

ABD’nin Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nin eski misyon şefi David. H Rundell ile ABD Merkez Komutanlığı’nın eski siyasi danışmanı Büyükelçi Michael Gfoeller’in Newsweek dergisinde yayınlanan yazısında ise, Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından petrol fiyatlarının artmasının önüne geçilmesine yardımcı olmasını talep eden Batılılara ‘hayır’ demesinin ardında dört temel neden olduğunu belirtiyor:

“Birincisi Soğuk Savaş sona erdi. Suudiler komünizme güçlü biçimde karşı çıkan dindar insanlardır. Bugün Moskova artık ne ateizmi ne de Arap hükümdarlarının devrilmesini destekliyor.

İkincisi Kral Salman küresel bir benzin istasyonunu veya bir uluslararası hayır kurumunu yönetmiyor. Ülkesinin çıkarlarının peşinden gidiyor ve petrol gelirini korumak onun iş tanımının bir parçası. Haziran ve Eylül ayları arasında petrol fiyatları yüzde 30 düştü. Uluslararası Enerji Ajansı, “ekonominin amansız bozulması” nedeniyle petrol talebi tahminini düşürdü. OPEC üretim kesintilerinden sonra bile, ABD Enerji Bakanlığı gelecek yıl fiyatların daha düşük olacağını tahmin ediyor. Suudiler fiyatları istikrara kavuşturmak istiyorlar ve daha fazla üretim kesintisinin gerekli olduğuna pekâlâ karar verebilirler.

Üçüncüsü, Suudiler şimdilerde Batı’nın güvenlik taahhütlerinin güvenilirliğini sorguluyor. ABD liderliğindeki çokuluslu koalisyondan Irak’tan tamamen çekilmesini istemişlerdi. Batı’nın Afganistan’dan apar topar geri çekilmesi onları tedirgin etti. Tahran’ı amansız bir düşman olarak görüyorlar ve önerilen nükleer anlaşma gibi mollaların kasasına para koyacak herhangi bir girişimden endişe ediyorlar. Batı’nın Suudi Arabistan’a silah satışlarını kesme tehditleri rutin hale geldi. ABD’nin Suudilere İHA satmakta isteksiz davranınca İtalya ve Çin’e döndüler.

Bütün bunlar Suudilerin takdir edilmediğini hissettirdi. Batı’nın bölgesel istikrarı koruma, İsrail-Filistin çatışmasını çözme ve terörle mücadele çabalarını yeterince desteklediklerine inanıyorlar. Petrol ticaretini dolar üzerinden yapmaya devam ediyorlar ki bu, ABD para birimini ve buna dayanan Batı mali düzenini güçlendiriyor. Düzenli aralıklarla yapılan üretim artışlarını fark etmeyen, ama üretim kesintilerini kınayan Batılı politikacılara içerliyorlar.

Suudiler enflasyonun günah keçisi mi?

Batılı liderlerin enerji enflasyonu için bir günah keçisine ihtiyacı var. Kendilerine bir can simidi atmadığı için Suudilere kızgınlar. Ama Ukrayna’daki savaşın, pandemi sırasında büyük hükümet harcamalarının ve ABD petrol üretiminin gecikmesinin benzin fiyatlarında OPEC kadar etkili olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar.

Suudilere silah satmamızın ve istihbarat paylaşmamızın, onların iyiliğine değil, bizim çıkarımıza olduğu için unutuyorlar. Suudi Arabistan’ın, hükümet kararıyla büyük miktarda petrolü piyasaya süratle sürebilen tek petrol üreticisi olmaya devam ettiği basit gerçeğini görmezden geliyorlar.

Suudiler çok gururlu bir halk. Hiçbir zaman sömürgeleştirilmediler, kendilerini dünyanın en büyük dinlerinden birinin kurucuları ve vekilharçları olarak görüyorlar. Mali açıdan bağımsız ve kendine güvenen bir ulusu cezalandırmaya çalışmak geri tepebilir. Uluslararası durum, kasım kasım kasılmayı değil, sağduyu ve pragmatizm gerektiriyor.”

Bu yazı ilk kez 28 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

 

The Economist’te yayınlanan “Amerika ve Suudi Arabistan neden hala birbirinden ayrılamaz?” başlıklı yazı ile David. H Rundell ve Michael Gfoeller’in Newsweek’te yayınlanan “Suudi Arabistan’ı kim kaybetti?” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazıların orijinallerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
https://www.newsweek.com/who-lost-saudi-arabia-opinion-1753279
https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2022/10/20/why-america-and-saudi-arabia-are-still-inseparable&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x