İran Savaşı, Körfez dengelerini nasıl altüst etti?

Hürmüz Boğazı’nın kapanması sadece enerji piyasalarını mı sarstı, yoksa Körfez’de yeni bir güç mücadelesinin kapısını mı araladı? Suudi Arabistan neden İran’a karşı açık bir cephe almaktan kaçınıyor? Riyad’ın Kızıldeniz’e yönelen yeni stratejisi, Körfez’in ekonomik ve siyasi dengelerini nasıl değiştirecek?

İran Savaşı, başta Körfez ülkeleri olmak üzere birçok devleti jeostratejik önceliklerini yeniden gözden geçirmeye zorladı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından ortaya çıkan küresel ticaret ve enerji darboğazı Körfez ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarını da derinleştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılma kararı, bu ayrışmanın en dikkat çekici yansımalarından biri oldu.

Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Uzmanı Dr. Neil Quilliam’a göre, bu süreçte Suudi Arabistan’ın tavrı belirleyici önem taşıyor. Ancak Riyad yönetimi, savaşta açık bir saf tutmanın yaratacağı maliyetler ile tarafsız kalmanın doğuracağı stratejik riskler arasında sıkışmış durumda.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Suudi Arabistan açısından çok boyutlu sonuçlar doğurdu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile derinleşen görüş ayrılıkları ve BAE’nin petrol karteli OPEC’ten ayrılması, Riyad’ın karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Bununla birlikte savaş, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a (MBS) mevcut stratejileri yeniden değerlendirme fırsatı da sundu.

MBS öncesinde Suudi dış politikası daha yavaş işleyen, uzlaşıya dayalı ve büyük ölçüde öngörülebilir yapıdaydı. Veliaht prens ise ülke içinde hızlı dönüşümleri teşvik ederken dış politikada daha iddialı ve zaman zaman öngörülemez bir çizgi izledi.

Ancak İran savaşı, Riyad’ın uzun vadeli stratejik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine yol açtı ve karar alma süreçlerini yeniden yavaşlattı. Suudi yönetimi, savaşın nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak, ortaya çıkacak yeni düzenin önümüzdeki en az yirmi yıl boyunca bölgenin geleceğini şekillendireceğinin farkında.

Hürmüz Boğazı açık tutulabilecek mi?

Beklendiği gibi Suudi Arabistan’ın stratejik yeniden değerlendirmesi, petrol ihracatının ve ticaretin büyük bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’na odaklanıyor. Riyad yönetimi uzun süredir bu geçiş noktasındaki kırılganlığın farkındaydı. Ancak boğazın uzun süreli biçimde kapanması ihtimali tarihsel olarak düşük görülüyordu. Son gelişmeler ise yalnızca ticaret açısından değil, “Vizyon 2030”[1] stratejisinin başarısı bakımından da ciddi bir zayıflığı ortaya çıkardı.

Hürmüz Boğazı’nın bir kez kapanmış olması, aynı senaryonun tekrar yaşanabileceği endişesini kalıcı hale getirdi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın ticaret akışları ve ekonomik dönüşüm hedefleri açısından uzun vadeli bir tehdit anlamına geliyor. Tekrarlayan ya da uzun süreli kesintiler; devlet gelirlerini, yatırımcı güvenini ve ülkenin kendisini ticaret, lojistik ve finans merkezi olarak konumlandırma kapasitesini olumsuz etkileyebilir. “Vizyon 2030”un ve onu takip edecek ekonomik dönüşüm programlarının başarısı, öngörülebilir enerji gelirlerine ve güvenli deniz yollarına bağlı.

Bu nedenle Riyad yönetimi ekonomik coğrafyasını yeniden şekillendirmeye başladı. Suudi Arabistan, Hürmüz’e olan bağımlılığını azaltırken stratejik odağını giderek Kızıldeniz’e kaydırıyor. Limanlar, sanayi bölgeleri ve turizm projeleri dahil olmak üzere ülkenin batı kıyısındaki yatırımlar artık öncelikli hale geliyor. Suudi Arabistan, iki ayrı kıyı şeridine sahip olmasının sağladığı coğrafi avantajı kullanarak özellikle BAE’den ayrışmayı ve bölgenin başlıca ticaret ile lojistik merkezi olmayı hedefliyor.

Bu yön değişikliği, Saudi Aramco’nun ham petrol ihracatını daha fazla Kızıldeniz’e yönlendirmesi anlamına geliyor. Şirketin, savaş öncesi ihracat seviyelerine ulaşabilmek için günlük yaklaşık 7 milyon varillik taşıma kapasitesine ihtiyaç duyacağı değerlendiriliyor. Aramco hâlihazırda doğudan batıya uzanan boru hattı üzerinden günde yaklaşık 4 milyon varil ham petrol taşıyor ve bunu Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu terminali aracılığıyla ihraç ediyor.

Petrol ihracatı hâlen savaş öncesi seviyelerin altında olsa da Suudi Arabistan, ihracat altyapısı yalnızca Körfez’e bağlı birçok komşusuna göre daha avantajlı bir konumda bulunuyor. Petrol fiyatlarının varil başına yaklaşık 120 dolar seviyesinde seyretmesi de Riyad’ın mali dayanıklılığını belirli ölçüde korumasına yardımcı oluyor.

Ancak Suudi Arabistan’ın kendisini bölgesel bir ticaret merkezi olarak yeniden konumlandırabilmesi için, Kızıldeniz ile Körfez’in büyük şehirleri arasında mal taşımacılığını sağlayacak altyapıya uzun vadeli ve yüksek maliyetli yatırımlar yapması gerekecek. Daha uzun taşıma süreleri ve artan lojistik maliyetleri kaçınılmaz görünüyor. Buna rağmen Riyad yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki yapısal riskler nedeniyle başka seçeneğinin kalmadığını düşünüyor.

Öte yandan Hürmüz’den uzaklaşmak riskleri tamamen ortadan kaldırmayacak; sadece başka bir coğrafyaya taşıyacak. İran destekli Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları, deniz güvenliğinin Suudi Arabistan’ın yeni stratejisinde ikincil değil merkezi bir mesele haline geldiğini gösteriyor.

Suudi Arabistan neden savaşa doğrudan girmek istemiyor?

İran ve Gazze savaşları, Körfez ülkelerine sert gücün sınırlarını yeniden hatırlattı. Kızıldeniz’deki deniz güvenliği tehdidi, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı savaşa doğrudan dahil olma konusundaki isteksizliğini ve çatışmanın büyümesini engellemek için yürüttüğü diplomatik çabaları açıklıyor.

Riyad yönetimi, İran’a verilecek doğrudan askeri bir karşılığın yalnızca enerji altyapısını ve kritik tesislerini daha büyük risk altına sokmayacağını, aynı zamanda Husileri de çatışmanın aktif taraflarından biri haline getireceğini düşünüyor. Böyle bir senaryo, Suudi Arabistan’ın alternatif ihracat rotalarını tehdit edecek ve Hürmüz’e bağımlılığı azaltmaya yönelik stratejik çeşitlendirme çabalarını sekteye uğratacaktır.

Bu durum aynı zamanda Suudi Arabistan ile BAE’nin savaşa ilişkin farklı tutumlarını ve iki ülke arasında artan gerilimi de açıklıyor. Abu Dabi yönetimi İran’a karşı daha sert bir çizgi izlerken, Körfez’deki diğer aktörlere kıyasla ABD ve İsrail’e daha yakın bir pozisyon aldı. Üst düzey BAE yetkilileri, hem İran yönetimini BAE hedeflerini vurduğu için hem de bölgesel ortaklarını yeterince güçlü destek vermedikleri gerekçesiyle eleştirdi.

Riyad ile Abu Dabi arasındaki gerilim neden büyüyor?

Suudi Arabistan ise İsrail’i ve İsrail’in bölgedeki eylemlerini giderek daha fazla bölgesel güvenliğe yönelik bir tehdit olarak görmeye başladı. Bu nedenle Riyad yönetimi, BAE’nin İsrail ile aynı çizgide konumlanmasını olumsuz değerlendiriyor.

Sonuç olarak Abu Dabi’nin tutumu, Suudi Arabistan açısından giderek büyüyen bir rahatsızlık kaynağına dönüştü. BAE’nin OPEC’ten ayrılma kararı da Riyad için yeni bir stratejik darbe niteliği taşıyor. Suudi Arabistan örgütte baskın aktör olmayı sürdürecek olsa da, yüksek yedek üretim kapasitesine sahip tek büyük üretici olarak gelecekte piyasa dengelerini korumak için üretim kısıntısına gitmek zorunda kalabilir.

Daha da önemlisi, Kızıldeniz üzerindeki nüfuz mücadelesinin sertleşmesi bekleniyor. Deniz yollarına erişim, ticaret rotalarının kontrolü ve güvenlik meseleleri, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve stratejik hesaplarında giderek daha merkezi bir rol oynayacak.

Bu süreçte BAE de Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda[2] limanlar ve askeri üslerden oluşan bir ağ kurarak küresel ticaret rotaları üzerindeki etkisini artırmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan yeni bir ekonomik modele mi yöneliyor?

Suudi yönetimi, mevcut krizi kamu harcamalarının önceliklerini yeniden düzenlemek için de kullanıyor. Mega projelerin gözden geçirilmesi süreci aslında savaş öncesinde başlamıştı. Ancak İran ile yaşanan savaş, yatırım stratejisinde daha kapsamlı değişiklikler yapmak için Riyad’a güçlü bir gerekçe sundu.

Bu çerçevede ekonomik güvenlik ve ulusal kalkınma açısından kritik görülen yerli sanayilere yeniden ağırlık veriliyor. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), LIV Golf ve New York Metropolitan Opera ile bağlantılı sponsorluklar dahil olmak üzere yüksek maliyetli bazı uluslararası projelerden geri çekilmeye başladı.

Fon ayrıca ülkenin önde gelen futbol kulüplerinden El Hilal’deki hisselerinin bir bölümünü satmayı kabul etti. Benzer adımların En-Nasr, El-Ehli ve El-İttihad için de gündeme gelmesi bekleniyor. Tüm bu gelişmeler, Riyad’ın daha temkinli harcamalara yöneldiğini, sermaye disiplinini sıkılaştırdığını ve gösterişli projelerden uzaklaşmaya başladığını gösteriyor.

MBS, Yemen savaşından iki temel ders çıkardı: İlk olarak, ani ve dürtüsel kararların ağır maliyetleri vardır. İkinci olarak ise hızlı sonuç alınan savaşlar büyük ölçüde bir yanılsamadır.

Bu nedenle Suudi Arabistan, İran’a karşı savaşa doğrudan katılmak ya da açık destek vermek yerine; kısa vadeli kazanımlardan çok ihtiyat, sabır ve uzun vadeli stratejik konumlanmayı tercih ediyor. Riyad yönetimi, bu yaklaşımıyla büyük ölçüde geleneksel Suudi dış politika reflekslerine geri dönüyor.”

Bu yazı ilk kez 6 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Dr. Neil Quilliam’ın, Chatham House inernet sitesinde yayınlanan “How the Iran war is reshaping Saudi strategy: From Hormuz and Houthis to the UAE’s OPEC exit” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.chathamhouse.org/2026/05/how-iran-war-reshaping-saudi-strategy-hormuz-and-houthis-uaes-opec-exit

[1] Vizyon 2030: Suudi Arabistan’ın, petrol gelirlerine bağımlılığı azaltmak amacıyla Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından 2016’da açıklanan ekonomik ve toplumsal dönüşüm programı. Plan; turizm, lojistik, teknoloji, finans, eğlence ve sanayi gibi sektörleri büyütmeyi, yabancı yatırımı artırmayı ve ülkeyi bölgesel bir ticaret merkezi haline getirmeyi hedefliyor.

[2] Afrika Boynuzu: Afrika kıtasının doğusunda yer alan ve stratejik deniz ticaret yollarına yakınlığı nedeniyle jeopolitik önem taşıyan bölge. Genellikle Somali, Etiyopya, Eritre ve Cibuti’yi kapsayan bu bölge, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasındaki geçiş hattında bulunuyor. Bu nedenle küresel enerji ve ticaret trafiği açısından kritik kabul ediliyor.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İran Savaşı, Körfez dengelerini nasıl altüst etti?

Hürmüz Boğazı’nın kapanması sadece enerji piyasalarını mı sarstı, yoksa Körfez’de yeni bir güç mücadelesinin kapısını mı araladı? Suudi Arabistan neden İran’a karşı açık bir cephe almaktan kaçınıyor? Riyad’ın Kızıldeniz’e yönelen yeni stratejisi, Körfez’in ekonomik ve siyasi dengelerini nasıl değiştirecek?

İran Savaşı, başta Körfez ülkeleri olmak üzere birçok devleti jeostratejik önceliklerini yeniden gözden geçirmeye zorladı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından ortaya çıkan küresel ticaret ve enerji darboğazı Körfez ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarını da derinleştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılma kararı, bu ayrışmanın en dikkat çekici yansımalarından biri oldu.

Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Uzmanı Dr. Neil Quilliam’a göre, bu süreçte Suudi Arabistan’ın tavrı belirleyici önem taşıyor. Ancak Riyad yönetimi, savaşta açık bir saf tutmanın yaratacağı maliyetler ile tarafsız kalmanın doğuracağı stratejik riskler arasında sıkışmış durumda.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Suudi Arabistan açısından çok boyutlu sonuçlar doğurdu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile derinleşen görüş ayrılıkları ve BAE’nin petrol karteli OPEC’ten ayrılması, Riyad’ın karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Bununla birlikte savaş, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a (MBS) mevcut stratejileri yeniden değerlendirme fırsatı da sundu.

MBS öncesinde Suudi dış politikası daha yavaş işleyen, uzlaşıya dayalı ve büyük ölçüde öngörülebilir yapıdaydı. Veliaht prens ise ülke içinde hızlı dönüşümleri teşvik ederken dış politikada daha iddialı ve zaman zaman öngörülemez bir çizgi izledi.

Ancak İran savaşı, Riyad’ın uzun vadeli stratejik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine yol açtı ve karar alma süreçlerini yeniden yavaşlattı. Suudi yönetimi, savaşın nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak, ortaya çıkacak yeni düzenin önümüzdeki en az yirmi yıl boyunca bölgenin geleceğini şekillendireceğinin farkında.

Hürmüz Boğazı açık tutulabilecek mi?

Beklendiği gibi Suudi Arabistan’ın stratejik yeniden değerlendirmesi, petrol ihracatının ve ticaretin büyük bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’na odaklanıyor. Riyad yönetimi uzun süredir bu geçiş noktasındaki kırılganlığın farkındaydı. Ancak boğazın uzun süreli biçimde kapanması ihtimali tarihsel olarak düşük görülüyordu. Son gelişmeler ise yalnızca ticaret açısından değil, “Vizyon 2030”[1] stratejisinin başarısı bakımından da ciddi bir zayıflığı ortaya çıkardı.

Hürmüz Boğazı’nın bir kez kapanmış olması, aynı senaryonun tekrar yaşanabileceği endişesini kalıcı hale getirdi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın ticaret akışları ve ekonomik dönüşüm hedefleri açısından uzun vadeli bir tehdit anlamına geliyor. Tekrarlayan ya da uzun süreli kesintiler; devlet gelirlerini, yatırımcı güvenini ve ülkenin kendisini ticaret, lojistik ve finans merkezi olarak konumlandırma kapasitesini olumsuz etkileyebilir. “Vizyon 2030”un ve onu takip edecek ekonomik dönüşüm programlarının başarısı, öngörülebilir enerji gelirlerine ve güvenli deniz yollarına bağlı.

Bu nedenle Riyad yönetimi ekonomik coğrafyasını yeniden şekillendirmeye başladı. Suudi Arabistan, Hürmüz’e olan bağımlılığını azaltırken stratejik odağını giderek Kızıldeniz’e kaydırıyor. Limanlar, sanayi bölgeleri ve turizm projeleri dahil olmak üzere ülkenin batı kıyısındaki yatırımlar artık öncelikli hale geliyor. Suudi Arabistan, iki ayrı kıyı şeridine sahip olmasının sağladığı coğrafi avantajı kullanarak özellikle BAE’den ayrışmayı ve bölgenin başlıca ticaret ile lojistik merkezi olmayı hedefliyor.

Bu yön değişikliği, Saudi Aramco’nun ham petrol ihracatını daha fazla Kızıldeniz’e yönlendirmesi anlamına geliyor. Şirketin, savaş öncesi ihracat seviyelerine ulaşabilmek için günlük yaklaşık 7 milyon varillik taşıma kapasitesine ihtiyaç duyacağı değerlendiriliyor. Aramco hâlihazırda doğudan batıya uzanan boru hattı üzerinden günde yaklaşık 4 milyon varil ham petrol taşıyor ve bunu Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu terminali aracılığıyla ihraç ediyor.

Petrol ihracatı hâlen savaş öncesi seviyelerin altında olsa da Suudi Arabistan, ihracat altyapısı yalnızca Körfez’e bağlı birçok komşusuna göre daha avantajlı bir konumda bulunuyor. Petrol fiyatlarının varil başına yaklaşık 120 dolar seviyesinde seyretmesi de Riyad’ın mali dayanıklılığını belirli ölçüde korumasına yardımcı oluyor.

Ancak Suudi Arabistan’ın kendisini bölgesel bir ticaret merkezi olarak yeniden konumlandırabilmesi için, Kızıldeniz ile Körfez’in büyük şehirleri arasında mal taşımacılığını sağlayacak altyapıya uzun vadeli ve yüksek maliyetli yatırımlar yapması gerekecek. Daha uzun taşıma süreleri ve artan lojistik maliyetleri kaçınılmaz görünüyor. Buna rağmen Riyad yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki yapısal riskler nedeniyle başka seçeneğinin kalmadığını düşünüyor.

Öte yandan Hürmüz’den uzaklaşmak riskleri tamamen ortadan kaldırmayacak; sadece başka bir coğrafyaya taşıyacak. İran destekli Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları, deniz güvenliğinin Suudi Arabistan’ın yeni stratejisinde ikincil değil merkezi bir mesele haline geldiğini gösteriyor.

Suudi Arabistan neden savaşa doğrudan girmek istemiyor?

İran ve Gazze savaşları, Körfez ülkelerine sert gücün sınırlarını yeniden hatırlattı. Kızıldeniz’deki deniz güvenliği tehdidi, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı savaşa doğrudan dahil olma konusundaki isteksizliğini ve çatışmanın büyümesini engellemek için yürüttüğü diplomatik çabaları açıklıyor.

Riyad yönetimi, İran’a verilecek doğrudan askeri bir karşılığın yalnızca enerji altyapısını ve kritik tesislerini daha büyük risk altına sokmayacağını, aynı zamanda Husileri de çatışmanın aktif taraflarından biri haline getireceğini düşünüyor. Böyle bir senaryo, Suudi Arabistan’ın alternatif ihracat rotalarını tehdit edecek ve Hürmüz’e bağımlılığı azaltmaya yönelik stratejik çeşitlendirme çabalarını sekteye uğratacaktır.

Bu durum aynı zamanda Suudi Arabistan ile BAE’nin savaşa ilişkin farklı tutumlarını ve iki ülke arasında artan gerilimi de açıklıyor. Abu Dabi yönetimi İran’a karşı daha sert bir çizgi izlerken, Körfez’deki diğer aktörlere kıyasla ABD ve İsrail’e daha yakın bir pozisyon aldı. Üst düzey BAE yetkilileri, hem İran yönetimini BAE hedeflerini vurduğu için hem de bölgesel ortaklarını yeterince güçlü destek vermedikleri gerekçesiyle eleştirdi.

Riyad ile Abu Dabi arasındaki gerilim neden büyüyor?

Suudi Arabistan ise İsrail’i ve İsrail’in bölgedeki eylemlerini giderek daha fazla bölgesel güvenliğe yönelik bir tehdit olarak görmeye başladı. Bu nedenle Riyad yönetimi, BAE’nin İsrail ile aynı çizgide konumlanmasını olumsuz değerlendiriyor.

Sonuç olarak Abu Dabi’nin tutumu, Suudi Arabistan açısından giderek büyüyen bir rahatsızlık kaynağına dönüştü. BAE’nin OPEC’ten ayrılma kararı da Riyad için yeni bir stratejik darbe niteliği taşıyor. Suudi Arabistan örgütte baskın aktör olmayı sürdürecek olsa da, yüksek yedek üretim kapasitesine sahip tek büyük üretici olarak gelecekte piyasa dengelerini korumak için üretim kısıntısına gitmek zorunda kalabilir.

Daha da önemlisi, Kızıldeniz üzerindeki nüfuz mücadelesinin sertleşmesi bekleniyor. Deniz yollarına erişim, ticaret rotalarının kontrolü ve güvenlik meseleleri, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve stratejik hesaplarında giderek daha merkezi bir rol oynayacak.

Bu süreçte BAE de Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda[2] limanlar ve askeri üslerden oluşan bir ağ kurarak küresel ticaret rotaları üzerindeki etkisini artırmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan yeni bir ekonomik modele mi yöneliyor?

Suudi yönetimi, mevcut krizi kamu harcamalarının önceliklerini yeniden düzenlemek için de kullanıyor. Mega projelerin gözden geçirilmesi süreci aslında savaş öncesinde başlamıştı. Ancak İran ile yaşanan savaş, yatırım stratejisinde daha kapsamlı değişiklikler yapmak için Riyad’a güçlü bir gerekçe sundu.

Bu çerçevede ekonomik güvenlik ve ulusal kalkınma açısından kritik görülen yerli sanayilere yeniden ağırlık veriliyor. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), LIV Golf ve New York Metropolitan Opera ile bağlantılı sponsorluklar dahil olmak üzere yüksek maliyetli bazı uluslararası projelerden geri çekilmeye başladı.

Fon ayrıca ülkenin önde gelen futbol kulüplerinden El Hilal’deki hisselerinin bir bölümünü satmayı kabul etti. Benzer adımların En-Nasr, El-Ehli ve El-İttihad için de gündeme gelmesi bekleniyor. Tüm bu gelişmeler, Riyad’ın daha temkinli harcamalara yöneldiğini, sermaye disiplinini sıkılaştırdığını ve gösterişli projelerden uzaklaşmaya başladığını gösteriyor.

MBS, Yemen savaşından iki temel ders çıkardı: İlk olarak, ani ve dürtüsel kararların ağır maliyetleri vardır. İkinci olarak ise hızlı sonuç alınan savaşlar büyük ölçüde bir yanılsamadır.

Bu nedenle Suudi Arabistan, İran’a karşı savaşa doğrudan katılmak ya da açık destek vermek yerine; kısa vadeli kazanımlardan çok ihtiyat, sabır ve uzun vadeli stratejik konumlanmayı tercih ediyor. Riyad yönetimi, bu yaklaşımıyla büyük ölçüde geleneksel Suudi dış politika reflekslerine geri dönüyor.”

Bu yazı ilk kez 6 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Dr. Neil Quilliam’ın, Chatham House inernet sitesinde yayınlanan “How the Iran war is reshaping Saudi strategy: From Hormuz and Houthis to the UAE’s OPEC exit” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.chathamhouse.org/2026/05/how-iran-war-reshaping-saudi-strategy-hormuz-and-houthis-uaes-opec-exit

[1] Vizyon 2030: Suudi Arabistan’ın, petrol gelirlerine bağımlılığı azaltmak amacıyla Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından 2016’da açıklanan ekonomik ve toplumsal dönüşüm programı. Plan; turizm, lojistik, teknoloji, finans, eğlence ve sanayi gibi sektörleri büyütmeyi, yabancı yatırımı artırmayı ve ülkeyi bölgesel bir ticaret merkezi haline getirmeyi hedefliyor.

[2] Afrika Boynuzu: Afrika kıtasının doğusunda yer alan ve stratejik deniz ticaret yollarına yakınlığı nedeniyle jeopolitik önem taşıyan bölge. Genellikle Somali, Etiyopya, Eritre ve Cibuti’yi kapsayan bu bölge, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasındaki geçiş hattında bulunuyor. Bu nedenle küresel enerji ve ticaret trafiği açısından kritik kabul ediliyor.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x