İsrail, Batı Şeria’da yerleşimci ordusu kurdu

Batı Şeria'nda şiddet neden durmaksızın tırmanıyor? Yerleşimciler ile İsrail ordusu arasındaki sınır nasıl giderek belirsizleşiyor? Yerleşimci şiddeti ile askeri operasyonlar aynı politikanın parçaları olabilir mi? Yaşananlar güvenlik gerekçesiyle açıklanabilir mi? Yoksa sahada sessizce ilerleyen bir toprak genişleme stratejisi mi var?

İsrail’in Gazze’de soykırıma varan katliamları ve ardından ABD ile birlikte İran’a yönelik saldırıları nedeniyle Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşadığı dram uluslararası gündemde daha az yer buldu. Ancak sahadaki gelişmeler, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki hakimiyetini genişletme yönündeki politikalarının kesintisiz biçimde sürdüğünü gösteriyor. Filistinli Amerikalı yazar Mariam Barghouti, Al Jazeera’da yayımlanan makalesinde, İsrail’in bu amaç doğrultusunda Batı Şeria’da fiilen bir “yerleşimci ordusu” oluşturduğunu ileri sürüyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Batı Şeria’daki son saldırılar neyin ürünü?

“Son günlerde Batı Şeria’da yaşanan şiddet görüntüleri, bölgede yaşayan Filistinliler için artık tanıdık bir tabloya dönüştü. Yerleşimciler evleri ve ibadethaneleri ateşe veriyor, Filistin köyleri organize saldırıların hedefi oluyor, aileler silah zoruyla evlerini terk etmek zorunda kalıyor ve yanlarına yalnızca taşıyabilecekleri eşyaları alabiliyor. Aynı süreçte İsrail ordusu da can kaybına yol açan baskınlarını sürdürüyor.

Bu son şiddet dalgası, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tal köyünde yaşanan ve iki İsrailli yerleşimcinin öldüğü çatışmayla ilişkilendiriliyor. Olayda, köye giren yerleşimciler ile Filistinli sakinler arasında çatışma çıktı.

Ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria’daki askeri operasyonların artırılacağını açıkladı. Savunma Bakanı Israel Katz ise Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin ve ileri karakollarının genişletilmesini, İsrail güvenliğinin stratejik bir unsuru olarak tanımladı.

İsrailli yetkililerin açıklamaları, askeri operasyonlar ve yerleşim faaliyetlerinin yaşanan olaylara verilmiş bir yanıt olduğu izlenimini yaratabilir. Ancak durum bundan farklı. Bunlar geçici tepkiler değil, uzun vadeli bir sömürgeleştirme stratejisinin parçası.

Asker ile yerleşimci arasındaki çizgi bulanıklaştı

Yıllar boyunca İsrail ordusunun Batı Şeria’daki varlığı, İsrailli yerleşimcilerin korunması gerekçesine dayandırıldı.

Belki geçmişte bu ayrım belli ölçüde anlamlıydı. Ancak son yıllarda bir İsrail askeri ile sıradan bir yerleşimci arasındaki fark giderek daraldı. Bugün bu fark çoğu zaman yalnızca birinin üniforma giymesi ve resmi komuta zincirine bağlı olması, diğerinin ise sivil kıyafetlerle hareket etmesi düzeyine indirgenmiş durumda.

Aralarında bazı hukuki ve kurumsal farklılıklar bulunsa da her iki aktör de aynı stratejik sürecin farklı rollerini üstleniyor.

İlk aşamada İsrail ordusu, köy ve kasabalara yönelik operasyonlarla Filistinli toplulukları zayıflatıyor. Altyapıyı tahrip ediyor, gözaltılar gerçekleştiriyor, işkence iddialarıyla gündeme geliyorlar ve ölümcül saldırılar düzenliyorlar. Ardından yerleşimci saldırıları yoğunlaşıyor. Son aşamada ise devletin idari mekanizmaları, ortaya çıkan fiili durumu hukuki ve bürokratik yollarla kalıcı hale getiriyor.

Cenin’de yaşanan süreç buna örnek gösterilebilir. İsrail ordusu kente ve mülteci kampına defalarca operasyon düzenledi. Bunların sonuncusu 2025 yılında yürütülen “Demir Duvar Operasyonu” oldu. Sonrasında yerleşim faaliyetleri hız kazandı. Bugün Cenin çevresinde yeni yerleşim birimleri inşa edilirken, benzer projeler Tulkarem çevresinde de sürüyor.

İsrail hükümeti ve güvenlik kurumları yalnızca yerleşimcileri korumakla kalmıyor; yazarın değerlendirmesine göre yerleşimci grupları da devlet aygıtını etkileyen bir siyasi destek mekanizması işlevi görüyor. Bu nedenle Batı Şeria’daki şiddeti sadece “yerleşimci şiddeti” olarak tanımlamak tabloyu eksik bırakıyor.

Yerleşimci şiddeti ifadesi, devlet politikalarından bağımsız, kontrolsüz bir kanunsuzluğu çağrıştırıyor. Oysa burada söz konusu olan şey, işgal altındaki toprakların sömürgeleştirilmesine yönelik daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak görülmelidir.

Filistinliler öteden beri uyarıyordu?

Filistinliler uzun yıllardır yerleşimci şiddetini, gelecekte yaşanacak daha büyük dönüşümlerin habercisi olarak değerlendiriyor.

Son on yıl boyunca hemen her yıl, yerleşim alanlarının genişlemesi, topraklara el konulması, İsrail şiddetinin yoğunluğu ve öldürülen Filistinlilerin sayısı bakımından yeni rekorlar kaydedildi.

Zarar gören her zeytinlik, tepelere kurulan her yeni ileri karakol ve ele geçirilen her arazi parçası, yavaş ilerleyen fakat sürekli genişleyen bir istilanın göstergesi olarak görüldü.

Bugün Batı Şeria’da Filistinlilerin günlük hayatı nasıl şekilleniyor?

Bugün Filistinliler, kuşatma altında ve büyük ölçüde yalnız bırakılmış hissederek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Günlük hayat, sürekli bir baskı ve sömürgeci şiddet ortamı içinde şekilleniyor.

Kontrol noktalarında saatlerce bekletilen kadınlar, eğitim kurumlarına yönelik müdahaleler ve yerleşimci saldırıları nedeniyle okula ulaşamayan çocuklar, bu tablonun sıradan parçaları haline gelmiş durumda. Filistinlilerin güvenli biçimde yaşayabildiği alan her geçen gün daha da daralıyor.

Topraklara el konulurken, Filistinlilerin bedenleri ve yaşamları da hedefi haline geliyor. Yerinden edilme, kötü muamele ve aşağılanma hikâyeleri günlük yaşamın olağan unsurları olarak öne çıkıyor.

Tal’daki olay kırılma noktası oldu

Tal kasabasında yaşayan Faruk Ramadan’ın bir yerleşimcinin silahını alarak onu vurması, olayın sembolik önemini artırdı.

Bunun nedeni, İsrail’in sert tepkisinin yalnızca bir İsraillinin öldürülmesine bağlı olmamasıydı. Tepkinin asıl kaynağı, bir Filistinlinin silahlı bir yerleşimciye karşı koyabilmiş olması fikriydi.

Bu nedenle yaşananlar yalnızca münferit bir güvenlik olayı olarak değerlendirilmemeli. Olay, hâlihazırda devam eden sömürgeleştirme projesini hızlandırmak için kullanılan yeni bir fırsata dönüştürüldü.

“Tırmanma” denilen süreç aslında neyi gizliyor?

Bu gelişmeleri yalnızca yeni bir “gerilim tırmanışı” olarak tanımlamak yanıltıcı olabilir. Çünkü burada söz konusu olan şey, birbirinden bağımsız şiddet olayları değil; uzun süredir devam eden bir stratejinin farklı aşamalarıdır.

Yerleşimci saldırıları, askeri operasyonlar ve idari düzenlemeler birbirinden kopuk değil, aynı hedef doğrultusunda ilerleyen uygulamalardır.

Yerleşimci saldırıları ile askeri operasyonlar aynı planın parçaları mı?

Tal’da yaşananlar ve bugün Batı Şeria genelinde görülen gelişmeler, bölgenin genel siyasi ve askeri dinamiklerinden ayrı düşünülemez.

Yerleşimci saldırıları, geniş çaplı askeri operasyonlar, toplulukların tamamını hedef alan tahliye kararları ve toplu gözaltılar aynı stratejik mantık içinde işliyor: Toprak kazanımı.

İsrail’in toprak iştahı

Batı Şeria’daki son gelişmeler olağanüstü ya da istisnai olaylar değil; aksine, sahadaki genel eğilimin görünür hale gelmiş örnekleri olarak değerlendirilebilir. Toprakların parçalanması ve fiili ilhak süreci, uluslararası kamuoyunun kabul etmek istediğinden daha hızlı ilerliyor.

Bu bir güvenlik meselesi değil. Bu bir toprak projesi. Yöntemler farklı olsa da İsrail, Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve hatta Suriye ile Lübnan’da manzarayı aynı yönde yeniden şekillendiriyor.

Bir zamanlar İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik toprak genişlemesi dünya için bir uyarı işaretiydi. Bugün ise bu, işgal altındaki Filistin topraklarının çok ötesine uzanan bir gerçeklik. Yine de dünya, bunu hâlâ bir “İsrail güvenliği” meselesi olarak niteliyor.”

Bu yazı ilk kez 5 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Mariam Barghouti’nin Al Jazeera’da yayınlanan “How Israel uses settler-soldier terror to colonise the West Bank” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.aljazeera.com/opinions/2026/7/27/how-israel-uses-settler-soldier-terror-to-colonise-the-west-bank

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

İsrail, Batı Şeria’da yerleşimci ordusu kurdu

Batı Şeria'nda şiddet neden durmaksızın tırmanıyor? Yerleşimciler ile İsrail ordusu arasındaki sınır nasıl giderek belirsizleşiyor? Yerleşimci şiddeti ile askeri operasyonlar aynı politikanın parçaları olabilir mi? Yaşananlar güvenlik gerekçesiyle açıklanabilir mi? Yoksa sahada sessizce ilerleyen bir toprak genişleme stratejisi mi var?

İsrail’in Gazze’de soykırıma varan katliamları ve ardından ABD ile birlikte İran’a yönelik saldırıları nedeniyle Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşadığı dram uluslararası gündemde daha az yer buldu. Ancak sahadaki gelişmeler, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki hakimiyetini genişletme yönündeki politikalarının kesintisiz biçimde sürdüğünü gösteriyor. Filistinli Amerikalı yazar Mariam Barghouti, Al Jazeera’da yayımlanan makalesinde, İsrail’in bu amaç doğrultusunda Batı Şeria’da fiilen bir “yerleşimci ordusu” oluşturduğunu ileri sürüyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Batı Şeria’daki son saldırılar neyin ürünü?

“Son günlerde Batı Şeria’da yaşanan şiddet görüntüleri, bölgede yaşayan Filistinliler için artık tanıdık bir tabloya dönüştü. Yerleşimciler evleri ve ibadethaneleri ateşe veriyor, Filistin köyleri organize saldırıların hedefi oluyor, aileler silah zoruyla evlerini terk etmek zorunda kalıyor ve yanlarına yalnızca taşıyabilecekleri eşyaları alabiliyor. Aynı süreçte İsrail ordusu da can kaybına yol açan baskınlarını sürdürüyor.

Bu son şiddet dalgası, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tal köyünde yaşanan ve iki İsrailli yerleşimcinin öldüğü çatışmayla ilişkilendiriliyor. Olayda, köye giren yerleşimciler ile Filistinli sakinler arasında çatışma çıktı.

Ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria’daki askeri operasyonların artırılacağını açıkladı. Savunma Bakanı Israel Katz ise Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin ve ileri karakollarının genişletilmesini, İsrail güvenliğinin stratejik bir unsuru olarak tanımladı.

İsrailli yetkililerin açıklamaları, askeri operasyonlar ve yerleşim faaliyetlerinin yaşanan olaylara verilmiş bir yanıt olduğu izlenimini yaratabilir. Ancak durum bundan farklı. Bunlar geçici tepkiler değil, uzun vadeli bir sömürgeleştirme stratejisinin parçası.

Asker ile yerleşimci arasındaki çizgi bulanıklaştı

Yıllar boyunca İsrail ordusunun Batı Şeria’daki varlığı, İsrailli yerleşimcilerin korunması gerekçesine dayandırıldı.

Belki geçmişte bu ayrım belli ölçüde anlamlıydı. Ancak son yıllarda bir İsrail askeri ile sıradan bir yerleşimci arasındaki fark giderek daraldı. Bugün bu fark çoğu zaman yalnızca birinin üniforma giymesi ve resmi komuta zincirine bağlı olması, diğerinin ise sivil kıyafetlerle hareket etmesi düzeyine indirgenmiş durumda.

Aralarında bazı hukuki ve kurumsal farklılıklar bulunsa da her iki aktör de aynı stratejik sürecin farklı rollerini üstleniyor.

İlk aşamada İsrail ordusu, köy ve kasabalara yönelik operasyonlarla Filistinli toplulukları zayıflatıyor. Altyapıyı tahrip ediyor, gözaltılar gerçekleştiriyor, işkence iddialarıyla gündeme geliyorlar ve ölümcül saldırılar düzenliyorlar. Ardından yerleşimci saldırıları yoğunlaşıyor. Son aşamada ise devletin idari mekanizmaları, ortaya çıkan fiili durumu hukuki ve bürokratik yollarla kalıcı hale getiriyor.

Cenin’de yaşanan süreç buna örnek gösterilebilir. İsrail ordusu kente ve mülteci kampına defalarca operasyon düzenledi. Bunların sonuncusu 2025 yılında yürütülen “Demir Duvar Operasyonu” oldu. Sonrasında yerleşim faaliyetleri hız kazandı. Bugün Cenin çevresinde yeni yerleşim birimleri inşa edilirken, benzer projeler Tulkarem çevresinde de sürüyor.

İsrail hükümeti ve güvenlik kurumları yalnızca yerleşimcileri korumakla kalmıyor; yazarın değerlendirmesine göre yerleşimci grupları da devlet aygıtını etkileyen bir siyasi destek mekanizması işlevi görüyor. Bu nedenle Batı Şeria’daki şiddeti sadece “yerleşimci şiddeti” olarak tanımlamak tabloyu eksik bırakıyor.

Yerleşimci şiddeti ifadesi, devlet politikalarından bağımsız, kontrolsüz bir kanunsuzluğu çağrıştırıyor. Oysa burada söz konusu olan şey, işgal altındaki toprakların sömürgeleştirilmesine yönelik daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak görülmelidir.

Filistinliler öteden beri uyarıyordu?

Filistinliler uzun yıllardır yerleşimci şiddetini, gelecekte yaşanacak daha büyük dönüşümlerin habercisi olarak değerlendiriyor.

Son on yıl boyunca hemen her yıl, yerleşim alanlarının genişlemesi, topraklara el konulması, İsrail şiddetinin yoğunluğu ve öldürülen Filistinlilerin sayısı bakımından yeni rekorlar kaydedildi.

Zarar gören her zeytinlik, tepelere kurulan her yeni ileri karakol ve ele geçirilen her arazi parçası, yavaş ilerleyen fakat sürekli genişleyen bir istilanın göstergesi olarak görüldü.

Bugün Batı Şeria’da Filistinlilerin günlük hayatı nasıl şekilleniyor?

Bugün Filistinliler, kuşatma altında ve büyük ölçüde yalnız bırakılmış hissederek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Günlük hayat, sürekli bir baskı ve sömürgeci şiddet ortamı içinde şekilleniyor.

Kontrol noktalarında saatlerce bekletilen kadınlar, eğitim kurumlarına yönelik müdahaleler ve yerleşimci saldırıları nedeniyle okula ulaşamayan çocuklar, bu tablonun sıradan parçaları haline gelmiş durumda. Filistinlilerin güvenli biçimde yaşayabildiği alan her geçen gün daha da daralıyor.

Topraklara el konulurken, Filistinlilerin bedenleri ve yaşamları da hedefi haline geliyor. Yerinden edilme, kötü muamele ve aşağılanma hikâyeleri günlük yaşamın olağan unsurları olarak öne çıkıyor.

Tal’daki olay kırılma noktası oldu

Tal kasabasında yaşayan Faruk Ramadan’ın bir yerleşimcinin silahını alarak onu vurması, olayın sembolik önemini artırdı.

Bunun nedeni, İsrail’in sert tepkisinin yalnızca bir İsraillinin öldürülmesine bağlı olmamasıydı. Tepkinin asıl kaynağı, bir Filistinlinin silahlı bir yerleşimciye karşı koyabilmiş olması fikriydi.

Bu nedenle yaşananlar yalnızca münferit bir güvenlik olayı olarak değerlendirilmemeli. Olay, hâlihazırda devam eden sömürgeleştirme projesini hızlandırmak için kullanılan yeni bir fırsata dönüştürüldü.

“Tırmanma” denilen süreç aslında neyi gizliyor?

Bu gelişmeleri yalnızca yeni bir “gerilim tırmanışı” olarak tanımlamak yanıltıcı olabilir. Çünkü burada söz konusu olan şey, birbirinden bağımsız şiddet olayları değil; uzun süredir devam eden bir stratejinin farklı aşamalarıdır.

Yerleşimci saldırıları, askeri operasyonlar ve idari düzenlemeler birbirinden kopuk değil, aynı hedef doğrultusunda ilerleyen uygulamalardır.

Yerleşimci saldırıları ile askeri operasyonlar aynı planın parçaları mı?

Tal’da yaşananlar ve bugün Batı Şeria genelinde görülen gelişmeler, bölgenin genel siyasi ve askeri dinamiklerinden ayrı düşünülemez.

Yerleşimci saldırıları, geniş çaplı askeri operasyonlar, toplulukların tamamını hedef alan tahliye kararları ve toplu gözaltılar aynı stratejik mantık içinde işliyor: Toprak kazanımı.

İsrail’in toprak iştahı

Batı Şeria’daki son gelişmeler olağanüstü ya da istisnai olaylar değil; aksine, sahadaki genel eğilimin görünür hale gelmiş örnekleri olarak değerlendirilebilir. Toprakların parçalanması ve fiili ilhak süreci, uluslararası kamuoyunun kabul etmek istediğinden daha hızlı ilerliyor.

Bu bir güvenlik meselesi değil. Bu bir toprak projesi. Yöntemler farklı olsa da İsrail, Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve hatta Suriye ile Lübnan’da manzarayı aynı yönde yeniden şekillendiriyor.

Bir zamanlar İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik toprak genişlemesi dünya için bir uyarı işaretiydi. Bugün ise bu, işgal altındaki Filistin topraklarının çok ötesine uzanan bir gerçeklik. Yine de dünya, bunu hâlâ bir “İsrail güvenliği” meselesi olarak niteliyor.”

Bu yazı ilk kez 5 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Mariam Barghouti’nin Al Jazeera’da yayınlanan “How Israel uses settler-soldier terror to colonise the West Bank” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.aljazeera.com/opinions/2026/7/27/how-israel-uses-settler-soldier-terror-to-colonise-the-west-bank

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x