Mekke Paktı’nın ilk sınavı Yemen mi?

S. Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin imzaladığı Mekke Paktı, S Arabistan’a askerî güç konuşlandırması kararı aldı. Neden? Destek kapsamında hangi adımlar atılabilir, bunlar Husilere karşı işe yarar mı? İran’ın yaklaşımı ne? Prof. Serhat Erkmen yazdı.

7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin Mekke’de imzaladığı ve duyurduğu savunma paktı[1] birçok eleştirinin de konusu olmuştu. “Bu, bir İslam NATO’su mu? Ortadoğu’da NATO mu?” gibi sorular da vardı. Bazıları da paktın kağıttan kaplan olduğunu, bölgedeki herhangi bir güvenlik sorununa yanıt veremeyeceğini öne sürüyordu. Bu argümanı savunanlar, imzaların atılmasından hemen sonra Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi güçleri tarafından hedef alındığını ve paktın, “Birimize yapılmış saldırı, hepimize yapılmış sayılır” yönündeki iddiasına rağmen harekete geçmediğini hatırlattılar.

Bu eleştirilere, o zaman da “Durun bakalım, imzalar yeni atıldı. Bu savunma ortaklığının önce bazı mekanizmaları ortaya çıkaracağını, kapasite geliştireceğini, savunma sanayisinde iş birliği yapacağını, sonra da bunun operasyonel etkilerini görmeye başlayacağımızı” söylemiştim.

Suudi Arabistan’a askerî güç konuşlandırması kararı neden alındı?

Nitekim, pakt imzaladıktan tam iki ay sonra Suudi Arabistan’a bu savunma ortaklığı çerçevesinde askerî güç konuşlandırması yapılacağı ilan edildi.

Bu kararın alınmasında Yemen’deki Husi güçlerinin stratejik bazı noktaları ele geçirerek, Babülmendep Boğazı’ndan geçen Suudi gemilerini hedeflemesinin de hızlandırıcı bir etkisi oldu.

Ancak gelinen noktada iki ay önce ilan edilen paktın artık hayata geçeceğini ve kriz yönetiminin devreye gireceğini anlıyoruz.

Suudi Arabistan’ın son dönemlerde karşılaşmış olduğu birtakım saldırıları ve yaşadığı sıkıntıları ortadan kaldırabilmek için Pakistan ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a destek vereceği açıkça ilan edildi. Üstelik bu desteğin sözde kalmayacağı, tarafların iç hukukunda uygun bir düzenleme süreci yaşandıktan sonra fiili olarak hayata geçeceği resmî ağızlardan açıklandı.

Muhtemelen çok kısa bir süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konuyla ilgili bir düzenlemenin getirileceğini, anlaşmanın anayasa gereği oylanacağını ve ondan sonra da Türkiye’nin bu konudaki adımlarını hızlandıracağını tahmin edebiliriz.

Destek kapsamında hangi adımlar atılabilir?

Öncelikli olarak petrol boru hatlarının, kritik bölgelerinin, rafinerilerin, birtakım ekonomik tesislerin korunmasına ilişkin tedbirlerin alınmasını bekleyebiliriz. Yani, bugüne kadar kâğıt üzerinde kalan bir kolektif savunma kararı fiiliyata geçecek ve uygulamasını görmeye başlayacağız.

Yemen kaynaklı sorun, paktın operasyonel sonuçlarını ilk kez göreceğimiz yer olacak ama muhtemelen son yer olmayacak.

Mekke Paktı mekanizmasının nasıl çalışacağına ilişkin düzenlemelerinin oturması, genişleme eğilimine girip girmeyeceği de Yemen kaynaklı sorunu çözmeye yönelik atılacak adımların sonuç vermesine göre belli olacak.

Önümüzdeki günlerde bu paktın aktif hale gelmesini izleyeceğiz. Bu kolektif savunma paktı çerçevesinde Suudi Arabistan’a ne gönderileceği de durumu biraz daha netleştirecek. Muhtemelen insansız hava araçlarının, füzelere karşı hava savunma sistemlerinin ve bunlarla ilgili personelin konuşlandırılacağını göreceğiz.

Suudi Arabistan’a destek Husilere karşı işe yarayacak mı?

Tanıklık yapacağımız başka bir alan da, Suudi Arabistan destekli güçlerin Husilere karşı başlattığı karşı atağın Yemen’deki sonuçları olacak.

Daha açık bir ifadeyle, Yemen’de, paktın desteğinin Suudi Arabistan’a yakın güçlerin ülkenin tamamını kontrol altına almasına yol açacak bir işbirliğine dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz.

İran bu gelişmelere ne tepki verecek?

İzlenmesi gereken başka bir konu da İran’ın bu gelişmelere yanıtı olacak. Tahran yönetimi, Yemen’deki vekil güçlerinin köşeye sıkışması durumunda Irak’ta kendisine bağlı kuvvetleri Suudi Arabistan’a karşı harekete geçirebilir.

Amerikan askerlerinin 30 Eylül’de Irak’tan çekilmesi ülkede yeni bir güvenlik dengesi yaratmış olsa da ve Irak hükümeti içerideki silahlı güçlerin pasifleştirilmesi için çaba gösteriyor olsa da şu anda bunu başaracak güçte olmadığı da bir gerçek. Yine de Irak hükümetinin kendisini çatışmalardan uzak tutmak için çaba sarf ettiğini söylemek mümkün.

Pakt hangi şartlarda genişler?

Eğer Suudi Arabistan’ı Yemen kaynaklı saldırılardan tamamen koruyacak bir mekanizma üretilir, Husiler ciddi anlamda geriletilir ya da Yemen’deki çatışmayı durdurma noktasına gidecek bir işbirliği bu pakt sayesinde üretilebilirse, paktın muhtemelen Afrika Boynuzu’na doğru genişlemesi söz konusu olabilir.

Somali ve Cibuti de sonuç verdiğini görürlerse, paktta yer almak isteyebilir.

Gelişmelere bağlı olarak, Suriye ve Ürdün’ün de pakta dahil olma arzusu artabilir. Zira bölge ülkeleri İran’ı karşılarına almak istemiyor. Ne kadar rahatsız olurlarla olsunlar, İsrail ile de karşı karşıya kalmak istemiyorlar.

Özetle, Yemen kaynaklı bu soruna paktın üreteceği cevap, Kızıldeniz’in, Babülmendep’in, Aden Körfezi’nin, Aden Denizi’nin birlikte ele alınacağı bir kolektif savunmaya dönüşebilir.

Ayrıca, Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin korunması, bunun Babülmendep’e yansıması, oradan da yine Hint Okyanusu’na açılan su yollarının güvenliğinin sağlanması konusunda korsanlıkla mücadele, deniz güvenliğinin sağlanması, terörizmle mücadele gibi ana başlıklar dikkate alınarak Mekke Anlaşması çerçevesinde ortaya çıkan sinerji, bölgede daha aktif bir işbirliğine dönüşebilir.

İsrail’in bu aktif işbirliği ihtimaline yaklaşımı ne?

Böyle geniş bir işbirliğinden rahatsız olacak tek ülke İran değil. İsrail de Afrika’daki çıkarlarını zedeleyebilecek böyle bir işbirliğine karşı Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ve bir ucu da Hindistan’a kadar uzanan başka bir ittifakı genişletmek ve derinleştirmek isteyebilir.

Yemen kaynaklı sorunun çözümünde Mekke Paktı tatmin edici bir sonuç doğurur ve istikrar sağlanmasına katkıda bulunursa asıl değişikliğin bazı ülkelerin düşünce yapısında oluşabileceğini de söylemek mümkün. Zira o zaman bazı bölge ülkeleri şöyle düşünecekler: Demek ki Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan askerî varlığına ihtiyaç duymadan bazı sonuçlar alınabiliyor.

Bu, ABD’nin Orta Doğu’dan tamamen gideceği ve Amerikalılar olmadan Orta Doğu devletlerinin kendi güvenliklerini tamamen sağlayabileceği anlamına gelmiyor. Şu aşamada bu çok gerçekçi bir senaryo da değil. Fakat ABD’nin daha fazla sorumluluk üstlenmek istemediği bir ortamda, ki Trump yönetimi bunu açıkça gösteriyor, bölgenin istikrarının sağlanabilir olması kalıcı sonuçlar doğurabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 12 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

[1] Mekke Paktı 1 https://fikirturu.com/jeo-politika/turkiye-suudi-arabistan-misir-pakistan/

Mekke Paktı 2 https://fikirturu.com/jeo-politika/mekke-pakti-2-yeni-tehditlere-yeni-guvenlik-agi-mi/

Serhat Erkmen
Serhat Erkmen
Prof. Dr. Serhat Erkmen, Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Merkezi Direktörüi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Mekke Paktı’nın ilk sınavı Yemen mi?

S. Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin imzaladığı Mekke Paktı, S Arabistan’a askerî güç konuşlandırması kararı aldı. Neden? Destek kapsamında hangi adımlar atılabilir, bunlar Husilere karşı işe yarar mı? İran’ın yaklaşımı ne? Prof. Serhat Erkmen yazdı.

7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin Mekke’de imzaladığı ve duyurduğu savunma paktı[1] birçok eleştirinin de konusu olmuştu. “Bu, bir İslam NATO’su mu? Ortadoğu’da NATO mu?” gibi sorular da vardı. Bazıları da paktın kağıttan kaplan olduğunu, bölgedeki herhangi bir güvenlik sorununa yanıt veremeyeceğini öne sürüyordu. Bu argümanı savunanlar, imzaların atılmasından hemen sonra Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi güçleri tarafından hedef alındığını ve paktın, “Birimize yapılmış saldırı, hepimize yapılmış sayılır” yönündeki iddiasına rağmen harekete geçmediğini hatırlattılar.

Bu eleştirilere, o zaman da “Durun bakalım, imzalar yeni atıldı. Bu savunma ortaklığının önce bazı mekanizmaları ortaya çıkaracağını, kapasite geliştireceğini, savunma sanayisinde iş birliği yapacağını, sonra da bunun operasyonel etkilerini görmeye başlayacağımızı” söylemiştim.

Suudi Arabistan’a askerî güç konuşlandırması kararı neden alındı?

Nitekim, pakt imzaladıktan tam iki ay sonra Suudi Arabistan’a bu savunma ortaklığı çerçevesinde askerî güç konuşlandırması yapılacağı ilan edildi.

Bu kararın alınmasında Yemen’deki Husi güçlerinin stratejik bazı noktaları ele geçirerek, Babülmendep Boğazı’ndan geçen Suudi gemilerini hedeflemesinin de hızlandırıcı bir etkisi oldu.

Ancak gelinen noktada iki ay önce ilan edilen paktın artık hayata geçeceğini ve kriz yönetiminin devreye gireceğini anlıyoruz.

Suudi Arabistan’ın son dönemlerde karşılaşmış olduğu birtakım saldırıları ve yaşadığı sıkıntıları ortadan kaldırabilmek için Pakistan ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a destek vereceği açıkça ilan edildi. Üstelik bu desteğin sözde kalmayacağı, tarafların iç hukukunda uygun bir düzenleme süreci yaşandıktan sonra fiili olarak hayata geçeceği resmî ağızlardan açıklandı.

Muhtemelen çok kısa bir süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konuyla ilgili bir düzenlemenin getirileceğini, anlaşmanın anayasa gereği oylanacağını ve ondan sonra da Türkiye’nin bu konudaki adımlarını hızlandıracağını tahmin edebiliriz.

Destek kapsamında hangi adımlar atılabilir?

Öncelikli olarak petrol boru hatlarının, kritik bölgelerinin, rafinerilerin, birtakım ekonomik tesislerin korunmasına ilişkin tedbirlerin alınmasını bekleyebiliriz. Yani, bugüne kadar kâğıt üzerinde kalan bir kolektif savunma kararı fiiliyata geçecek ve uygulamasını görmeye başlayacağız.

Yemen kaynaklı sorun, paktın operasyonel sonuçlarını ilk kez göreceğimiz yer olacak ama muhtemelen son yer olmayacak.

Mekke Paktı mekanizmasının nasıl çalışacağına ilişkin düzenlemelerinin oturması, genişleme eğilimine girip girmeyeceği de Yemen kaynaklı sorunu çözmeye yönelik atılacak adımların sonuç vermesine göre belli olacak.

Önümüzdeki günlerde bu paktın aktif hale gelmesini izleyeceğiz. Bu kolektif savunma paktı çerçevesinde Suudi Arabistan’a ne gönderileceği de durumu biraz daha netleştirecek. Muhtemelen insansız hava araçlarının, füzelere karşı hava savunma sistemlerinin ve bunlarla ilgili personelin konuşlandırılacağını göreceğiz.

Suudi Arabistan’a destek Husilere karşı işe yarayacak mı?

Tanıklık yapacağımız başka bir alan da, Suudi Arabistan destekli güçlerin Husilere karşı başlattığı karşı atağın Yemen’deki sonuçları olacak.

Daha açık bir ifadeyle, Yemen’de, paktın desteğinin Suudi Arabistan’a yakın güçlerin ülkenin tamamını kontrol altına almasına yol açacak bir işbirliğine dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz.

İran bu gelişmelere ne tepki verecek?

İzlenmesi gereken başka bir konu da İran’ın bu gelişmelere yanıtı olacak. Tahran yönetimi, Yemen’deki vekil güçlerinin köşeye sıkışması durumunda Irak’ta kendisine bağlı kuvvetleri Suudi Arabistan’a karşı harekete geçirebilir.

Amerikan askerlerinin 30 Eylül’de Irak’tan çekilmesi ülkede yeni bir güvenlik dengesi yaratmış olsa da ve Irak hükümeti içerideki silahlı güçlerin pasifleştirilmesi için çaba gösteriyor olsa da şu anda bunu başaracak güçte olmadığı da bir gerçek. Yine de Irak hükümetinin kendisini çatışmalardan uzak tutmak için çaba sarf ettiğini söylemek mümkün.

Pakt hangi şartlarda genişler?

Eğer Suudi Arabistan’ı Yemen kaynaklı saldırılardan tamamen koruyacak bir mekanizma üretilir, Husiler ciddi anlamda geriletilir ya da Yemen’deki çatışmayı durdurma noktasına gidecek bir işbirliği bu pakt sayesinde üretilebilirse, paktın muhtemelen Afrika Boynuzu’na doğru genişlemesi söz konusu olabilir.

Somali ve Cibuti de sonuç verdiğini görürlerse, paktta yer almak isteyebilir.

Gelişmelere bağlı olarak, Suriye ve Ürdün’ün de pakta dahil olma arzusu artabilir. Zira bölge ülkeleri İran’ı karşılarına almak istemiyor. Ne kadar rahatsız olurlarla olsunlar, İsrail ile de karşı karşıya kalmak istemiyorlar.

Özetle, Yemen kaynaklı bu soruna paktın üreteceği cevap, Kızıldeniz’in, Babülmendep’in, Aden Körfezi’nin, Aden Denizi’nin birlikte ele alınacağı bir kolektif savunmaya dönüşebilir.

Ayrıca, Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin korunması, bunun Babülmendep’e yansıması, oradan da yine Hint Okyanusu’na açılan su yollarının güvenliğinin sağlanması konusunda korsanlıkla mücadele, deniz güvenliğinin sağlanması, terörizmle mücadele gibi ana başlıklar dikkate alınarak Mekke Anlaşması çerçevesinde ortaya çıkan sinerji, bölgede daha aktif bir işbirliğine dönüşebilir.

İsrail’in bu aktif işbirliği ihtimaline yaklaşımı ne?

Böyle geniş bir işbirliğinden rahatsız olacak tek ülke İran değil. İsrail de Afrika’daki çıkarlarını zedeleyebilecek böyle bir işbirliğine karşı Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ve bir ucu da Hindistan’a kadar uzanan başka bir ittifakı genişletmek ve derinleştirmek isteyebilir.

Yemen kaynaklı sorunun çözümünde Mekke Paktı tatmin edici bir sonuç doğurur ve istikrar sağlanmasına katkıda bulunursa asıl değişikliğin bazı ülkelerin düşünce yapısında oluşabileceğini de söylemek mümkün. Zira o zaman bazı bölge ülkeleri şöyle düşünecekler: Demek ki Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan askerî varlığına ihtiyaç duymadan bazı sonuçlar alınabiliyor.

Bu, ABD’nin Orta Doğu’dan tamamen gideceği ve Amerikalılar olmadan Orta Doğu devletlerinin kendi güvenliklerini tamamen sağlayabileceği anlamına gelmiyor. Şu aşamada bu çok gerçekçi bir senaryo da değil. Fakat ABD’nin daha fazla sorumluluk üstlenmek istemediği bir ortamda, ki Trump yönetimi bunu açıkça gösteriyor, bölgenin istikrarının sağlanabilir olması kalıcı sonuçlar doğurabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 12 Ekim 2026’da yayımlanmıştır.

[1] Mekke Paktı 1 https://fikirturu.com/jeo-politika/turkiye-suudi-arabistan-misir-pakistan/

Mekke Paktı 2 https://fikirturu.com/jeo-politika/mekke-pakti-2-yeni-tehditlere-yeni-guvenlik-agi-mi/

Serhat Erkmen
Serhat Erkmen
Prof. Dr. Serhat Erkmen, Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Merkezi Direktörüi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x