COVID-19’un laboratuvardan sızmış olma ihtimali ne kadar ciddi?

Yaklaşık 1,5 senedir tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınına neden olan SARS-CoV-2 virüsünün kökenine dair tartışmalar son haftalarda iyice hararetlendi. Koronavirüsün salgının çıkış noktası olan Wuhan’daki bir laboratuvardan sızdığı konusunda birçok spekülasyon yapılıyor. Amy Maxmen ve Smriti Mallapaty, Scientific American dergisinin internet sitesinde yayımlanan makalelerinde bu spekülasyonlara bilimsel argümanlar ve araştırmalarla yanıtlar arıyor.

Yazının öne çıkan bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“SARS-CoV-2 koronavirüsünün bir laboratuvardan çıktığı fikrine ilişkin tartışmalar son birkaç haftadır tırmandı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve yaklaşık 200 ülkeden yetkililerin COVID-19 pandemisini tartıştığı yıllık Dünya Sağlık Asamblesi de bu sürece rastladı. Geçen yılki toplantının ardından DSÖ, pandeminin kökenlerine dair 2021 yılının başlarında Çin’de gerçekleştirilen bir araştırmanın ilk aşamasına sponsor olmayı kabul etmişti.

Çoğu bilim insanı, SARS-CoV-2’nin muhtemelen doğal bir kökene sahip olduğunu ve bir hayvandan insanlara bulaştığını söylüyor. Bununla birlikte laboratuvar sızıntısı ihtimali de göz ardı edilmiyor. Çok sayıda bilim insanı ise virüsün ilk COVID-19 vakalarının bildirildiği Çin’in Wuhan kentinde bulunan Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden (WIV) yayıldığı hipotezi hakkında daha derin bir araştırma yapılması çağrısında bulunuyor. 26 Mayıs’ta ABD Başkanı Joe Biden, ABD İstihbarat Topluluğunu SARS-CoV-2’nin kökenlerini bulma çabalarına katılma ve 90 gün içinde rapor vermeyle görevlendirdi.

Avustralya, Avrupa Birliği ve Japonya da SARS-CoV-2’nin Çin’deki kökenlerine ilişkin sağlam bir araştırma yapılması çağrısında bulundu. DSÖ, araştırmasının bir sonraki aşamasını henüz açıklamadı. Ancak Çin, araştırmada diğer ülkelerin de incelenmesini istedi. Böyle bir suskunluk ve Çin’in geçmişte bilgi saklaması gerçeği, ‘laboratuvar sızıntısı’ şüphesini körükledi. Örneğin, üst düzey raporlara göre Çin hükümet yetkilileri, COVID-19 pandemisinin başlangıcında ve 2002-2004 yıllarındaki şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS) epidemisi sırasında kritik halk sağlığı verilerini gizli tutmuştu.” (…)

Argümanlar ve bilimsel kanıtlar

Laboratuvar sızıntısına dair henüz önemli bir kanıt yok. Bilim insanları neden hâlâ bunu düşünüyor?

Yazarlar, bilim insanlarının SARS-CoV-2’nin kökenleri hakkında laboratuvar sızıntısı hipotezini ortadan kaldıracak veya alternatifi, yani virüsün doğal bir kökene sahip olduğunu kanıtlayacak yeterli kanıta sahip olmadığını vurguluyor: “Birçok bulaşıcı hastalık araştırmacısı, en olası senaryonun, virüsün doğal olarak evrimleştiği ve bir yarasadan ya doğrudan ya da bir ara hayvan aracılığıyla insana geçtiği konusunda hemfikir. Bulaşıcı hastalıkların çoğu; HIV, grip salgınları, Ebola salgınları ve 2002’de başlayan SARS salgınına ve 2012’de başlayan Ortadoğu solunum sendromu (MERS) salgınına neden olan koronavirüslerde görüldüğü gibi doğadan yayılarak başladı.

Araştırmacıların doğal kökeni destekleyen bazı ipuçları var. Yarasalar, bilinen koronavirüs taşıyıcıları ve bilim insanları, SARS-CoV-2’nin genomunun ilk olarak 2013’te Çin’in güneyindeki Yunnan eyaletinde bir at nalı yarasasında (Rhinolophus affinis) bulunan koronavirüs RATG13’ünkine en çok benzediğini tespit etti. Ancak RATG13’ün genomu, SARS-CoV-2’ninki ile %96 oranında aynı; bu da virüsün daha yakın bir akrabasının (insanlara geçenin) halen bilinmediğini düşündürüyor.

Buna karşın SARS-CoV-2’nin bir laboratuvardan sızmış olması ihtimali de söz konusu. Laboratuvar sızıntıları hiçbir zaman bir epidemiye neden olmadıysa da hakkında bilgi sahibi olunan virüslerden kaynaklanan küçük salgınlarla sonuçlandı. Örneğin 2004 yılında Pekin’deki bir viroloji laboratuvarından iki araştırmacı, SARS’a neden olan virüs ile ayrı ayrı enfekte oldu. Salgın kontrol altına alınmadan önce enfeksiyonu yedi kişiye daha yaydılar.

Laboratuvar sızıntısına dair temel argümanlar neler?

COVID-19, teoride, birkaç şekilde laboratuvardan gelmiş olabilir. Araştırmacılar bir hayvandan SARS-CoV-2 toplayarak araştırmak için laboratuvarlarında tutmuş olabilir ya da koronavirüs genomlarını mühendislikle oluşturmuş olabilirler. Bu senaryolarda, laboratuvardaki bir kişiye kazara veya kasten virüs bulaşmış; ardından başkalarına yayılmasıyla pandemi şiddetlenmiş olabilir. Şu anda bu senaryoları destekleyecek net bir kanıt yok, ancak imkânsız da değiller.

Şu anda bir varsayım olsa da SARS-CoV-2’nin laboratuvar kaynaklı olduğuna dair argümanlar öne sürüldü.

Bir görüş, pandeminin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçmesine rağmen hâlâ bir hayvanda SARS-CoV-2’nin en yakın akrabasının bulunmamış olmasının şüpheli olduğunu ileri sürüyor. Bir diğeri, COVID-19’un ilk olarak koronavirüsleri inceleyen üst düzey bir laboratuvar olan WIV’nin bulunduğu Wuhan’da tespit edilmesinin tesadüf olmadığını iddia ediyor.”

Yazarlar, sızıntıyı savunanlardan bazılarının, virüsün, insanlar tarafından tasarlandığını gösteren olağandışı özellikler ve genetik diziler içerdiğini öne sürdüklerini belirtiyor: “Bazıları da SARS-CoV-2’nin insanlar arasında çok kolay yayıldığını, dolayısıyla bu amaçla yaratıldığını söylüyor. Başka bir argüman, SARS-CoV-2’nin, WIV araştırmacılarının 2012 ve 2015 yılları arasında yarasa örnekleri topladığı kullanılmayan bir madende bulunan koronavirüslerden türetilmiş olabileceğini öne sürüyor.

Peki bulaşıcı hastalık araştırmacıları ve evrimsel biyologlar bu argümanlar hakkında ne diyor?

Virüsü insanlara bulaştıran hiçbir hayvanın tespit edilmemiş olması şüpheli mi?

Salgın kökenine ilişkin araştırmalar genellikle yıllar alır ve bazı sorumlular tespit edilemez. Yarasalardan büyük olasılıkla misk kedileri yoluyla insanlara yayılan bir virüsle başlayan SARS salgınının kökenini ortaya çıkarmak 14 yıl sürdü. 2013-2016 yılları arasında dünyanın en büyük salgınının meydana geldiği bölgede bugüne kadar hiçbir hayvandan tam bir Ebola virüsü izole edilmedi.

Köken araştırmaları karmaşıktır, çünkü SARS durumundaki misk kedisi gibi belirli bir virüsün ana konağı olmayan hayvanlar arasındaki salgınlar genellikle seyrek görülür. Araştırmacılar, ölmeden veya enfeksiyonu temizlemeden önce doğru hayvanı bulmalıdır. Hayvan testleri pozitif olsa bile tükürük, dışkı veya kanda bulunan virüsler genellikle bozulur ve bu da patojenin tüm genomunu sıralamayı zorlaştırır.

Ancak bilim insanları, pandemi başladığından bu yana biraz ilerleme kaydetti. Örneğin, 27 Mayıs’ta bioRxiv’de yayımlanan bir rapor, güney Çin’deki yarasalarda bulunan bir koronavirüs olan RmYN02’nin, SARS-CoV-2 ile RATG13’ten daha yakın ilişkili olabileceğini öne sürüyor.

Çin’deki araştırmacılar, ara konak hayvanı bulmak amacıyla 80.000’den fazla yabani ve evcil hayvanı test etti; hiçbiri SARS-CoV-2 pozitif çıkmadı. Ama bu sayı, ülkedeki hayvanların çok küçük bir kısmı. Araştırmayı daraltmak için enfeksiyona en duyarlı hayvanları ve insanlarla yakın temasta olanları izole etmek üzere daha stratejik testlere ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Daha önce virüs bulaşmış hayvanları tanımlamak için antikor testlerinin kullanılmasını da öneriyorlar.

Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün Wuhan’da olması şüpheli mi?

Montana, Hamilton’daki Ulusal Sağlık Enstitüleri bünyesindeki Rocky Mountain Laboratories’den virolog Vincent Munster, viroloji laboratuvarlarının genellikle etraflarında bulunan virüsler konusunda uzmanlaştığını söylüyor. WIV, koronavirüslerde uzman, çünkü bu virüslerin birçoğu Çin ve çevresinde bulundu. Munster, endemik viral hastalıklara odaklanan diğer laboratuvarlardan da örnekler veriyor: Asya’daki grip laboratuvarları, Afrika’daki hemorajik ateş laboratuvarları ve Latin Amerika’daki dang humması laboratuvarları. (…)

Araştırmacılar, Wuhan’da bir koronavirüs salgınının şaşırtıcı olmadığını, çünkü buranın koronavirüslerin bulunduğu daha geniş bir bölgede yer alan 11 milyonluk bir şehir olduğunu belirtiyor. Bir havaalanı, tren istasyonları ve bölgenin dört bir yanından taşınan eşya ve yabani hayvan satan pazarları var ki bu da bir virüsün şehre girip hızla yayılabileceği anlamına geliyor.

Virüsün laboratuvarda oluşturulduğunu düşündüren özellikleri var mı?

Birkaç araştırmacı, SARS-CoV-2’nin özelliklerinin biyomühendislik yapıldığına işaret edip etmediğini araştırdı. Kaliforniya, La Jolla, Scripps Research’ten virolog Kristian Andersen liderliğindeki ilk ekiplerden biri, genetik manipülasyon işaretlerinin eksikliği de dahil olmak üzere birkaç nedenden ötürü bunun ‘olasılık dışı’ olduğuna karar verdi. Başka araştırmacılar, virüsün hücrelere girmesine yardımcı olan bir özellik olan furin bölünme bölgesinin mühendislik kanıtı olup olmadığını araştırdı, çünkü SARS-CoV-2’de bu bölgeler olsa da en yakın akrabalarında bulunmuyor. Furin bölünme bölgesi virüsün sivri uç proteininde yer alıyor. Bu bölgedeki proteinin bölünmesi ise virüsün hücreleri enfekte etmesi için gerekli.

Öte yandan diğer birçok koronavirüsün, soğuk algınlığına neden olan koronavirüsler gibi furin bölünme bölgeleri var. Bu bölgeyi barındıran virüsler, birbiriyle yakından ilişkili bir virüs grubuyla sınırlandırılmak yerine koronavirüs aile ağacına dağıldığından, Salt Lake City’deki Utah Üniversitesi’nden virolog Stephen Goldstein, bölgenin muhtemelen birden çok kez evrimleştiğini, çünkü bunun evrimsel avantaj sağladığını söylüyor. (…)

SARS-CoV-2’nin dikkat çeken bir diğer özelliği, furin bölünme bölgesinin bir kısmının altında yatan nükleotit kombinasyonu: CGG (amino asit argininini kodlarlar). Medium’da yayımlanan ve SARS-CoV-2’nin laboratuvar kaynaklı olduğuna dair spekülasyonlar içeren bir makale, Pasadena’daki Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Nobel ödüllü fahri profesör David Baltimore’un, virüslerin genellikle arginin için bu özel koda sahip olmadığı ancak insanlarda genellikle olduğu, bunun da araştırmacıların SARS-CoV-2’nin genomunu kurcalamış olabileceğine dair açık bir kanıt oluşturduğunu ima ettiği ifadelerine yer verdi.

Andersen, Baltimore’un bu ayrıntı konusunda yanıldığını söylüyor. SARS-CoV-2’de arginini kodlayan nükleotidlerin yaklaşık %3’ünün CGG olduğunu belirtiyor. Ve orijinal SARS epidemisine neden olan virüste arginin kodlayıcılarının yaklaşık %5’inin de CGG olduğuna dikkat çekiyor. Nature’a gönderdiği e-postada Baltimore, Andersen’ın evrimin SARS-CoV-2’yi ürettiği konusunda haklı olabileceğini söylüyor, ancak ‘başka olasılıklar da var ve bunların dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor’ diye ekliyor.

SARS-CoV-2’nin pandemiye yol açacak mükemmellikte olması, onun tasarlanmış olduğunu mu gösterir?

Birçok bilim insanı buna ‘hayır’ diyor. Virüsün insanlar arasında yayılması, bunun için tasarlandığı anlamına gelmez. Vizonlar arasında da yayılabiliyor, etçil memelilere de bulaşabiliyor. Geçen yılın büyük bir bölümünde insanlar arasında optimal olarak bulaşıcı değildi. Bunun yerine dünya çapında yeni, daha etkili varyantlar gelişti. (…)

Araştırmacılar bir madenden SARS-CoV-2 mi topladı?

Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden (WIV) araştırmacılar 2012-2015 yılları arasında, birkaç madencinin bilinmeyen bir solunum yolu hastalığına yakalanmasının ardından çalıştıkları madendeki yarasalardan yüzlerce örnek topladı. (Araştırmacılar geçen yıl, madencilerden alınan kan örneklerinde SARS-CoV-2’ye karşı üretilen antikor testinin negatif olduğunu bildirdi ki bu da hastalığın muhtemelen COVID-19 olmadığı anlamına geliyor.) Laboratuvarda ise WIV araştırmacıları yarasa örneklerinde yaklaşık 300 koronavirüs tespit etti. Ancak bir düzineden daha azından tam veya kısmi genomik diziler elde edebildiler ve bildirilenlerin hiçbiri SARS-CoV-2 değildi. Bu yılın başlarında DSÖ liderliğindeki köken araştırması sırasında, WIV araştırmacıları, köken araştırmacılarına laboratuvarda yalnızca üç koronavirüs ürettiklerini ve hiçbirinin SARS-CoV-2 ile yakından ilişkili olmadığını söyledi.

Araştırmacılar bu bilgiyi doğrulamak için WIV’deki dondurucuları incelememiş olsalar da düşük genom ve kültür sayısı virologları şaşırtmıyor. Munster, yarasa örneklerinden bozulmamış koronavirüsleri çıkarmanın son derece zor olduğunu söylüyor. Hayvanlarda virüs seviyeleri düşük oluyor ve genellikle dışkı, tükürük ve kan damlacıklarında parçalanıyor. Araştırmacılar virüsleri incelemek veya genetik olarak değiştirmek istediklerinde virüslerin laboratuvarda yaşaması için uygun canlı hayvan hücrelerini bularak onları (veya sentetik taklitlerini) canlı tutmaları gerekiyor ki bu zorlayıcı olabilir.

Dolayısıyla bilim insanlarına göre SARS-CoV-2’nin Çin’deki bu madenden gelmesi için WIV araştırmacılarının bazı ciddi teknik zorlukların üstesinden gelmiş ve bu bilgiyi birkaç yıl boyunca gizli tutarak DSÖ liderliğindeki misyonun araştırmacılarını yanlış yönlendirmiş olması gerekli. Buna dair bir kanıt yok, ancak yine de göz ardı edilemez.

Laboratuvar sızıntısına dair araştırmalar konusunda sırada ne var?

Biden, ABD İstihbarat Topluluğu’ndan 90 gün içinde kendisine rapor vermesini istedi. Belki de bu araştırma, The Wall Street Journal’da yayımlanan bir makaleye göre Wuhan Viroloji Enstitüsü’deki (WIV) üç personelin Çin’de ilk COVID-19 vakaları bildirilmeden önce, Kasım 2019’da hasta olduğunu öne süren ABD istihbaratına ışık tutacak. Makale, ABD yetkililerinin bu istihbaratın niteliği hakkında farklı görüşleri olduğunu ileri sürüyor. WIV’deki araştırmacılar, personelin Ocak 2020’den önce SARS-CoV-2 enfeksiyonunu gösterecek antikor testinin negatif olduğunu savunuyor.

İki hafta önce, Biden’ın baş tıbbi danışmanı Anthony Fauci, Çinli yetkililerden WIV personelinin hastane kayıtlarını yayınlamalarını istedi. Başkaları da WIV personelinden kan örnekleri istedi; WIV’deki yarasa ve virüs örneklerine, laboratuvar defterlerine ve sabit disklere erişim talep etti. Ancak bu tür taleplerin ne getireceği belli değil çünkü Çin, laboratuvarda tam bir araştırmaya yönelik talepleri kabul etmedi. Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian, bunun yerine ABD laboratuvarlarının soruşturulması gerektiğini ve ABD’deki bazı kişilerin “olguları veya gerçekleri umursamadığını ve bilim temelli köken çalışmasına hiç ilgi duymadıklarını’ söyledi.

Biden’ın araştırması başlarken ve DSÖ köken çalışmasında bir sonraki aşamayı değerlendirirken, pandemi uzmanları kendilerini uzun bir yola hazırlıyor. Kanada, Winnipeg’deki Manitoba Üniversitesi’nden virolog Jason Kindrachuk, ‘Bir cevap istiyoruz. Ancak kanıt parçalarını haftalar, aylar ve yıllar boyunca bir araya getirmeye devam etmemiz gerekebilir’ diyor.”

Bu yazı ilk kez 1 Temmuz 2021’de yayımlanmıştır.

 

Amy Maxmen ve Smriti Mallapaty’nin Scientific American internet sitesinde yayımlanan “We heal one another” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.scientificamerican.com/article/the-covid-lab-leak-hypothesis-what-scientists-do-and-do-not-know1/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend