Jesus çok şey yapabilir, ama henüz ilk adımları attı

Fenerbahçe Teknik Direktörü Jorge Jesus, kısa zamanda takımına damgasını vurmayı başardı. Buna bağlı olarak da övgüler zirve yapmış durumda. Ancak henüz hiçbir şey kazanılmış değil. Bizde başarıyla başarısızlık arasında çok ince bir çizginin olduğu unutulmamalı. Ahmet Çakır yazdı.

Tam adı Jorge Fernando Pinheiro de Jesus; 24 Temmuz 1954 doğumlu, yani 68 yaşında. Geçmişte iki dönem Benfica’yı, Sporting CP’yi ve Flamengo’yu çalıştırdı. Başka takımlarda da görev yaptı. Çalıştırdığı 12 ayrı takımda 16 kupa kazandı.

Bu ve başka bilgiler, içinde bulunduğumuz günlerde Fenerbahçelileri çok mutlu eden teknik direktörleri Jorge Jesus’u tam anlatan ifadeler değil. Onun sarı-lacivertli takımda kısa sayılabilecek bir dönemde yapabildikleri ve bunlardan doğan gelecek umudu, taraftarları daha çok mutlu ediyor.

Kişisel ölçütlerime göre Jesus, ‘yapabilen’ teknik adamlardan. Bunu ‘kazanan’ olarak da okuyabilirsiniz. Evet, teknik adamlar arasında yapamayanlar ya da yaptıkları yeterli olmayanlar da var. Nitekim Ali Koç görev dönemi boyunca bunun acısını çok çekti. Özellikle ilk seçildiği dönemdeki Philip Cocu fiyaskosu olacak iş değildi. PSV’yi çalıştırdığı 4 sezonda 3 şampiyonluk kazanmış olan Cocu, muhteşem futbolculuk kariyerinin yanında PSV’de başardıklarıyla, takımın başına getirilebilecek teknik adamlar arasında ilk sıralara yazılabilecek olanlardan biriydi.

Bir yandan da rekor sayılabilecek düzeyde transfer yapıldı ve Cocu’nun takımı tarihin en büyük fiyaskolarından birini yaşadı. Sarı-lacivertli takımın uzun süre küme düşme çizgisinde oluşu, o güne kadar hiç görülmemiş bir durumdu. (Geçmişte de böyle fiyaskolar yaşandığı olmuştu, ama onun kabul edilebilir nedenleri vardı.)

Emre Belözoğlu ve futbol aklı

Sonrasındaki seçimler de pek isabetli olmadı. 4 sezonda takımın başına getirilen bir yığın hocadan ve yapılan 69 oyuncu transferinden beklenen verim alınamadı. Yaşanan fiyaskoyla ilgili olarak yapılan değerlendirmelerde ‘Hollandalı hocaların Türkiye’de başarılı olamadıkları’ gibi basmakalıp ifadeler de vardı, transferlerin belli bir ‘futbol aklı’ ile yapılmadığı yolunda eleştiriler de. Öyle ki Emre Belözoğlu göreve getirilirken Başkan Ali Koç’la bundan sonra futbol aklı içinde hareket edeceklerini söylemekten kendini alamamıştı.

O dedikleri tam olarak yapılabildi mi, emin değilim, ama Belözoğlu’nun kısa döneminde şampiyonluğa çok yaklaşıldı. Sondan 1 önceki hafta kendi sahalarındaki Sivasspor yenilgisi olmasa, sarı-lacivertliler özledikleri şampiyonluğa kavuşacaktı. O zaman da futbol aklı ile hareket edilmiş olduğunu hepimiz kolaylıkla kabullenecektik.

İsmail Kartal ve Jesus’un ilk sendelemesi

Geçen sezon 13 maçlık dilimde olağanüstü denilebilecek bir başarı kazanan İsmail Kartal da kolay unutulmayacaktır. Jesus’un ilk sendelemesinde medyada bununla ilgili karşılaştırmalar yapılacaktır. Jesus’un karnesinin aynı sayıda maçta takımın başında bulunmuş olan Kartal ile karşılaştırılması doğaldır. Bu kıyaslamada İsmail hocanın üstün çıkması da kimseyi şaşırtmamalıdır.

Peki, o zaman niye İsmail Kartal ile devam edilmemiş de başkan Ali Koç’un gerçekten büyük özveri göstererek Jesus’u getirmesi gerekli görülmüştür. (Bu işin pek kolay olmadığı, Ali Koç’un Jesus’u ikna etmek için epeyce çaba göstermek zorunda kaldığı ve sadece 1 sezonluk sözleşme yapılabildiği gibi noktaları atlamayalım.)

Jesus, sarı-lacivertli takımı sadece içerde değil, dışarda da yukarılara taşıyabilecek bir teknik adam olarak görülüyordu. Kariyeri ortadaydı ve bunu yapabileceği açıktı. Ali Koç artık bu konuda zar atabilecek durumda değildi, garantiye gitmek istiyordu. Cumhuriyetin 100. yılında kazanılacak bir şampiyonluk geride kalan 4 yılın fiyaskolarını unutturabilirdi.

İşini iyi biliyor

Onun için ‘yapabilen teknik adam’ değerlendirmesinde bulunduk. Peki, başka nasıl teknik direktörler var? Çok basit: Ortadaki kategoriyi ‘idare edenler’ diye adlandırabiliriz. Geriye de ‘yapamayanlar’ kalır. Bunları zaten sürekli görüyorsunuz.

Yapabilen teknik adamların özellikleri şunlar: İşini iyi biliyor, neyi nasıl yapacağından emin, sadece futbol takımını değil, yönetimi de idare edebilme becerisine sahip. Bu donanımlarının yanında çalışkanlıkları ve tutkulu tavırları mutlaka belirtilmeli.

Jesus’un da şu ana kadar ortaya koyabildiği özellikler bunlar. Gerçekte henüz o kadar abartılacak bir şey yok. Fenerbahçe henüz bir şey kazanmadı. Sadece çok şey kazanabileceği umudunu verdi. Önceki sezonlarda bu haftalara gelindiğinde çoktan havlu atılmış olabiliyordu. Bu kez her türlü başarının en güçlü adayı Fenerbahçe. Bunda en önemli etken de Jesus. Maç eksiğine karşın ligde zirvede, Avrupa’da da yukarıya doğru yürüyebilir durumda. Bunlar epey zamandır özlenen durumlardı.

Medyadaki Jesus övgülerinin doğrudan onunla ilgili olmayan bir yanının bulunduğu da unutulmamalı. Fenerbahçe medya için her zaman önemli bir tiraj ve reyting unsuru olarak görülmüştür. Son yıllardaki başarısızlık da medyanın Fenerbahçeli okur ve izleyiciyi önemli ölçüde kaybetmesine yol açmıştır. Bugün ortaya çıkan durumun abartılması, medyanın vazgeçemediği özelliklerinden biridir. İşlerin iyi gittiği dönemlerde göklere çıkarılırsınız, birkaç küçük aksaklıkta ise başınıza neler geleceği belli olmaz. ‘Niye bir Türk yardımcı almadı?’ noktasından başlayan eleştirilerin nerelere kadar varabileceğini asla kestiremezsiniz.

Hepsini ötesinde sadece 1 sezonluk sözleşme yapmış olması ve medyanın sanki haber yapıyormuş gibi bir yaklaşımla, Kasım ayında başlayacak Dünya Kupası sırasında onunla uzun süreli bir sözleşme yapılabileceği şeklindeki yol göstermeleri de üzerinde düşünülecek noktalar…

Başarılara ihtiyatlı yaklaşmak gerek

Portekizli hocanın şu güne kadar olan karnesinin hep pekiyilerle dolu olmadığı da gözden uzak tutulmamalı. Jesus’un takımının, savaş koşulları nedeniyle pek parlak durumda olmayan Dinamo Kiev karşısında Şampiyonlar Ligi şansını değerlendiremediği kolay unutulacak bir durum değildir. (Ukrayna takımının ne durumda olduğunu, kendi sahasında, yani Polonya’da AEK Larnaka’ya yenilmesinden ve grup sonunculuğundan anlayabilirsiniz.) Ligde sezonun ilk haftalarında Konyaspor karşısındaki yenilgi de ciddi bir kayıptır.

Bizde yere-göğe sığdıramama şeklindeki övgülerin iki maçta tersine dönebildiği bilinmeyen bir durum değildir. Onun için Jesus’un başarılarına biraz daha ihtiyatlı yaklaşmakta yarar vardır. Portekizli hoca bugün alkışlanan işlerinden çok daha fazlasını yaptığı halde, istenen sonuç alınamadığı takdirde yerden yere vurulur. Bizde eleştiri denilen olay, böylesi uçtan uca savrulmalardır. Bu, unutulmamalı.

Onun şu ana kadar başardığı işlerin başında, bazı ezberleri bozduğu yolunda düşünceler var. Bunlarla ilgili olarak futboldaki doğruların kimsenin tekelinde olmadığı gibi bir değerlendirme daha yerinde olur. Başka bir ifadeyle, futbolda tek doğru yoktur, da diyebiliriz.

Örneğin, bugüne kadar herhangi bir takımın başarısında bir çırpıda sayılabilir 11’in oluşmasının büyük payının bulunduğu kabul edilir. Jesus bunun tersini kanıtlar gibi olduğu için bunun doğruluğu ortadan kalkmaz. Futbol tarihine baktığınızda en büyük başarıları kazanan takımların böyle bir 11’e sahip olanlar arasından çıktığını görürsünüz.

Jesus’un kadrodaki 20’nin üzerindeki oyuncuyu da aşağı-yukarı aynı düzeyde hazır tutup pek çok maçta değişen kadrolarla mücadele edip başarı kazanması yabana atılacak bir durum değil. Çünkü geçmişte pek çok teknik direktörün geniş kadroyu yönetme konusunda sıkıntı çektiklerini ve bunun bir dezavantaja dönüşebildiğinin örnekleri var.

Jesus’un şu ana kadar karşılaştığı rakipler arasında Rennes dışında bütün ekiplerden çok daha güçlü bir kadroya sahip olduğu unutulmamalıdır. Geçmişte aynı güçteki kadrolarla bazı teknik direktörlerin hiçbir şey yapamadıkları da bilinir. Ancak Jesus’un öneminin ve değerinin sürekli vurgulanması sırasında bu etken gözden kaçırılmamalıdır Jesus’un elinde güçlü bir kadro var. Ayrıca, bu kadroya kendi istediği futbolu oynatabilmek için önceki dönemlerde çalıştığı takımlardan bazı oyuncuları da alabilmiştir. Bunlar neyi nasıl yapacağını iyi bildiğinin göstergeleri olarak kabul edilebilir.

Haftada iki maç

Değişik oyunculardan oluşan kadrolara aynı futbolu oynatabilmek, takımın her geçen gün gelişme göstermesini sağlamak ve herkesi hedefe ulaşılabileceğine inandırmak, hiç yabana atılacak işler değildir. Jesus bunları yapmıştır.

Bizim takımlarımızın haftada iki maçı kaldıramadıkları yolundaki değerlendirmeler ise sadece laftır. Memleketimiz bir fikir ülkesi değildir. O nedenle bu tür anlamsız sözler sanki çok önemli fikirlermiş gibi değer görebilir. Hele futbol dünyasında bu kavramın hiç yerinin olmadığını düşünenler de az değildir. Onun yerine böyle basmakalıp laflar itibar görür. Geçmişte çok daha dar kadrolarla iki maç çıkarmanın en parlak örneğini Galatasaray 2000’de hem UEFA Kupası’nı kazanarak hem de lig şampiyonu olarak vermiştir. Başka örnekler de bulabiliriz.

Jesus’un bu konudaki tavrı, böyle anlamsız şeylerle vakit kaybetmeyip işine bakıyor oluşudur. Başka pek çok konuda da gönülleri kazanacak davranışları olmuştur Portekizli hocanın. Hakemler hakkında konuşmayışı, oyuncularının da hakemle uğraşmasını engellemesi bizim memleket koşullarında önemli bir durumdur. Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki maç sonrasında yine oyuncularının formalarını tribündeki taraftarlara vermeleri için onları yönlendirmesi de görmezden gelinemeyecek olumlu bir tavırdır. Oyuncularının her durumda işlerine odaklanmasının yanında bu tür ‘halkla ilişkiler faaliyetlerini’ de ihmal etmeyişlerinin ne kadar önemli olabildiğini görüyoruz.

Jesus’un bizim teknik direktörlerden ya da geçmişte yeterince başarılı olamayan yabancılardan en belirgin farkı, çevresindekileri hedefe doğru yönlendirebilme becerisidir. Sadece futbolcularını değil, yönetimi, camiayı ve taraftarları da bu doğrultuda etkilemeyi başarmıştır. Bunun hiç kolay bir iş olmadığını yaşayanlar bilir.

Portekizli hocanın önemli bir şansı da Galatasaray ve Beşiktaş gibi en güçlü rakiplerin teknik adamlarının tartışılır durumda oluşudur. Çünkü sizin başarınızı belirleyecek etkenlerden biri de budur. Gerek Okan Buruk, gerekse Valérien Ismaël henüz takımlarına tam olarak sahip olabilmiş durumda değiller, demeye kalmadan Fransız hocanın Beşiktaş’la vedalaşma durumu ortaya çıktı.

Benzer bir durumun Okan Buruk için de söz konusu olması kimseyi şaşırtmaz. Sarı-kırmızılı camia ve taraftarın ona yeter derecede güven duyduğu söylenemez. Hele Fatih Terim’in boşta olduğu bir dönemde Galatasaray teknik direktörünün huzur içinde, verimli çalışmasının beklenemeyeceği de bir memleket gerçeğidir.

Öteki önemli rakip Emre Belözoğlu karşısında güçlükle elde edilebilen galibiyet ise Fenerbahçe’yi ve Jesus’u uzun süre zirvede tutacak bir etken olabilir. Kısacası şimdilik ipler Jesus’un elinde görülüyor. Portekizli hocanın bunu kolay kolay bırakmayacak kadar bilgisi ve deneyimi de var.

İşlerin iyi gitmesi için sahada yaptıklarınızın yeterli olmadığı dönemler yaşanabilir futbolda. Fenerbahçe için saha içinde de dışında da işlerin iyi gittiği bir dönem yaşanıyorsa bunun baş aktörünün Jesus olduğunu da kabullenmeliyiz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

Ahmet Çakır
Ahmet Çakır
Ahmet Çakır - Spor yazarı, edebiyatla da ilgileniyor. Sporla ilgili 13 kitabı var. Edebiyatla ilgili Dostun Ölümü (Öykü) ve Bana Derler Balatlı (Anlatı) kitapları bulunuyor. 1980’de Dünyada ve Türkiye’de Sansür çalışması ile Yunus Nadi Ödülü kazandı. 1982’de Akademi Kitabevi Öykü ödülünü aldı. 12 yıl TRT’de ve sonrasında aralarında Hürriyet’in de bulunduğu çeşitli gazetelerde çalıştı. Radyo oyunları yazdı ve uyguladı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanını hem radyo oyunu hem sahne oyunu olarak uyarladı. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde başkan yardımcısı ve genel sekreter olarak iki dönem görev yaptı. TGC üyesi. Sportstv kanalında Sporsever programını yapıyor. Sürekli basın kartı sahibi.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Jesus çok şey yapabilir, ama henüz ilk adımları attı

Fenerbahçe Teknik Direktörü Jorge Jesus, kısa zamanda takımına damgasını vurmayı başardı. Buna bağlı olarak da övgüler zirve yapmış durumda. Ancak henüz hiçbir şey kazanılmış değil. Bizde başarıyla başarısızlık arasında çok ince bir çizginin olduğu unutulmamalı. Ahmet Çakır yazdı.

Tam adı Jorge Fernando Pinheiro de Jesus; 24 Temmuz 1954 doğumlu, yani 68 yaşında. Geçmişte iki dönem Benfica’yı, Sporting CP’yi ve Flamengo’yu çalıştırdı. Başka takımlarda da görev yaptı. Çalıştırdığı 12 ayrı takımda 16 kupa kazandı.

Bu ve başka bilgiler, içinde bulunduğumuz günlerde Fenerbahçelileri çok mutlu eden teknik direktörleri Jorge Jesus’u tam anlatan ifadeler değil. Onun sarı-lacivertli takımda kısa sayılabilecek bir dönemde yapabildikleri ve bunlardan doğan gelecek umudu, taraftarları daha çok mutlu ediyor.

Kişisel ölçütlerime göre Jesus, ‘yapabilen’ teknik adamlardan. Bunu ‘kazanan’ olarak da okuyabilirsiniz. Evet, teknik adamlar arasında yapamayanlar ya da yaptıkları yeterli olmayanlar da var. Nitekim Ali Koç görev dönemi boyunca bunun acısını çok çekti. Özellikle ilk seçildiği dönemdeki Philip Cocu fiyaskosu olacak iş değildi. PSV’yi çalıştırdığı 4 sezonda 3 şampiyonluk kazanmış olan Cocu, muhteşem futbolculuk kariyerinin yanında PSV’de başardıklarıyla, takımın başına getirilebilecek teknik adamlar arasında ilk sıralara yazılabilecek olanlardan biriydi.

Bir yandan da rekor sayılabilecek düzeyde transfer yapıldı ve Cocu’nun takımı tarihin en büyük fiyaskolarından birini yaşadı. Sarı-lacivertli takımın uzun süre küme düşme çizgisinde oluşu, o güne kadar hiç görülmemiş bir durumdu. (Geçmişte de böyle fiyaskolar yaşandığı olmuştu, ama onun kabul edilebilir nedenleri vardı.)

Emre Belözoğlu ve futbol aklı

Sonrasındaki seçimler de pek isabetli olmadı. 4 sezonda takımın başına getirilen bir yığın hocadan ve yapılan 69 oyuncu transferinden beklenen verim alınamadı. Yaşanan fiyaskoyla ilgili olarak yapılan değerlendirmelerde ‘Hollandalı hocaların Türkiye’de başarılı olamadıkları’ gibi basmakalıp ifadeler de vardı, transferlerin belli bir ‘futbol aklı’ ile yapılmadığı yolunda eleştiriler de. Öyle ki Emre Belözoğlu göreve getirilirken Başkan Ali Koç’la bundan sonra futbol aklı içinde hareket edeceklerini söylemekten kendini alamamıştı.

O dedikleri tam olarak yapılabildi mi, emin değilim, ama Belözoğlu’nun kısa döneminde şampiyonluğa çok yaklaşıldı. Sondan 1 önceki hafta kendi sahalarındaki Sivasspor yenilgisi olmasa, sarı-lacivertliler özledikleri şampiyonluğa kavuşacaktı. O zaman da futbol aklı ile hareket edilmiş olduğunu hepimiz kolaylıkla kabullenecektik.

İsmail Kartal ve Jesus’un ilk sendelemesi

Geçen sezon 13 maçlık dilimde olağanüstü denilebilecek bir başarı kazanan İsmail Kartal da kolay unutulmayacaktır. Jesus’un ilk sendelemesinde medyada bununla ilgili karşılaştırmalar yapılacaktır. Jesus’un karnesinin aynı sayıda maçta takımın başında bulunmuş olan Kartal ile karşılaştırılması doğaldır. Bu kıyaslamada İsmail hocanın üstün çıkması da kimseyi şaşırtmamalıdır.

Peki, o zaman niye İsmail Kartal ile devam edilmemiş de başkan Ali Koç’un gerçekten büyük özveri göstererek Jesus’u getirmesi gerekli görülmüştür. (Bu işin pek kolay olmadığı, Ali Koç’un Jesus’u ikna etmek için epeyce çaba göstermek zorunda kaldığı ve sadece 1 sezonluk sözleşme yapılabildiği gibi noktaları atlamayalım.)

Jesus, sarı-lacivertli takımı sadece içerde değil, dışarda da yukarılara taşıyabilecek bir teknik adam olarak görülüyordu. Kariyeri ortadaydı ve bunu yapabileceği açıktı. Ali Koç artık bu konuda zar atabilecek durumda değildi, garantiye gitmek istiyordu. Cumhuriyetin 100. yılında kazanılacak bir şampiyonluk geride kalan 4 yılın fiyaskolarını unutturabilirdi.

İşini iyi biliyor

Onun için ‘yapabilen teknik adam’ değerlendirmesinde bulunduk. Peki, başka nasıl teknik direktörler var? Çok basit: Ortadaki kategoriyi ‘idare edenler’ diye adlandırabiliriz. Geriye de ‘yapamayanlar’ kalır. Bunları zaten sürekli görüyorsunuz.

Yapabilen teknik adamların özellikleri şunlar: İşini iyi biliyor, neyi nasıl yapacağından emin, sadece futbol takımını değil, yönetimi de idare edebilme becerisine sahip. Bu donanımlarının yanında çalışkanlıkları ve tutkulu tavırları mutlaka belirtilmeli.

Jesus’un da şu ana kadar ortaya koyabildiği özellikler bunlar. Gerçekte henüz o kadar abartılacak bir şey yok. Fenerbahçe henüz bir şey kazanmadı. Sadece çok şey kazanabileceği umudunu verdi. Önceki sezonlarda bu haftalara gelindiğinde çoktan havlu atılmış olabiliyordu. Bu kez her türlü başarının en güçlü adayı Fenerbahçe. Bunda en önemli etken de Jesus. Maç eksiğine karşın ligde zirvede, Avrupa’da da yukarıya doğru yürüyebilir durumda. Bunlar epey zamandır özlenen durumlardı.

Medyadaki Jesus övgülerinin doğrudan onunla ilgili olmayan bir yanının bulunduğu da unutulmamalı. Fenerbahçe medya için her zaman önemli bir tiraj ve reyting unsuru olarak görülmüştür. Son yıllardaki başarısızlık da medyanın Fenerbahçeli okur ve izleyiciyi önemli ölçüde kaybetmesine yol açmıştır. Bugün ortaya çıkan durumun abartılması, medyanın vazgeçemediği özelliklerinden biridir. İşlerin iyi gittiği dönemlerde göklere çıkarılırsınız, birkaç küçük aksaklıkta ise başınıza neler geleceği belli olmaz. ‘Niye bir Türk yardımcı almadı?’ noktasından başlayan eleştirilerin nerelere kadar varabileceğini asla kestiremezsiniz.

Hepsini ötesinde sadece 1 sezonluk sözleşme yapmış olması ve medyanın sanki haber yapıyormuş gibi bir yaklaşımla, Kasım ayında başlayacak Dünya Kupası sırasında onunla uzun süreli bir sözleşme yapılabileceği şeklindeki yol göstermeleri de üzerinde düşünülecek noktalar…

Başarılara ihtiyatlı yaklaşmak gerek

Portekizli hocanın şu güne kadar olan karnesinin hep pekiyilerle dolu olmadığı da gözden uzak tutulmamalı. Jesus’un takımının, savaş koşulları nedeniyle pek parlak durumda olmayan Dinamo Kiev karşısında Şampiyonlar Ligi şansını değerlendiremediği kolay unutulacak bir durum değildir. (Ukrayna takımının ne durumda olduğunu, kendi sahasında, yani Polonya’da AEK Larnaka’ya yenilmesinden ve grup sonunculuğundan anlayabilirsiniz.) Ligde sezonun ilk haftalarında Konyaspor karşısındaki yenilgi de ciddi bir kayıptır.

Bizde yere-göğe sığdıramama şeklindeki övgülerin iki maçta tersine dönebildiği bilinmeyen bir durum değildir. Onun için Jesus’un başarılarına biraz daha ihtiyatlı yaklaşmakta yarar vardır. Portekizli hoca bugün alkışlanan işlerinden çok daha fazlasını yaptığı halde, istenen sonuç alınamadığı takdirde yerden yere vurulur. Bizde eleştiri denilen olay, böylesi uçtan uca savrulmalardır. Bu, unutulmamalı.

Onun şu ana kadar başardığı işlerin başında, bazı ezberleri bozduğu yolunda düşünceler var. Bunlarla ilgili olarak futboldaki doğruların kimsenin tekelinde olmadığı gibi bir değerlendirme daha yerinde olur. Başka bir ifadeyle, futbolda tek doğru yoktur, da diyebiliriz.

Örneğin, bugüne kadar herhangi bir takımın başarısında bir çırpıda sayılabilir 11’in oluşmasının büyük payının bulunduğu kabul edilir. Jesus bunun tersini kanıtlar gibi olduğu için bunun doğruluğu ortadan kalkmaz. Futbol tarihine baktığınızda en büyük başarıları kazanan takımların böyle bir 11’e sahip olanlar arasından çıktığını görürsünüz.

Jesus’un kadrodaki 20’nin üzerindeki oyuncuyu da aşağı-yukarı aynı düzeyde hazır tutup pek çok maçta değişen kadrolarla mücadele edip başarı kazanması yabana atılacak bir durum değil. Çünkü geçmişte pek çok teknik direktörün geniş kadroyu yönetme konusunda sıkıntı çektiklerini ve bunun bir dezavantaja dönüşebildiğinin örnekleri var.

Jesus’un şu ana kadar karşılaştığı rakipler arasında Rennes dışında bütün ekiplerden çok daha güçlü bir kadroya sahip olduğu unutulmamalıdır. Geçmişte aynı güçteki kadrolarla bazı teknik direktörlerin hiçbir şey yapamadıkları da bilinir. Ancak Jesus’un öneminin ve değerinin sürekli vurgulanması sırasında bu etken gözden kaçırılmamalıdır Jesus’un elinde güçlü bir kadro var. Ayrıca, bu kadroya kendi istediği futbolu oynatabilmek için önceki dönemlerde çalıştığı takımlardan bazı oyuncuları da alabilmiştir. Bunlar neyi nasıl yapacağını iyi bildiğinin göstergeleri olarak kabul edilebilir.

Haftada iki maç

Değişik oyunculardan oluşan kadrolara aynı futbolu oynatabilmek, takımın her geçen gün gelişme göstermesini sağlamak ve herkesi hedefe ulaşılabileceğine inandırmak, hiç yabana atılacak işler değildir. Jesus bunları yapmıştır.

Bizim takımlarımızın haftada iki maçı kaldıramadıkları yolundaki değerlendirmeler ise sadece laftır. Memleketimiz bir fikir ülkesi değildir. O nedenle bu tür anlamsız sözler sanki çok önemli fikirlermiş gibi değer görebilir. Hele futbol dünyasında bu kavramın hiç yerinin olmadığını düşünenler de az değildir. Onun yerine böyle basmakalıp laflar itibar görür. Geçmişte çok daha dar kadrolarla iki maç çıkarmanın en parlak örneğini Galatasaray 2000’de hem UEFA Kupası’nı kazanarak hem de lig şampiyonu olarak vermiştir. Başka örnekler de bulabiliriz.

Jesus’un bu konudaki tavrı, böyle anlamsız şeylerle vakit kaybetmeyip işine bakıyor oluşudur. Başka pek çok konuda da gönülleri kazanacak davranışları olmuştur Portekizli hocanın. Hakemler hakkında konuşmayışı, oyuncularının da hakemle uğraşmasını engellemesi bizim memleket koşullarında önemli bir durumdur. Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki maç sonrasında yine oyuncularının formalarını tribündeki taraftarlara vermeleri için onları yönlendirmesi de görmezden gelinemeyecek olumlu bir tavırdır. Oyuncularının her durumda işlerine odaklanmasının yanında bu tür ‘halkla ilişkiler faaliyetlerini’ de ihmal etmeyişlerinin ne kadar önemli olabildiğini görüyoruz.

Jesus’un bizim teknik direktörlerden ya da geçmişte yeterince başarılı olamayan yabancılardan en belirgin farkı, çevresindekileri hedefe doğru yönlendirebilme becerisidir. Sadece futbolcularını değil, yönetimi, camiayı ve taraftarları da bu doğrultuda etkilemeyi başarmıştır. Bunun hiç kolay bir iş olmadığını yaşayanlar bilir.

Portekizli hocanın önemli bir şansı da Galatasaray ve Beşiktaş gibi en güçlü rakiplerin teknik adamlarının tartışılır durumda oluşudur. Çünkü sizin başarınızı belirleyecek etkenlerden biri de budur. Gerek Okan Buruk, gerekse Valérien Ismaël henüz takımlarına tam olarak sahip olabilmiş durumda değiller, demeye kalmadan Fransız hocanın Beşiktaş’la vedalaşma durumu ortaya çıktı.

Benzer bir durumun Okan Buruk için de söz konusu olması kimseyi şaşırtmaz. Sarı-kırmızılı camia ve taraftarın ona yeter derecede güven duyduğu söylenemez. Hele Fatih Terim’in boşta olduğu bir dönemde Galatasaray teknik direktörünün huzur içinde, verimli çalışmasının beklenemeyeceği de bir memleket gerçeğidir.

Öteki önemli rakip Emre Belözoğlu karşısında güçlükle elde edilebilen galibiyet ise Fenerbahçe’yi ve Jesus’u uzun süre zirvede tutacak bir etken olabilir. Kısacası şimdilik ipler Jesus’un elinde görülüyor. Portekizli hocanın bunu kolay kolay bırakmayacak kadar bilgisi ve deneyimi de var.

İşlerin iyi gitmesi için sahada yaptıklarınızın yeterli olmadığı dönemler yaşanabilir futbolda. Fenerbahçe için saha içinde de dışında da işlerin iyi gittiği bir dönem yaşanıyorsa bunun baş aktörünün Jesus olduğunu da kabullenmeliyiz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

Ahmet Çakır
Ahmet Çakır
Ahmet Çakır - Spor yazarı, edebiyatla da ilgileniyor. Sporla ilgili 13 kitabı var. Edebiyatla ilgili Dostun Ölümü (Öykü) ve Bana Derler Balatlı (Anlatı) kitapları bulunuyor. 1980’de Dünyada ve Türkiye’de Sansür çalışması ile Yunus Nadi Ödülü kazandı. 1982’de Akademi Kitabevi Öykü ödülünü aldı. 12 yıl TRT’de ve sonrasında aralarında Hürriyet’in de bulunduğu çeşitli gazetelerde çalıştı. Radyo oyunları yazdı ve uyguladı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanını hem radyo oyunu hem sahne oyunu olarak uyarladı. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde başkan yardımcısı ve genel sekreter olarak iki dönem görev yaptı. TGC üyesi. Sportstv kanalında Sporsever programını yapıyor. Sürekli basın kartı sahibi.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x