Toplum

25 Ocak 2024

Yazdır

Dijital obezite nedir? Nasıl kurtulursunuz?

Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar gibi cihazların hayatımıza kazandırdığı sayısız rahatlık var fakat beraberlerinde sorunlar da getiriyorlar, bu sorunlardan biri de dijital obezite.

Dijital obezite, dijital araçların aşırı kullanımı ve/veya dijital veri kaynaklarının aşırı tüketimi olarak tanımlanabilir.

Nasıl fiziksel obez bir insan normalde hayatta kalmamız ve sağlıklı bireyler olmamız için gerekli olan besinleri fazla miktarda tükettiği için obez oluyorsa, dijital obezler de günlük hayatımızı birçok açıdan kolaylaştıran teknolojiyi gereğinden fazla miktarda kullandıkları için gereksiz bir bilgi bombardımanı altında kalırlar.

Fiziksel olarak obez olan kişiler yediklerini seçerken çok seçici davranmadan sağlıksız ve kalitesiz kalorilere yönelirler, dijital obezler de veri kaynakları konusunda yeterince seçici davranmadan kalitesiz bilgi kaynaklarına…

Tüketim şekilleri açısından da her iki obezite birbirine benziyor. Örneğin; fiziksel obezitenin nedenlerinden biri olan tıkınırcasına yeme bozukluğunda kişi tıkınma atakları yaşar. Klasik bir tıkınma atağında bol miktarda yiyecek çok hızlı bir şekilde, adeta çiğnemeden, mide bir çöpmüşçesine tüketilir. Dijital obezitenin alt türlerinden biri olan seri izleme bağımlılığında da bir program veya dizinin bölümleri hemen hemen hiç ara vermeden peş peşe izlenir. Veya sosyal medyada kişi saatlerini geçirebilir. Bazen bilgisayarda bir konu araştırırken kişi açılan diğer sayfaların, kenarda çıkan reklamların etkisine kapılarak saatlerce internette sörf yapabilir.

Hem tıkınma atağı sonrasında hem de dijital platformlarda geçirilen saatler sonrasında genellikle yaşanılan duygu aynıdır: suçluluk ve pişmanlık. Üstelik dijital platformların uzun süreli ve kontrolsüzce kullanımı en yaygın kullanılan erteleme aktivitelerinden biridir: kişi asıl yapması gereken işi yapmak yerine “Biraz internette takılayım sonra yaparım” diyerek sosyal medyada veya haber sitelerinde saatler geçirilebilir.

Dijital obezitenin sağlığa zararı

Fiziksel obezitenin kişinin sağlığı üzerinde olumsuz etkileri biliniyor. Araştırmalar uzun süreli internet ve teknolojik aletlerin kullanımının uyku sorunlarına, kronik yorgunluğa, bağışıklık sisteminde zayıflamaya, iştah değişikliklerine, öz bakımda azalmaya, baş ağrılarına, görme problemlerine, sırt ağrılarına yol açabileceğini söylüyor.

Sosyal medyanın uzun süreli kullanımı da gençlerde depresyon, kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları gibi psikiyatrik hastalıkların yanında özgüvende düşüklük, sosyal izolasyon, yalnızlığın artması gibi birçok psikolojik soruna yol açıyor.

Her iki obezitenin benzer bir diğer yönü de, kişinin bu durumun sağlığı ve hayatı üzerinde yarattığı olumsuz etkinin farkında olmasına rağmen problemli olan davranışını sınırlamakta zorluk çekmesi.  Fiziksel bir obezin diyabet tanısı almasına rağmen tatlı yemeye devam etmesi gibi, dijital bir obezin çalışmazsa sınıfta kalacağını bilmesine rağmen final sınavları döneminde saatlerini sosyal medyada geçirmesi, dizi izlemeye harcaması bu açıdan benzer davranışlar.

Neden dijital obez haline geldik?

90’lı yıllarda internet ilk çıktığında çevrimiçi olabilmek epey zahmetliydi oysa teknolojik gelişmeler sayesinde internet akıllı telefonlarımıza da girdi, artık her istediğimiz an, her istediğimiz yerde çevrimiçi olma imkanına kavuştuk. Bu sayede yolda giderken, spor yaparken, toplantı sırasında, arkadaşlarımızlayken, birini veya bir şeyi beklerken, canımız her istediğinde veya sıkıldığımızda akıllı telefonlarımızdaki mobil internet sayesinde istediğimiz dijital kaynağa ulaşabiliyoruz. Bu durum bizleri adeta bir dijital uyaran seli altında bırakıyor.

Pandemi de bu süreci hızlandırdı. Pandemi bitmiş olmasına rağmen birçok kurumsal firma ve kişi yüz yüze çalışmaya bir alternatif olarak tamamen evden veya hibrit çalışmaya devam ediyor. Pandeminin bizi ekranlara daha yakınlaştıran bu özelliği dijital veri kaynaklarının kullanımını da giderek arttırarak dijital obezite için yatkınlaştırıcı bir etken oldu.

Sosyal onaya duyulan ihtiyaç ve beğenme butonunun etkisi

İnsanoğlunun temel özelliklerinden biri sosyal beğeni ve onaya duyduğu ihtiyaç.

Bu ihtiyaç özellikle de özgüveni dış kaynaklardan yani diğer insanlardan gelecek beğeni ve onaya endeksli olan düşük özgüvenli bireyler için geçerli.

Kişinin popülerliğinin sosyal medyada takipçi sayısıyla ölçüldüğü günümüzde, beğenme butonu da sosyal onayın önemli bir göstergesi olarak algılanıyor.

Sosyal medyada yapılan bir paylaşımdan sonra sık sık bu paylaşımın kaç kişi tarafından beğenildiğini kontrol etme ihtiyacı, sosyal medyaya girme sayısını arttırıyor, bu sırada incelenen paylaşımların da artması da kişiyi dijital obez haline getirebiliyor.

Bir pekiştirme aracı olarak like butonu

Öğrenme kuramları insan davranışının altında yatan psikolojik nedenlerini anlamak ve açıklamak için geliştirilmiş olan kuramlar.

Bu kuramlardan biri olan edimsel koşullanma kuramı özellikle bir davranışın neden tekrar tekrar yapıldığını açıklamak için oldukça faydalı.

Edimsel koşullanma kuramına göre; bir davranış sonucunda organizma bir ödül elde ederse veya bir cezadan kurtulursa, o davranış pekişir yani bir sonraki benzer uyaranla karşılaştığında organizma yine aynı davranışı gösterme eğiliminde olur.

Kişinin davranışı yapma olasılığını arttıran uyaranlara olumlu pekiştireç deniyor.

Sosyal medyadaki beğenme butonu olumlu pekiştireç olgusuna güzel bir örnek; kişi bir paylaşımda bulunur ve sonucunda beğeni alırsa, yeni paylaşımlarda bulunma olasılığı artar. Yani sosyal medyayı aktif kullanma davranışı pekişir.

Olumlu pekiştireçler üzerinde yapılan araştırmalar; ödülün organizma davranışı her gösterdiğinde sunulmasındansa, rastgele ve beklenmedik aralıklarla sunulmasının ödülle eşleşen davranışı yapma eğilimini daha fazla arttırdığını gösteriyor. Yani kişiyi aynı davranışı için her sefer ödüllendirmektense, aynı davranışı rastgele bir aralıkta ödüllendirmenin daha güçlü bir pekişmeyle sonuçlandığı söylenebilir. Bu keşif kumar makinalarının çalışma ilkesinde de yer alır.

Sosyal medyadaki beğenme butonuyla ilgili de benzer bir durum söz konusu. Kişi bir paylaşım yaptığında bazen yüksek bir ödül gelir yani fazla sayıda beğeni alır, bazense ödül gelmez yani kişi beğeni almaz veya düşük sayıda beğeni alır. Ödülün gelip gelmeyeceğini ne sıklıkta ve ne miktarda geleceğini bilmemek kişilerin sosyal medyayı kullanma davranışını pekiştirerek dijital obeziteye zemin hazırlar.

FOMO: Olan biteni kaçırma korkusu

İnternetin ve dijital kaynakların problemli düzeyde kullanılmasının bir diğer nedeni “olan biteni kaçırma korkusu” olarak çevirebileceğimiz “fear of missing out” (FOMO)’dur.

FOMO genel anlamda, bir şeyler kaçırma korkusu olarak görülebilir; kişi bir olaydan, buluşmadan veya durumdan geç haberdar olacağından ve bu nedenle dışarıda veya geride kalacağından korkar.

Örneğin; arkadaşlarının çoğunun izlediği diziden haberdar olmamak, bu dizi hakkında yapılacak bir sohbetin dışında kalmak demek olduğu için kişi kendini bu diziyi izlemek zorunda hisseder. Veya son moda hakkında bilgisi olmazsa giydiği bir kıyafet veya taktığı bir aksesuar demode kalabilir ve dışlanabilir; bu nedenle son modayı takip etmek ister. Her an iyi bir iş ilanı çıkabilir ve bu ilanı görmediği için işi kaçırabilir; bu nedenle iş ilanlarını rutin olarak kontrol etmek ister.

FOMO aslında sosyal kaygının bir türü ve yeni tanımlanmış bir kavram değil. Fakat, özellikle son 10 yılda sosyal medyanın giderek daha yoğun olarak kullanılması ve çeşitliliğin artması sonucunda FOMO da nispeten sık görülen bir durum haline geldi. Çünkü sosyal medya aracılığıyla insanlar birbirlerinin hayatlarına daha yakından şahit olabiliyor ve birbirleri hakkında daha hızlı bilgi alabiliyor. Bu da kaçırılabilecek daha çok haber, daha çok yenilik, daha çok olay, daha çok iş anlamına geliyor.

Sonuçta FOMO sosyal medya kullanımını arttırıyor, sosyal medya kullanımı da FOMO’yu.  Bu da haliyle dijital obezite gelişiminde önemli bir risk etkeni olarak karşımıza çıkıyor.

İnternetin içine doğan bir jenerasyon: iGen’ler

Bir psikoloji profesörü olan Dr. Jean M. Twenge iGen isimli kitabında, 1995 yılından sonra doğan jenerasyona internetin içine doğdukları için iGen (“i” internetin kısaltması, “gen” İngilizcede nesil anlamına gelen generation kelimesinin kısaltması) adını veriyor ve bu jenerasyonun birçok açıdan diğer jenerasyonlardan farklı olduğuna dair gözlemlerini aktarıyor. Bu farklılıkları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Irk, kültür ve cinsel yönelim açısından farklılıklara çok daha fazla tolerans gösteriyorlar.
  • Risk alma konusunda daha dikkatliler ve kendilerini güvende hissetme konusunda daha hassaslar.
  • Büyümekte gecikiyorlar; bir an önce kendi hayatlarını kurup evden uzaklaşmak, ekonomik özgürlüğünü kazanmak konusunda aceleci değiller.
  • Lise çağlarında diğer jenerasyondaki gençlere göre daha az alkol ve madde tüketiyorlar, daha az cinsellik yaşıyorlar.
  • Dinî inanışları daha az.
  • Otorite figürlerindense kendilerine daha fazla inanıyorlar.
  • Romantik ilişkilere karşı ilgileri ve girişimleri daha az.

iGen’lerin bu özelliklerinden bazıları sizlere ümit verici gelebilir ve bizlerden daha sağlıklı bir genç neslin yetişmekte olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat yine aynı kitapta bahsedildiğine göre; iGen’lerin karanlık bir yönü de var.

Özellikle bu jenerasyonun üniversite yaşlarına geldiğinde eski jenerasyonlardaki yaşıtlarına göre daha fazla depresyona meyilli oldukları, daha yüksek oranda kaygı hissettikleri, intihar oranlarının daha fazla olduğu, kendilerini daha fazla yalnız hissettikleri tespit edilmiş.

Bu jenerasyonun diğer jenerasyonlardan temel farkının internetin içine doğmaları ve dolayısıyla daha fazla akıllı telefon, sosyal medya ve dijital platformları kullanmaları olduğu düşünüldüğünde, bu ve bundan sonraki nesiller için dijital obezitenin önüne geçilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu oluşturmaya başladığını söylemek yanlış olmayacak.

Dijital obeziteden kurtulmanın yolu: Dijital minimalizm mümkün mü?

Fakat artık internetten vazgeçmek mümkün değil. O zaman ne yapacağız?

Tıpkı fiziksel obeziteden kurtulmak için sınırsız ve kalitesiz kaloriyi tüketme alışkanlığını değiştirip daha seçici ve kaliteli kalori tüketmeye başlamak gerektiği gibi, dijital obeziteden kurtulmak için de dijital araç ve kaynakların sınırlı ve kaliteli içerikte kullanılması gerekiyor.

Bir bilgisayar bilimcisi olan Cal Newport Dijital Minimalism isimli kitabında, dijital minimalizmi “çevrimiçi zamanı kişisel değerleri destekleyecek şekilde dikkatle seçilmiş az sayıda aktivite ile sınırlandırıp, geriye kalan her şeyi memnuniyetle kaçırmak şeklinde olan bir teknoloji kullanım felsefesi” olarak tanımlıyor. Dijital minimalist olmak için de şu önerilerde bulunuyor:

-Öncelikle teknolojiyi kullanmak için kişisel kurallarınızı belirleyin. Bunu yaparken mesleki veya akademik hayatınızı sürdürebilmeniz için veya hayatınızdaki en önemli kişilerle iletişimde kalmanız için mutlaka gerekli olduğunu düşündüğünüz teknolojileri listeleyin. Sonra sık kullandığınız ama zorunlu olmayan teknolojileri listeleyin. Örneğin; e-posta sistemi işiniz için iletişimde kalmanız için mutlak gerekli bir dijital platform olabilir. Ama sosyal medya uygulamaları hayatınızı sürdürmeniz için zorunlu olmayan ama sık kullandığınız bir platformlara örnektir.

-Ne zaman olacağını belirlediğiniz 30 gün boyunca zorunlu olmayan tüm dijital platformlardan uzak kalın. Zorunlu listesindeki platformları ise sadece gerektiği miktarda ve sürede kullanın. Örneğin; e-postalara günde sadece iki defa, sabah ve öğlen saatlerinde olacak şekilde baktığınızda zaten gün içinde yapmanız gereken işlerle ilgili bilgi alacaksınızdır.

-Zorunlu olmayan dijital platformları kullanmadığınız için ortaya çıkan boş zamanınızı hayattaki değerlerinize hizmet edeceğini düşündüğünüz yeni aktiviteler ile doldurmaya başlayın. Örneğin; sağlıklı olmak değerlerinizden biriyse boş vaktinizi keyif alarak yaptığınız bir fiziksel aktivite ile doldurabilirsiniz. Yeni şeyler öğrenmek bir değerinizse boş kalan vaktinizi yeni bir dil öğrenmekle geçirebilirsiniz. Yaratıcılık bir değerinizse resim yapmaya veya bir kitap yazmaya başlayabilirsiniz.

-Dijital olarak ayık geçirdiğiniz bu 30 günün sonunda zorunlu olmayan dijital teknolojilerin hangilerini hayatınıza geri almak istediğinize karar verin. Bu karar verme sürecinize yardımcı olabilecek bazı soruları kendinize sorabilirsiniz:

  • Bu teknolojiyi kullanmak benim hangi değerime hizmet edecek?
  • Bu teknolojiyi kullanmak bu değerime destek olacak en iyi yöntem mi? Daha iyi destek olacak ve dijital kullanım gerektirmeyen başka bir yöntem var mı?
  • Bu teknolojiyi kullanırken ondan maksimum fayda sağlayıp bana verdiği zararı minimalize etmek için bu teknolojiyi nasıl (örneğin ne sıklıkta ve ne amaçla) kullanmalıyım?

Bu soruları da yanıtladıktan sonra yapabileceklerinizi şöyle sıralamak mümkün:

Sosyal medya uygulamalarını telefonunuzdan silin. Böylelikle sosyal medyaya aklınıza gelen veya canınızın istediği her an değil, sadece bilgisayar başına oturduğunuz an girebileceksiniz.

Telefonunuza gelen bildirimlerin sesini kısın. Hızlıca cevaplamanız gereken bir bildirim varsa ayarlardan sadece onun sesini açabilirsiniz.

Gece yatarken telefonunuzu başucunuza koymayın, hatta mümkünse yatak odanızdan başka bir odaya koyun. Alarm için kendinize eski moda bir alarmlı saat alabilirsiniz.

Sosyal medyayı bir sosyal onay mercii gibi değil, bir profesyonel gibi kullanın. Takip ettiğiniz kişileri gerçekten ilginizi çeken içerikleri paylaşan kişilerle sınırlayın. Haber alma kaynaklarınızı tek ve en güvenilir bulduğunuz kaynağa indirin. Kendi paylaşımlarınızı da sadece beğeni almak için yapmadığınıza emin olun.

Dijital medya okur yazarlığı konusunda bilgilenin. Dijital platformlarda karşınıza çıkan her türlü bilgiyi kaynağını araştırmadan sisteminize sokarsanız, bir süre sonra dijital obez haline gelmeniz kaçınılmaz olacaktır. Tıpkı yediği yiyeceğin besin değerlerini, içeriğini ve kalorisini bilmeden bilinçsizce tüketim yapan bir fiziksel obez gibi. Paylaştığınız içerikte de benzer bir özen gösterin; doğruluğundan emin olmadığınız, zararlı olabilecek içerikleri paylaşmayın.

Çağımızın dijital obez insanı yalnızlık yoksunluğundan mustarip. Sürekli bir dijital bilgi seli altında kalırsanız, yalnız kalmanın aslında ne kadar kıymetli ve üretken bir süreç olabileceğini de unutursunuz. Üretken yalnızlığı tekrar keşfetmek için çevrimdışı geçirdiğiniz zamanın önemli olduğunu unutmayın.

Kaynaklar:

Okuma Önerileri:

  • Jean M. Twenge. iGen: Why Today’s Super-Connected Kds Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy—And Completely Unprepared For Adulthood. Atria Books, 2017.
  • Cal Newport. Digital Minimalism: Choosing a Focused Life in a Noisy World. Penguin, 2019

Dinleme önerileri:

Yeni Medya 451 podcast- Bölüm 1: Salgın Sonrası Dijital Obezite. https://open.spotify.com/episode/0QSR4eA400HQRaZ1gCQHms?si=f3f0da79910b44db.

Yeni Medya 451 podcast: Bölüm 2: Dijital Minimalism.

https://open.spotify.com/episode/2osITd8EnMfFl1yGzKwfIS?si=71aea10d488d443c

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 25 Ocak 2024’te yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez

Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend