Toplum

4 Şubat 2023

Yazdır

Dünyanın en güzel cümlesi: Tümörünüz iyi çıktı

Telefon acı acı çalıyor! Her okuduğumda dalga geçtiğim bu ifadeyi bir gün iliklerime kadar hissederek kendim için kullanabileceğim aklıma gelmezdi… Gerçekten telefonun sesi beynimi sızlatıyor şimdi… Hâlâ susmadı üstelik!

Sol mememden biyopsi alan doktorun asistanı arıyor. Biliyorum bu telefondan sonra hayatım asla eskisi gibi olmayacak!

Rapor temiz çıktı dese bile -temiz ne demekse!- şu yaşadığım endişeyi, hayatımın her anını sorguladığım son bir haftayı unutup, hiçbir şey olmamış gibi devam edemem. Tabii bir de diğer ihtimal var; işte asıl o zaman yaşayacaklarımı düşünmek bile çok zor…

Bin bir türlü fikir dolanıyor beynimde. Üstelik şanslı sayılırım; danışacağım pek çok uzman tanıyorum. Bunca zaman kanserle mücadele için gönüllü çalışmanın böyle bir faydası varmış demek. Aklıma biyopsi sonucunu öğrenmek için bir ay beklemek zorunda kalan Sevim geliyor, bir yıl önce tedavisi tamamlanmışken hem de. Ancak iki buçuk ay sonra kemoterapiye başlayabilmişti.

Yüksek ihtimalle ben hızlıca tedaviye başlayabileceğim. Ah kemoterapi! Yan etkileri ne kadar sarsacak acaba bedenimi? Kesin saçlarım dökülecek! Canım Şebnem, “Kanser olduğumu, dökülen saçlarımı elime aldığımda idrak etmiştim, sanki elimde tutuyordum hastalığımı” demişti.

Hadi peruk işi Saçım Saçın Olsun’dan halledilir. Kanser Savaşçıları Derneği’ne bir mail yazarım; toplanan saç bağışlarından üretilen perukların tanı alanlara hediye edildiği proje devam ediyor nasıl olsa.

Annem ve çocuklar için de psikoloğa danışabilirim. Onca tecrübeden sonra onları kandırırım diye kendimi kandıramayacağımı biliyorum. Ama ya diğerleri? “En zoru herkese dert anlatmak” diyordu Zeynep. “Uçağa binmeden yer hizmetleri görevlisine bile neden kel olduğumu ve maske taktığımı anlatmak zorunda kaldım. Bir de kanserin bulaşıcı olmadığını kanıtlamam için rapor istemişti.” Neyse pandemiden sonra kimse maskeye takılmaz artık!

Kanser bana yakışır mı?

“Üzülme, moral bu işin en önemli silahı” demeseler bari! Gel de sen üzülme! Elvan başlarda tedaviden yanıt alamayınca, “Çok üzülüyorum, çok takıyorum herhalde o yüzden işe yaramıyor tedavi” diye ne kadar ağlamıştı… Kimseye söylemesem de olmaz ki. Neleri düşünüyorum şimdiden!

Bakalım tümörü öldürmeye sadece kemoterapi yetecek mi. Ya doktorun önereceği ilacı sigorta karşılamazsa… Tutarı karşılamak için Kader gibi yardım kampanyası başlatırız o zaman. O da başka dert. Yardım toplama izni valilikten mi alınıyordu? Sahi Kader’in kocası aldı kaçtı ilaç parasını. Ne dünya ama!

Sadece hastalık değil, toplumsal yara mübarek!

Reyhan Ablamın o sorusu aklımdan hiç gitmiyor. “Aslıcım” demişti, “hani o kanserin hiç yakışmadığı ünlüler, zengin oldukları için daha iyi tedaviler mi görüyorlar da bu meretten kurtuluyorlar? Gücümüz yetmediği için mi ben hâlâ hastayım. Kanser bana yakışıyor mu ki?”

Bakalım bana yakışacak mı? Ah Reyhan Ablacım. İşinin ehli bir cerrah eğitim ameliyatı olarak özel hastanede karaciğerindeki lezyonu temizleyebileceğini söylediğinde ne kadar mutlu olmuştu. Cerrah ameliyat sırasında lezyonların karaciğerini temizlenemeyecek kadar sardığını görüp, operasyonu bitirdiğinde bile uyanınca hiç sızlanmamıştı. “Hastaneye kadar özel otomobille geldim. Her hafta devlet hastanesinde tedaviye gitmek için önce minibüse, sonra metrobüse binip, 20 dakika yürüyorum. Giderken iyi de kemo çok yoruyor, asıl dönüş yolu zulüm oluyor. Bana prensesler gibi baktılar burada.” diye binlerce kez teşekkür etmişti sağlık ekibine.

Kanser hayatının hep bir parçası oluyor artık!

Neyse Aslıcım düşünme şimdi bunları! Tedavini alıp, bu işi bitireceksin. Bilim senin yanında! Biri olmazsa, daha denenecek onlarca tedavi var. Hep demiyor muydun, zorlu bir süreç, evet; ama tünelin sonunda daima ışık var. Şimdi sen geç bakalım o tüneli.

Üstelik kabahat biraz da sende. Onca eğitime katıl, erken tanı hayat kurtarır diye o kadar farkındalık kampanyası çalış, kendine gelince yıllık kontrollerini ihmal et. Ne tuhaf! Hep aynı hikâye. Erken tanının önemini bilmeyen, düzenli kontrollerde tespit edilen erken evre tümörlerin kolayca tedavi edildiğini duymayan yok ama yine de mamografi çektirmemek, kolonoskopi yaptırmamak, smear vermemek ya da tüm bunları ertelemek için çoğumuz onlarca bahane üretmeye hazırız. Bakınız şekil bir A, bendeniz!

Bülvin’in hikayesini dinlemeseydim bu sene de mamografiyi kesin ertelerdim. Daha gencim, bana bir şey olmaz diye kandırırken kendini, arkadaşının zoruyla kontrole gitmeseydi belki de kısa sürede atlattığı tedavi sürecini bugün böyle neşeyle anlatamayacaktı. Tabii o neşe perdesi, ardındaki genç yaşta başladığı hormon tedavilerini, ameliyat anksiyetesini, her sene katlanan özel sigorta primlerini ödemenin güçlüğünü, kariyer yolculuğunda açılan kocaman deliği kapamaya yetmiyor her zaman.

Bir kere tanı aldıysan tedavi bitse de yıllar geçse de kanser hayatının hep bir parçası oluyor artık. Hele altı ayda bir bedeninin yüksek teknolojiye sahip cihazlarla kontrol edilmesi gerekseydi Nagehan gibi ben de görüntüleme merkezi sahibiyle evlenmeyi düşünebilirdim, tabii bir de bu durumda bekar olmam gerekirdi.

Ben kanser tanısı almadım!

Fark ettim de kanser türleri farklı olsa da hatırladıklarım hep kadınlar oldu. Oysa Mustafa’nın, Ömer Abinin, Erol Beyin hikayeleri de çok farklı değildi. Bu kanser gerçekten de çok adil! Cinsiyet, yaş, sınıf tanımadan herkesi ziyaret edebiliyor.

Bu kadar korkulup, korunmak için bunca dikkat edildiği halde bu kadar görmezden gelinen başka bir olgu yok galiba. Hemen herkesin ya kendinin ya bir yakının kanser hikayesi var mutlaka ama yine de kanser tanılı birini görünce nasıl davranacağını, ona nasıl destek olabileceğini kimse bilemiyor.

Kanser konusunda bir toplumsal hareket başlatmak üzerine düşündüğümüz ilk günlerde adaşım Aslı’nın hatırlattığı gibi tanı almadan, tanı alan anlaşılamıyor, damdan düşeni yine damdan düşen anlıyor. Bakalım beni kimler anlayacak?

İşte telefon yine çalmaya başladı. Kaçarım yok. İstatistikler her yedi kadından birinin meme kanseri tanısı aldığını söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise bugün hayatta olan dört kişiden birisi yaşamı boyunca en az bir kez kanserle tanışacak. Kısacası ya şimdi o yedi kadın arasında kısa çöpü çeken ben olacağım ya da yaşadığım süre boyunca dört kişiden biri olmaya hazırlanacağım.

Bugün 4 Şubat Dünya Kanser Farkındalık Günü. Her yıl bugün kanserle ilgili binlerce farkındalık kampanyası başlıyor, insanlar kanser tanısı alan yakınlarını destekleyici mesajlar paylaşıyor ve ertesi gün hepimiz günlük yaşamımıza devam ediyoruz. O gün kanser tanısı alan altı yüz otuz beş kişi hariç.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2020’de paylaştığı istatistiklere göre, sadece Türkiye’de her yıl 233 bin yeni kanser vakası görülüyor. Yani her gün ortalama 360 erkek ve 275 kadın kanser tanısı alıyor.

Ben onlardan biri değilim. Henüz değilim! Sadece yazımı o 635 tanı alanla empati kurarak kurgulamaya çalıştım. Biraz empati ve destek, kanserle mücadele için hepimize iyi gelecek.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Şubat 2023’te yayımlanmıştır.

Aslı Ortakmaç

Aslı Ortakmaç - Kanser Savaşçıları Derneği'nin kurucularından Ortakmaç, hastaların ve yol arkadaşlarının yaşam kalitesini iyileştirmek için projeler yürütüyor. 2011'den bu yana kurumsal bağış toplama, topluluk destek grupları ve savunuculuk alanlarında kanser topluluğuyla aktif olarak ilgileniyor. STK'lara odaklanmadan önce Newsweek Türkiye'de yazı işleri müdürlüğü görevini yürüttü. Medyada 15 yıldan fazla deneyime sahip. Halen sağlık politikaları, psikoloji ve kanser hakkında yazıyor. Profesyonel olarak ise sağlık alanında iletişim ve farkındalık konularında çalışıyor. Üniversitede hukuk, lisede gazetecilik okudu. Evli ve iki çocuk annesi.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend