Fatma Aliye: Ölmeden gömülen ama günümüzde de ışık tutmaya devam eden yazar

Portresi 50 TL’ye de basılan ama edebiyat dünyasında sukût suikastine uğramış ilk kadın romancı Fatma Aliye Hanım kim? Eserlerinde ne anlatıyor? Tanzimat Dönemi’nin bu önemli yazarının mirasını Özlem Narin Yılmaz yazdı.

Bir kadın yazar olarak, Fatma Aliye’yle tanışmam çok geç oldu.

Tanzimat Dönemi yazarlarından Fatma Aliye konuşulmayarak, tartışılmayarak, eserleri gösterilmeyerek sessizce ve insafsızca unutturulmaya çalışılmış bir isim.  Böylesine kıymetli eserler vermiş, döneminde öne çıkıp mücadele etmiş bir kadının neden sükût suikastine uğradığı üzerine düşünürken, cevabı yazarın hayat hikâyesinde buldum. Anladığım, mesele ne edebiydi ne de cinsî, tamamen siyasiydi.  

1862 doğumlu Fatma Aliye, birçok ilke imza atmış bir kadın romancı. Bir adım ileri gidersek, 1892’de basılan Muhadarat romanı doğrultusunda, diyebiliriz ki, ilk Türk Müslüman kadın romancı

Okunmaya, üzerinde durup düşünmeye değer bir roman Muhadarat; Osmanlı’nın günlük yaşamına,insanlar arasındaki ilişkilere, yaşam tarzına, giyim kuşama, ev yaşantısının ayrıntılarına, çocuk eğitimi gibi konulara detaylı biçimde yer verilir

Muhadarat’ın Fâzıla’sı koşullarından memnun değildir, sürekli entrikalarla önünü kesen, onu nefessiz bırakan üvey annesi Câlibeyle cebelleşmek zorundadır ve çevresi geleneklerin, inançların, eşitsizliklerin kozasıyla sıkı sıkı örülmüştür. Fâzıla inançlı, geleneklere bağlı biridir ve ne pahasına olursa olsun bunlardan ödün vermez.

Kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılımını merkeze alan Refet ise, ekonomik bağımsızlığın kadın özgürlüğündeki belirleyici rolünü anlatır. Türk edebiyatının ilk kadın öğretmen kahramanlarından biri olan Refet’in çevresi, onu destekleyen kadınlarla çevrilidir: Binnaz, Cazibe, Mürüvvet, Nezaket… Fatma Aliye’nin eserlerinde kadın dayanışması dikkat çeken ortak temalardan biridir. Osmanlı toplumunun sınırlı sosyal hayatı içinde kadınlar birbirlerine nefes olur, yol gösterir ve güç verir.

Ûdi romanında ise bu kez sanat, kadının yeniden ayağa kalkmasının aracı hâline gelir. Bedia, kendisini aldatan ve yıpratan eşinden kopmakta zorlanırken, çocukluğundan beri tanıdığı ud sayesinde hem ekonomik hem de ruhsal bağımsızlığını kazanır. Fatma Aliye burada kadının kurtuluşunu yalnızca duygusal değil, üretim ve emek üzerinden de kurar.  

Refet’in şu sözleri, yazarın kadınlara bakışını özetleyen en güçlü cümlelerden biridir: “Herkese kendini sevdirmenin, herkes tarafından hürmet görmenin yalnız güzellikle olmayıp, çalışmakla, kazanmakla, öğrenmekle, ilim bilmekle de olacağını göstermek istiyorum.” (Refet, s. 27)

Fatma Aliye’nin kadın kahramanları içinde en feminist olanıdır bana göre. Kadınların ekonomik anlamda erkeklere mecbur bırakıldığı muhafazakâr bir toplumda yoksul ve yetim bir kadının tek başına bin bir güçlükle eğitim görüp kendi özgürlüğünü ilan etmesi başka neyle açıklanabilir?

Feminist ve özgürlükçü

Siz kadınsınız, o erkektir. Bu sözler sizin için anlaşılmaz mı geldi? Öyleyse siz beslenen kimsesiniz, o besleyen kimsedir. Aksini mi iddia edeceksiniz? O halde elinizi cebinize sokunuz, iddianızı ispat ediniz. Ona gücünüz yok mu? O halde susunuz, ses çıkarmaya hakkınız yoktur!”(Hayattan Sahneler, s. 29)

Hayattan Sahneler kitabı, evlilik, aşk ve kadının eşini seçememesi, evlilikteki sorunlar üzerine kadınların birbirlerine yazdıkları mektuplarından oluşur. Eşiyle uyum sağlayamayıp mutsuz olan kadınlar olduğu gibi, evliliğini aşkla taçlandıran mutlu kadınların mektuplarına da yer verilmiş, ama evliliklerdeki sorunların kaynağının ekonomik bağımlılık olduğu bilinci satırlar arasında hissedilir. Kadının eş seçim özgürlüğünün olmaması böylesine kabulleniverilecek bir durum olmamalıydı oysa. Ama unutmamak gerekir ki Fatma Aliye çevresine çizdiği dairenin genişliği kadar feminist ve özgürlükçüdür.   

Kadının toplumsal hayata katılımı şöyle dursun, kadın-erkek eşitliğinin dahi tartışılmadığı bir ortamda, yazdığı romanlarda kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, öğrenmeye istekli, soran, sorgulayan yeni bir kadın profili oluşturmaya çalışmak kolay olmasa gerek. İşte Fatma Aliye Hanım, bu zoru başarmış bir kadın yazar, entelektüel ve kadın hakları konusunda çalışmalar yapmış biraktivist ve reformist İslam düşünürü. Onca sınırlamaya, çaresizliğe, toplumsal ve kişisel engellemeye rağmen eşsiz eserler verir, dönemin Osmanlı’sında kadın hareketinin öncüsü olur, entelektüel birikimiyle etrafındaki kadınlara yol açar, moral verir.

Zafer Hanım mı, Fatma Aliye mi?

Fatma Aliye’nin portresi, 2009 yılında elli liralık banknotların arka yüzüne basılır. Böylece paraya resmi basılan ilk kadın yazar olur. Bunun yanı sıra kitapları başka dillere ilk çevrilen ve felsefi konularda ilk eser veren, hakkında monografi yazılan, dünya sergilerine davet edilen ilk Osmanlı kadın yazarıdır da... Şikago Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu, Fatma Aliye’nin eserlerine 1893’te ev sahipliği yaparak, dünyaya açılmasına da vesile olur.

Burada bir parantez açmakta fayda var. Her ne kadar Fatma Aliye ilk kadın romancımız olarak anılsa da bazı çevreler bunun, 1877’ de Aşk-ı Vatan isimli bir roman yazan Zafer Hanım’a karşı haksızlık olduğunu düşünür. Oysa Zafer Hanım, tek bir romanla kalıp, devamını kim bilir ne sebeple getirmemiştir. Kendisinden sonra gelen ve çok sayıda eser veren Fatma Aliye, bu devamlılık nedeniyle ilk kadın romancımız olarak kabul edilebilir.

Fatma Aliye’nin yaşamını, entelektüel birikimini, aktivist yanını ve eserlerini bir bütün olarak düşündüğümüzde, bunun sonuna kadar hak edilmiş bir unvan olduğunu söylemek mümkün.

‘Bir Hanım’dan çeviriler

Fatma Aliye Osmanlı’da tanınmış bir hukukçu ve tarihçi olan Ali Cevdet Paşa’nın ve Adviye Hanım’ın kızır.

Fatma Aliye’nin doğumunu yaptıran ebenin, bebeği annesi Adviye Hanım’a verirken “Akıllı olsun” dileğinde bulunduğu söylenir. Bol kısmetler, açık bahtlar, güzellikler dilemek yerine ‘akıl’ dilemesi bir hayatın başlangıcında Fatma Aliye’nin önündeki uzun ve zorlu yolun da habercisi gibidir.

Fatma Aliye, kadınların eğitim görmediği bir dönemde büyür. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey’in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirir.Fransızca merakının ve yeteneğinin ortaya çıkması babasının dikkatini çeker. Cevdet Paşa’nın, kızınaevde en iyi eğitim imkânlarını sunması sayesinde, Fatma Aliye Arapça, matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefe eğitimi görür. Daha çok küçükken felsefeye ilgi gösterir ve babasıyla Aristoteles, Platon, İbn-i Rüşt gibi ünlülerin felsefeleri üzerine uzun uzun konuşup, fikir alışverişinde bulunur.

Fatma Aliye Hanım’ın edebi yaşantısı, 1889 yılında Georges Ohnet’in Volonté adlı Fransızca eserini Meram adıyla çevirmesiyle başlar. Bu eser ‘Bir Hanım’ imzasıyla yayımlanır. O dönem erkekler “Bizde çeviri yapacak kadar Fransızca bilen kadın var mıdır?” diyerek şaşkınlıklarını dile getirirler.

Peki, Fatma Aliye Hanım çok iyi Fransızcasıyla oturup hemen çeviri yapabilmiş midir? Yanıtımız ‘hayır’ olur. Çünkü evliliği nedeniyle çeviriye odaklanması biraz vakit alır.

On yedi yaşında iken, babasının uygun görmesi üzerine kolağası Faik Bey ile evlenmiştir. Faik Bey kitaplardan ve okuyan kadınlardan hoşlanmadığını belirtince Fatma Aliye Hanım evliliğinin ilk on yılında kitapları gizlice okur, çünkü ona göre bir kadın kocasının isteklerini ve beğenilerini dikkate almalır. Sonuçta evde aldığı eğitim, inandığı dinin kuralları ona göre böylesini gerektiriyordur.

On yılın sonunda kocasının kadınlara ve kitaplara yaklaşımı değişince işi kolaylaşır. Eşinin bu değişiminde Fatma Aliye Hanım’ın etkin rolü olduğu söylenir.

Yazar dayanışması – Hayal ve Hakikat

Fatma Aliye, yaptığı başarılı Fransızca çeviri ile edebiyat dünyasının dikkatini çeker. O dönemin önemli bir yazarı olan Ahmet Mithat Efendi bu genç hanım hakkında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övgülerle dolu bir yazı yayımlar. Sonrasında Ahmet Mithat Efendi ve Fatma Aliye Hanım arasında güçlü bir dostluk bağı kurulur. Ahmet Mithat, Fatma Aliye’den manevi kızı olarak bahseder ve onu “feylesof” diye çağırır. Aralarındaki bu bağ, eserlere de yansır. Birlikte Hayal ve Hakikat isimli bir roman yazarlar. Romanın kadın ağzından çıkan bölümlerini Fatma Aliye, erkek ağzından çıkan kısımlarını Ahmet Mithat kaleme alır. Bu roman Ahmet Mithat ve Bir Hanım imzasıyla yayımlanır.

İkili hayli uzun bir zaman mektuplaşır. Bu mektuplar yine Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilir.1893 yılında Ahmet Mithat, Fatma Aliye’nin kendisini anlattığı mektuplar ve Ahmet Mithat’ın Fatma Aliye’yi anlattığı yazılardan oluşan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu adlı kitabını yayınladığında büyük ilgi görür. Ahmet Mithat Efendi’nin o dönemin koşullarında çok zor bir misyon üstlenen Fatma Aliye Hanım’a azımsanamayacak bir desteği olur.

Fatma Aliye Hanım döneminin en aydın kadınları arasındadır. Eserlerinde kadın erkek eşitliğine, kadının ekonomik ve sosyal hayatta yer alması gerekliliğine, eğitim eşitliğinin önemine, boşanma durumunda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmalarına sık sık değinir, çok eşliliğe karşı çıkar, Doğu ve Batının değerlerini kendince sentezleyerek özellikle kadınlara ışık tutar.

O, kadın mücadelesine kattıkları düşünüldüğünde İslamcı feministti. İslam’ın değerlerine karşı çıkmadan kadınların hak ve özgürlüklerini savunan yani.

Yardım meleği

Fatma Aliye yardımseverliğiyle de öne çıkar. Öncü ve girişken kişiliğiyle 1897’de ilk kadın derneği ve sivil toplum kuruluşu olan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’ni kurarak, asker ailelerine yardım eder. Ayrıca Hilal-i Ahmer’in de ilk kadın üyesi olur. Türk-Yunan Savaşı’nda yaralananlara yardım için Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazdığı makaleler sayesinde çok miktarda yardım malzemesi toplar. Tüm bunların yanı sıra 1908 yılında ilk resmi kadın derneği olan Cemiyet-i İmdadiye’yi kurar.

Ölmeden önce ölmek

Fatma Aliye, Meşrutiyet döneminin ve sonrasının sancılarını fazlasıyla yaşamış bir Osmanlı aydınıdır. Bunun getirdiği sancılara aile yaşamındaki krizler eklenince belli bir tarihten sonra yazmama kararı alır.

Bir dönem, gazetede yanlışlıkla çıkan ölüm haberinin düzeltilmesini bile istemeyecek kadar dünyadan kopuk bir yaşam sürmeye başlar. Osmanlının son dönem değişimleri ve babası Ali Cevdet Paşa’yla birlikte İttihat ve Terakki’ye karşı duruşları, sonraki yıllarda Fatma Aliye Hanım’ın üzerine adeta mezar toprağı örtülmesine sebep olur.

Bu toprak, katman katman örtülür Fatma Aliye Hanım’ın üzerine. 1928 yılındaki Harf Devrimi’yle, Fatma Aliye ve onun kuşağının oluşturduğu külliyat yeni nesiller için ‘okunamaz’ kılınır. Eserleri, uzun yıllar yeni alfabeye aktarılmadığı için ne yazık ki kütüphane raflarında sıkışıp kalır. Osmanlı Türkçesi yeni nesillere çok ağır ve uzak gelir. Bu da beraberinde kültürel ve dilsel kökenlerinden kopuşu getirir. Köklerle kurulan en önemli ve canlı bağ kesilmiş olur.

Fatma Aliye Hanım’ın üzerine örtülen diğer bir katman Cumhuriyet’in “Yeni Kadın” projesidir. Cumhuriyet ideolojisi, kendi modern, laik, kamusal alanda var olan kadını inşa ederken, geçmişle radikal bir kopuş benimser. Osmanlı döneminin kadın hareketleri, dergileri ve kadın yazarları ‘eski döneme ait’ ve ‘yeterince modern değil’ denilerek arka plana itilir. Fatma Aliye de arka plana itilenlerin başında yer alır.

Fatma Aliye, babası ünlü devlet insanı, hukukçu Ali Cevdet Paşa’nın da etkisiyle geleneklerine, saraya ve Osmanlı hukuk sistemine derinden bağlıdır. Cumhuriyet’le birlikte gelen Medeni Kanun süreçlerine ve kadın giyim kuşamındaki radikal değişimlere mesafeli durur. Bu da onun entelektüel çevrelerden dışlanmasına yol açar.

O dönemde, ateşli bir İttihat Terakki savunucusu olan yazar Halide Edip’in önü açılır. Fatma Aliye’ninyazarlığı Osmanlının son dönemine denk gelirken, Halide Edip’in yazarlığı İttihat Terakki ve Cumhuriyetin ilk yıllarına denk gelmektedir. Yetiştikleri dönemler, ideolojik duruşları ve kadın modernleşmesine getirdikleri çözümler birbirine taban tabana zıttır.  Halide Edip, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde eğitim almış, Batılı değerlerle ve Batı edebiyatıyla çok erken tanışmıştır. İki yazar da feminist olmasına rağmen Halide Edip modern, laik ve ulusçu feminist, Fatma Aliye ise İslamcı ve yerli feministtir.

İslamcı feministtir, çünkü kadının özgürleşmesini İslami değerler içinde savunur. Kadının eğitim almasını, çok eşliliğin kaldırılmasını ister ama bunu batıyı taklit ederek değil, dinin özüne dönerek yapmayı önerir.

İşte o ölü toprağı zamanın rüzgârlarıyla bile savrulup kaybolmaz, benzer siyasi ve inançsal sebeplerle günümüze kadar taşınır. Batılı değerleri ve Batı tipi feminizmi benimseyen günümüz çoğunluk yazarları, okuyucuları Fatma Aliye Hanım’ı görmek istemez, göstermez ve okumaz ne yazık ki.    

Fatma Aliye Hanım dönemin sancılarının yanı sıra, aile trajedilerini de çokça yaşamış bir kadındır. Tabiibu aile trajedilerini siyasal ve sosyal dönüşümden ayrı düşünmemek gerekir. Dört kızından İsmet ve Nimet, Osmanlı’nın son döneminde açılmaya başlayan azınlık okullarından biri olan Dame De Sion’da eğitim görür. Nimet, okuldaki bazı uygulamalardan rahatsız olarak Amerikan Koleji’ne geçer, ancak İsmet okulda kalır ve Hıristiyanlık inancından etkilenir. Sonrasında kardeşiyle birlikte eğitim için gittiği Fransa’da kalır. Annesi kızının din değiştirip Hıristiyan Katolik olduğunu öğrenir. Aliye Hanım gibi dindar bir kadın için bu, acıların en büyüğü olur. Hatta bu yaşadığı durumu, “Ölmeden önce ölmek bu olsa gerek” diyerek ifade eder. Kalan ömrünü ve servetini kızını bulmak için harcar, ama başaramaz. 1936da son nefesini verirken de kızı İsmetin ismini sayıklar.

Fatma Aliye’nin kadınlara tuttuğu meşale

Dönemin Osmanlısında yazdığı kadın kahramanlarla, kadınlara ışık tutmaya, yol göstermeye çalışır Fatma Aliye.

Yoksul bir yetimken okuyarak öğretmen olan Refet, yine birçok badire atlatıp uduyla hayata tutunan, hayatını kazanan Bedia birer meşale gibi yol gösterici, işaret edici öneme sahiptirlerAdeta “Onlar başardıysa sen niye başaramayasın, azimli olup çalışırsan, pes etmezsen böyle bir hayat da yaşayabilirsin.” demek ister gibidir.  

Fatma Aliye, eserleriyle, örnek yaşamıyla, kadın mücadelesine kattıklarıyla aynı meşaleylegünümüzde de ışık saçmaya devam ediyor. Çünkü o dönem mücadele ettiği ve eserlerinde tartıştığı meseleler hâlâ güncelliğini koruyor.

Sorduğu sorular bugün dahi güncel: Doğu-Batı sentezi içinde kadının yeri ne olmalıdır?, Kadın toplum içinde nasıl konumlanmalıdır?, Kadının ekonomik özgürlüğünün olması ona ne gibi özgürlükler sağlar? Kadınların eğitim hakları neden önemlidir?

Fatma Aliye, kadının toplumdaki konumunu, kendi kültürel kökenlerini reddetmeden savunmuştur. Günümüzde yaşanan bazı sancıların, yabancılaşmaların sebeplerinden birisi olan kendi kültürel kökenlerine yabancılaşmak değil midir? Fatma Aliye sadece döneminde değil, günümüzde de halen tartışılan konuları yazmış ve mücadele etmiştir. O nedenle eserleri evrenselliğini ve güncelliğini korumaya devem etmektedir. Özellikle günümüz gençliğinin bu ölümsüz eserleri okuyup özümsemesi gerekir.    

Yazarları eserleriyle değil inançları veya siyasi görüşleriyle değerlendirilip yargılanabildiği bir çağda, objektif kalmayı başarıp nitelikli olanı arayıp bulmak kolay olmasa gerek. Bize düşen, geniş kitlelere pompalanmaya çalışılan edebiyatı topyekûn benimsemek değil, önyargılardan uzak okumalarla nitelikli eserleri bulup çıkarmak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Fatma Aliye: Ölmeden gömülen ama günümüzde de ışık tutmaya devam eden yazar

Portresi 50 TL’ye de basılan ama edebiyat dünyasında sukût suikastine uğramış ilk kadın romancı Fatma Aliye Hanım kim? Eserlerinde ne anlatıyor? Tanzimat Dönemi’nin bu önemli yazarının mirasını Özlem Narin Yılmaz yazdı.

Bir kadın yazar olarak, Fatma Aliye’yle tanışmam çok geç oldu.

Tanzimat Dönemi yazarlarından Fatma Aliye konuşulmayarak, tartışılmayarak, eserleri gösterilmeyerek sessizce ve insafsızca unutturulmaya çalışılmış bir isim.  Böylesine kıymetli eserler vermiş, döneminde öne çıkıp mücadele etmiş bir kadının neden sükût suikastine uğradığı üzerine düşünürken, cevabı yazarın hayat hikâyesinde buldum. Anladığım, mesele ne edebiydi ne de cinsî, tamamen siyasiydi.  

1862 doğumlu Fatma Aliye, birçok ilke imza atmış bir kadın romancı. Bir adım ileri gidersek, 1892’de basılan Muhadarat romanı doğrultusunda, diyebiliriz ki, ilk Türk Müslüman kadın romancı

Okunmaya, üzerinde durup düşünmeye değer bir roman Muhadarat; Osmanlı’nın günlük yaşamına,insanlar arasındaki ilişkilere, yaşam tarzına, giyim kuşama, ev yaşantısının ayrıntılarına, çocuk eğitimi gibi konulara detaylı biçimde yer verilir

Muhadarat’ın Fâzıla’sı koşullarından memnun değildir, sürekli entrikalarla önünü kesen, onu nefessiz bırakan üvey annesi Câlibeyle cebelleşmek zorundadır ve çevresi geleneklerin, inançların, eşitsizliklerin kozasıyla sıkı sıkı örülmüştür. Fâzıla inançlı, geleneklere bağlı biridir ve ne pahasına olursa olsun bunlardan ödün vermez.

Kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılımını merkeze alan Refet ise, ekonomik bağımsızlığın kadın özgürlüğündeki belirleyici rolünü anlatır. Türk edebiyatının ilk kadın öğretmen kahramanlarından biri olan Refet’in çevresi, onu destekleyen kadınlarla çevrilidir: Binnaz, Cazibe, Mürüvvet, Nezaket… Fatma Aliye’nin eserlerinde kadın dayanışması dikkat çeken ortak temalardan biridir. Osmanlı toplumunun sınırlı sosyal hayatı içinde kadınlar birbirlerine nefes olur, yol gösterir ve güç verir.

Ûdi romanında ise bu kez sanat, kadının yeniden ayağa kalkmasının aracı hâline gelir. Bedia, kendisini aldatan ve yıpratan eşinden kopmakta zorlanırken, çocukluğundan beri tanıdığı ud sayesinde hem ekonomik hem de ruhsal bağımsızlığını kazanır. Fatma Aliye burada kadının kurtuluşunu yalnızca duygusal değil, üretim ve emek üzerinden de kurar.  

Refet’in şu sözleri, yazarın kadınlara bakışını özetleyen en güçlü cümlelerden biridir: “Herkese kendini sevdirmenin, herkes tarafından hürmet görmenin yalnız güzellikle olmayıp, çalışmakla, kazanmakla, öğrenmekle, ilim bilmekle de olacağını göstermek istiyorum.” (Refet, s. 27)

Fatma Aliye’nin kadın kahramanları içinde en feminist olanıdır bana göre. Kadınların ekonomik anlamda erkeklere mecbur bırakıldığı muhafazakâr bir toplumda yoksul ve yetim bir kadının tek başına bin bir güçlükle eğitim görüp kendi özgürlüğünü ilan etmesi başka neyle açıklanabilir?

Feminist ve özgürlükçü

Siz kadınsınız, o erkektir. Bu sözler sizin için anlaşılmaz mı geldi? Öyleyse siz beslenen kimsesiniz, o besleyen kimsedir. Aksini mi iddia edeceksiniz? O halde elinizi cebinize sokunuz, iddianızı ispat ediniz. Ona gücünüz yok mu? O halde susunuz, ses çıkarmaya hakkınız yoktur!”(Hayattan Sahneler, s. 29)

Hayattan Sahneler kitabı, evlilik, aşk ve kadının eşini seçememesi, evlilikteki sorunlar üzerine kadınların birbirlerine yazdıkları mektuplarından oluşur. Eşiyle uyum sağlayamayıp mutsuz olan kadınlar olduğu gibi, evliliğini aşkla taçlandıran mutlu kadınların mektuplarına da yer verilmiş, ama evliliklerdeki sorunların kaynağının ekonomik bağımlılık olduğu bilinci satırlar arasında hissedilir. Kadının eş seçim özgürlüğünün olmaması böylesine kabulleniverilecek bir durum olmamalıydı oysa. Ama unutmamak gerekir ki Fatma Aliye çevresine çizdiği dairenin genişliği kadar feminist ve özgürlükçüdür.   

Kadının toplumsal hayata katılımı şöyle dursun, kadın-erkek eşitliğinin dahi tartışılmadığı bir ortamda, yazdığı romanlarda kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, öğrenmeye istekli, soran, sorgulayan yeni bir kadın profili oluşturmaya çalışmak kolay olmasa gerek. İşte Fatma Aliye Hanım, bu zoru başarmış bir kadın yazar, entelektüel ve kadın hakları konusunda çalışmalar yapmış biraktivist ve reformist İslam düşünürü. Onca sınırlamaya, çaresizliğe, toplumsal ve kişisel engellemeye rağmen eşsiz eserler verir, dönemin Osmanlı’sında kadın hareketinin öncüsü olur, entelektüel birikimiyle etrafındaki kadınlara yol açar, moral verir.

Zafer Hanım mı, Fatma Aliye mi?

Fatma Aliye’nin portresi, 2009 yılında elli liralık banknotların arka yüzüne basılır. Böylece paraya resmi basılan ilk kadın yazar olur. Bunun yanı sıra kitapları başka dillere ilk çevrilen ve felsefi konularda ilk eser veren, hakkında monografi yazılan, dünya sergilerine davet edilen ilk Osmanlı kadın yazarıdır da... Şikago Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu, Fatma Aliye’nin eserlerine 1893’te ev sahipliği yaparak, dünyaya açılmasına da vesile olur.

Burada bir parantez açmakta fayda var. Her ne kadar Fatma Aliye ilk kadın romancımız olarak anılsa da bazı çevreler bunun, 1877’ de Aşk-ı Vatan isimli bir roman yazan Zafer Hanım’a karşı haksızlık olduğunu düşünür. Oysa Zafer Hanım, tek bir romanla kalıp, devamını kim bilir ne sebeple getirmemiştir. Kendisinden sonra gelen ve çok sayıda eser veren Fatma Aliye, bu devamlılık nedeniyle ilk kadın romancımız olarak kabul edilebilir.

Fatma Aliye’nin yaşamını, entelektüel birikimini, aktivist yanını ve eserlerini bir bütün olarak düşündüğümüzde, bunun sonuna kadar hak edilmiş bir unvan olduğunu söylemek mümkün.

‘Bir Hanım’dan çeviriler

Fatma Aliye Osmanlı’da tanınmış bir hukukçu ve tarihçi olan Ali Cevdet Paşa’nın ve Adviye Hanım’ın kızır.

Fatma Aliye’nin doğumunu yaptıran ebenin, bebeği annesi Adviye Hanım’a verirken “Akıllı olsun” dileğinde bulunduğu söylenir. Bol kısmetler, açık bahtlar, güzellikler dilemek yerine ‘akıl’ dilemesi bir hayatın başlangıcında Fatma Aliye’nin önündeki uzun ve zorlu yolun da habercisi gibidir.

Fatma Aliye, kadınların eğitim görmediği bir dönemde büyür. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey’in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirir.Fransızca merakının ve yeteneğinin ortaya çıkması babasının dikkatini çeker. Cevdet Paşa’nın, kızınaevde en iyi eğitim imkânlarını sunması sayesinde, Fatma Aliye Arapça, matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefe eğitimi görür. Daha çok küçükken felsefeye ilgi gösterir ve babasıyla Aristoteles, Platon, İbn-i Rüşt gibi ünlülerin felsefeleri üzerine uzun uzun konuşup, fikir alışverişinde bulunur.

Fatma Aliye Hanım’ın edebi yaşantısı, 1889 yılında Georges Ohnet’in Volonté adlı Fransızca eserini Meram adıyla çevirmesiyle başlar. Bu eser ‘Bir Hanım’ imzasıyla yayımlanır. O dönem erkekler “Bizde çeviri yapacak kadar Fransızca bilen kadın var mıdır?” diyerek şaşkınlıklarını dile getirirler.

Peki, Fatma Aliye Hanım çok iyi Fransızcasıyla oturup hemen çeviri yapabilmiş midir? Yanıtımız ‘hayır’ olur. Çünkü evliliği nedeniyle çeviriye odaklanması biraz vakit alır.

On yedi yaşında iken, babasının uygun görmesi üzerine kolağası Faik Bey ile evlenmiştir. Faik Bey kitaplardan ve okuyan kadınlardan hoşlanmadığını belirtince Fatma Aliye Hanım evliliğinin ilk on yılında kitapları gizlice okur, çünkü ona göre bir kadın kocasının isteklerini ve beğenilerini dikkate almalır. Sonuçta evde aldığı eğitim, inandığı dinin kuralları ona göre böylesini gerektiriyordur.

On yılın sonunda kocasının kadınlara ve kitaplara yaklaşımı değişince işi kolaylaşır. Eşinin bu değişiminde Fatma Aliye Hanım’ın etkin rolü olduğu söylenir.

Yazar dayanışması – Hayal ve Hakikat

Fatma Aliye, yaptığı başarılı Fransızca çeviri ile edebiyat dünyasının dikkatini çeker. O dönemin önemli bir yazarı olan Ahmet Mithat Efendi bu genç hanım hakkında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övgülerle dolu bir yazı yayımlar. Sonrasında Ahmet Mithat Efendi ve Fatma Aliye Hanım arasında güçlü bir dostluk bağı kurulur. Ahmet Mithat, Fatma Aliye’den manevi kızı olarak bahseder ve onu “feylesof” diye çağırır. Aralarındaki bu bağ, eserlere de yansır. Birlikte Hayal ve Hakikat isimli bir roman yazarlar. Romanın kadın ağzından çıkan bölümlerini Fatma Aliye, erkek ağzından çıkan kısımlarını Ahmet Mithat kaleme alır. Bu roman Ahmet Mithat ve Bir Hanım imzasıyla yayımlanır.

İkili hayli uzun bir zaman mektuplaşır. Bu mektuplar yine Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilir.1893 yılında Ahmet Mithat, Fatma Aliye’nin kendisini anlattığı mektuplar ve Ahmet Mithat’ın Fatma Aliye’yi anlattığı yazılardan oluşan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu adlı kitabını yayınladığında büyük ilgi görür. Ahmet Mithat Efendi’nin o dönemin koşullarında çok zor bir misyon üstlenen Fatma Aliye Hanım’a azımsanamayacak bir desteği olur.

Fatma Aliye Hanım döneminin en aydın kadınları arasındadır. Eserlerinde kadın erkek eşitliğine, kadının ekonomik ve sosyal hayatta yer alması gerekliliğine, eğitim eşitliğinin önemine, boşanma durumunda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmalarına sık sık değinir, çok eşliliğe karşı çıkar, Doğu ve Batının değerlerini kendince sentezleyerek özellikle kadınlara ışık tutar.

O, kadın mücadelesine kattıkları düşünüldüğünde İslamcı feministti. İslam’ın değerlerine karşı çıkmadan kadınların hak ve özgürlüklerini savunan yani.

Yardım meleği

Fatma Aliye yardımseverliğiyle de öne çıkar. Öncü ve girişken kişiliğiyle 1897’de ilk kadın derneği ve sivil toplum kuruluşu olan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’ni kurarak, asker ailelerine yardım eder. Ayrıca Hilal-i Ahmer’in de ilk kadın üyesi olur. Türk-Yunan Savaşı’nda yaralananlara yardım için Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazdığı makaleler sayesinde çok miktarda yardım malzemesi toplar. Tüm bunların yanı sıra 1908 yılında ilk resmi kadın derneği olan Cemiyet-i İmdadiye’yi kurar.

Ölmeden önce ölmek

Fatma Aliye, Meşrutiyet döneminin ve sonrasının sancılarını fazlasıyla yaşamış bir Osmanlı aydınıdır. Bunun getirdiği sancılara aile yaşamındaki krizler eklenince belli bir tarihten sonra yazmama kararı alır.

Bir dönem, gazetede yanlışlıkla çıkan ölüm haberinin düzeltilmesini bile istemeyecek kadar dünyadan kopuk bir yaşam sürmeye başlar. Osmanlının son dönem değişimleri ve babası Ali Cevdet Paşa’yla birlikte İttihat ve Terakki’ye karşı duruşları, sonraki yıllarda Fatma Aliye Hanım’ın üzerine adeta mezar toprağı örtülmesine sebep olur.

Bu toprak, katman katman örtülür Fatma Aliye Hanım’ın üzerine. 1928 yılındaki Harf Devrimi’yle, Fatma Aliye ve onun kuşağının oluşturduğu külliyat yeni nesiller için ‘okunamaz’ kılınır. Eserleri, uzun yıllar yeni alfabeye aktarılmadığı için ne yazık ki kütüphane raflarında sıkışıp kalır. Osmanlı Türkçesi yeni nesillere çok ağır ve uzak gelir. Bu da beraberinde kültürel ve dilsel kökenlerinden kopuşu getirir. Köklerle kurulan en önemli ve canlı bağ kesilmiş olur.

Fatma Aliye Hanım’ın üzerine örtülen diğer bir katman Cumhuriyet’in “Yeni Kadın” projesidir. Cumhuriyet ideolojisi, kendi modern, laik, kamusal alanda var olan kadını inşa ederken, geçmişle radikal bir kopuş benimser. Osmanlı döneminin kadın hareketleri, dergileri ve kadın yazarları ‘eski döneme ait’ ve ‘yeterince modern değil’ denilerek arka plana itilir. Fatma Aliye de arka plana itilenlerin başında yer alır.

Fatma Aliye, babası ünlü devlet insanı, hukukçu Ali Cevdet Paşa’nın da etkisiyle geleneklerine, saraya ve Osmanlı hukuk sistemine derinden bağlıdır. Cumhuriyet’le birlikte gelen Medeni Kanun süreçlerine ve kadın giyim kuşamındaki radikal değişimlere mesafeli durur. Bu da onun entelektüel çevrelerden dışlanmasına yol açar.

O dönemde, ateşli bir İttihat Terakki savunucusu olan yazar Halide Edip’in önü açılır. Fatma Aliye’ninyazarlığı Osmanlının son dönemine denk gelirken, Halide Edip’in yazarlığı İttihat Terakki ve Cumhuriyetin ilk yıllarına denk gelmektedir. Yetiştikleri dönemler, ideolojik duruşları ve kadın modernleşmesine getirdikleri çözümler birbirine taban tabana zıttır.  Halide Edip, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde eğitim almış, Batılı değerlerle ve Batı edebiyatıyla çok erken tanışmıştır. İki yazar da feminist olmasına rağmen Halide Edip modern, laik ve ulusçu feminist, Fatma Aliye ise İslamcı ve yerli feministtir.

İslamcı feministtir, çünkü kadının özgürleşmesini İslami değerler içinde savunur. Kadının eğitim almasını, çok eşliliğin kaldırılmasını ister ama bunu batıyı taklit ederek değil, dinin özüne dönerek yapmayı önerir.

İşte o ölü toprağı zamanın rüzgârlarıyla bile savrulup kaybolmaz, benzer siyasi ve inançsal sebeplerle günümüze kadar taşınır. Batılı değerleri ve Batı tipi feminizmi benimseyen günümüz çoğunluk yazarları, okuyucuları Fatma Aliye Hanım’ı görmek istemez, göstermez ve okumaz ne yazık ki.    

Fatma Aliye Hanım dönemin sancılarının yanı sıra, aile trajedilerini de çokça yaşamış bir kadındır. Tabiibu aile trajedilerini siyasal ve sosyal dönüşümden ayrı düşünmemek gerekir. Dört kızından İsmet ve Nimet, Osmanlı’nın son döneminde açılmaya başlayan azınlık okullarından biri olan Dame De Sion’da eğitim görür. Nimet, okuldaki bazı uygulamalardan rahatsız olarak Amerikan Koleji’ne geçer, ancak İsmet okulda kalır ve Hıristiyanlık inancından etkilenir. Sonrasında kardeşiyle birlikte eğitim için gittiği Fransa’da kalır. Annesi kızının din değiştirip Hıristiyan Katolik olduğunu öğrenir. Aliye Hanım gibi dindar bir kadın için bu, acıların en büyüğü olur. Hatta bu yaşadığı durumu, “Ölmeden önce ölmek bu olsa gerek” diyerek ifade eder. Kalan ömrünü ve servetini kızını bulmak için harcar, ama başaramaz. 1936da son nefesini verirken de kızı İsmetin ismini sayıklar.

Fatma Aliye’nin kadınlara tuttuğu meşale

Dönemin Osmanlısında yazdığı kadın kahramanlarla, kadınlara ışık tutmaya, yol göstermeye çalışır Fatma Aliye.

Yoksul bir yetimken okuyarak öğretmen olan Refet, yine birçok badire atlatıp uduyla hayata tutunan, hayatını kazanan Bedia birer meşale gibi yol gösterici, işaret edici öneme sahiptirlerAdeta “Onlar başardıysa sen niye başaramayasın, azimli olup çalışırsan, pes etmezsen böyle bir hayat da yaşayabilirsin.” demek ister gibidir.  

Fatma Aliye, eserleriyle, örnek yaşamıyla, kadın mücadelesine kattıklarıyla aynı meşaleylegünümüzde de ışık saçmaya devam ediyor. Çünkü o dönem mücadele ettiği ve eserlerinde tartıştığı meseleler hâlâ güncelliğini koruyor.

Sorduğu sorular bugün dahi güncel: Doğu-Batı sentezi içinde kadının yeri ne olmalıdır?, Kadın toplum içinde nasıl konumlanmalıdır?, Kadının ekonomik özgürlüğünün olması ona ne gibi özgürlükler sağlar? Kadınların eğitim hakları neden önemlidir?

Fatma Aliye, kadının toplumdaki konumunu, kendi kültürel kökenlerini reddetmeden savunmuştur. Günümüzde yaşanan bazı sancıların, yabancılaşmaların sebeplerinden birisi olan kendi kültürel kökenlerine yabancılaşmak değil midir? Fatma Aliye sadece döneminde değil, günümüzde de halen tartışılan konuları yazmış ve mücadele etmiştir. O nedenle eserleri evrenselliğini ve güncelliğini korumaya devem etmektedir. Özellikle günümüz gençliğinin bu ölümsüz eserleri okuyup özümsemesi gerekir.    

Yazarları eserleriyle değil inançları veya siyasi görüşleriyle değerlendirilip yargılanabildiği bir çağda, objektif kalmayı başarıp nitelikli olanı arayıp bulmak kolay olmasa gerek. Bize düşen, geniş kitlelere pompalanmaya çalışılan edebiyatı topyekûn benimsemek değil, önyargılardan uzak okumalarla nitelikli eserleri bulup çıkarmak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x