24 Haziran, 2022 yılından beri Diplomaside Kadınlar Uluslararası Günü olarak anılıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2022 yılında aldığı kararla her yıl, bu tarihte, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinde kadınların diplomasideki katkılarının önemine ancak diğer yandan, bu alandaki varlıklarının ve etkilerinin yetersiz olduğuna dikkat çekmeyi amaçlıyor.
Nitekim Genel Kurul’a göre, bu amaç çerçevesinde, karar alma süreçlerinin her düzeyinde kadınların erkeklerle eşit koşullarda etkin katılımı, eşitlik, sürdürülebilir kalkınma, barış, demokrasi ve diplomasi açısından vazgeçilmez. Ancak, dünyadaki gerçek farklı. Zira diplomasi, bütün dünyada halen kadınların yeterince yer almadığı ve etkilerinin sınırlı olduğu bir alan. 20. yüzyıla kadar kadınların girmelerine izin verilmeyen bu alanda, erkeklerin egemenliğinin sona erdiği ise henüz söylenemez.
Devlet başkanlarının, hükümet başkanlarının,parlamenterlerin ve dışişleri bakanlarının karar süreçlerinde belirleyici olmaları nedeniyle bupozisyonlardaki kadın varlığı, dış politika açısından önem arz ediyor. Bugün dünya parlamentolarında kadınların temsil oranı ortalama yüzde 27,5 kadar.Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülkenin yalnızca 16’sında kadın cumhurbaşkanı/devlet başkanı,21’inde kadın başbakan/hükümet başkanı var. Bütün dünyadaki kadın dışişleri bakanı sayısı ise 44 (yüzde19), büyükelçilerin ise yaklaşık beşte biri kadın.Bütün bunlardan dolayı, uluslararası sistemde kadınların sesi duyulacak kadar çıkmıyor.
Seçme ve seçilme hakkından önce elde edilen diplomat olma hakkı
Dış politika, Türkiye’de de kadınların etkili ve belirleyici olmadığı bir alan. Karar alıcı konumda olmak üzere, Cumhuriyet tarihinde, kadın cumhurbaşkanı hiç olmadı, tek kadın başbakan (1993-1996) ve aynı zamanda tek kadın dışişleri bakanı (1996-1997) Tansu Çiller ise büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Türkiye’de kadın diplomatların varlığı ise 1932’de,Adile Ayda, Dışişleri Bakanlığı’na sınavla girerek Türkiye’deki ilk kadın diplomat olmasıyla neredeyse yüz yıldır söz konusu. Kadınların diplomat olma hakkının, 1934’te verilen milletvekili seçme ve seçilme hakkından daha önce hayat bulması nedeniyle Türkiye, bu konuda ilerici bir ülkedir. Zira 1933’te, dünyada Türkiye’yle birlikte yalnızca 13 ülkede kadın diplomat vardı.
Bununla birlikte, Türkiye’de bir kadının büyükelçi olması ilk kez 1982’de (Filiz Dinçmen, Lahey), ikinci olarak ise 1992’de (Solmaz Ünaydın, Stockholm) gerçekleşti. Kadın büyükelçi atamalarında süreklilik ancak 1990’ların ikinci yarısından sonra başladı ve kadın büyükelçi sayısı 2002’de 14, 2012’de 22’ye, 2017’de 43’e, 2024’te ise 83’e kadar yükseldi.
Dışişleri Bakanlığı’nın 7 bin 500 personelinin yüzde 37’si kadın
Güncel olarak, Dışişleri Bakanlığı’nda merkezde ve yurtdışında görev yapan toplam 7 bin 500 personelinyüzde 37’si kadın. Kariyer memurlarının yüzde 38’i,genel müdürlerin yüzde 36’sı, genel müdür yardımcılarının yüzde 40’ı kadın; kadın büyükelçilerin oranı ise yüzde 27’lik oranla dünya ortalamasının üstünde.
Türkiye’nin yurt dışında görev yapan büyükelçilerinin yüzde 27’si (148 büyükelçiden 40’ı), Avrupa’daki büyükelçilerinin ise yaklaşık yüzde 35’i kadın.
Mevcut beş dışişleri bakan yardımcısından ise birisiilk kez olmak üzere kadın. Özellikle son çeyrek yüzyıldaki bütün bu niceliksel gelişmeler, kadınlar adına önemlidir. Ancak bu durum yine de dış politikada önemli derecede kadın etkisi yaratmaya yetmiyor.
Kadın diplomatların sorunları
Türkiye’de kadın diplomatların bütün Cumhuriyet boyunca yaşadıkları en önemli sorunlardan biri, önemli ya da itibarlı merkezlere büyükelçi olarak atanmamalarıdır.
Türkiye, bugüne kadar, ABD, Çin, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Hindistan, Yunanistan, İsrail, İran, Irak, Suriye, Brezilya, Meksika, Avustralya gibiülkelere misyon şefi olarak bir kadın büyükelçi göndermemiştir.
Oysa örneğin, bugün itibariyle Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, Brezilya, Ankara’daki büyükelçileri kadındır. Yine kadın büyükelçiler, Kanada, Japonya, Arjantin, Bulgaristan, Kazakistan ve Kırgızistan’da yalnızca birer kez görev yapmışlardır, mevcut Roma ve Madrid büyükelçileri buralara atanan ilk kadınlardır.
Kadın büyükelçiler, daha çok Güney Amerika, Güneydoğu Asya, Mağrip ülkeleri hariç Afrika, İskandinavya, Orta Avrupa ve Doğu Avrupa’da görev yapmaktadırlar. Bu politika, AK Parti döneminde de ve dışarıdan atanan büyükelçileri de kapsamış, bu biçimde atanan kadın büyükelçiler, Fransa ve İspanya’daki daimî temsilcilikler dışında, İslam ülkeleri olan Cezayir, Kuveyt, Bahreyn, Malezya, Endonezya ile Avrupa ülkeleri Lüksemburg, Makedonya, Macaristan, İspanya ve son olarak Finlandiya’ya görevlendirilmişlerdir.
Buna karşılık, rastlantı olamayacak biçimde, örneğin, son 20 yılda, atanan yedi büyükelçiden halen görev yapan dahil altısının kadın olduğu Slovenya ile Estonya, Letonya, Portekiz, Şili, Namibya, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi ülkeler daha çok kadınların atandığı ve toplamda daha çok kadınların görev yaptığı yerlerdir. Ayrıca, kadın büyükelçilerin bu gibi daha az önemli merkezlerdeki görev sürelerinin bazen erkeklerden fazla olarak dört ila altı yıl olması da dikkat çekicidir.
Türk dış politikası açısından önemli olan uluslararası örgütlerdeki Türkiye’nin daimî temsilciliklerinde, son yıllarda kadın büyükelçilerin bulunması ise önemlidir. Örneğin, halen Türkiye’nin Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü) nezdindeki daimî temsilcileri kadın büyükelçilerdir.
Dışarıdan büyükelçi atamalarında kadınların oranı
Bir başka önemli husus, AK Parti dönemindedışarıdan büyükelçi atananlar arasında Cumhuriyet tarihinde ilk kez (2016’dan itibaren) kadınların yer almasıdır. Bu dönemde, tam sayılar bilinmemekle birlikte, bu biçimde atanan yaklaşık 80 kişiden en az 12’si kadındır. Bu kişilerden bazılarının “başörtülü” olmaları nedeniyle, bir kesim, onların bu niteliklerinden dolayı atanmalarını destekleyerek, Türkiye’de başörtülü kadınların büyükelçi olabilmelerinin, AK Parti’nin kadın politikaları çerçevesinde yıllardır verilen hak ve özgürlük mücadelesinin sonucunda gerçekleştiğini savunmuştur. Muhalif kesim ise bu kişilerin başörtülü oldukları için büyükelçi yapıldıkları iddia ederek bunu eleştirmiştir.
Ancak, AK Parti döneminde dışarıdan atanan kadın büyükelçiler arasında başı açık olanların sayısı daha fazladır. Tartışmanın nedeni, aslında henüz kariyer diplomatı başörtülü bir kadının büyükelçi olmamasıdır. Zira meslek memurluğuna başörtülü kadınların da alınması bu dönemde başlamıştır ancak kariyerden büyükelçi olmak için gereken –yaklaşık 25 yıllık– süre henüz dolmamıştır. Bu noktada belirtilmeli ki dışarıdan büyükelçi atamasının istisnai uygulanan bir tasarruf olması gerekir.
Feminist dış politika Türk dış politikasında yer bulabilir mi?
Diplomaside ve dış politikada kadınların varlığı (daha doğrusu yokluğu), genel bir sorundur. Ancak en fazla feministler, kadınların diplomaside daha fazla var olmaları gerektiğine inanıyorlar. Bu gerçekleştiği takdirde, uluslararası ilişkiler sistemi daha barışçıl ve çoğulcu bir yapıya dönüşecektir.Buna daha güçlü biçimde inanan feministler ise bunun için feminist dış politika izlenmesini bir zorunluluk olarak görüyorlar.
Feminizmin bu iddiasının Türk dış politikasında yer bulması hususunda Türkiye’nin jeopolitiği, “güç” odaklı güvenlik kültürü ve dış politika zihniyeti önemli engeldir. Bununla birlikte, kadınların toplumsal ve siyasal her alanda olduğu gibi diplomasi ve dolayısıyla dış politikadaki varlıkları, “muasır medeniyet”in gereği olan toplumsal eşitlik ve demokrasi adına katkı sağlayacaktır. Esasen, dış politikasında “yurtta barış, dünyada barış” şiarıyla yol alan bir ülkede, kadınların daha fazla var olmaları gereklilikten öte zorunluluktur.
Bu bağlamda da kadınların yalnızca atanmış memur olarak uygulayıcı değil, seçilmiş siyasetçi olarak karar alıcı konumda politika üretmeleri önemlidir. Ancak öncelikle, kariyer diplomatı kadın diplomatların/büyükelçilerin, hak ettikleri yerde olmak adına, daha önemli, daha kritik konumlarda vedaha itibarlı “post”larda görev yapmaları, Türk dış politikasına önemli katkılar sağlayacak ve Türk diplomasisinin değerini arttıracaktır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 1 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.



