NATO krizsiz bir zirve düzenlemeyi başarabilir mi?

Trump'ın ikinci döneminde NATO içindeki fay hatları derinleşirken, Ukrayna ve İran krizleri İttifak'ı yeni bir yol ayrımına sürüklüyor. Ankara'daki zirve beklenmedik krizlere sahne olmadan tamamlanabilecek mi, yoksa NATO yeni bir sınavla mı karşı karşıya?

NATO’nun kritik Ankara Zirvesi 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek. Zirve, Kuzey Atlantik İttifakı için bir dönüm noktası olabilir. Zira Ukrayna ve İran krizleri nedeniyle ittifak içinde, özellikle ABD ile Avrupalı müttefikler arasında gerilim son dönemde önemli ölçüde arttı. Ancak Oxford Üniversitesi St Antony’sCollege Avrupa Çalışmaları Merkezi bünyesindeki Dahrendorf Programı’nın Direktörü Dimitar Bechev, Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalesinde, Avrupalı liderlerin Donald Trump ile çalışmanın yollarını öğrendiğini ve Ankara Zirvesi’nin sanıldığının aksine sakin ve krizsiz geçebileceğini savunuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Avrupa, Trump’a uyum sağlamayı öğrendi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakınlaşan, Grönland’ın ABD tarafından alınması fikrini gündeme taşıyan, Avrupa Birliği’ne tek taraflı gümrük vergileri uygulayan, Avrupa’daki aşırı sağ ve sistem karşıtı siyasi hareketlerle yakın ilişkiler kuran ve İran konusunda Washington’un çizgisini desteklemeyen NATO müttefiklerini cezalandırmakla tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump, “düzen bozucu” kimliğinden büyük siyasi fayda sağlıyor.Trump’ın göreve dönmesinden bu yana Atlantik’in iki yakasındaki ilişkilerde gerilim hiç eksik olmadı.

Ancak 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi için farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Avrupalı liderler, Trump yönetimiyle nasıl çalışabileceklerini büyük ölçüde öğrenmiş görünüyor. Trump’ın Avrupa güvenlik düzenini yeniden şekillendirmeye dönük hamleleri belirli sonuçlar üretse de beklendiği kadar köklü değişiklikler yaratmadı. Sonuçta transatlantik ilişki artık daha çok karşılıklı çıkarların belirlediği bir ortaklığa dönüşmüş olsa da yine de iki taraf arasında işleyen bir ortaklık sürüyor.

Ukrayna savaşı NATO içindeki dengeleri nasıl değiştirdi?

Bu yeni dengenin merkezinde Ukrayna yer alıyor.Trump’ın, kendisi gibi güçlü lider profiline sahip Putin ile hızlı bir uzlaşı sağlayarak savaşı sona erdirme yönündeki ilk girişimleri sonuç vermedi. Bunun en önemli nedeni, Moskova’nın müzakereleri Ukrayna üzerindeki azami hedeflerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanması oldu. Diğer yandan Ukrayna Devlet Başkanı VolodimirZelenski de ülkesinin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak tavizleri kabul etmeyi reddetti.

Trump’ın kısa sürede barış sağlama vaadini yerine getirememesi Kremlin’de hayal kırıklığı yarattı.

Bu süreçte Ukrayna, özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik kabiliyetleri sayesinde sahada önemli kazanımlar elde etti ve Rusya’nın derinliklerindeki hedeflere saldırılar düzenledi. Bu nedenle Kiev yönetimi bugün, Rusya üzerinde belirli bir baskı kurma imkânı sağlayacak bir ateşkes seçeneğine geçmişe kıyasla daha sıcak yaklaşıyor.

Avrupa ülkeleri de bu yaklaşımı destekliyor ve Putin ile doğrudan müzakerelerin kapısının açık tutulması gerektiğini savunuyor.

Avrupalılar Trump’ı ikna etmeyi başardı mı?

Avrupalı müttefikler, özellikle Zelenski’nin şubatayında Beyaz Saray’da Trump ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile yaşadığı gergin görüşmenin ardından Kiev’e desteklerini sürdürdü.

Savunma harcamalarının artırılması, ABD’den daha fazla silah satın alınması, olası bir barış gücü için hazırlık yapılması, ticaret alanındaki tavizler ve Ukrayna’ya yönelik mali destek taahhütleri Avrupa’nın Washington nezdindeki etkisini artırdı.

Trump da her zamanki gibi sahada üstünlük sağladığını düşündüğü tarafla daha yakın bir ilişki kuruyor. Son dönemde Zelenski’ye yönelik söylemlerinin belirgin biçimde yumuşaması bunun göstergesi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Trump’ın artık tamamen “tarafsız bir arabulucu” gibi davranmadığını belirterek bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Elbette bu durumun kalıcı olacağının garantisi yok. Putin’in gerçekten uzlaşmaya hazır olup olmadığı hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak mevcut koşullarda Kremlin’in geçmişe kıyasla daha esnek mesajlar verdiği de göz ardı edilemez.

İran krizi Avrupa ile ABD arasındaki gerilimi azaltabildi mi?

Avrupa ülkeleri, Trump yönetiminin İran politikalarının yarattığı gerilimi dikkatli bir denge siyasetiyle yönetmeye çalıştı.

Washington’a gerekli lojistik desteği sağlarken doğrudan askerî bir angajmana girmekten kaçındılar. Trump’ın zaman zaman sertleşen açıklamalarına ise büyük ölçüde karşılık vermediler.

18 Haziran’da İran ile varılan mutabakatın duyurulması sırasında Avrupa başkentlerinin sergilediği diplomatik destek de dikkat çekti. Bu tutum, Trump’ın dış politikadaki başarı iddialarına belirli ölçüde katkı sağladı.

Kıbrıs, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Birleşik Krallık tarafından yayımlanan ortak açıklamada anlaşmadan duyulan memnuniyet dile getirilirken, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin korunmasına destek sözü verildi.

Anlaşmanın uzun vadeli geleceği belirsiz olsa da Avrupa ile ABD arasında yeni bir kriz yaşanmasının önüne geçilmiş oldu.

Avrupa neden hâlâ Trump konusunda temkinli?

Bütün bu gelişmelere rağmen Avrupa’da Trump yönetimine yönelik temkinli yaklaşım sürüyor.Çünkü siyasi açıdan zayıflayan bir Trump’ın daha öngörülemez kararlar alma ihtimali bulunuyor. İran krizinin ardından ortaya çıkan tablo, Avrupa güvenliği ve Ukrayna konusunda ani politika değişikliklerine yol açabilir.

Almanya ve Polonya’daki Amerikan askerî varlığına ilişkin tartışmalar da bu kaygıları güçlendiriyor.

Cumhuriyetçilerin Kasım ayındaki ara seçimlerde Temsilciler Meclisi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve Trump’ın iç politik baskılarla karşı karşıya kalması hâlinde, dikkatleri başka yöne çevirmek amacıyla daha sert dış politika hamlelerine yönelebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir senaryoda Avrupa yeniden başlıca gerilim alanlarından biri olabilir.

Avrupa gerçekten stratejik özerkliğe ulaşabilecek mi?

Uzun vadede ABD ile Avrupa arasında stratejik bir ayrışma eğilimi dikkat çekiyor.

Bir dönem yalnızca Fransa’nın savunduğu “stratejik özerklik” fikri artık Avrupa Birliği kurumlarında da güçlü destek görüyor.

Özellikle ileri teknoloji ve yapay zekâ alanlarında Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığı, kıtanın güvenlik ve ekonomi politikalarında daha bağımsız hareket etmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

Bununla birlikte Avrupa’nın Rusya tehdidine karşı savunma kapasitesini tek başına oluşturması kısa vadede mümkün görünmüyor.

İstihbarat, keşif ve gözetleme sistemleri, uzun menzilli vuruş kapasitesi, hava savunması, stratejik ulaştırma ve komuta-kontrol altyapısı gibi alanlarda ABD’nin sağladığı imkânlar hâlâ vazgeçilmez önem taşıyor.

Bu nedenle stratejik özerklik hedefi, en iyimser senaryoda bile 2030’ların sonu ile 2040’lı yılların projesi olarak değerlendiriliyor.

Ankara Zirvesi NATO’nun birlik mesajını verebilecek mi?

Avrupa uzun vadeli savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışırken NATO Genel Sekreteri Mark Rutte iyimser mesajlar vermeyi sürdürüyor.

Rutte, son NATO savunma bakanları toplantısının ardından müttefiklerin ortak savunma için gerekli askerî kabiliyetlere daha fazla kaynak ayırdığını ve ittifakın doğru yönde ilerlediğini söyledi.

Ankara Zirvesi’nin de bu mesajı güçlendirmesi bekleniyor.

Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük ölçüde Donald Trump ile ev sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumuna bağlı olacak.

Erdoğan’ın, Trump ile kurduğu yakın ilişkiyi zirvenin sorunsuz geçmesi için kullanması bekleniyor. Aynı zamanda Ankara, zirveyi Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki stratejik rolünü vurgulamak ve ABD ile savunma alanındaki iş birliğini geliştirmek için de değerlendirecektir.

Trump’ın siyasi tarzı gereği tamamen “sıkıcı” bir zirve yaşanması hiçbir zaman garanti değildir. Dikkat çekmek ve gündemi belirlemek onun siyaset anlayışının temel unsurlarından biridir.

Ancak bugün Avrupalı liderlerin en büyük beklentisi tam da budur: Krizsiz, sürprizsiz ve sakin geçen bir NATO Zirvesi.

Bu hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağı ise büyük ölçüde Ankara’da verilecek siyasi mesajlara bağlı olacaktır.

Bu yazı ilk kez 7 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

Dimitar Bechev’in Foreign Policy’de yayınlanan “Can NATO Pull Off a Dull Summit?” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://foreignpolicy.com/2026/06/29/nato-trump-erdogan-ankara-summit-europe-defense-russia/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

NATO krizsiz bir zirve düzenlemeyi başarabilir mi?

Trump'ın ikinci döneminde NATO içindeki fay hatları derinleşirken, Ukrayna ve İran krizleri İttifak'ı yeni bir yol ayrımına sürüklüyor. Ankara'daki zirve beklenmedik krizlere sahne olmadan tamamlanabilecek mi, yoksa NATO yeni bir sınavla mı karşı karşıya?

NATO’nun kritik Ankara Zirvesi 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek. Zirve, Kuzey Atlantik İttifakı için bir dönüm noktası olabilir. Zira Ukrayna ve İran krizleri nedeniyle ittifak içinde, özellikle ABD ile Avrupalı müttefikler arasında gerilim son dönemde önemli ölçüde arttı. Ancak Oxford Üniversitesi St Antony’sCollege Avrupa Çalışmaları Merkezi bünyesindeki Dahrendorf Programı’nın Direktörü Dimitar Bechev, Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalesinde, Avrupalı liderlerin Donald Trump ile çalışmanın yollarını öğrendiğini ve Ankara Zirvesi’nin sanıldığının aksine sakin ve krizsiz geçebileceğini savunuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Avrupa, Trump’a uyum sağlamayı öğrendi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakınlaşan, Grönland’ın ABD tarafından alınması fikrini gündeme taşıyan, Avrupa Birliği’ne tek taraflı gümrük vergileri uygulayan, Avrupa’daki aşırı sağ ve sistem karşıtı siyasi hareketlerle yakın ilişkiler kuran ve İran konusunda Washington’un çizgisini desteklemeyen NATO müttefiklerini cezalandırmakla tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump, “düzen bozucu” kimliğinden büyük siyasi fayda sağlıyor.Trump’ın göreve dönmesinden bu yana Atlantik’in iki yakasındaki ilişkilerde gerilim hiç eksik olmadı.

Ancak 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi için farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Avrupalı liderler, Trump yönetimiyle nasıl çalışabileceklerini büyük ölçüde öğrenmiş görünüyor. Trump’ın Avrupa güvenlik düzenini yeniden şekillendirmeye dönük hamleleri belirli sonuçlar üretse de beklendiği kadar köklü değişiklikler yaratmadı. Sonuçta transatlantik ilişki artık daha çok karşılıklı çıkarların belirlediği bir ortaklığa dönüşmüş olsa da yine de iki taraf arasında işleyen bir ortaklık sürüyor.

Ukrayna savaşı NATO içindeki dengeleri nasıl değiştirdi?

Bu yeni dengenin merkezinde Ukrayna yer alıyor.Trump’ın, kendisi gibi güçlü lider profiline sahip Putin ile hızlı bir uzlaşı sağlayarak savaşı sona erdirme yönündeki ilk girişimleri sonuç vermedi. Bunun en önemli nedeni, Moskova’nın müzakereleri Ukrayna üzerindeki azami hedeflerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanması oldu. Diğer yandan Ukrayna Devlet Başkanı VolodimirZelenski de ülkesinin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak tavizleri kabul etmeyi reddetti.

Trump’ın kısa sürede barış sağlama vaadini yerine getirememesi Kremlin’de hayal kırıklığı yarattı.

Bu süreçte Ukrayna, özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik kabiliyetleri sayesinde sahada önemli kazanımlar elde etti ve Rusya’nın derinliklerindeki hedeflere saldırılar düzenledi. Bu nedenle Kiev yönetimi bugün, Rusya üzerinde belirli bir baskı kurma imkânı sağlayacak bir ateşkes seçeneğine geçmişe kıyasla daha sıcak yaklaşıyor.

Avrupa ülkeleri de bu yaklaşımı destekliyor ve Putin ile doğrudan müzakerelerin kapısının açık tutulması gerektiğini savunuyor.

Avrupalılar Trump’ı ikna etmeyi başardı mı?

Avrupalı müttefikler, özellikle Zelenski’nin şubatayında Beyaz Saray’da Trump ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile yaşadığı gergin görüşmenin ardından Kiev’e desteklerini sürdürdü.

Savunma harcamalarının artırılması, ABD’den daha fazla silah satın alınması, olası bir barış gücü için hazırlık yapılması, ticaret alanındaki tavizler ve Ukrayna’ya yönelik mali destek taahhütleri Avrupa’nın Washington nezdindeki etkisini artırdı.

Trump da her zamanki gibi sahada üstünlük sağladığını düşündüğü tarafla daha yakın bir ilişki kuruyor. Son dönemde Zelenski’ye yönelik söylemlerinin belirgin biçimde yumuşaması bunun göstergesi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Trump’ın artık tamamen “tarafsız bir arabulucu” gibi davranmadığını belirterek bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Elbette bu durumun kalıcı olacağının garantisi yok. Putin’in gerçekten uzlaşmaya hazır olup olmadığı hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak mevcut koşullarda Kremlin’in geçmişe kıyasla daha esnek mesajlar verdiği de göz ardı edilemez.

İran krizi Avrupa ile ABD arasındaki gerilimi azaltabildi mi?

Avrupa ülkeleri, Trump yönetiminin İran politikalarının yarattığı gerilimi dikkatli bir denge siyasetiyle yönetmeye çalıştı.

Washington’a gerekli lojistik desteği sağlarken doğrudan askerî bir angajmana girmekten kaçındılar. Trump’ın zaman zaman sertleşen açıklamalarına ise büyük ölçüde karşılık vermediler.

18 Haziran’da İran ile varılan mutabakatın duyurulması sırasında Avrupa başkentlerinin sergilediği diplomatik destek de dikkat çekti. Bu tutum, Trump’ın dış politikadaki başarı iddialarına belirli ölçüde katkı sağladı.

Kıbrıs, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Birleşik Krallık tarafından yayımlanan ortak açıklamada anlaşmadan duyulan memnuniyet dile getirilirken, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin korunmasına destek sözü verildi.

Anlaşmanın uzun vadeli geleceği belirsiz olsa da Avrupa ile ABD arasında yeni bir kriz yaşanmasının önüne geçilmiş oldu.

Avrupa neden hâlâ Trump konusunda temkinli?

Bütün bu gelişmelere rağmen Avrupa’da Trump yönetimine yönelik temkinli yaklaşım sürüyor.Çünkü siyasi açıdan zayıflayan bir Trump’ın daha öngörülemez kararlar alma ihtimali bulunuyor. İran krizinin ardından ortaya çıkan tablo, Avrupa güvenliği ve Ukrayna konusunda ani politika değişikliklerine yol açabilir.

Almanya ve Polonya’daki Amerikan askerî varlığına ilişkin tartışmalar da bu kaygıları güçlendiriyor.

Cumhuriyetçilerin Kasım ayındaki ara seçimlerde Temsilciler Meclisi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve Trump’ın iç politik baskılarla karşı karşıya kalması hâlinde, dikkatleri başka yöne çevirmek amacıyla daha sert dış politika hamlelerine yönelebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir senaryoda Avrupa yeniden başlıca gerilim alanlarından biri olabilir.

Avrupa gerçekten stratejik özerkliğe ulaşabilecek mi?

Uzun vadede ABD ile Avrupa arasında stratejik bir ayrışma eğilimi dikkat çekiyor.

Bir dönem yalnızca Fransa’nın savunduğu “stratejik özerklik” fikri artık Avrupa Birliği kurumlarında da güçlü destek görüyor.

Özellikle ileri teknoloji ve yapay zekâ alanlarında Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığı, kıtanın güvenlik ve ekonomi politikalarında daha bağımsız hareket etmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

Bununla birlikte Avrupa’nın Rusya tehdidine karşı savunma kapasitesini tek başına oluşturması kısa vadede mümkün görünmüyor.

İstihbarat, keşif ve gözetleme sistemleri, uzun menzilli vuruş kapasitesi, hava savunması, stratejik ulaştırma ve komuta-kontrol altyapısı gibi alanlarda ABD’nin sağladığı imkânlar hâlâ vazgeçilmez önem taşıyor.

Bu nedenle stratejik özerklik hedefi, en iyimser senaryoda bile 2030’ların sonu ile 2040’lı yılların projesi olarak değerlendiriliyor.

Ankara Zirvesi NATO’nun birlik mesajını verebilecek mi?

Avrupa uzun vadeli savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışırken NATO Genel Sekreteri Mark Rutte iyimser mesajlar vermeyi sürdürüyor.

Rutte, son NATO savunma bakanları toplantısının ardından müttefiklerin ortak savunma için gerekli askerî kabiliyetlere daha fazla kaynak ayırdığını ve ittifakın doğru yönde ilerlediğini söyledi.

Ankara Zirvesi’nin de bu mesajı güçlendirmesi bekleniyor.

Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük ölçüde Donald Trump ile ev sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumuna bağlı olacak.

Erdoğan’ın, Trump ile kurduğu yakın ilişkiyi zirvenin sorunsuz geçmesi için kullanması bekleniyor. Aynı zamanda Ankara, zirveyi Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki stratejik rolünü vurgulamak ve ABD ile savunma alanındaki iş birliğini geliştirmek için de değerlendirecektir.

Trump’ın siyasi tarzı gereği tamamen “sıkıcı” bir zirve yaşanması hiçbir zaman garanti değildir. Dikkat çekmek ve gündemi belirlemek onun siyaset anlayışının temel unsurlarından biridir.

Ancak bugün Avrupalı liderlerin en büyük beklentisi tam da budur: Krizsiz, sürprizsiz ve sakin geçen bir NATO Zirvesi.

Bu hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağı ise büyük ölçüde Ankara’da verilecek siyasi mesajlara bağlı olacaktır.

Bu yazı ilk kez 7 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

Dimitar Bechev’in Foreign Policy’de yayınlanan “Can NATO Pull Off a Dull Summit?” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://foreignpolicy.com/2026/06/29/nato-trump-erdogan-ankara-summit-europe-defense-russia/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x