Gerçekten itfaiyemiz var mı?

Yangınlar nedeniyle sık sık can ve malın yanı sıra, tarihi hazinelerimizi, ormanlarımızı da kaybediyoruz ama tulumbacılık günlerinden bugüne, itfaiye araçlarımız değişmiş olsa da itfaiyecilik anlayışımızın değiştiğini söylemek pek mümkün değil. Oysa deprem, sel, heyelan gibi doğal afetlerin sık rastlandığı bir bölgede olan ülkemizde itfaiye kuruluşlarına gerekli önemi vermek için yapmamız gerekenler, çok zor değişiklikler değil.

İtfaiye denilince, garaja benzer bir yerde bir su tankı ile hortum tutan birkaç personel akla gelir. Birkaç yeni itfaiyeci aracı alan belediyeler, itfaiyeyi çağdaş seviyeye çıkardıklarını sanırlar. İtfaiyelerde eğitilmiş teknik personel olmadan sadece modern araçların alınması yeterli değil. Önce insana yatırım yapılması gerekir.

İnsana değer veren ülkelerde ise itfaiyelerin ve itfaiyecilerin ayrı bir önemi vardır, onlara verilen değer çok yüksektir. İtfaiyeci olmak bir ayrıcalık olarak görülür. İtfaiyecilerin aylık ücretleri standart memurlara göre çok yüksek olur, özel sağlık sigortaları da bulunur. Ülkemizde ise itfaiyecilik bir meslek olarak görülmez. İtfaiyecilik, çocukların sevdiği büyüklerin küçümsediği bir meslektir.

Tüm bu tabloyu değiştirmek için atılacak ilk adımsa, gerekli yasal düzenlemeleri yaparak itfaiyelerin görev tanımını çağdaşlaştırmak. Şu andaki yasal düzenlemelere göre, gerektiğinde belediye başkanının belirttiği görevleri yapan, yol yıkayan, park ve bahçeleri sulayan, halka su dağıtan, pankart asan, baca temizleyen bir kuruluş olmaktan itfaiyeyi çıkartmak ve asıl görevine odaklanmasını sağlamak zorundayız: Yangını önleme, bunun eğitimini verme, söndürme ve yangından kurtarma.

Ülkemizdeki itfaiyelerdeyse genellikle sadece söndürme kısmı var; İtfaiyenin temel görevlerinden biri olan binalarda alınacak önlemleri belirlemek ve halkı yangın önlemleri konusunda eğitmek itfaiyelerimizde maalesef yok.

Tulumbacılık döneminden günümüze yangına bakış açımız da pek değişmiş değil. Bir binanın yanmasının nedeni bina sahibine göre kader, yöneticilere göre elektrik kontağı veya sabotaj, itfaiyecilere göre ise trafik veya geç haber verilmesi. Fakat asıl üzerinde durulması gereken, yangının neden söndürülemediği ve nasıl önleneceği olmalı. Bir panoda elektrik yangını çıkmışsa, pano neden uygun yapılmamış, neden bakımı yapılmamış, neden binadan kaçış yolu yokmuş, neden söndürme sistemi yapılmamış, uygulamada mı yanlışlık var, denetleme mi eksik bunların sorgulaması ve tartışılması gerekiyor.

İtfaiyelerin görevi yangını önleme, bunun eğitimini verme, söndürme ve yangından kurtarma. Ülkemizdeki itfaiyelerdeyse genellikle sadece söndürme kısmı var; İtfaiyenin temel görevlerinden biri olan binalarda alınacak önlemleri belirlemek ve halkı yangın önlemleri konusunda eğitmek itfaiyelerimizde maalesef yok.

Yerine getirilmeyen asli görev: Yangını önlemek

Tüm dünyada yangınla ilgili proje ve iskân kontrolleri, denetimleri itfaiye tarafından yapılır. Türkiye’de ise 2012 yılında kentsel dönüşüm işlerini hızlandırmak için yangın yönetmeliğindeki itfaiyenin projeleri kontrol etmesi gerektiği belirtilen madde değiştirildi. Bu konudaki yetki ilçe belediyelerine verildi. Her ilçe farklı bir uygulama yapıyor.

Proje ve iskan kontrollerinin ilçe belediyeleri tarafından, işletme kontrollerinin ise itfaiye tarafından yapılması, yetki karmaşası ve kaos yaratmanın yanı sıra itfaiyenin başarısını da engelliyor. Zira binaların projelerini incelemeyen, iskân aşamasında kontrollerini yapmayan itfaiyenin binalar hakkında yeterli bilgisi olmaz ve yangınlarda başarı sağlayamaz. İtfaiye proje kontrolü yapmıyorsa, binada ne olacağını ve ne yapıldığını bilemez. Bu uygulama ile itfaiye, önleme bilgisine ve sorumluluğuna sahip olamaz, dolayısıyla söndürme becerisi de kazanamaz.

Dolayısıyla yangın yönetmeliğinin uygulama ve denetlenme görevini itfaiyeye vermek zorundayız. İtfaiyecilerin etkili bir müdahale yapabilmesi için binada alınan önlemleri proje aşamasında incelemeli, yapım sonrasında uygunluğu itfaiyeciler tarafından kontrol edilmeli.

Bizim de genel olarak yangın önleme tedbirlerine ölü yatırım olarak bakmaktan vazgeçmemiz gerek.

Gerçek itfaiye; önce yangını önleyecek tedbirleri aldıran, sonra her türlü kurtarma ve ilk yardımı yapan ve yangını söndüren kurum olmalı. Fakat Türkiye’de itfaiyeler; değil önleme ve kurtarma, yangın olayları için bile muhatap alınmıyor. Örneğin, İl ve İlçe Yangın Koordinasyon Kurullarında, Jandarma komutanı, Sivil Savunma Müdürü, Liman Başkanı bile varken İtfaiye Müdürü yok.

Zaten birçok ilimizde şu anda olduğu gibi çağdaş haberleşme sistemi bulunmayan, modern araçlardan yoksun itfaiyelerimiz maalesef itfaiye olmaktan çok uzak.

Tüm dünyada yangınla ilgili proje ve iskân kontrolleri, denetimleri itfaiye tarafından yapılır. Türkiye’de ise 2012 yılında kentsel dönüşüm işlerini hızlandırmak için yangın yönetmeliğindeki itfaiyenin projeleri kontrol etmesi gerektiği belirtilen madde değiştirildi. Bu konudaki yetki ilçe belediyelerine verildi.

İtfaiyeler özerk olmalı

İtfaiyeler, birçok ülkede ya içişleri bakanlıklarına bağlı ayrı bir genel müdürlük bazı ülkelerde de askeri teşkilâtlara nadiren de polis teşkilatlarına bağlı birimler olarak görev yapıyor. Bizim gibi itfaiyelerin belediyelere bağlı olduğu ülkeler de var ama sistem Türkiye’deki gibi değil.

Türkiye’de İtfaiye Yönetmeliğine (21.10.2006/26326) göre “Belediyeler, itfaiye personeli dışında diğer hizmet sınıflarında bulunan personeli ihtiyaç halinde, mevcut kadroları ile itfaiye teşkilatında görevlendirebilir.” Yani, Belediye Başkanı istediğini istediği anda teknik bir sınıf ve uzmanlık gerektiren ileri teknik bilgi, tecrübe ve cesaret isteyen en riskli mesleklerden biri olan itfaiyecilikle görevlendirebilir.

Nitekim ülkemizde itfaiyeler belediye başkanının bakış açısına göre şekilleniyor. Çoğu şehirde, itfaiyeciler belediye başkanının torpillilerinden oluşmakta, bazı belediyeler itfaiyeye eleman alımında parti kimliği arıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü itfaiye yirmi dört saat görev yapan, emir-komuta zinciri içinde çalışılan disiplin, tarafsızlık ve fedakârlık isteyen mesleklerden biri. İtfaiyenin yöneticileri ve çalışanları, toplumun her ferdine hiçbir ayrımcılık gözetmeden eşit davranmak zorunda. İtfaiye yöneticilerinin tarafsız görünmeyip açık olarak bir siyasal görüşü desteklemeleri, kurumlara olan güveni zayıflatır üstelik kurum içerisinde tehlikeli bölünmelere sebep olabilir.

Bu tehlikelerin önüne geçilmesinin yolu da itfaiyelerin belediyelere bağlı fakat kendi bütçelerini yapabilen, kendi araçlarını ve elemanlarını işe alabilen özerk bir yapıya kavuşturulmaları. Fakat aynı zamanda itfaiye örgütlerinin her konudaki standartlarının sağlanabilmesi, eğitiminin, yönetmeliklerinin, sağlık sorunlarının ülke genelinde ele alınabilmesi için de İçişleri Bakanlığı bünyesinde “İtfaiye Genel Müdürlüğü” kurulması da gerekiyor.

İtfaiyeler, belediyelere bağlı fakat kendi bütçelerini yapabilen, kendi araçlarını ve elemanlarını işe alabilen özerk bir yapıya kavuşturulmalı. Fakat aynı zamanda itfaiye örgütlerinin her konudaki standartlarının sağlanabilmesi, eğitiminin, yönetmeliklerinin, sağlık sorunlarının ülke genelinde ele alınabilmesi için de İçişleri Bakanlığı bünyesinde “İtfaiye Genel Müdürlüğü” kurulması da gerekiyor.

Örgütlenme sorunu

İtfaiye Genel Müdürlüğü’nün temel görevi de kontrol ve denetim yapmak, her belediyede terfi ve atama sisteminin aynı olmasını temin etmek, itfaiyecilerin işe alınmasında da çıkarılmasında da eşit kurallar uygulanmasını sağlamak olmalı.

İtfaiyelerle ilgili başka örgütlenme sorunu da itfaiyeler arasında bir bütünlük olmaması. Deniz itfaiyesinin, belediye itfaiyesinin, orman işletmesinin, yangınla mücadele biriminin ayrı olduğu bir başka ülke bilmiyorum. Limanda bir yangın olduğunda, kara itfaiyesi ve deniz itfaiyesi birlikte müdahale ediyor ama aralarında haberleşme sistemi yok. Denizdeki römorklar itfaiyecilerin içeride olduğunu bilmiyor ve üzerine su sıkıyor. Koordinasyon yok. Türkiye o kadar hovarda ki, ormanın binası, telsizi, telefonu; karanın binası, telsizi, telefonu; denizin binası, telsizi, telefonu ayrı. Birini 177, öbürü 110’dan arıyorsunuz. Acil servisin numarası ayrı, polisin ayrı, jandarmanın ayrı. Çocuklar hepsini ayrı ayrı ezberlemek zorunda kalıyor.

Telsiz sistemi ayrı ise ve aralarında haberleşme imkânı yoksa araçların standartları farklı ise yardımlaşma da verimli olamaz. Üstelik aynı amaç için farklı yerlerde eleman bulundurulması da gereksiz.

Dolayısıyla deniz, orman ve kara itfaiyeleri bir merkezden yönetilmeli, aynı çatı altında olmalı. En azından Büyükşehir Belediyeleri sorumluluk alanı içinde; deniz, orman ve kara yangınlarından yalnız bir kuruluş yetkili ve sorumlu olmalı.

Ülke genelinde de itfaiye araç-gereçlerinde bir standart olmalı, zira araç standardının olmaması, müştereken müdahale edilen olaylardaki yardımlaşma imkânlarını sınırlandırıyor. Oysa hızla büyüyen ve birleşen, megapolleşen şehirler nedeniyle yangın veya diğer olaylarda yardımlaşmaya daha sık ihtiyaç duyuyoruz.

Mevcut durumda askeri birlikler Amerikan standartlarına, deniz kuruluşları İngiliz standartlarına, kara itfaiyeleri ise Almanya standartlarına uygun araç alıyor. Bundan dolayı müşterek çalışmalarda birbirinden faydalanma da verimli olmuyor. Bütün bu nedenlerle itfaiye araçları sanayimizi geliştirmek, itfaiyeler arasında yardımlaşmanın sağlanabilmesi ve eğitimin de standartlaşması için araç-gereç standardını da sağlamak zorundayız.

Mevcut durumda askeri birlikler Amerikan standartlarına, deniz kuruluşları İngiliz standartlarına, kara itfaiyeleri ise Almanya standartlarına uygun araç alıyor. Bundan dolayı müşterek çalışmalarda birbirinden faydalanma da verimli olmuyor. Bütün bu nedenlerle İtfaiye araçları sanayimizi geliştirmek, itfaiyeler arasında yardımlaşmanın sağlanabilmesi ve eğitimin de standartlaşması için araç-gereç standardını da sağlamak zorundayız.

Kimler itfaiyeci olmalı?

Uzak Doğu ve Amerika ülkelerinde ve gerekse Avrupa ülkelerinde sıkı bir eleme ile itfaiyeye alınan personel, en az bir-iki sene eğitim gördükten sonra itfaiyeci olabiliyor.

Günümüzdeki söndürme tekniklerini ve yöntemlerini takip için eğitim çok önemli olmasına rağmen, itfaiyeye alınan bir elemanı yeterli eğitimden geçirmeden doğrudan itfaiyeci olarak görevlendiren ender ülkelerden biriyiz. Oysa itfaiyecilik eğitimi veren üniversitelere bağlı iki yıllık “Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Meslek Yüksek Okulları” var. İtfaiye Yönetmeliğinde gerekli değişiklikleri yaparak, itfaiyeye alınacak elemanların Meslek Yüksek Okulu mezunu olması şartını getirmeliyiz.

Halkla birlikte yapılması gerekenler de var

İtfaiye hizmetlerinin iyi olabilmesi için, halkın yangın güvenliği konusunda eğitilmesi ve ayrıca yangın güvenlik önlemlerinin aldırılması gerekir. Halkın bilinçlendirilmesi ve eğitimi için okullarda yapılan eğitim çalışmalarını artırmalıyız. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi işyerlerinde, hastanelerde ve okullarda sürekli tatbikatlar yapılmalı. Okullarda yangın güvenliği eğitimleri verilmeli. Küçük yaşlarda edinilen bilgiler yaşam boyu kalıcı olduğundan, özellikle ilkokullarda Yangın Haftası ilgi çekici hale getirilmeli, çizgi filmlerle çocukları eğitmeliyiz.

Çıkarılacak bir kanunla, zorunlu yangın sigorta sistemi getirilmeli, hem itfaiyeye gelir kaynağı temin edilmeli hem de vatandaşlar yangınlara karşı korunmalı. Emlak vergisine itfaiye payı konulmalı ve belediyelere toplam bütçenin yaklaşık yüzde üçlük bir bölümünün itfaiye hizmetlerine ayrılması zorunluluğu getirilmeli.

İnsana değer veren ülkeler itfaiye ve itfaiyeciye değer verir. Ülkemizde itfaiyeci imajını yükseltmek ve itfaiyeciye gerçek değerini vermek için sosyal hakları artırılmalı, teknik kadro verilmeli, yıpranma payı genişletilmeli, yasal hakları artırılmalı.

Çünkü çağdaş bir itfaiyecilik sistemini hak ediyoruz.

Twitter: @abdurahmankilic

Web Sitesi için: http://www.yangin.org

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Eylül 2019’da yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç

Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç - İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğretim üyesi, Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı’nın kurucusu ve Onursal Başkanı. 1987 yılında Japonya’da konuyla ilgili aldığı eğitimden sonra kendisini Türkiye’de itfaiyeye bilimsellik kazandırmaya, itfaiye imajının iyileştirilmesine ve itfaiyenin kamuoyunda tanınmasına adamıştır. 1989-1994 yılları arasında İstanbul İtfaiye Müdürü olarak görev yapan Kılıç Almanya, İngiltere gibi ülkelerde yangın önlemleri konusunda eğitimlerde bulunmuş, bu alanda uluslararası kuruluşlarla işbirlikleri başlatmış, İtfaiye Müzesi’ni yeniden açmıştır. Yangın güvenliği konusunda çok sayıda yayını bulunmaktadır.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend