12 Kasım 2019

İnsan

Yorum yap

Yazdır

Kadın dostu kentler hayal mi?

Güneşli bir güne uyandınız, süratle hazırlanıp evinize 400 metre mesafedeki otobüs durağına doğru yürürken, önce çocuğunuzu mahallenizdeki kreşe bıraktınız. Öğle yemeğinizi ofisinize yakın o büyük parkta ağaçların altında, sessizlik içinde, kimse sizi rahatsız etmeden yediniz. İş çıkışı gittiğiniz şahane konser gece yarısı bitti. Dönüş yolunda bindiğiniz otobüs, sizi durak haricinde arzu ettiğiniz yerde bıraktı. Işıl ışıl sokaklardan geçerek evinize doğru yürürken aklınızda, semtinizin Kadın Konseyi’nin ertesi gün belediye yetkilileriyle yapacağı toplantı vardı.

Yukarıdaki satırları okuyan kadınların şu anda aklından neler geçiyor acaba? Bir hayal kadar uzak mı bu yaşam kadınlara? Yoksa aralarında zaten böyle yaşayanlar var mı? Tüm bunlar hayal değil, bir kentte yaşamak tam da böyle bir şey olabilir aslında! Kadın dostu bir kentte yaşamak…

Avusturya’dan Nepal’e, İspanya’dan Tanzanya’ya çeşitli kentlerde veyahut Trabzon’dan Yozgat’a, İzmir’den Diyarbakır’a kimi şehirlerin pilot bölgelerinde kadın dostu uygulamalar, düzenlemeler mevcut. Ama daha yapılacak çok şey var.

2016 yılı verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 92.3’ü yani yaklaşık 74 milyon insan artık kentlerde yaşıyor, bu rakamın yine yaklaşık olarak yüzde 50’sini ise kadınlar oluşturuyor.1 Oysa yaşadığımız şehirlerde standartlar ve mekânsal kararlar hâlâ yalnızca yetişkin, sağlıklı erkek kullanıcı temel alınarak oluşturuluyor. Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar çok da fazla kentsel tasarımların planlamaların odağında olmuyor.

Yaşadığımız şehirlerde standartlar ve mekânsal kararlar hâlâ yalnızca yetişkin, sağlıklı erkek kullanıcı temel alınarak oluşturuluyor. Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar çok da fazla kentsel tasarımların planlamaların odağında olmuyor.

‘Kadın dostu kent’ ne demek?

Kadınlar, “eşitlik” anlamında kazandıkları çeşitli haklara rağmen, geleneksel olarak kendilerine yüklenmiş roller dolayısıyla kentten, kentsel mekândan eşit faydalanamıyor. Kenti erkeklerden daha farklı deneyimliyor. Aynı şekilde kent de kadınları erkeklerden farklı biçimlerde etkiliyor ve daha zor şartlarla karşı karşıya bırakıyor. Zira mekân, kadını içine alıp güçlendirebileceği gibi, ayrımcı davranıp dışlayıcı da olabiliyor.

Ne var ki, 1960’lardan bu yana yaşanan bir kaç dönüm noktası bu tabloyu değiştirmeye başladı. Önce 1960-70’lerde eleştirel teoride ‘mekân’ kavramı önem kazandı. Ardından sosyal olguların irdelenmesinde mekân boyutuna değinen okumalar geliştirildi. Zamanla toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımlar yayılmaya, planlama, kentsel tasarım ve mimarlık alanında çalışan profesyonellerin gündemine girmeye başladı.

Toplumsal cinsiyete duyarlı kentsel mekânlar tasarımına dayanak oluşturan mihenk taşlarından biri de düşünür Henri Lefebvre’in 1968’de ortaya koyduğu “kent hakkı” kavramıydı. Buna göre, kent tüm sakinlerinin erişebileceği ortak bir maldı ve kent hakkı da kent sakinlerine kentin oluşumuna katılma fırsatı vermeyi amaçlıyordu. Kısacası kent hakkı, demokrasi anlamına da geliyordu. Yerel otoriteler bu konuda projeler üretmeye çalıştı. Kentsel mekânların cinsiyete duyarlı olarak kurgulanması örnekleri giderek arttı.

Neler yapıldı?

Özellikle 20 senedir bu konuda umut verici değişiklikler olmaya başladı. Artık toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, eşit kent hakkı ve paylaşımına olanak sağlayacak, – planlama ve tasarım örnekleri üretiliyor ve uygulamaya konuluyor. Bu örnekler arasında en belirleyici ve devrimci olanlarından biri, Viyana Belediyesi’nin şehir planlama süreçlerinde toplumsal cinsiyete duyarlılığı ana kriter haline getirmeyi hedeflediği Eşit Paylaşımlı Şehir: Viyana22 projesi.

Proje 1991 yılında bir fotoğraf sergisi ile başlatıldı. “Kentte Kamusal Mekân Kime ait?” temalı bu katılımcı sergi, kadının kamusal mekânda sayıca ne kadar az, çekingen, güvensiz olduğunu ortaya koyacak yüzlerce fotoğrafın çekilmesine ve sergilenmesine olanak tanıdı. Kentlilerin serbest katılımına açık olan aktivite, sokaktaki insanın-Viyanalıların- farkındalığı açısından çok önemli kazanımlar üretti.

1992’de Belediye bünyesinde Kadın Ofisi kuruldu. 1998’de imar, inşaat projeleri ve kadının gündelik gereksinimleri için koordinasyon ofisi hayata geçirildi. 2001’deyse toplumsal cinsiyetin ana-akımlaştırılmasını hedefleyen projeler yapılmaya başlandı.

Bu çalışmalar, gündelik yaşamın kalitesinin, kentsel yapının biçimi ve kent olanaklarına erişim kolaylığının sağlanması ile mümkün olacağı ilkesi üzerinden hâlâ yürütülüyor. Bu çerçevede belediye, cinsiyete duyarlı konut, park, çocuk oyun alanı, ulaşım-trafik düzenlemesi, kamusal alanda güvenlik, planlama çalışmaları ve toplum merkezler uygulamaları gibi yüzlerce pilot projeyi hayata geçirmeye davam ediyor.

2012’de başlatılan ve Nepal’de kadınların planlama sürecine; tasarım, ulaşma ve bütçelendirme konularında nasıl dahil edilebileceği üzerine geliştirilmiş kapsamlı projede, özellikle su kullanımının kadın açısından daha erişilebilir, ucuz ve sağlıklı olması amaçlandı.

Rusya, Hindistan, İspanya ve Tanzanya’da dört farklı kenti kapsayan bir diğer projede ise, ağırlıklı karar alanı kentsel ulaşım-erişim. Hedeflenen, ulaşım sistemi içinde kadını güvenli kılmaktı.

Sonuç odaklı kadın dostu projelerin hepsinde en öncelikli tavır, projenin gerçekleştirileceği bölgede yaşayan kadınların ihtiyaçları ve önceliklerini belirlemek ve bu doğrultuda öneriler geliştirmekti.

Sözü geçen bu sonuç odaklı kadın dostu projelerin hepsinde en öncelikli tavır, projenin gerçekleştirileceği bölgede yaşayan kadınların ihtiyaçları ve önceliklerini belirlemek ve bu doğrultuda öneriler geliştirmekti.

Türkiye’den ödüllü projeler

Ülkemizde yapılan çalışmalara baktığımızda yerel yönetimlerimizin kadınlar için sosyalleşme ve gelir sağlama amaçlarıyla gerçekleştirdiği sosyal merkez ve pazar yeri uygulamaları dışında, eşitlikçi kent anlayışını ana akım haline getirmeyi hedefleyen ilk kapsamlı projenin, İçişleri Bakanlığı’nın Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Temsilciliği ile, 2006-2010 yılları arasında 6 pilot ilde gerçekleştirdiği “Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı”3 olduğunu görürüz.

Bu programın uygulandığı illerdeki yerel yönetimler kadın ve kız çocuklarının gündelik yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik çalışmalara öncelik verdi. Katılımcı süreçler işleteceğini taahhüt eden “Yerel Eşitlik Eylem Planları”4 hazırlamalarına ön ayak oldular. Programın bir diğer katkısı da Kadın Hakları Komisyonlarına gelen talepleri cevaplamaya yönelik Valilik ve Belediye Eşitlik Birimlerinin kurulması ve illerde yer alan kadın kuruluşlarının bu komisyon veya birimler içinde yer almalarının sağlanmasıydı.

Kentsel hizmetler kapsamında ise kadın danışma/toplum merkezleri, kız yurtları, sığınma evleri, kreş, bebek bakım odaları ile park düzenlemeleri gerçekleştirildi.

Kadının ekonomik hayata katılımını desteklemek üzere mesleki eğitim programları çoğaltıldı. Kamu personelinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalığını arttırmak üzere eğitim çalışmaları yapıldı. Sağlık konusu da kapsam içinde alındı; mevsimlik tarım işçileri de dâhil olmak üzere dezavantajlı grupları kapsayacak biçimde sağlık hizmet modelleri geliştirildi.

Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmalarını yerel yönetimlere taşıyan bu ilk program, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün 60’ıncı yılı ödüllerinde dünyada ‘insan hakları alanında yürütülen’ en iyi altı program arasına girdi. Bu ilerleme birçok başka yerel yönetimin de “Kadın Dostu Kent” modeline katılma talebine neden oldu. ‘Ortak Program’ 2011 yılında 7 ilin dâhil edilmesiyle5 genişledi.

Böylece uygulama alanını 11 ile çıkaran program, ikinci döneminde, kamusal alanda kadının görünürlüğünün artması için fiziksel mekân kurgularına önem vermenin gerektiği yaklaşımı benimsendi. Bu amaca hizmet edecek bir rehber kitap hazırlandı.

Kadın dostu bir kent nasıl kurulabilir?

Böyle bir projeyi hayata geçirmek güç mü? Cevap net: Hayır, değil.

Bu konuda uygulamaları hayata geçirmek isteyen yerel yönetimler için oluşturuşmuş bir Kadın Dostu Kent Planlama Rehberi6 mevcut. Bu rehber, planlama ve tasarım için strateji ve ilkeler geliştirerek kent planlarında yer alabilecek kentsel mekâna ilişkin yerel hedeflerin belirlenmesine, toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımının somutlaştırılıp hayata geçirilmesine yönelik bir çalışma.

Bu çalışma, kentin bütünü, mahalle, sokak ve yapı ölçeklerinde yani dört ana mekan kategorisinde beş farklı konu başlığı altında7 çok sayıda kalite ölçütleri ve ilkeler üretti, uygulanabilir öneriler getirdi.

Bu kalite ölçütleri ve ilkeler, planlama, kentsel tasarım, mimarlık ve peyzaj mimarlığı gibi meslek gruplarının üreteceği projelerin hem kamu yararı hem de kentli hakları açısından politik doğruculuk anlayışıyla ele alınmasına olanak sağlamayı, bir yol haritası olmayı hedefliyor.

Kadınlar yerel yönetimlerden ne istemeli?

Meslek gruplarının çabaları veya bu rehber benzeri çalışmaların yanı sıra, belki biz kadınlar da “kadın dostu kentler” konusunda daha talepkâr olabiliriz. Ne mi istemeliyiz yerel yönetimlerden?

Kadın ve kız çocuklarını dışlamadan tüm insanların insan haklarını güvence altına alan eşitlikçi bir yaklaşım ve hizmet veren bir kent,

Kadın ve kız çocuklarının ayrımcılığa uğramadığı ve ekonomik, sosyal, politik ve kültürel haklarının güvence altına alındığı, sosyal ve kültürel mekanlarla donatılmış bir kent,

Yerel yönetimlerden, sokakta kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet uygulanması konusunda caydırıcı olabilecek önlemlerin alındığı, aydınlatılmış, güvenli kamusal alanların ve kamusal yaşamın tadını çıkarabilecekleri bir kent istemeliyiz.

Sokakta kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet uygulanması konusunda caydırıcı olabilecek önlemlerin alındığı, aydınlatılmış, güvenli kamusal alanların ve kamusal yaşamın tadını çıkarabilecekleri bir kent,

Kadınların, içinde yaşadıkları çevreyi ve topluluğu etkileyen kararlar almaya katılabildiği, uygun yönetim basamaklarında ve uygulama aşamalarında söz sahibi olabildiği, kadın bakışının tasarım sürecinin merkezinde yer aldığı bir kent,

Kadın ve kız çocuklarına dair doğru ve güvenilir bilgi toplayan ve veri üreterek, kadın kentlilere yönelik bir veri tabanı oluşturan ve kentsel politikalarını bu verilere dayanarak üreten bir kent,

Ulaşımı sadece şehir merkezi-çevre bağlantılı değil, çok merkezli ağ sistemi ile çözen, dolayısıyla toplu taşımın kentsel hizmetlerin bulunduğu alanları, mahalleleri, alışveriş merkezlerini birbirine bağlayacak hatlar oluşturduğu, dolmuş, otobüs, metro, tren, vapur gibi farklı ulaşım modları arasında, aktarmaların kısa mesafeli, kolay ve ucuz olduğu bir kent,

Okur yazarlık eksikliğini erkeklerden daha yoğun yaşayan kadınlar için yol bulmayı kolaylaştıracak işaretlemelerin ve bilgilendirmelerin yeterli sıklıkta ve algılanabilir olduğu, güvenli ve kolay kullanılabilen bir kent,

Özellikle yoğun kentsel hizmet alanlarının (Ticaret merkezi, AVM, okul, hastane, spor alanları, kültür aktiviteleri, vs.) olduğu yerlerde oluşturulacak otoparklar, bunlara bağlanan yaya yolları, yakın çeperi bağlayan ring servislerinin bulunduğu kolay erişimli bir kent,

Kadınların konut sahibi olmasına olanak verecek yerel model veya politikaların geliştirildiği, mali desteklerin yaratıldığı ve ekonomik sosyo-kültürel farklılıkları ve yaşam biçimlerini değerlendiren farklı konut tiplerinin tasarlanıp, üretildiği bir kent,

Kentte en geniş kent ormanından en küçük mahalle parkına kadar uzanan bir çeşitlenme ile günlük yaşamda yürüme güzergahı içerisinde yer alacak yeşil alanları ile açık havadan yararlanabileceğimiz bir kent.

Kent ancak kadın dostu ise “herkes için dost” olur

Kadın dostu bir kent, aslında herkes için dost bir kentin de anahtarı sayılabilir. Toplumsal rolleri kadınları kentte daha zor koşullarda var eder. Dolayısıyla onların zorluklarına getirilen çareler, kendiliğinden herkesin hayatını kolaylaştıracaktır. Çünkü, Lefevbre’in dile getirdiği demokrasiyle son derece bağlantılı bir kavram olan “kent hakkı” herkese için geçerlilik kazanacaktır.

Türkiye ve dünyada bu konuda başarılı örnekler var. Fakat yine de birçok ülkede ve Türkiye’de de kadınların maruz kaldığı eşitsizliği; parlamentodaki düşük temsil oranı, yönetime, eğitime, işgücüne ve toplumsal yaşama düşük katılımları üzerinden tanımlama eğilimimiz değişmiyor. Oysa eşitsizlik, bu unsurların yanı sıra kadınların gündelik yaşam çevreleri ve kentteki sorunlarıyla da ilişkili.

Oysa, “kent hakkı” literatüründe sözü geçen “hakların” nasıl cinsiyetlendirildiğine hâlâ çok az önem veriliyor. Keşke hepimiz, gündelik yaşam ve kent sakinlerinin çoğulcu mekânlar beklentisi ve taktikleri ile ilgilensek, daha renkli ve güvenli kentsel arenalar üretmek üzere çalışsak… Çünkü herkesin eşit paylaştığı kentleri ancak böyle üretebileceğiz.

Unutmayalım, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine geliştirilen politikalar ancak uluslararası düzeyde, ulusal çapta, yerel kurumlar ve meslek gruplarıyla ve tabii bireylerin dâhil olduğu, bütüncül ve her basamağında “ana akım” haline getirilebilirse, insan hakları düzeyinde gerçek anlamda başarılı olabilir ve eşit vatandaşlık sağlayabilir.

KAYNAKLAR
Deniz Altay Baykan, Yerel Yönetimler İçin Kadın Dostu Kent Planlaması ve Tasarım İlkeleri Kitabı, Dr., Eylül 2015
http://www.kadindostukentler.com/content/docs/kadin-dostu-kent-planlamasi.pdf
Harvey,D., Sosyal Adalet ve Şehir,1973 Metis Yayınları2003
Lefebvre, H. Mekanın Üretimi, Sel yayıncılık.2014.
Liz Bondi, Gender, Class, and Urban Space: Public and Private Space in Contemporary Urban Landscapes, Urban Geography · February 1998

  1. 2016 TÜİK verilerinden çıkarılmıştır. Not: 1927’de ülkemiz nüfusunun %75,8’i kır, %24,2’si şehirlerde yaşıyordu. 1985 yılında yapılan nüfus sayımında ilk kez şehir nüfusu, kırsal nüfustan daha fazla çıkmıştır. 2016 yılında toplam nüfusun %92,3’ü il ve ilçe merkezlerinde, %7,7’si belde ve köylerdedir. 1927-2016 arasında şehir nüfusu 3,3 milyondan 2016 yılında 73,6 milyona ulaşarak yaklaşık 22 kat. (https://www.cografyabilimi.gen.tr/turkiyede-kir-sehir-nufusu/)
  2. Plancı Eva Kail tarafından geliştirilen proje
  3. http://ka-der.org.tr/wp-content/uploads/2018/11/kdk-uygulama-rehberi.pdf (31.10.2019) http://www.kadindostukentler.org/content/docs/outputs/hizmet-sunumu.pdf(31.10.2019) http://www.spo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=902&tipi=44&sube=0(31.10.2019)
  4. Yerel Eşitlik Eylem Planları (YEEP), illerin, yerel düzeyde kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve kadının statüsünün güçlenmesi için izlemeleri gereken yol haritasını belirlemek üzere hazırladıkları kilit belgelerdir. CEDAW (Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Engellenmesi Sözleşmesi) ve diğer ulusal / uluslararası plan ve belgelerle uygun olarak altı başlıkta (eğitim, sağlık, istihdam, yönetim mekanizmalarına katılım, kadına yönelik şiddet ve kentsel hizmetler) hazırlanan Yerel Eşitlik Eylem Planları, illerdeki yerel yönetimlerin, taşra teşkilatlarının, valiliklerin, il özel idarelerinin ve elbette ki sivil toplumun yerel düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için üstlenmeleri gereken sorumlulukları ve oluşturmaları gereken işbirliklerini tarif eden kilit bir belge olarak tüm paydaşların katılımı ile hazırlanmaktadır . http://www.kadindostukentler.com/proje-yeep.php(31.10.2019)
  5. Adıyaman, Antalya, Bursa, Gaziantep, Malatya, Mardin, Samsun
  6. Yerel Yönetimler İçin Kadın Dostu Kent Planlaması ve Tasarım İlkeleri Kitabı Dr. Deniz Altay Baykan, Eylül 2015 http://www.kadindostukentler.com/content/docs/kadin-dostu-kent-planlamasi.pdf
  7. Genel İlkeler, Ulaşım Erişilebilirlik, Merkezi Hizmetler, Açık-Yeşil Alanlar/Parklar, Kamusal Ortak Kullanım Alanları

Dr. Deniz Altay Baykan

Dr. Deniz Altay Baykan - Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi Bölümü Öğretim Üyesi. Baykan, ODTÜ’te Şehir Planlama Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora çalışmalarını (kentsel coğrafya alanında) Fransa’da tamamladı. Çalışmalarını kentsel coğrafya, kentsel sosyoloji, kadın çalışmaları konularında sürdürüyor, ayrıca Birleşmiş Milletler ve yerel yönetimlere projeler ve danışmanlık yapıyor. Meslek odaları ve sivil girişimlerin çalışmalarında gönüllü olarak görev alıyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend