İran Savaşı sonrası Körfez ülkelerinin açmazları

İran savaşı sona erse bile Körfez ülkeleri için asıl sınav yeni başlayacak. Körfez ülkeleri, Amerika'ya ve birbirlerine olan güvenlerini kaybettikleri bir dönemde ekonomilerini nasıl yeniden şekillendirecek? Kimin hızla toparlanacağını, kimin ise savaşın ardından sürüklenmeye devam edeceğini coğrafyaları, kasalarındaki para ve sahip oldukları güven belirleyecek.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta düzenlediği hava saldırılarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney de dâhil olmak üzere çok sayıda İranlı yetkilinin öldürülmesinin ardından başlayan İran Savaşı’nda 6 ay geride kaldı. Savaşın İran’dan sonraki en büyük mağduru, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapan Körfez ülkeleri oldu. İran bu ülkelere binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi. Henüz işleyen bir ateşkesten söz etmek mümkün değil. Sükûnet sağlansa bile Körfez ülkelerinde hayatı normal akışına döndürmek kolay olmayacak. The Economist’te yayımlanan yazıda Körfez ülkelerinin savaş nedeniyle girdiği açmazlar irdeleniyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Savaş, Körfez’in güvenli liman imajını sarstı

“Bu yılın ocak ayında Dubai’de düzenlenen bir bankacılar toplantısında gündem, şehrin hızla yükselen emlak piyasasında düzeltme yaşanıp yaşanmayacağıydı. Doha’daki bir teknoloji konferansında ise herkes yapay zekâyı konuşuyordu. Savaş Orta Doğu’yu tehdit ediyordu ancak kimse çatışmanın kendi ülkesine de ulaşacağına inanmak istemiyordu.

Petrol monarşilerinden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) için sonraki aylar, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal ettiği 1990’dan bu yana yaşanan en büyük şok oldu. İran’ın binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı on milyarlarca dolarlık hasara yol açtı. Buna rağmen can kaybı sınırlı kaldı. Hürmüz Boğazı yaklaşık dört ay kapalı kaldı, ancak Körfez’de ciddi bir kıtlık yaşanmadı.

1990’da KİK ülkeleri dünyanın benzin istasyonuydu. Bugün ise finans ve lojistik başta olmak üzere birçok alanda dev aktörlere, büyük devlet fonlarına ve küresel havayollarına ev sahipliği yapıyorlar. Bölge ekonomilerinin toplam büyüklüğü 2,3 trilyon dolara ulaşıyor.

Şimdi bu model sorgulanıyor.

Savaşın bundan sonraki etkisi büyük ölçüde Amerika ile İran arasındaki görüşmelere bağlı. Çatışmalar yeniden başlarsa bir sonraki tur çok daha yıkıcı olabilir. Körfez’deki yetkililer yeni bir savaş beklemiyor, ancak kalıcı barıştan da emin değiller.

Körfez ülkeleri üç büyük açmazı nasıl aşacak?

Önlerinde üç temel sorun var: Güveni yeniden tesis etmek, daha önce hesaba katmadıkları jeopolitik riskleri ekonomik çeşitlendirme planlarına dâhil etmek ve artık ne Amerika’ya ne de birbirlerine tam olarak güvenebildikleri karmaşık bir dönemi yönetmek.

Ortak bir travma yaşayan Körfez ülkelerinin bu süreçten aynı şekilde çıkması ise beklenmiyor.

Dubai modeli savaşın ardından ayakta kalabilecek mi?

İlk bakışta güven açısından en büyük darbeyi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) almış görünüyor. BAE 2 bin 800’den fazla saldırıya uğradı. Bu sayı, diğer KİK ülkelerinin toplamına neredeyse eşit.

İsrail’le yakın ilişkileri ve liderlerinin İran’a karşı sert tutumu, BAE’yi Tahran’ın kalıcı hedeflerinden biri haline getirebilir.

Buna rağmen Dubai’deki birçok yabancı savaş ve gelecek konusunda iyimserliğini koruyor. Savaş sırasında kaç kişinin ülkeyi terk ettiği bilinmiyor. Ancak otoyollardaki trafik ve alışveriş merkezlerindeki kalabalıklar, profesyonellerin önemli bölümünün kentte kaldığını gösteriyor.

Ayrılanların bir kısmı ise muhtemelen başka seçenek bulamadı. Turizme bağımlı oteller ve şirketler savaş sırasında binlerce kişiyi işten çıkardı.

BAE’nin GSYİH’sinin yüzde 12’sini oluşturan turizm, güven düzeyinin en önemli göstergelerinden biri olacak. Yaz ayları zaten sakin geçiyor. Ancak şirketler sıcakların azalmasıyla hızlı bir toparlanma bekliyor.

BAE’nin güçlü mali yapısı ise önemli bir avantaj. Savaş öncesinde bütçenin başa baş noktası petrol fiyatında varil başına yaklaşık 50 dolardı. Dubai, savaş dönemi teşvikleri kapsamında şimdiden 680 milyon dolar harcadı; otel konaklamaları ve restoran faturalarındaki bazı vergileri askıya aldı.

Bahreyn savaşın ekonomik faturasını taşıyabilecek mi?

Daha küçük Körfez ülkelerinde güveni yeniden tesis etmek daha zor olabilir. Bunun en çarpıcı örneği Bahreyn.

Ada krallığı savaşa GSYİH’sinin yüzde 146’sına ulaşan borç yüküyle girdi. Döviz rezervleri iki aydan az ithalatı karşılayabilecek düzeydeydi. Buna, Sünni monarşi ile uzun süredir ayrımcılıktan şikâyet eden Şii çoğunluk arasındaki gerilimler de ekleniyor.

Savaş iki sorunu da ağırlaştırdı. Petrol, GSYİH’nin yalnızca yüzde 14’ünü oluştursa da kamu gelirlerinin yaklaşık yarısını sağlıyor. Bahreyn mart ayından bu yana neredeyse hiç petrol ihracatı yapamadı.

BAE, nisan ayında Bahreyn Merkez Bankası’na 5 milyar dolarlık para takası (swap) sağladı. Yeni kurtarma paketleri de gündeme gelebilir.

Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik, Bahreyn’in Suudi Arabistan’a hizmet veren bir lojistik merkezine dönüşme planını da riske atıyor. Suudi Arabistan’ın doğu kıyısındaki limanlarını genişletme seçeneği varken Bahreyn’in boğaza alternatif bir güzergâhı bulunmuyor.

Coğrafya, savaş sonrası kazananları belirleyecek mi?

Suudi Arabistan’ın büyüklüğü, savaşı komşularından daha kolay atlatmasını sağladı. Büyük şehirleri İran saldırılarından büyük ölçüde kurtuldu, hava sahası hiç kapanmadı. Bazı şirketler personelini geçici olarak Dubai’den Riyad’a taşıdı.

Geniş iç pazar da yabancı turist sayısındaki düşüşü telafi etti. Zaten ülkenin turizmi, büyük ölçüde hac ve umreye dayanıyor.

Krallık, savaştan önce de en iddialı projelerinden bazılarını küçültmeye başlamıştı. Özellikle kuzeybatıda inşa edilen Neom’un ölçeği yeniden değerlendiriliyor. Aynalı gökdelenler ve kayak merkezleri yerine Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkelerini Kızıldeniz’e bağlayan modern limanlarla kendisini bir lojistik merkez olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Bu yön değişikliği, savaş sonrasında daha da anlamlı hale gelebilir.

Yapay zekâ alanında da benzer bir yaklaşım mümkün. Batı kıyısında kurulacak veri merkezleri İran’a yaklaşık 1.500 kilometre uzaklıkta olacak. Diğer Körfez ülkelerinde bu mesafe yalnızca 200 kilometre.

Ancak limanlar ve veri merkezleri, Neom’un hedeflediği zengin göçmenleri çekmeyebilir. Ayrıca Suudiler için yeterince yeni istihdam da yaratmayabilir.

Savaştan önce Körfez ülkelerinin çoğu Dubai modelini izleyerek ekonomilerini çeşitlendirmeyi, zengin girişimcileri çekmeyi ve turizm, finans ve teknoloji merkezleri oluşturmayı hedefliyordu.

Şimdi bu model daha riskli görünüyor. Bir Avrupalı diplomatın ifadesiyle, savaş Dubai modelini ortadan kaldırmadı; ancak “Körfez’deki herkesin Dubai olabileceği” fikrini ortadan kaldırabilir.

Katar ve Kuveyt belirsizliğin neresinde kalacak?

Katar, 2022 Dünya Kupası öncesinde konut, otel ve altyapıya yüz milyarlarca dolar harcadı. Turnuvanın ardından birçok alanda arz fazlası ortaya çıktı.

Kuveyt ise bunun tam tersini yaşıyor. On yıllardır süren siyasi tıkanıklık, ülkenin neredeyse hiçbir şey inşa edememesine yol açtı.

Bölgesel belirsizliğin uzaması her iki ülkeyi de zor durumda bırakabilir. Ekonomilerinin bu yıl çift haneli oranlarda küçülmesi ve savaş öncesi GSYİH düzeylerine ancak 2028’e kadar dönebilmeleri bekleniyor.

Umman İran’la yakınlığının bedelini ödeyecek mi?

Umman, Körfez’de her zaman farklı bir konumda oldu. Orta ölçekli bir petrol üreticisi olan ülke, komşularından ayrışan bir dış politika izliyor.

Son aylarda İran’a sempati göstermesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerden ücret alınması konusunda İran’la işbirliği, komşularını rahatsız etti.

Bu tutum Umman’ı İran’ın saldırılarından korumuş olabilir. Ancak Washington’da Umman’a yaptırım uygulanması ihtimali konuşuluyor.

Körfez ülkeleri Amerika olmadan ortak bir savunma kurabilir mi?

KİK, kardeş ülkelerden oluşan bir blok olduğunu savunsa da geçmişi ciddi bölünmelerle dolu. On yıldan kısa süre önce Bahreyn, Suudi Arabistan ve BAE, İslamcı grupları desteklediği gerekçesiyle Katar’a abluka uygulamıştı.

Savaş, bu birlik eksikliğini daha görünür hale getirdi. KİK ülkeleri, Amerika’nın yıllardır önerdiği ortak hava savunma sistemlerini bile güven eksikliği nedeniyle yeterince bütünleştiremedi.

Diplomaside de ortak bir tutum yok. Katar, 17 Haziran’da açıklanan Amerika-İran anlaşmasının müzakerelerinde kilit rol oynadı. Altı Körfez ülkesi de yeni bir savaşın önüne geçmek için Trump’a anlaşmayı kabul etmesi yönünde baskı yaptı. Ancak birçok Körfezli yetkili özel görüşmelerde anlaşmayı son derece kötü bulduğunu ifade ediyor.

Suudi Arabistan, gelişmeleri etkilemek için Türkiye ve Pakistan’la Mekke Paktı kapsamında bir araya geldi. Ancak Riyad da bu koalisyonun geçici ve zayıf olduğunu kabul ediyor. Ortaklarından hiçbiri İran’ı taviz vermeye zorlayacak kadar etkili değil.

BAE ise diplomatik girişimlerden büyük ölçüde uzak duruyor. İran’ı uzlaşmaz bir düşman olarak görüyor ve diplomasiden çok caydırıcılığa odaklanmayı planlıyor.

Sonuç olarak KİK ülkelerinin İran konusunda ortak bir stratejisi bulunmuyor.

Amerika’ya duyulan güven de sarsılmış durumda. Washington bir güvenlik garantörü olarak yeterince istikrarlı görülmüyor; ancak yerini doldurabilecek kadar büyük bir güç de yok. Bu nedenle Körfez ülkelerinin yeni, orta ölçekli müttefikler araması bekleniyor.

Çin bölgesel diplomatik rolünü genişletebilir ama henüz isteksiz görünüyor. İsrail’le ilişkilerin geleceği ise sonbaharda yapılacak seçimlere bağlı olabilir.

Petrol ve Amerikan güvenlik şemsiyesi artık yeterli mi?

On yıllardır Körfez hükümdarları vatandaşlarına basit bir sözleşme sundu: Siyasetten uzak durun, biz de sizi güvenlik ve refah içinde yaşatalım.

Petrol gelirleri ve Amerikan güvenlik şemsiyesi artık bu sözleşmeyi desteklemek için eskisi kadar güçlü olmayabilir.

Savaş bu sözleşmeyi tamamen ortadan kaldırmadı. Ancak onu daha önce hiç olmadığı kadar yıprattı.”

Bu yazı ilk kez 26 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

The Economist’te yayınlanan “The Gulf’s three post-war challenges” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2026/06/25/the-gulfs-three-post-war-challenges

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

İran Savaşı sonrası Körfez ülkelerinin açmazları

İran savaşı sona erse bile Körfez ülkeleri için asıl sınav yeni başlayacak. Körfez ülkeleri, Amerika'ya ve birbirlerine olan güvenlerini kaybettikleri bir dönemde ekonomilerini nasıl yeniden şekillendirecek? Kimin hızla toparlanacağını, kimin ise savaşın ardından sürüklenmeye devam edeceğini coğrafyaları, kasalarındaki para ve sahip oldukları güven belirleyecek.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta düzenlediği hava saldırılarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney de dâhil olmak üzere çok sayıda İranlı yetkilinin öldürülmesinin ardından başlayan İran Savaşı’nda 6 ay geride kaldı. Savaşın İran’dan sonraki en büyük mağduru, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapan Körfez ülkeleri oldu. İran bu ülkelere binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi. Henüz işleyen bir ateşkesten söz etmek mümkün değil. Sükûnet sağlansa bile Körfez ülkelerinde hayatı normal akışına döndürmek kolay olmayacak. The Economist’te yayımlanan yazıda Körfez ülkelerinin savaş nedeniyle girdiği açmazlar irdeleniyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Savaş, Körfez’in güvenli liman imajını sarstı

“Bu yılın ocak ayında Dubai’de düzenlenen bir bankacılar toplantısında gündem, şehrin hızla yükselen emlak piyasasında düzeltme yaşanıp yaşanmayacağıydı. Doha’daki bir teknoloji konferansında ise herkes yapay zekâyı konuşuyordu. Savaş Orta Doğu’yu tehdit ediyordu ancak kimse çatışmanın kendi ülkesine de ulaşacağına inanmak istemiyordu.

Petrol monarşilerinden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) için sonraki aylar, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal ettiği 1990’dan bu yana yaşanan en büyük şok oldu. İran’ın binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı on milyarlarca dolarlık hasara yol açtı. Buna rağmen can kaybı sınırlı kaldı. Hürmüz Boğazı yaklaşık dört ay kapalı kaldı, ancak Körfez’de ciddi bir kıtlık yaşanmadı.

1990’da KİK ülkeleri dünyanın benzin istasyonuydu. Bugün ise finans ve lojistik başta olmak üzere birçok alanda dev aktörlere, büyük devlet fonlarına ve küresel havayollarına ev sahipliği yapıyorlar. Bölge ekonomilerinin toplam büyüklüğü 2,3 trilyon dolara ulaşıyor.

Şimdi bu model sorgulanıyor.

Savaşın bundan sonraki etkisi büyük ölçüde Amerika ile İran arasındaki görüşmelere bağlı. Çatışmalar yeniden başlarsa bir sonraki tur çok daha yıkıcı olabilir. Körfez’deki yetkililer yeni bir savaş beklemiyor, ancak kalıcı barıştan da emin değiller.

Körfez ülkeleri üç büyük açmazı nasıl aşacak?

Önlerinde üç temel sorun var: Güveni yeniden tesis etmek, daha önce hesaba katmadıkları jeopolitik riskleri ekonomik çeşitlendirme planlarına dâhil etmek ve artık ne Amerika’ya ne de birbirlerine tam olarak güvenebildikleri karmaşık bir dönemi yönetmek.

Ortak bir travma yaşayan Körfez ülkelerinin bu süreçten aynı şekilde çıkması ise beklenmiyor.

Dubai modeli savaşın ardından ayakta kalabilecek mi?

İlk bakışta güven açısından en büyük darbeyi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) almış görünüyor. BAE 2 bin 800’den fazla saldırıya uğradı. Bu sayı, diğer KİK ülkelerinin toplamına neredeyse eşit.

İsrail’le yakın ilişkileri ve liderlerinin İran’a karşı sert tutumu, BAE’yi Tahran’ın kalıcı hedeflerinden biri haline getirebilir.

Buna rağmen Dubai’deki birçok yabancı savaş ve gelecek konusunda iyimserliğini koruyor. Savaş sırasında kaç kişinin ülkeyi terk ettiği bilinmiyor. Ancak otoyollardaki trafik ve alışveriş merkezlerindeki kalabalıklar, profesyonellerin önemli bölümünün kentte kaldığını gösteriyor.

Ayrılanların bir kısmı ise muhtemelen başka seçenek bulamadı. Turizme bağımlı oteller ve şirketler savaş sırasında binlerce kişiyi işten çıkardı.

BAE’nin GSYİH’sinin yüzde 12’sini oluşturan turizm, güven düzeyinin en önemli göstergelerinden biri olacak. Yaz ayları zaten sakin geçiyor. Ancak şirketler sıcakların azalmasıyla hızlı bir toparlanma bekliyor.

BAE’nin güçlü mali yapısı ise önemli bir avantaj. Savaş öncesinde bütçenin başa baş noktası petrol fiyatında varil başına yaklaşık 50 dolardı. Dubai, savaş dönemi teşvikleri kapsamında şimdiden 680 milyon dolar harcadı; otel konaklamaları ve restoran faturalarındaki bazı vergileri askıya aldı.

Bahreyn savaşın ekonomik faturasını taşıyabilecek mi?

Daha küçük Körfez ülkelerinde güveni yeniden tesis etmek daha zor olabilir. Bunun en çarpıcı örneği Bahreyn.

Ada krallığı savaşa GSYİH’sinin yüzde 146’sına ulaşan borç yüküyle girdi. Döviz rezervleri iki aydan az ithalatı karşılayabilecek düzeydeydi. Buna, Sünni monarşi ile uzun süredir ayrımcılıktan şikâyet eden Şii çoğunluk arasındaki gerilimler de ekleniyor.

Savaş iki sorunu da ağırlaştırdı. Petrol, GSYİH’nin yalnızca yüzde 14’ünü oluştursa da kamu gelirlerinin yaklaşık yarısını sağlıyor. Bahreyn mart ayından bu yana neredeyse hiç petrol ihracatı yapamadı.

BAE, nisan ayında Bahreyn Merkez Bankası’na 5 milyar dolarlık para takası (swap) sağladı. Yeni kurtarma paketleri de gündeme gelebilir.

Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik, Bahreyn’in Suudi Arabistan’a hizmet veren bir lojistik merkezine dönüşme planını da riske atıyor. Suudi Arabistan’ın doğu kıyısındaki limanlarını genişletme seçeneği varken Bahreyn’in boğaza alternatif bir güzergâhı bulunmuyor.

Coğrafya, savaş sonrası kazananları belirleyecek mi?

Suudi Arabistan’ın büyüklüğü, savaşı komşularından daha kolay atlatmasını sağladı. Büyük şehirleri İran saldırılarından büyük ölçüde kurtuldu, hava sahası hiç kapanmadı. Bazı şirketler personelini geçici olarak Dubai’den Riyad’a taşıdı.

Geniş iç pazar da yabancı turist sayısındaki düşüşü telafi etti. Zaten ülkenin turizmi, büyük ölçüde hac ve umreye dayanıyor.

Krallık, savaştan önce de en iddialı projelerinden bazılarını küçültmeye başlamıştı. Özellikle kuzeybatıda inşa edilen Neom’un ölçeği yeniden değerlendiriliyor. Aynalı gökdelenler ve kayak merkezleri yerine Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkelerini Kızıldeniz’e bağlayan modern limanlarla kendisini bir lojistik merkez olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Bu yön değişikliği, savaş sonrasında daha da anlamlı hale gelebilir.

Yapay zekâ alanında da benzer bir yaklaşım mümkün. Batı kıyısında kurulacak veri merkezleri İran’a yaklaşık 1.500 kilometre uzaklıkta olacak. Diğer Körfez ülkelerinde bu mesafe yalnızca 200 kilometre.

Ancak limanlar ve veri merkezleri, Neom’un hedeflediği zengin göçmenleri çekmeyebilir. Ayrıca Suudiler için yeterince yeni istihdam da yaratmayabilir.

Savaştan önce Körfez ülkelerinin çoğu Dubai modelini izleyerek ekonomilerini çeşitlendirmeyi, zengin girişimcileri çekmeyi ve turizm, finans ve teknoloji merkezleri oluşturmayı hedefliyordu.

Şimdi bu model daha riskli görünüyor. Bir Avrupalı diplomatın ifadesiyle, savaş Dubai modelini ortadan kaldırmadı; ancak “Körfez’deki herkesin Dubai olabileceği” fikrini ortadan kaldırabilir.

Katar ve Kuveyt belirsizliğin neresinde kalacak?

Katar, 2022 Dünya Kupası öncesinde konut, otel ve altyapıya yüz milyarlarca dolar harcadı. Turnuvanın ardından birçok alanda arz fazlası ortaya çıktı.

Kuveyt ise bunun tam tersini yaşıyor. On yıllardır süren siyasi tıkanıklık, ülkenin neredeyse hiçbir şey inşa edememesine yol açtı.

Bölgesel belirsizliğin uzaması her iki ülkeyi de zor durumda bırakabilir. Ekonomilerinin bu yıl çift haneli oranlarda küçülmesi ve savaş öncesi GSYİH düzeylerine ancak 2028’e kadar dönebilmeleri bekleniyor.

Umman İran’la yakınlığının bedelini ödeyecek mi?

Umman, Körfez’de her zaman farklı bir konumda oldu. Orta ölçekli bir petrol üreticisi olan ülke, komşularından ayrışan bir dış politika izliyor.

Son aylarda İran’a sempati göstermesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerden ücret alınması konusunda İran’la işbirliği, komşularını rahatsız etti.

Bu tutum Umman’ı İran’ın saldırılarından korumuş olabilir. Ancak Washington’da Umman’a yaptırım uygulanması ihtimali konuşuluyor.

Körfez ülkeleri Amerika olmadan ortak bir savunma kurabilir mi?

KİK, kardeş ülkelerden oluşan bir blok olduğunu savunsa da geçmişi ciddi bölünmelerle dolu. On yıldan kısa süre önce Bahreyn, Suudi Arabistan ve BAE, İslamcı grupları desteklediği gerekçesiyle Katar’a abluka uygulamıştı.

Savaş, bu birlik eksikliğini daha görünür hale getirdi. KİK ülkeleri, Amerika’nın yıllardır önerdiği ortak hava savunma sistemlerini bile güven eksikliği nedeniyle yeterince bütünleştiremedi.

Diplomaside de ortak bir tutum yok. Katar, 17 Haziran’da açıklanan Amerika-İran anlaşmasının müzakerelerinde kilit rol oynadı. Altı Körfez ülkesi de yeni bir savaşın önüne geçmek için Trump’a anlaşmayı kabul etmesi yönünde baskı yaptı. Ancak birçok Körfezli yetkili özel görüşmelerde anlaşmayı son derece kötü bulduğunu ifade ediyor.

Suudi Arabistan, gelişmeleri etkilemek için Türkiye ve Pakistan’la Mekke Paktı kapsamında bir araya geldi. Ancak Riyad da bu koalisyonun geçici ve zayıf olduğunu kabul ediyor. Ortaklarından hiçbiri İran’ı taviz vermeye zorlayacak kadar etkili değil.

BAE ise diplomatik girişimlerden büyük ölçüde uzak duruyor. İran’ı uzlaşmaz bir düşman olarak görüyor ve diplomasiden çok caydırıcılığa odaklanmayı planlıyor.

Sonuç olarak KİK ülkelerinin İran konusunda ortak bir stratejisi bulunmuyor.

Amerika’ya duyulan güven de sarsılmış durumda. Washington bir güvenlik garantörü olarak yeterince istikrarlı görülmüyor; ancak yerini doldurabilecek kadar büyük bir güç de yok. Bu nedenle Körfez ülkelerinin yeni, orta ölçekli müttefikler araması bekleniyor.

Çin bölgesel diplomatik rolünü genişletebilir ama henüz isteksiz görünüyor. İsrail’le ilişkilerin geleceği ise sonbaharda yapılacak seçimlere bağlı olabilir.

Petrol ve Amerikan güvenlik şemsiyesi artık yeterli mi?

On yıllardır Körfez hükümdarları vatandaşlarına basit bir sözleşme sundu: Siyasetten uzak durun, biz de sizi güvenlik ve refah içinde yaşatalım.

Petrol gelirleri ve Amerikan güvenlik şemsiyesi artık bu sözleşmeyi desteklemek için eskisi kadar güçlü olmayabilir.

Savaş bu sözleşmeyi tamamen ortadan kaldırmadı. Ancak onu daha önce hiç olmadığı kadar yıprattı.”

Bu yazı ilk kez 26 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

The Economist’te yayınlanan “The Gulf’s three post-war challenges” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2026/06/25/the-gulfs-three-post-war-challenges

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x