Modi’nin zaferi kimlerin kabusu?

Narendra Modi, üçüncü kez dünyanın en kalabalık ülkesinde seçimlerin galibi… Hindu milliyetçiliğini baskın hale getiren, azınlıklara baskı uygulayan, muhalefeti susturan Modi’nin zaferi, ülkenin bir kısmı için zor günler anlamına geliyor. Dr. Yücel Bulut yazdı.

1.4 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan’da tam altı hafta süren seçimlerin galibi üçüncü kez seçilen, politikaları çok tartışılan, ülkeyi tektipleştirmeye çalışan, azınlıkların kabusu, mevcut başbakan Narendra Modi…

Yaklaşık 970 milyon civarında kayıtlı seçmenin bulunduğu Hindistan’da seçmenin %66’sı sandıklara gitti. Merkez sağ partilerin koalisyonu Ulusal Demokrasi Birliği, ülkenin mevcut başbakanı Narendra Modi ve siyasi hareketi Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Parti – BJP) liderliğinde toplam 543 sandalyeden resmî olmayan rakamlara göre 296’dan fazlasını alarak ipi göğüsledi.

Seçimler boyunca yapay zekayla üretilen deepfake videolar, usulsüzlükler ve Müslümanların oy vermesine izin verilmediği gibi iddialar sıkça dile getirildi. Ama sonuç değişmedi. Muhalefetin alanını daraltma, Hindu milliyetçiliğini ve kültürünü hakim kılma ve ülkedeki azınlıklara yönelik baskıcı politikaları nedeniyle eleştirilen Modi 2014’ten beri başbakan. Yeniden seçilmesinin Müslümanlar ve diğer azınlık gruplara neler getirebileceği merak ediliyor. Görünen o ki, muhalefeti ve azınlıkları zor günler bekliyor.

Yapay zekâ korkusu ve seçim güvenliği

Hindistan’da geçen altı hafta boyunca seçim güvenliği, yapay zekâ destekli sahte videolar ve bunların seçmenler üzerindeki etkileri de çok konuşuldu.

Hedefe konan seçmen gruplarına yönelik yapay zekâ ile üretilmiş yanıltıcı ve tahrik edici toplu mesajlar, kopyalanmış sesler ve gerçeğinden ayırt etmenin gün geçtikçe zorlaştığı deepfake videoları Hindistan’daki seçimlerde halkı manipüle etmek için kullanıldı.

Bu tür videoların bazılarında ölen eski popüler politikacıların videoları yeniden üretildi, bazılarında ise politikacılar kendi videolarını gönüllü olarak yaptırıp Hindistan’da konuşulmakta olan onlarca dile çevirtti.

Örneğin; seçimlere kısa süre kala Hindistan’ın Tamil Nadu Eyaleti için geçmişte önemli bir yeri olan ve 2009’da Srilanka’daki iç savaşta öldürüldüğü düşünülen Duwaraka isimli ayrılıkçı kadın savaşçının deepfake yöntemi ile üretilen videosu yayınlandı. Halkın özgürleşmesi için ‘politik savaş’ verilmesi istenen bu video mesajın sahteliği hissedilebilir olduğu için halk çok dikkate almadı. Ancak gittikçe mükemmelleşen videoların, tüm dünya için özellikle ayrılıkçı oluşumların yoğun olduğu yerler için ciddi güvenlik riskleri barındırdığı bir kez daha görüldü.

Bu seçimlerde yapay zekâ ile yapılan seçim kampanyalarının 60 milyon dolarlık bir sektör oluşturduğu ve halkın daha seçimler başlamadan  50 milyonun üzerinde sahte arama ile seçim propagandasına maruz kaldığı düşünülüyor.

Seçim güvenliği açısından sorunlu bir süreç geçmiş de olsa Modi sandıktan zaferle çıktı.

Seçimler sonrası Müslümanları ve azınlık grupları neler bekliyor?

Önümüzdeki dönemde, özellikle Hindu olmayan gruplar için yapay zekâdan daha kaygı verici bir şey varsa o da hükümetin artan din milliyetçiliği ve bu bağlamda Hindutvacı grupların baskı ve tehditleri…

Geçen 10 yıllık dönemde Modi hükümetleri insan hakları ve özgürlükler hususunda iyi bir sınav vermedi.  Artan İslamofobi, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların raporlarına yansıdı.

Hindistan ekonomi, askerî, uzay ve bilişim teknolojileri alanlarında küresel devlerden biri olarak gösteriliyor. “Hindistan bir sonraki Çin mi olacak?” sorusu sıkça soruluyor. Ülkede kişi başı milli gelir 2730 dolar,  ülke total ekonomik büyüklükte 4.11 trilyon dolar ile dünyanın en büyük beşinci ekonomisi konumunda. Büyüme hızı 2024 yılında 7.8 olarak hesaplanıyor; OECD’ye göre, Hindistan’ın Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın yılda %6,2 oranında artması öngörülüyor. Ancak ülkenin ulusal borç miktarı milli gelirinin %81.68 ‘ine tekabül ediyor.

Ancak aynı zamanda Hindistan, BJP’nin ve Hindutvacı ideolojik destekçilerinin yönetimi altında 2014’ten beri toplumsal anlamda gittikçe büyüyen bir kutuplaşma yaşıyor.

1947’de seküler bir devlet olarak kurulan ve bugün 200 milyonun üstünde Müslümana ev sahipliği yapan ülke, Hindutva ideolojisinin yükselişi nedeniyle kuruluşundan beri ilk kez seküler ideallerinden bu kadar uzak bir noktaya savrulmuş durumda.

Zira önceki hükümetlerde etkisi fazla hissedilmeyen bu ideolojik yaklaşım; Müslümanların ve Hindu olmayan diğer grupların Hindistan’ın yüzyıllar süren sömürgeci geçmişinin kalıntıları olduğunu savunuyor. Yine bu ideoloji ülkenin sadece Hindulara ait olduğunu, çünkü sadece Hinduların ülkeyi kutsal toprakları ve anavatanları olarak gördüğünü ileri sürer.

Hindu milliyetçiliğinin en güçlü silahı

Bu anlamda hükümetin en büyük yardımcısı, politik kadrolarının içinden yetiştiği uzun yıllardır aşırı sağcı Hindu ideolojileri savunan ve yaygınlaştıran en etkili gruplardan biri olan Rashtriya Swayamsevak Sangh’dır.  Kısa adı RSS olan bu örgüt gelecek yıl 100 yaşına girecek. Tamamına yakını gönüllü üyelerden oluşan sadece politik değil aynı zamanda paramiliter çalışmalar içinde de bulunan köklü ve güçlü bir yapılanmadır.

RSS; eğitim işlerinde, toplumsal hizmetlerde son derece etkili ve halkla iç içe bir yapıdır. Bu derin bağları ile Hindutva ideolojisinin şekillendirdiği bir Hint kimliği oluşturmayı amaçlayan çalışmaların da merkezindedir. BJP hükümetlerinde görev almış birçok politikacı RSS’nin kadrolarından yetişmiştir.  Bu isimlerden en önemlisi RSS içinde ömür boyu süren siyasi bir eğitimin ürünü olan Başbakan Narendra Modi’dir. Bu ideoloji ülkenin renkli demografik karakterini tek tipleştirme ve daha çok hindulaştırma çabası içindedir.

Modi’nin de bu doğrultuda ülkeyi tektipleştirme yolundaki pek çok çalışması oldu. Yönetimin bu yöndeki çabaları üç başlıkta kısaca incelenebilir.

Hindu kimliğini yaygınlaştırma çabaları ve isim değişikliği politikası

BJP iktidara gelmeden önce de Hindistan hükümetleri, bazı şehir ve bölgelerin isimlerini değiştirmiş ve bunu sömürgeci ve işgalcilerden kalma geçmişin izlerini silmek için yaptıklarını söylemişlerdi. Örneğin Calcutta Kolkata’ya, Bombay Mumbai’ye ve Madras Chennai’ye dönüştürüldü. Ancak bu büyük şehirlerde Müslümanlar ile paylaşılan ortak kültürel mirası incitici adımlar atılmamıştı. Müslümanlara mâl edilen şehir, bölge, havaalanı, tren istasyonu adları kültürün bir parçası görüldüğünden sömürge mirası olarak görülmemişti. Ancak 2014’ten itibaren, BJP’nin özellikle Müslüman mirasına sahip yerleri hedef aldığını düşündüren isim değişiklikleri oldu ve buna sebep olarak kolonyal geçmişin izlerinin silindiği iddiasının arkasına sığınıldı.

İslam’ı ve Babür Devleti’ni anımsatan isimlerde değişikliğe gidilmesi ve bu uygulamanın büyük hızla yayılması da dikkat çekiyor. Örneğin Allahabad şehrinin ismi Prayagraj’a çevrildi, ülkenin en büyük tren istasyonlarından biri olan Mughalsarai’a RSS ideoloğu Deen Dayal Upadhyaya’nın adı verildi. Ayrıca ünlü Babür Bahçeleri (Mughal Garden) Amrit Udyan şeklinde yeniden adlandırıldı. Diğer pek çok alanda irili ufaklı değişimler devam ediyor ve hepsi aynı Hindu merkezli eğilimi işaret ediyor. Hindistan’ın adının da ‘Bharat’ olarak değiştirilmesiyle ilgili tartışmalar Hindu milliyetçileri arasında sürüyor.

Müslüman ve Hristiyanlara saldırılar ve dinî mekânların yıkılması

Özellikle BJP’nin etkili olduğu bölgelerde, yöneticilerin ve Hindistan güvenlik güçlerinin, aşırı Hindu milliyetçisi grupların, özellikle Müslümanlar ve Hristiyanlar gibi Hindu olmayan azınlıklara yönelik saldırılarına karşı sessiz kaldıkları hatta bunlara ölçüde göz yumdukları gözlemleniyor.

Örneğin, Mayıs 2023’te, Kuzeydoğu Hindistan eyaleti Manipur’da etnik çatışmalar patlak verdi, aşırıcı Hindu grupların saldırıları sonucu 60 binden fazla Hristiyan yerlerinden edildi, yüzlerce kişi öldürüldü ve en az 250 kilise yakıldı. Bu olaylar yaşanırken BJP hükümeti dikkat çekici bir sessizliğe büründü ve yaşanan pek çok tecavüz ve katliam girişimlerine merkezi hükümet yaklaşık 70 gün kadar bir müdahalede bulunmadı. Bu durum Hindistan için yeni bir fenomen değil, Hinduların Müslümanlara karşı düzenlediği saldırılarda da pek çok yıkım ve katliamda sessiz kalındı. 

Ülkenin şimdiki Başbakanı olan Modi’nin Gujarat Eyaleti başkanı olduğu 2002 yılında bölgede üç gün süren ve 100 binden fazla Müslüman aileyi evlerinden eden ve kimi kaynaklara göre 2000 kadar Müslüman’ın katledildiği bir şiddet dalgası hâkim olmuştu. BBC, 2023 yılında, konu ile ilgili bir belgesel hazırlamış ve burada Modi’nin şiddet olaylarına izin verdiği iddiaları büyük yankı uyandırmıştı. Bunun üzerine belgesel Modi’nin imajının korunması adına Hindistan’da yasaklandı.

Yönetimin ideolojik olarak beslendiği grupların içinde olduğu bir başka şiddet ve yıkım olayı da 1992’de 460 yıllık tarihi ve kutsal mekan Babür Mescidi’nde yaşanmıştı. RSS üyeleri tarafından saldırıya uğrayan ünlü yapı uzun yıllar kapalı kalmış ve Hindutvacı grupların hedefine uygun karar verilene kadar içinde ibadet edilememişti. Cami 2019’da BJP etkisi altında bir mahkeme kararıyla yıkılarak Hindu organizasyonlara, üzerine bir Hindu tapınağı inşa edilmesi için verilmişti. Başbakan Modi ve birçok diğer siyasi figürün katıldığı ve hatta Modi’nin dinî ayini bizzat yönettiği seremoni ile bölgede bir Hindu Tapınağı inşa edilmesine başlanmıştı.

Buna benzer pek çok mescit ve eski-yeni dini mekân yıkımı Hindistan’da ‘yeni normal’ haline getirildi. BJP yöneticileri daha çok caminin yıkılıp aslına (Hindu Tapınakları’na) döndürüleceğinin sözünü vermekten kaçınmıyorlar.

Son yıllarda artan nefret söylemleri seçim sürecinde de Hindu seçmeni memnun etmek adına sürdürüldü.  Öyle ki Hindistan Seçim Komisyonu Modi’yi ‘nefret dili’ kullanmaması adına uyarmak zorunda kaldı.

Müslümanları siyasi görünmezliğe itme çabaları

Hindistan’da BJP yönetimi altında geçirilen yaklaşık 10 yılda Hintli Müslümanların siyasi haklarını ve görünürlüklerini azaltan pek çok olay olmakla beraber bunlardan ikisi çok dikkat çekiciydi.

İlk olarak, Hindistan’daki tek Müslüman çoğunluklu eyalet olan Keşmir’de, eyaletin 1947 yılında Hindistan’a bağlanırken şart olarak sunduğu ve kabul edilip yıllarca süren özerkliği 2019’da kaldırıldı, meclisi dağıtıldı ve Müslüman siyasetçiler hapsedildi.

İkinci bir husus göçmenlere vatandaşlık hakkı ve doğal olarak oy kullanma hakkı verilmesindeki büyük ayrımcılık oldu.

Hindistan sınırlarında 1947’deki bölünmeden itibaren meydana gelen askerî ve politik huzursuzluklar neticesinde sayıları net olmamakla beraber 300 bini bulduğu düşünülen, çoğunluğu Pakistan, Bangladeş ve Afganistan kökenli göçmenler yaklaşık 3 kuşaktır kimlik edinemiyordu. 2019’da çıkartılan vatandaşlık yasası ile Müslüman olmayan sığınmacılara kimlik verilmesi kabul edilip Müslümanlar bu haktan mahrum bırakıldı.

Müslümanlar devletin açık ifadesi ile dinî aidiyetleri nedeniyle 2019’da çıkarılan yasadan faydalanamıyor ve vatandaşlıktan mahrum bırakılıyorlar. Sığınmacı Hindu, Parsi, Sikh, Budist, Jain ve Hristiyanlar, 31 Aralık 2014 tarihinden önce ülkeye geldilerse vatandaşlık için uygun kabul edildiler. 2024 genel seçimine üç hafta kala, hükümet 2019 Vatandaşlık Değişiklik Yasası’nı (CAA) uygulama kararı alarak göçmen Müslümanların seçimlerde oy kullanması da engelledi.

Artan din merkezli politik iklim, seküler ülke yapısını savunan Kongre Partisi ve diğer küçük ittifakların zayıflamasına yol açtı. Bu durum, nüfusun %80’inin Hindu olduğu ülkede BJP’nin ayrıştırıcı politikalarını daha yoğun uygulanmasına fırsat veriyor.

Hükümet tarafından ciddi anlamda finanse edilen çeşitli medya platformlarında yapılan yaygın propaganda, dinî hassasiyete sahip Hindu seçmenleri etkilemede büyük rol oynuyor. Bu eğilim, özellikle başta Müslümanlar olmak üzere Hindu olmayan etnik ve dinî grupların geleceğini riske atıyor ve alt kıtanın pek de yabancı olmadığı toplumsal çatışmaları arttırma riski taşıyor.

Yeni dönemde Hindu Rashtra yani seküler olmayan bir Hindu Devleti idealine ulaşmak isteyen Hindutvacı anlayışın ülke içerisinde özellikle din temelli çatışmaları arttıracak adımlar atması şaşırtıcı olmaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Haziran 2024’te yayımlanmıştır.

Yücel Bulut
Yücel Bulut
Dr. Yücel Bulut - Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Araştırma alanları arasında Güney Asya tarihi, Hindistan siyaseti, azınlıklarla ilgili insan hakları meseleleri ve Hindistan'daki azınlık sorunları bulunuyor. Halihazırda teorik çalışmalarının yanı sıra, Güney Asya'daki bölgesel çatışmalarla ilgili saha çalışmaları yapmakta ve vaka incelemelerine devam ediyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Modi’nin zaferi kimlerin kabusu?

Narendra Modi, üçüncü kez dünyanın en kalabalık ülkesinde seçimlerin galibi… Hindu milliyetçiliğini baskın hale getiren, azınlıklara baskı uygulayan, muhalefeti susturan Modi’nin zaferi, ülkenin bir kısmı için zor günler anlamına geliyor. Dr. Yücel Bulut yazdı.

1.4 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan’da tam altı hafta süren seçimlerin galibi üçüncü kez seçilen, politikaları çok tartışılan, ülkeyi tektipleştirmeye çalışan, azınlıkların kabusu, mevcut başbakan Narendra Modi…

Yaklaşık 970 milyon civarında kayıtlı seçmenin bulunduğu Hindistan’da seçmenin %66’sı sandıklara gitti. Merkez sağ partilerin koalisyonu Ulusal Demokrasi Birliği, ülkenin mevcut başbakanı Narendra Modi ve siyasi hareketi Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Parti – BJP) liderliğinde toplam 543 sandalyeden resmî olmayan rakamlara göre 296’dan fazlasını alarak ipi göğüsledi.

Seçimler boyunca yapay zekayla üretilen deepfake videolar, usulsüzlükler ve Müslümanların oy vermesine izin verilmediği gibi iddialar sıkça dile getirildi. Ama sonuç değişmedi. Muhalefetin alanını daraltma, Hindu milliyetçiliğini ve kültürünü hakim kılma ve ülkedeki azınlıklara yönelik baskıcı politikaları nedeniyle eleştirilen Modi 2014’ten beri başbakan. Yeniden seçilmesinin Müslümanlar ve diğer azınlık gruplara neler getirebileceği merak ediliyor. Görünen o ki, muhalefeti ve azınlıkları zor günler bekliyor.

Yapay zekâ korkusu ve seçim güvenliği

Hindistan’da geçen altı hafta boyunca seçim güvenliği, yapay zekâ destekli sahte videolar ve bunların seçmenler üzerindeki etkileri de çok konuşuldu.

Hedefe konan seçmen gruplarına yönelik yapay zekâ ile üretilmiş yanıltıcı ve tahrik edici toplu mesajlar, kopyalanmış sesler ve gerçeğinden ayırt etmenin gün geçtikçe zorlaştığı deepfake videoları Hindistan’daki seçimlerde halkı manipüle etmek için kullanıldı.

Bu tür videoların bazılarında ölen eski popüler politikacıların videoları yeniden üretildi, bazılarında ise politikacılar kendi videolarını gönüllü olarak yaptırıp Hindistan’da konuşulmakta olan onlarca dile çevirtti.

Örneğin; seçimlere kısa süre kala Hindistan’ın Tamil Nadu Eyaleti için geçmişte önemli bir yeri olan ve 2009’da Srilanka’daki iç savaşta öldürüldüğü düşünülen Duwaraka isimli ayrılıkçı kadın savaşçının deepfake yöntemi ile üretilen videosu yayınlandı. Halkın özgürleşmesi için ‘politik savaş’ verilmesi istenen bu video mesajın sahteliği hissedilebilir olduğu için halk çok dikkate almadı. Ancak gittikçe mükemmelleşen videoların, tüm dünya için özellikle ayrılıkçı oluşumların yoğun olduğu yerler için ciddi güvenlik riskleri barındırdığı bir kez daha görüldü.

Bu seçimlerde yapay zekâ ile yapılan seçim kampanyalarının 60 milyon dolarlık bir sektör oluşturduğu ve halkın daha seçimler başlamadan  50 milyonun üzerinde sahte arama ile seçim propagandasına maruz kaldığı düşünülüyor.

Seçim güvenliği açısından sorunlu bir süreç geçmiş de olsa Modi sandıktan zaferle çıktı.

Seçimler sonrası Müslümanları ve azınlık grupları neler bekliyor?

Önümüzdeki dönemde, özellikle Hindu olmayan gruplar için yapay zekâdan daha kaygı verici bir şey varsa o da hükümetin artan din milliyetçiliği ve bu bağlamda Hindutvacı grupların baskı ve tehditleri…

Geçen 10 yıllık dönemde Modi hükümetleri insan hakları ve özgürlükler hususunda iyi bir sınav vermedi.  Artan İslamofobi, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların raporlarına yansıdı.

Hindistan ekonomi, askerî, uzay ve bilişim teknolojileri alanlarında küresel devlerden biri olarak gösteriliyor. “Hindistan bir sonraki Çin mi olacak?” sorusu sıkça soruluyor. Ülkede kişi başı milli gelir 2730 dolar,  ülke total ekonomik büyüklükte 4.11 trilyon dolar ile dünyanın en büyük beşinci ekonomisi konumunda. Büyüme hızı 2024 yılında 7.8 olarak hesaplanıyor; OECD’ye göre, Hindistan’ın Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın yılda %6,2 oranında artması öngörülüyor. Ancak ülkenin ulusal borç miktarı milli gelirinin %81.68 ‘ine tekabül ediyor.

Ancak aynı zamanda Hindistan, BJP’nin ve Hindutvacı ideolojik destekçilerinin yönetimi altında 2014’ten beri toplumsal anlamda gittikçe büyüyen bir kutuplaşma yaşıyor.

1947’de seküler bir devlet olarak kurulan ve bugün 200 milyonun üstünde Müslümana ev sahipliği yapan ülke, Hindutva ideolojisinin yükselişi nedeniyle kuruluşundan beri ilk kez seküler ideallerinden bu kadar uzak bir noktaya savrulmuş durumda.

Zira önceki hükümetlerde etkisi fazla hissedilmeyen bu ideolojik yaklaşım; Müslümanların ve Hindu olmayan diğer grupların Hindistan’ın yüzyıllar süren sömürgeci geçmişinin kalıntıları olduğunu savunuyor. Yine bu ideoloji ülkenin sadece Hindulara ait olduğunu, çünkü sadece Hinduların ülkeyi kutsal toprakları ve anavatanları olarak gördüğünü ileri sürer.

Hindu milliyetçiliğinin en güçlü silahı

Bu anlamda hükümetin en büyük yardımcısı, politik kadrolarının içinden yetiştiği uzun yıllardır aşırı sağcı Hindu ideolojileri savunan ve yaygınlaştıran en etkili gruplardan biri olan Rashtriya Swayamsevak Sangh’dır.  Kısa adı RSS olan bu örgüt gelecek yıl 100 yaşına girecek. Tamamına yakını gönüllü üyelerden oluşan sadece politik değil aynı zamanda paramiliter çalışmalar içinde de bulunan köklü ve güçlü bir yapılanmadır.

RSS; eğitim işlerinde, toplumsal hizmetlerde son derece etkili ve halkla iç içe bir yapıdır. Bu derin bağları ile Hindutva ideolojisinin şekillendirdiği bir Hint kimliği oluşturmayı amaçlayan çalışmaların da merkezindedir. BJP hükümetlerinde görev almış birçok politikacı RSS’nin kadrolarından yetişmiştir.  Bu isimlerden en önemlisi RSS içinde ömür boyu süren siyasi bir eğitimin ürünü olan Başbakan Narendra Modi’dir. Bu ideoloji ülkenin renkli demografik karakterini tek tipleştirme ve daha çok hindulaştırma çabası içindedir.

Modi’nin de bu doğrultuda ülkeyi tektipleştirme yolundaki pek çok çalışması oldu. Yönetimin bu yöndeki çabaları üç başlıkta kısaca incelenebilir.

Hindu kimliğini yaygınlaştırma çabaları ve isim değişikliği politikası

BJP iktidara gelmeden önce de Hindistan hükümetleri, bazı şehir ve bölgelerin isimlerini değiştirmiş ve bunu sömürgeci ve işgalcilerden kalma geçmişin izlerini silmek için yaptıklarını söylemişlerdi. Örneğin Calcutta Kolkata’ya, Bombay Mumbai’ye ve Madras Chennai’ye dönüştürüldü. Ancak bu büyük şehirlerde Müslümanlar ile paylaşılan ortak kültürel mirası incitici adımlar atılmamıştı. Müslümanlara mâl edilen şehir, bölge, havaalanı, tren istasyonu adları kültürün bir parçası görüldüğünden sömürge mirası olarak görülmemişti. Ancak 2014’ten itibaren, BJP’nin özellikle Müslüman mirasına sahip yerleri hedef aldığını düşündüren isim değişiklikleri oldu ve buna sebep olarak kolonyal geçmişin izlerinin silindiği iddiasının arkasına sığınıldı.

İslam’ı ve Babür Devleti’ni anımsatan isimlerde değişikliğe gidilmesi ve bu uygulamanın büyük hızla yayılması da dikkat çekiyor. Örneğin Allahabad şehrinin ismi Prayagraj’a çevrildi, ülkenin en büyük tren istasyonlarından biri olan Mughalsarai’a RSS ideoloğu Deen Dayal Upadhyaya’nın adı verildi. Ayrıca ünlü Babür Bahçeleri (Mughal Garden) Amrit Udyan şeklinde yeniden adlandırıldı. Diğer pek çok alanda irili ufaklı değişimler devam ediyor ve hepsi aynı Hindu merkezli eğilimi işaret ediyor. Hindistan’ın adının da ‘Bharat’ olarak değiştirilmesiyle ilgili tartışmalar Hindu milliyetçileri arasında sürüyor.

Müslüman ve Hristiyanlara saldırılar ve dinî mekânların yıkılması

Özellikle BJP’nin etkili olduğu bölgelerde, yöneticilerin ve Hindistan güvenlik güçlerinin, aşırı Hindu milliyetçisi grupların, özellikle Müslümanlar ve Hristiyanlar gibi Hindu olmayan azınlıklara yönelik saldırılarına karşı sessiz kaldıkları hatta bunlara ölçüde göz yumdukları gözlemleniyor.

Örneğin, Mayıs 2023’te, Kuzeydoğu Hindistan eyaleti Manipur’da etnik çatışmalar patlak verdi, aşırıcı Hindu grupların saldırıları sonucu 60 binden fazla Hristiyan yerlerinden edildi, yüzlerce kişi öldürüldü ve en az 250 kilise yakıldı. Bu olaylar yaşanırken BJP hükümeti dikkat çekici bir sessizliğe büründü ve yaşanan pek çok tecavüz ve katliam girişimlerine merkezi hükümet yaklaşık 70 gün kadar bir müdahalede bulunmadı. Bu durum Hindistan için yeni bir fenomen değil, Hinduların Müslümanlara karşı düzenlediği saldırılarda da pek çok yıkım ve katliamda sessiz kalındı. 

Ülkenin şimdiki Başbakanı olan Modi’nin Gujarat Eyaleti başkanı olduğu 2002 yılında bölgede üç gün süren ve 100 binden fazla Müslüman aileyi evlerinden eden ve kimi kaynaklara göre 2000 kadar Müslüman’ın katledildiği bir şiddet dalgası hâkim olmuştu. BBC, 2023 yılında, konu ile ilgili bir belgesel hazırlamış ve burada Modi’nin şiddet olaylarına izin verdiği iddiaları büyük yankı uyandırmıştı. Bunun üzerine belgesel Modi’nin imajının korunması adına Hindistan’da yasaklandı.

Yönetimin ideolojik olarak beslendiği grupların içinde olduğu bir başka şiddet ve yıkım olayı da 1992’de 460 yıllık tarihi ve kutsal mekan Babür Mescidi’nde yaşanmıştı. RSS üyeleri tarafından saldırıya uğrayan ünlü yapı uzun yıllar kapalı kalmış ve Hindutvacı grupların hedefine uygun karar verilene kadar içinde ibadet edilememişti. Cami 2019’da BJP etkisi altında bir mahkeme kararıyla yıkılarak Hindu organizasyonlara, üzerine bir Hindu tapınağı inşa edilmesi için verilmişti. Başbakan Modi ve birçok diğer siyasi figürün katıldığı ve hatta Modi’nin dinî ayini bizzat yönettiği seremoni ile bölgede bir Hindu Tapınağı inşa edilmesine başlanmıştı.

Buna benzer pek çok mescit ve eski-yeni dini mekân yıkımı Hindistan’da ‘yeni normal’ haline getirildi. BJP yöneticileri daha çok caminin yıkılıp aslına (Hindu Tapınakları’na) döndürüleceğinin sözünü vermekten kaçınmıyorlar.

Son yıllarda artan nefret söylemleri seçim sürecinde de Hindu seçmeni memnun etmek adına sürdürüldü.  Öyle ki Hindistan Seçim Komisyonu Modi’yi ‘nefret dili’ kullanmaması adına uyarmak zorunda kaldı.

Müslümanları siyasi görünmezliğe itme çabaları

Hindistan’da BJP yönetimi altında geçirilen yaklaşık 10 yılda Hintli Müslümanların siyasi haklarını ve görünürlüklerini azaltan pek çok olay olmakla beraber bunlardan ikisi çok dikkat çekiciydi.

İlk olarak, Hindistan’daki tek Müslüman çoğunluklu eyalet olan Keşmir’de, eyaletin 1947 yılında Hindistan’a bağlanırken şart olarak sunduğu ve kabul edilip yıllarca süren özerkliği 2019’da kaldırıldı, meclisi dağıtıldı ve Müslüman siyasetçiler hapsedildi.

İkinci bir husus göçmenlere vatandaşlık hakkı ve doğal olarak oy kullanma hakkı verilmesindeki büyük ayrımcılık oldu.

Hindistan sınırlarında 1947’deki bölünmeden itibaren meydana gelen askerî ve politik huzursuzluklar neticesinde sayıları net olmamakla beraber 300 bini bulduğu düşünülen, çoğunluğu Pakistan, Bangladeş ve Afganistan kökenli göçmenler yaklaşık 3 kuşaktır kimlik edinemiyordu. 2019’da çıkartılan vatandaşlık yasası ile Müslüman olmayan sığınmacılara kimlik verilmesi kabul edilip Müslümanlar bu haktan mahrum bırakıldı.

Müslümanlar devletin açık ifadesi ile dinî aidiyetleri nedeniyle 2019’da çıkarılan yasadan faydalanamıyor ve vatandaşlıktan mahrum bırakılıyorlar. Sığınmacı Hindu, Parsi, Sikh, Budist, Jain ve Hristiyanlar, 31 Aralık 2014 tarihinden önce ülkeye geldilerse vatandaşlık için uygun kabul edildiler. 2024 genel seçimine üç hafta kala, hükümet 2019 Vatandaşlık Değişiklik Yasası’nı (CAA) uygulama kararı alarak göçmen Müslümanların seçimlerde oy kullanması da engelledi.

Artan din merkezli politik iklim, seküler ülke yapısını savunan Kongre Partisi ve diğer küçük ittifakların zayıflamasına yol açtı. Bu durum, nüfusun %80’inin Hindu olduğu ülkede BJP’nin ayrıştırıcı politikalarını daha yoğun uygulanmasına fırsat veriyor.

Hükümet tarafından ciddi anlamda finanse edilen çeşitli medya platformlarında yapılan yaygın propaganda, dinî hassasiyete sahip Hindu seçmenleri etkilemede büyük rol oynuyor. Bu eğilim, özellikle başta Müslümanlar olmak üzere Hindu olmayan etnik ve dinî grupların geleceğini riske atıyor ve alt kıtanın pek de yabancı olmadığı toplumsal çatışmaları arttırma riski taşıyor.

Yeni dönemde Hindu Rashtra yani seküler olmayan bir Hindu Devleti idealine ulaşmak isteyen Hindutvacı anlayışın ülke içerisinde özellikle din temelli çatışmaları arttıracak adımlar atması şaşırtıcı olmaz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Haziran 2024’te yayımlanmıştır.

Yücel Bulut
Yücel Bulut
Dr. Yücel Bulut - Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Araştırma alanları arasında Güney Asya tarihi, Hindistan siyaseti, azınlıklarla ilgili insan hakları meseleleri ve Hindistan'daki azınlık sorunları bulunuyor. Halihazırda teorik çalışmalarının yanı sıra, Güney Asya'daki bölgesel çatışmalarla ilgili saha çalışmaları yapmakta ve vaka incelemelerine devam ediyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x