Dijital savaş meydanı: Ülkelerin yapay zekâ üstünden silahlanma yarışı

Askerî kapasite her geçen gün veri merkezlerine daha çok bel bağlıyor. Yapay zekâ yarışında geride kalan hükümetler ise çıkış yolunu deneysel teknolojilerde arıyorlar. Mevcut sistemler fiziksel ve enerjisel sınırlarına dayanırken, bu yeni teknolojik sıçrama 'orta sıklet' ülkelere küresel rekabette ikinci bir şans sunabilir.

20.yüzyılın jeopolitik dengelerini nükleer başlıklar, petrol kuyuları ve coğrafi sınırlar belirlerken; 21. yüzyılın güç haritası silikon vadileriyle, veri merkezleriyle ve algoritmalarla yeniden çiziliyor. Amerika ve Çin’in teknolojik birer süper güç olarak domine ettiği bu yeni dünya düzeninde; yarı iletken çip tedarik zincirleri, mikroişlemciler ve yapay zekâ altyapıları, devletlerin birbirine karşı kullandığı diplomatik ve askerî silahlara dönüşmüş durumda. Geleneksel savunma doktrinlerinin yerini otonom sistemlere ve yapay zekâ destekli anlık veri analizlerine bıraktığı bu çağda, donanım ve yazılımda dışa bağımlı olmak, ulusal güvenliği başka bir devlete emanet etmekle eşdeğer görülüyor.

Financial Times internet sitesinde yayımlanan ve sitenin teknoloji ve güvenlik konuları muhabiri olan Charles Clover tarafından kaleme alınan yazı, Amerika ve Çin’in küresel bilişim gücü üzerinde kurduğu tekelin, İngiltere gibi ‘orta sıklet’ ülkeleri ulusal güvenlik ve teknolojik egemenlik açısından nasıl köşeye sıkıştırdığını inceliyor. Yazı, donanım tedarikinin ve yarı iletken çiplerin giderek birer jeopolitik silah haline geldiği bu dönemde, dışa bağımlılıktan kurtulmak isteyen hükümetlerin yapay zekâ yarışında mevcudu yakalamaya çalışmak yerine kuantum bilişim sistemler gibi deneysel teknolojilere yöneldiğine; böylece geleceğin teknoloji değer zincirinde vazgeçilmez bir kilit nokta inşa ederek küresel düzende kendilerine bağımsız bir yer edinme çabalarına dikkat çekiyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Yapay zekâ destekli savaş alanı sistemlerinden otonom dronlara, siber güvenlikten istihbarat analizine kadar, gelişmiş askerî güç her geçen gün bilişim gücüne daha fazla ihtiyaç duyuyor. Tıpkı önceki nesillerin petrol ve elektrik şebekelerine baktığı gibi, günümüzde hükümetler de bilişim gücünü ekonomik gücün, askerî kapasitenin ve siyasi bağımsızlığın temeli olarak görmeye başlıyorlar. 20. Yüzyılda nükleer teknoloji jeopolitik gücü nasıl tanımladıysa, günümüzde de bazıları bilişim gücünü bağımsızlığın temel şartı olarak değerlendiriyorlar.

Fakat İngiltere gibi teknolojik anlamda ‘orta sıklet’ ülkeler için bir sorun var. Uzmanlara göre, küresel yapay zekâ bilişim gücünün yüzde 90 gibi ezici bir çoğunluğu Amerikalı ve Çinli şirketlerin elinde. Bu tablo, diğer ülkeleri modern yapay zekâ ekosisteminin temelini oluşturan çipler, ağlar, veri merkezleri ve özel donanımlardan oluşan bilişim ekosisteminde kendilerine yer bulmaya zorluyor. Yarı iletken çipler modern ve yüksek hızlı bilişim teknolojisinin o kadar ayrılmaz bir parçası ki, tıpkı temiz su veya hava gibi bir ulusun geleceği için hayati öneme sahipler.

Bu ilginin arkasında, yeni nesil silahların yapay zekâ modellerine olan bağımlılığı yatıyor. En modern savaş uçakları, uçtukları her saatte gizli modeller tarafından işlenen terabaytlarca sensör verisi üretiyorlar. Eskiden insanların kulaklık takarak yaptığı denizaltı avcılığı artık okyanuslardaki anormallikleri saptayan algoritmalar tarafından gerçekleştirilebiliyor.

Palantir Technologies şirketi tarafından tasarlanan Maven Akıllı Sistemi gibi dijital savaş beyinleri şimdiden savaşlarda devasa bir rol oynuyor; otonom silahların ne kadar etkili olacağını ise doğrudan bilişim gücü belirleyecek. Bu teknolojilerde dışa bağımlılık da kritik bir nokta. Diyelim ki bilgi işlem kapasiteniz için yabancı ve devasa bir şirkete bağımlısınız. Güvenlik kodlarının çalışma mantığı göz önüne alındığında, bu şirket dünyanın neresinde olursa olsun tüm veri merkezinizi anında işe yaramaz hale getirebilir.

Yapay zekâ yarışında geride kalan ülkeler için artık çok mu geç?

İngiltere, modern bilgisayarı icat eden Alan Turing’den ismini alan enstitüsü gibi kurumlarıyla yapay zekâ alanında köklü bir geçmişe ve çok güçlü bir akademik altyapıya sahip olsa da yetersiz sermaye yüzünden gelecek vaat eden girişimlerini yabancı teknoloji devlerine kaptırıyor. Londra’da kurulan DeepMind’ın Google tarafından satın alınması, ülkenin devasa bir yerli şirket yaratma fırsatını nasıl kaçırdığını açıkça gözler önüne seriyor. Buna rağmen araştırmacılar ve yöneticiler, yaklaşan yeni teknolojik atılımların İngiltere’ye küresel yarışta ikinci bir şans vereceğine inanıyor.

Kuantum bilişim, İngiltere için trilyon dolarlık devasa bir şirket kurma yolunda nesilde bir kez ele geçecek eşsiz bir fırsat olarak görülüyor ve hükümetin 2 milyar sterlinlik fonuyla destekleniyor. Küresel çapta da devletler bu alana milyarlarca dolar yatırırken, rekabette geri kalmamak adına yetenek ve fikri mülkiyet üzerindeki denetimlerini giderek sıkılaştırıyor. Teknolojinin askerî uçak projelerinde değerlendirilmesi ve gelecekte mevcut tüm şifreleme sistemlerini kırma potansiyeli, bu alanı stratejik bir silahlanma yarışına dönüştürüyor.

Giderek kızışan bu rekabet uluslararası bilimsel iş birliklerini de zedeliyor; öyle ki, Çin’e dönen bazı araştırmacıların devlet destekli hassas projelerde çalışmak üzere dış dünyayla iletişimini tamamen kopardığı görülüyor. Kuantum teknolojisi araştırma kuruluşu Qureca’nın derlediği verilere göre, Çin hükümetinin kuantum programlarına ayırdığı bütçe şu anda yaklaşık 17 milyar dolar civarında. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için ise bu rakam ayrı ayrı 9 milyar dolar seviyesinde seyrediyor.

Uzmanlara göre bu kuantum hamlesinin arkasında yatan asıl neden, Amerika’nın gelişmiş yarı iletken çip ihracatına getirdiği yasağın tetiklediği dışa bağımlılık korkusu ve kendi kendine yetme çabası. Çin’in güçlü grafik işlem birimlerine (GPU) erişimini engelleyen 2022 tarihli yasanın, ülkeyi yapay zekâ modellerini beş ila on kat daha verimli hale getirmeyi öğrenerek bu duruma uyum sağlamaya zorlamış olabileceğini düşünülüyor. Nitekim bu modeller artık çok daha az işlem gücü tüketecek şekilde tasarlanıyor.

Bir jeopolitik silah olarak çipler ve egemenlik endişesi

Amerika’nın yarı iletken çipleri bir koz olarak kullanmasının sonuçları artık küresel ölçekte hissediliyor. Amerikan Başkanı Donald Trump’ın bu yılın başlarında Grönland’ı Danimarka’dan koparma çabalarının ardından, Amerikan müttefikleri bugün Amerikan yarı iletken çiplerine erişimlerinin tehlikeye girmesinden korkmakta son derece haklı olduklarını dile getiriyorlar. Bu donanımların birer baskı aracı olarak kullanılması olasılığı, ülkeleri kendi egemenlik alanlarını koruma konusunda çok daha savunmacı ve tetikte bir tavır almaya zorluyor.

Geçtiğimiz eylül ayında İngiltere’ye yaptığı ziyaret sırasında Trump’a Nvidia, Microsoft ve diğer Amerikalı teknoloji devlerinin yöneticileri de eşlik etmişti. Bu ziyareti olumlu karşılayanlar, duyurulan ve 100 milyar doları aşan taahhütleri içeren bu ortaklıkların İngiltere’nin küresel yapay zekâ ekonomisindeki yerini sağlamlaştıracağını savundular. Fakat bu durum, İngiltere’nin bağımsız bir yapay zekâ gücü olmaktan ziyade Amerikalı dijital devlerin sıradan bir müşterisine dönüşme riski taşıdığı ve Washington’a er ya da geç kullanabileceği bir koz verdiği yönündeki endişeleri daha da derinleştirdi.

Nvidia’nın yönetim kurulu başkanı Jensen Huang, şirketinin grafik işlemcilerini satın almanın ‘egemen yapay zekâ’ sağlayacağı konusunda ısrar etse de diğerleri bu fikre şüpheyle yaklaşıyor. Zira teknolojik bağımsızlığın sadece bir yönetici kararına bağlı olması, bu alandaki ‘egemenlik’ kavramını oldukça kırılgan bir hale getiriyor. Bu durum, Çin ve Amerika arasında taraf olmak yerine kendi teknolojik kaderleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya çalışan ülkelerin sayısını her geçen gün artırıyor.

Fiziksel sınırlar, enerji krizi ve yeni darboğazlar

2014’ten önce bilgi işlem gücüne olan talep her on sekiz ayda bir iki katına çıkıyordu. Bu durum, bir mikroçipteki transistör sayısının her iki yılda bir ikiye katlanacağını öngören ve on yıllardır geçerliliğini koruyan Moore Yasası’nın belirlediği arzla paralellik gösteriyordu. Fakat son zamanlarda talep çok daha hızlı bir oranda katlanarak artıyor. Yani Moore Yasası tıkır tıkır işliyor olsaydı bile bu hıza yetişemezdi, yeni nesil yapay zekâ sistemleri için asıl sorun şu: Giderek daha da şişen bu devasa modelleri nasıl işleyeceksiniz? Verilerin aktarımı için bant genişliği ve bellek konusunda çözümlere ihtiyacınız olacak.

Bir de işin astronomik enerji maliyetleri boyutu var. Danışmanlık şirketi McKinsey’in geçen yılki bir tahminine göre, 2030 yılına kadar yaklaşık 156 GW elektrik üretim kapasitesine ihtiyaç duyulacak; bu rakam Avustralya’nın kurulu gücünün yaklaşık 1,5 katına denk geliyor. Veri merkezlerine güç sağlamak için nükleer reaktör inşa etmek ya da füzyon enerjisi geliştirmek de tartışılan çözümler arasında.

Yapay zekâ veri merkezlerinin şu anki iş gücünü sırtlayan GPU’lar, yakın gelecekte de yapay zekâ bilişim dünyasına yön vermeye devam edecek. Öyle ki, şu anda bir yapay zekâ programının gücü büyük ölçüde sahip olunan donanımların, özellikle de gelişmiş GPU’ların sayısıyla sınırlı kalıyor. Gelinen nokta tam olarak bu olsa da, ibre yavaş yavaş tersine dönmeye başlıyor ve şimdiden alternatif çözümler üzerine yoğun araştırmalar yürütülüyor.

Bilgi işlem ekosisteminin kilit bir noktasında yer almak, İngiltere gibi ülkeler için giderek daha fazla önem taşıyor. Örneğin Güney Kore, Samsung ve SK Hynix gibi holdingler aracılığıyla yarı iletken ekosisteminin, özellikle de gelişmiş bellek çiplerinin kilit bölümlerine hâkim. Güney Kore gelişmiş teknolojilerde sadece bir müşteri değil, aynı zamanda küresel yapay zekâ altyapısının hayati bir tedarikçisi konumunda bulunuyor.

Ülkeler yapay zekâ yarışında nasıl fark yaratabilirler?

Tayvan yapay zekâ ekonomisindeki bir diğer önemli düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Yarı iletken üreticisi Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), Nvidia’nın gelişmiş GPU’larının büyük bir kısmını üretiyor. Hollanda ise dünyanın en gelişmiş yarı iletken çiplerini üretmek için hayati önem taşıyan ekstrem ultraviyole litografi makinelerinin üreticisi Advanced Semiconductor Materials Lithography (ASML) şirketi sayesinde aynı kulübün bir üyesi. Üstelik ASML, silikon etrafında bir dizi yan sanayinin de doğmasını sağladı.

Günümüzde hiç kimsenin yapay zekâ ekosisteminin tamamını baştan yaratması mümkün değil. Sıfırdan başlayıp bir anda TSMC veya ASML devasa bir yarı iletken üretim altyapısı kurmak gerçekçi bir hedef olmaktan çok uzak. Bunun yerine yapılabilecek en mantıklı hamle, yerel düzeyde en iyi teknolojiyi üretip, diğer ülkelerin en iyi sistemleriyle entegre etmeye çalışmak. Tam da bu noktada, adına ister darboğaz ister karşılıklı bağımlılık densin, teknoloji dünyasında yeni nesil kilit noktaları inşa ediliyor.

Hükümetler, vazgeçilmez tek bir ulusal şampiyona sahip olmanın bile yapay zekâ ekonomisinde etki yaratabileceğini giderek daha iyi anlıyor. Nitekim bu ekonomi, stratejik endüstrilerini küresel sistemin kaçınılmaz birer parçası haline gelene dek koruyabilen ve büyütebilen ülkeleri ödüllendiriyor.

Buradaki asıl risk ise yeterli yerli sermaye ve sanayi politikası olmadan, çığır açan yeni girişimlerin ulusal şampiyonlara dönüşemeden denizaşırı büyük şirketlerin bünyesinde eriyip gitmesi. Bu durum temelde adeta yerçekimine karşı savaşmaya benziyor; dolayısıyla söz konusu egemen kapasiteleri besleyip büyütebilmek için hazırda bekleyen çok daha güçlü bir ulusal sermayeye ihtiyaç duyuluyor.

Atılan yeni stratejik adımların ve alınan önlemlerin tam zamanında devreye girdiği düşünülüyor. Fakat bir yandan da yerel kuantum girişimlerinin yurt dışında çoktan küçük yan kuruluşlar açmaya başladığı göze çarpıyor. Uluslararası oyuncular veya yabancı yatırımcılar tarafından büyük ölçüde desteklenen yerel teknoloji şirketleri, bu oyunu ancak birileri onları satın alana ya da daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak taşınmalarına önayak olana kadar sürdürebiliyor.”

Bu yazı ilk kez 3 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Charles Clover’ın Financial Times internet sitesinde yayımlanan “The new arms race in computing power” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.ft.com/content/5aecd7b6-652f-4edb-b666-71f3f50fc43e

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Dijital savaş meydanı: Ülkelerin yapay zekâ üstünden silahlanma yarışı

Askerî kapasite her geçen gün veri merkezlerine daha çok bel bağlıyor. Yapay zekâ yarışında geride kalan hükümetler ise çıkış yolunu deneysel teknolojilerde arıyorlar. Mevcut sistemler fiziksel ve enerjisel sınırlarına dayanırken, bu yeni teknolojik sıçrama 'orta sıklet' ülkelere küresel rekabette ikinci bir şans sunabilir.

20.yüzyılın jeopolitik dengelerini nükleer başlıklar, petrol kuyuları ve coğrafi sınırlar belirlerken; 21. yüzyılın güç haritası silikon vadileriyle, veri merkezleriyle ve algoritmalarla yeniden çiziliyor. Amerika ve Çin’in teknolojik birer süper güç olarak domine ettiği bu yeni dünya düzeninde; yarı iletken çip tedarik zincirleri, mikroişlemciler ve yapay zekâ altyapıları, devletlerin birbirine karşı kullandığı diplomatik ve askerî silahlara dönüşmüş durumda. Geleneksel savunma doktrinlerinin yerini otonom sistemlere ve yapay zekâ destekli anlık veri analizlerine bıraktığı bu çağda, donanım ve yazılımda dışa bağımlı olmak, ulusal güvenliği başka bir devlete emanet etmekle eşdeğer görülüyor.

Financial Times internet sitesinde yayımlanan ve sitenin teknoloji ve güvenlik konuları muhabiri olan Charles Clover tarafından kaleme alınan yazı, Amerika ve Çin’in küresel bilişim gücü üzerinde kurduğu tekelin, İngiltere gibi ‘orta sıklet’ ülkeleri ulusal güvenlik ve teknolojik egemenlik açısından nasıl köşeye sıkıştırdığını inceliyor. Yazı, donanım tedarikinin ve yarı iletken çiplerin giderek birer jeopolitik silah haline geldiği bu dönemde, dışa bağımlılıktan kurtulmak isteyen hükümetlerin yapay zekâ yarışında mevcudu yakalamaya çalışmak yerine kuantum bilişim sistemler gibi deneysel teknolojilere yöneldiğine; böylece geleceğin teknoloji değer zincirinde vazgeçilmez bir kilit nokta inşa ederek küresel düzende kendilerine bağımsız bir yer edinme çabalarına dikkat çekiyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Yapay zekâ destekli savaş alanı sistemlerinden otonom dronlara, siber güvenlikten istihbarat analizine kadar, gelişmiş askerî güç her geçen gün bilişim gücüne daha fazla ihtiyaç duyuyor. Tıpkı önceki nesillerin petrol ve elektrik şebekelerine baktığı gibi, günümüzde hükümetler de bilişim gücünü ekonomik gücün, askerî kapasitenin ve siyasi bağımsızlığın temeli olarak görmeye başlıyorlar. 20. Yüzyılda nükleer teknoloji jeopolitik gücü nasıl tanımladıysa, günümüzde de bazıları bilişim gücünü bağımsızlığın temel şartı olarak değerlendiriyorlar.

Fakat İngiltere gibi teknolojik anlamda ‘orta sıklet’ ülkeler için bir sorun var. Uzmanlara göre, küresel yapay zekâ bilişim gücünün yüzde 90 gibi ezici bir çoğunluğu Amerikalı ve Çinli şirketlerin elinde. Bu tablo, diğer ülkeleri modern yapay zekâ ekosisteminin temelini oluşturan çipler, ağlar, veri merkezleri ve özel donanımlardan oluşan bilişim ekosisteminde kendilerine yer bulmaya zorluyor. Yarı iletken çipler modern ve yüksek hızlı bilişim teknolojisinin o kadar ayrılmaz bir parçası ki, tıpkı temiz su veya hava gibi bir ulusun geleceği için hayati öneme sahipler.

Bu ilginin arkasında, yeni nesil silahların yapay zekâ modellerine olan bağımlılığı yatıyor. En modern savaş uçakları, uçtukları her saatte gizli modeller tarafından işlenen terabaytlarca sensör verisi üretiyorlar. Eskiden insanların kulaklık takarak yaptığı denizaltı avcılığı artık okyanuslardaki anormallikleri saptayan algoritmalar tarafından gerçekleştirilebiliyor.

Palantir Technologies şirketi tarafından tasarlanan Maven Akıllı Sistemi gibi dijital savaş beyinleri şimdiden savaşlarda devasa bir rol oynuyor; otonom silahların ne kadar etkili olacağını ise doğrudan bilişim gücü belirleyecek. Bu teknolojilerde dışa bağımlılık da kritik bir nokta. Diyelim ki bilgi işlem kapasiteniz için yabancı ve devasa bir şirkete bağımlısınız. Güvenlik kodlarının çalışma mantığı göz önüne alındığında, bu şirket dünyanın neresinde olursa olsun tüm veri merkezinizi anında işe yaramaz hale getirebilir.

Yapay zekâ yarışında geride kalan ülkeler için artık çok mu geç?

İngiltere, modern bilgisayarı icat eden Alan Turing’den ismini alan enstitüsü gibi kurumlarıyla yapay zekâ alanında köklü bir geçmişe ve çok güçlü bir akademik altyapıya sahip olsa da yetersiz sermaye yüzünden gelecek vaat eden girişimlerini yabancı teknoloji devlerine kaptırıyor. Londra’da kurulan DeepMind’ın Google tarafından satın alınması, ülkenin devasa bir yerli şirket yaratma fırsatını nasıl kaçırdığını açıkça gözler önüne seriyor. Buna rağmen araştırmacılar ve yöneticiler, yaklaşan yeni teknolojik atılımların İngiltere’ye küresel yarışta ikinci bir şans vereceğine inanıyor.

Kuantum bilişim, İngiltere için trilyon dolarlık devasa bir şirket kurma yolunda nesilde bir kez ele geçecek eşsiz bir fırsat olarak görülüyor ve hükümetin 2 milyar sterlinlik fonuyla destekleniyor. Küresel çapta da devletler bu alana milyarlarca dolar yatırırken, rekabette geri kalmamak adına yetenek ve fikri mülkiyet üzerindeki denetimlerini giderek sıkılaştırıyor. Teknolojinin askerî uçak projelerinde değerlendirilmesi ve gelecekte mevcut tüm şifreleme sistemlerini kırma potansiyeli, bu alanı stratejik bir silahlanma yarışına dönüştürüyor.

Giderek kızışan bu rekabet uluslararası bilimsel iş birliklerini de zedeliyor; öyle ki, Çin’e dönen bazı araştırmacıların devlet destekli hassas projelerde çalışmak üzere dış dünyayla iletişimini tamamen kopardığı görülüyor. Kuantum teknolojisi araştırma kuruluşu Qureca’nın derlediği verilere göre, Çin hükümetinin kuantum programlarına ayırdığı bütçe şu anda yaklaşık 17 milyar dolar civarında. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için ise bu rakam ayrı ayrı 9 milyar dolar seviyesinde seyrediyor.

Uzmanlara göre bu kuantum hamlesinin arkasında yatan asıl neden, Amerika’nın gelişmiş yarı iletken çip ihracatına getirdiği yasağın tetiklediği dışa bağımlılık korkusu ve kendi kendine yetme çabası. Çin’in güçlü grafik işlem birimlerine (GPU) erişimini engelleyen 2022 tarihli yasanın, ülkeyi yapay zekâ modellerini beş ila on kat daha verimli hale getirmeyi öğrenerek bu duruma uyum sağlamaya zorlamış olabileceğini düşünülüyor. Nitekim bu modeller artık çok daha az işlem gücü tüketecek şekilde tasarlanıyor.

Bir jeopolitik silah olarak çipler ve egemenlik endişesi

Amerika’nın yarı iletken çipleri bir koz olarak kullanmasının sonuçları artık küresel ölçekte hissediliyor. Amerikan Başkanı Donald Trump’ın bu yılın başlarında Grönland’ı Danimarka’dan koparma çabalarının ardından, Amerikan müttefikleri bugün Amerikan yarı iletken çiplerine erişimlerinin tehlikeye girmesinden korkmakta son derece haklı olduklarını dile getiriyorlar. Bu donanımların birer baskı aracı olarak kullanılması olasılığı, ülkeleri kendi egemenlik alanlarını koruma konusunda çok daha savunmacı ve tetikte bir tavır almaya zorluyor.

Geçtiğimiz eylül ayında İngiltere’ye yaptığı ziyaret sırasında Trump’a Nvidia, Microsoft ve diğer Amerikalı teknoloji devlerinin yöneticileri de eşlik etmişti. Bu ziyareti olumlu karşılayanlar, duyurulan ve 100 milyar doları aşan taahhütleri içeren bu ortaklıkların İngiltere’nin küresel yapay zekâ ekonomisindeki yerini sağlamlaştıracağını savundular. Fakat bu durum, İngiltere’nin bağımsız bir yapay zekâ gücü olmaktan ziyade Amerikalı dijital devlerin sıradan bir müşterisine dönüşme riski taşıdığı ve Washington’a er ya da geç kullanabileceği bir koz verdiği yönündeki endişeleri daha da derinleştirdi.

Nvidia’nın yönetim kurulu başkanı Jensen Huang, şirketinin grafik işlemcilerini satın almanın ‘egemen yapay zekâ’ sağlayacağı konusunda ısrar etse de diğerleri bu fikre şüpheyle yaklaşıyor. Zira teknolojik bağımsızlığın sadece bir yönetici kararına bağlı olması, bu alandaki ‘egemenlik’ kavramını oldukça kırılgan bir hale getiriyor. Bu durum, Çin ve Amerika arasında taraf olmak yerine kendi teknolojik kaderleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya çalışan ülkelerin sayısını her geçen gün artırıyor.

Fiziksel sınırlar, enerji krizi ve yeni darboğazlar

2014’ten önce bilgi işlem gücüne olan talep her on sekiz ayda bir iki katına çıkıyordu. Bu durum, bir mikroçipteki transistör sayısının her iki yılda bir ikiye katlanacağını öngören ve on yıllardır geçerliliğini koruyan Moore Yasası’nın belirlediği arzla paralellik gösteriyordu. Fakat son zamanlarda talep çok daha hızlı bir oranda katlanarak artıyor. Yani Moore Yasası tıkır tıkır işliyor olsaydı bile bu hıza yetişemezdi, yeni nesil yapay zekâ sistemleri için asıl sorun şu: Giderek daha da şişen bu devasa modelleri nasıl işleyeceksiniz? Verilerin aktarımı için bant genişliği ve bellek konusunda çözümlere ihtiyacınız olacak.

Bir de işin astronomik enerji maliyetleri boyutu var. Danışmanlık şirketi McKinsey’in geçen yılki bir tahminine göre, 2030 yılına kadar yaklaşık 156 GW elektrik üretim kapasitesine ihtiyaç duyulacak; bu rakam Avustralya’nın kurulu gücünün yaklaşık 1,5 katına denk geliyor. Veri merkezlerine güç sağlamak için nükleer reaktör inşa etmek ya da füzyon enerjisi geliştirmek de tartışılan çözümler arasında.

Yapay zekâ veri merkezlerinin şu anki iş gücünü sırtlayan GPU’lar, yakın gelecekte de yapay zekâ bilişim dünyasına yön vermeye devam edecek. Öyle ki, şu anda bir yapay zekâ programının gücü büyük ölçüde sahip olunan donanımların, özellikle de gelişmiş GPU’ların sayısıyla sınırlı kalıyor. Gelinen nokta tam olarak bu olsa da, ibre yavaş yavaş tersine dönmeye başlıyor ve şimdiden alternatif çözümler üzerine yoğun araştırmalar yürütülüyor.

Bilgi işlem ekosisteminin kilit bir noktasında yer almak, İngiltere gibi ülkeler için giderek daha fazla önem taşıyor. Örneğin Güney Kore, Samsung ve SK Hynix gibi holdingler aracılığıyla yarı iletken ekosisteminin, özellikle de gelişmiş bellek çiplerinin kilit bölümlerine hâkim. Güney Kore gelişmiş teknolojilerde sadece bir müşteri değil, aynı zamanda küresel yapay zekâ altyapısının hayati bir tedarikçisi konumunda bulunuyor.

Ülkeler yapay zekâ yarışında nasıl fark yaratabilirler?

Tayvan yapay zekâ ekonomisindeki bir diğer önemli düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Yarı iletken üreticisi Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), Nvidia’nın gelişmiş GPU’larının büyük bir kısmını üretiyor. Hollanda ise dünyanın en gelişmiş yarı iletken çiplerini üretmek için hayati önem taşıyan ekstrem ultraviyole litografi makinelerinin üreticisi Advanced Semiconductor Materials Lithography (ASML) şirketi sayesinde aynı kulübün bir üyesi. Üstelik ASML, silikon etrafında bir dizi yan sanayinin de doğmasını sağladı.

Günümüzde hiç kimsenin yapay zekâ ekosisteminin tamamını baştan yaratması mümkün değil. Sıfırdan başlayıp bir anda TSMC veya ASML devasa bir yarı iletken üretim altyapısı kurmak gerçekçi bir hedef olmaktan çok uzak. Bunun yerine yapılabilecek en mantıklı hamle, yerel düzeyde en iyi teknolojiyi üretip, diğer ülkelerin en iyi sistemleriyle entegre etmeye çalışmak. Tam da bu noktada, adına ister darboğaz ister karşılıklı bağımlılık densin, teknoloji dünyasında yeni nesil kilit noktaları inşa ediliyor.

Hükümetler, vazgeçilmez tek bir ulusal şampiyona sahip olmanın bile yapay zekâ ekonomisinde etki yaratabileceğini giderek daha iyi anlıyor. Nitekim bu ekonomi, stratejik endüstrilerini küresel sistemin kaçınılmaz birer parçası haline gelene dek koruyabilen ve büyütebilen ülkeleri ödüllendiriyor.

Buradaki asıl risk ise yeterli yerli sermaye ve sanayi politikası olmadan, çığır açan yeni girişimlerin ulusal şampiyonlara dönüşemeden denizaşırı büyük şirketlerin bünyesinde eriyip gitmesi. Bu durum temelde adeta yerçekimine karşı savaşmaya benziyor; dolayısıyla söz konusu egemen kapasiteleri besleyip büyütebilmek için hazırda bekleyen çok daha güçlü bir ulusal sermayeye ihtiyaç duyuluyor.

Atılan yeni stratejik adımların ve alınan önlemlerin tam zamanında devreye girdiği düşünülüyor. Fakat bir yandan da yerel kuantum girişimlerinin yurt dışında çoktan küçük yan kuruluşlar açmaya başladığı göze çarpıyor. Uluslararası oyuncular veya yabancı yatırımcılar tarafından büyük ölçüde desteklenen yerel teknoloji şirketleri, bu oyunu ancak birileri onları satın alana ya da daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak taşınmalarına önayak olana kadar sürdürebiliyor.”

Bu yazı ilk kez 3 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

Charles Clover’ın Financial Times internet sitesinde yayımlanan “The new arms race in computing power” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.ft.com/content/5aecd7b6-652f-4edb-b666-71f3f50fc43e

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x