Jeo-Strateji

16 Eylül 2022

Yazdır

Şanghay İşbirliği Örgütü nereye koşuyor?

Özbekistan’ın tarihi şehri Semerkant’ta, 15-16 Eylül’de toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) hem kendi geleceği hem de Asya’nın geleceğinin nasıl şekilleneceğine yönelik önemli ipuçları veriyor. Rusya’nın Ukrayna işgali başta olmak üzere son bir yıldaki gelişmeler, ŞİÖ’nün Asya politikasını yönlendirebilmekten daha çok, Rusya ve Çin’in ulusal dış politikalarının örgütün nasıl devam edeceğini belirlemeye başladığına işaret ediyor.

ŞİÖ, Şanghay Beşlisi olarak 1996 yılında Rusya ve Çin ekseninde sınır güvenliği ve en büyük rakipleri ABD’yi Asya’da dengelemek amaçlı kurulmuştu. 2001 yılında Özbekistan’ın örgüte katılması ile Şanghay İşbirliği’ne dönüştü. 16 yılın ardından 2017’de iki ezeli rakip komşu Hindistan’ın Rusya desteği ile Pakistan’ın da Çin desteği ile örgüte üye olması, örgüt için bir dönüm noktası oldu. Aynı zamanda Hindistan gibi büyük ölçekli bir devletin örgüte katılması Çin-Rusya dengesini de Rusya lehine etkiledi. Aslında Hindistan’ın örgüte dâhil olması Delhi için, “dışında olmaktansa içinde olmak daha iyidir” yaklaşımı üzerinde şekillenmişti. Fakat Haziran 2020’de ŞİÖ’nün en büyük üç ülkesinden ikisinin, yani Hindistan ve Çin’in Galvan Vadisi’nde çatışmasına rağmen örgütün bir varlık gösterememesi de dikkat çekici idi.

İran’ın örgüte üyeliği

Geçen seneki zirvede İran’ın tam adaylığa kabul edilmesi de aslında biraz da ABD’ye karşı bir tepkisellik üzerinden olduğunu söyleyebiliriz. Hem Rusya hem de Çin ŞİÖ’nün ABD karşıtı bir imaj çizmesine ve uluslararası sistem içerisinde sorunlu bir aktörün örgüte dâhil olmasına sıcak bakmıyorlardı. Artık genişleyerek işlevsizleşen ve format değiştiren ŞİÖ’ye İran’ın tam üye olması ses getirecek olsa da, beklendiği kadar bir heyecan yaratmayacaktır. Aslında İran’ın örgüte üyelik sürecinin başlatılması Çin ve Rusya’nın ABD’nin tazyiklerine bir cevap niteliği de taşıyordu.

Semerkant’ta Mısır, Katar ve Suudi Arabistan da ŞİÖ’ye diyalog ortağı olarak katıldı. Dolayısıyla ilk defa Arap ülkeleri de örgüte dâhil olmaya başlıyor. İran örgüte tam üye olarak stratejik bir avantaj sağlayabilecekken, güçlü rakiplerinden Suudi Arabistan’ın da örgüte adım atması bekleniyor.

Açıkçası ŞİÖ her genişlemede yeni bir formata dönüşüyor. ŞİÖ içerisinde alt ve üst dengeler yeniden şekilleniyor. Hatırlanacağı üzere, 2017 öncesi örgütün Çin ve Rusya ekseninde bir NATO’ya benzer bir oluşum olduğu/olacağı tartışılıyordu. ŞİÖ de kurulurken resmi olarak ‘3 şer’le -ayrılıkçılık, aşırıcılık, terörizm- mücadele etmek amacıyla kurulmuştu. Tabii ki resmi olmayan diğer bir hedefi de Çin-Rusya stratejik işbirliği ile kendi arka bahçeleri olarak gördükleri Orta Asya’ya stratejik rakipleri ABD’yi sokmamaktı.

Fakat gelinen noktada ŞİÖ genişleyerek her zirvede farklı bir formata dönüşmesinin yanı sıra genişledikçe de işlevsizleşiyor. Şöyle ki, Hindistan-Çin, Hindistan-Pakistan, Kırgızistan-Tacikistan, Ermenistan-Azerbaycan birbirleri ile dondurulmuş çatışma ya da sıcak çatışma halindeler. Örgütün kurucu iki ana aktöründen birisi olan Rusya diğer bir üye Kazakistan’ı çeşitli düzeylerde tehdit ediyor. Dolayısıyla ŞİÖ bir örgüt olarak sorun çözebilme kapasitesine ulaşmaktan ve üyelerinin güvenliklerine katkı verebilmekten daha ziyade kendi içerisinde ciddi sorunları ve çatışma alanlarını barındırıyor.

Çin’in Batı’ya açılan kapısı

ŞİÖ’de en çok merak edilen konulardan birisi de Çin’in konumu. Çin Başkanı Xi Jinping, pandemi dolayısıyla dış ziyaretlerde bulunmuyordu. Yaklaşık 3 yıl sonra ilk gezisini Kazakistan’a gerçekleştirdi ve ardından ŞİÖ zirvesi için Özbekistan’a geçti. Xi, Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev ile Semerkant’ta görüşme imkânı varken Kazakistan’ı ziyaret etmesi hem Çin-Kazak hem de Çin-Rusya ilişkileri açısından önemli. Her şeyden önce Kazakistan Xi’nin en önemli projesi olarak gördüğü Kuşak-Yol Girişimi’ni (KYG) 2013 yılında ilan ettiği ülke. Aynı zamanda Çin’in Batı’ya açılan en önemli kapısı konumundaydı. Fakat içinde bulunduğumuz yılın başında Kazakistan’da yaşanan istikrarsızlığa Putin’in Sovyetlerin bir gölgesi niteliğindeki Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üzerinden Çin’i, dolayısıyla Xi’yi gözardı ederek müdahale etmesinin Pekin’de çok hoş karşılandığını zannetmiyorum.

Özellikle Ukrayna Savaşı’na Kazakistan’ın mesafeli yaklaşımı Putin başta olmak üzere Rus yetkililerin Kazakistan’a yönelik tehditvari açıklamaları ve bundan Kazakistan’ın rahatsızlığı bir sır değil. Xi’nin sembolik olarak çok önemli olduğunu düşündüğüm hem Kazakistan ziyareti hem de Kazakistan’ın bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumada destekleyeceklerini açıklaması, aynı zamanda Putin’in Kazakistan özelinde yayılmacı tehditkâr Orta Asya politikalarına da dolaylı bir cevap olarak görülebilir.

Çin Rusya’yı destekliyor mu?

Rusya’nın Ukrayna işgali ve Rus yetkililerin irredantist1 açıklamaları başta Kazakistan olmak üzere Orta Asya devletlerinin Moskova’dan algıladıkları tehdit düzeyini arttırmakta. Diğer yandan da Rusya’nın uzayıp giden başarısız Ukrayna işgali de Sovyet coğrafyasındaki güçlü/yenilmez Rusya mitini de yerle bir ettiği bir gerçeklik. Uluslararası güç dengelerinin hızla değişmesinin yanı sıra, özelde Ukrayna savaşı ve Karabağ zaferi Orta Asya devletlerinin hem özgüvenlerini hem de pazarlık güçlerini arttırdı.

Rusya’nın uzayıp giden Ukrayna işgali ve Orta Asya ülkelerini rahatsız eden irredantist politikaları artık Çin’i de rahatsız edecek bir seviyeye ulaşmış durumda. Çin de Orta Asya-Rusya dengesini dikkatle oluşturmaya çalışıyor. Çin’in Rusya’yı Ukrayna Savaşı’nda ya da bölgesel politikalarında destekliyor gözükmesi Orta Asya ülkelerinde rahatsızlık yaratması muhtemel. Bu kapsamda da Xi’nin Kazakistan ziyareti sonrasında Çin’in önde gelen dış politika gazetesi Global Times’daki, “Siyasi nüfuz açısından Çin-Rusya arasında bir denge kuran Kazakistan, büyük güçler arasında köprü görevi görmesi de diğer Orta Asya ülkeleri için iyi bir örnek teşkil ediyor.” ifadeleri dikkat çekici. Dolayısıyla, 4 Şubat’ta Putin-Xi arasında imzalanan ‘Sınırsız Ortaklığın’ sınırları 2022 yılı başından bugüne kadar yaşanan gelişmeler çerçevesinde yeniden çiziliyor.

Türkiye – ŞİÖ ilişkileri

Peki, Semerkant zirvesi bize neler söylüyor? Her şeyden önce özellikle son bir yıldır küresel güç dengelerindeki değişimin bölgesel dengelere ve ikili ilişkilere yansımasının fotoğrafını veriyor. Küresel sistemde büyük, orta ya da küçük ölçekli bölgesel aktörlerin önemi artıyor. Örneğin bölgesel düzeyde Rusya’nın ya da Çin’in herhangi bir Orta Asya devletini kolayca gözardı etmesi mümkün değil.

Şanghay İşbirliği Örgütü genişleyerek format değiştiriyor. Her en kadar ŞİÖ sadece bir güvenlik örgütlenmesi olmasa da, bundan bir yıl önce ŞİÖ’nün bir NATO mu olacağı hâlâ gündemdeydi. Fakat artık ŞİÖ’nün tam, gözlemci ya da diyalog ortaklarının her birinin öncelikleri ve örgütte bulunma kaygıları farklı. Dolayısıyla, ŞİÖ ortak bir karar alabilmekten, politika oluşturabilmekten hızla uzaklaşırken, Asya’nın kavgalı devletlerini bir araya getirebilen bir yapıya dönüşüyor. Bu aynı zamanda küresel sistemde bölgesel ve ikili ilişkilerin önemini ortaya çıkarıyor. Küresel ve bölgesel değişimlerinde etkisi ile ŞİÖ’deki bu dönüşüm örgütü Rusya-Çin ekseninden de hızla uzaklaştırdığını söylemek mümkün.

Türkiye-ŞİÖ ilişkileri bağlamında ise Ankara’nın dünya nüfusunun yüzde 40’ının, Avrasya coğrafyasının yüzde 60’ının ve dünya ekonomisinin yüzde 30’unun bir araya geldiği bir zirvede bulunması her açıdan çok değerli. Türkiye bölgesel bir güç olmanın da ötesine geçerek hem Batı hem de Doğu ile diyalog kurabilen nadir bir ülke örneği sergileyerek Asya’daki güvenlik ve politik denklemi etkileyebileceği gösteriyor. Aynı zamanda Türkiye-Orta Asya ilişkileri açısından da ŞİÖ Ankara için önemli. Unutulmamalı ki, ŞİÖ’nün 8 üyesinden 4’ü (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan) ile Türkiye’nin özel ilişkileri var.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Eylül 2022’de yayımlanmıştır.

  1. İrredantizm ya da kurtarımcılık, İtalyanca kökenli bir sözcük olup dil, din, soy ve kültür birlikteliği olduğu hâlde herhangi bir devletin sınırları dışında yer alan halk ile söz konusu devletin birleşmesi fikridir.

Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend