Hayatımızı yöneten görünmeyen cümleler

Hayatımızı farkında olmadan hangi “görünmeyen cümleler” yönetiyor? “Yeterince iyi değilim”, “Sevilmeye layık değilim”, “İnsanlara güvenilmez” gibi inançlar ne zaman zihnimizin değişmez gerçeklerine dönüşüyor? Çocukluktan taşıdığımız temel inançlar seçimlerimizi, ilişkilerimizi ve yapabileceklerimizin sınırlarını nasıl belirliyor? Peki, yıllardır gerçek sandığımız bu cümleleri fark edip yeniden değerlendirmek mümkün mü? Selin Tutku Tabur yazdı.

Bir hapishane düşünün. Gardiyanı yok, yüksek duvarları yok, kapısında kilit dahi yok. Burası dünyanın en güvenli hapishanesi. Çünkü zihninizde!

Bu hapishanenin parmaklıkları demirden değil; kelimelerden;

“Yeterince iyi değilim.”

“İnsanlara güvenilmez.”

“Duygularımı gösterirsem zarar görürüm.”

“Başarısız olursam kimse beni sevmez.”

Bu hapishanede insanı tutsak eden, kendisi ve dünya hakkındaki katı inançlarıdır. Bu inançlara, zihnimizin derinliklerine kazınmış ve hayatımızı yöneten “görünmeyen cümleler” de diyebiliriz.

Psikolojide bunlara “çekirdek inançlar” ya da “temel inançlar” denir.

Çoğu erken yaşam deneyimlerimizle şekillenmeye başlayan bu inançlar, zamanla kim olduğumuza dair değişmez gerçeklermiş gibi gelmeye başlar. Üstelik yalnızca kendimiz hakkında ne düşündüğümüzü değil; neye dikkat edeceğimizi, ne hissedeceğimizi, nasıl davranacağımızı, kimleri hayatımıza alacağımızı ve sonunda nasıl bir hayat yaşayacağımızı da büyük ölçüde şekillendirir. Çünkü dünyayı algılama ve yorumlama biçimimiz, sahip olduğumuz inançlardan önemli ölçüde etkilenir.

Peki, nedir bu temel veya çekirdek inançlar?

Temel inançlar; kendimiz, diğer insanlar, ilişkiler ve dünya hakkında vardığımız en temel sonuçlardır. Bir bakıma zihnimizin yaşamın ilk yıllarında çizdiği haritadır. Çocukken elimizde bir pusula yoktur; yaşadıklarımızdan ve öğrendiklerimizden hareketle kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında sonuçlar çıkarırız. Sonra yıllarca, bu haritanın ne kadar eksik ya da eski olduğunu fark etmeden onunla yolumuzu bulmaya çalışırız.

Temel inançlar yalnızca olumsuz olmak zorunda değil. “Sevilmeye layığım”, “Zorluklarla başa çıkabilirim” gibi daha dengeli ve işlevsel inançlarımız da vardır. Ancak yaşamımızı sınırlayanlar çoğunlukla katı ve olumsuz olanlardır. Bu inançlar, oluştukları dönemde dünyayı anlamlandırmamıza ya da kendimizi korumamıza yardımcı olmuş olabilir. Ancak değişen yaşam koşullarına rağmen varlıklarını sürdürdüklerinde bizi korumaktan çok sınırlamaya başlayabilirler.

Şimdi bir an durun. Son zamanlarda sizi en çok üzen ya da kaygılandıran bir olayı düşünün. O olayın ardından zihninizden geçen ilk cümle neydi? Şimdi bir adım daha geriye gidin ve kendinize şu soruyu sorun: “Bu benim için ne anlama geliyor?” Belki ilk aklınıza gelen cümle “Yine başaramadım.” ya da “Bununla başa çıkamam.” olacaktır. Peki bunlar sizin için ne anlama geliyor? “Yetersizim.”, “Dayanıksızım.”, “Sevilmeye layık değilim.” ya da “Kimse beni gerçekten istemiyor.”… Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, belki de sandığınız kadar yeni değillerdir.

Neden bu cümleleri gerçek sanırız?

Temel inançların belki de en dikkat çekici özelliği, bir düşünce gibi değil, mutlak bir gerçek gibi hissedilmeleridir. “Ben değersiz olduğumu düşünüyorum.” demeyiz; “Ben değersizim.” diye yaşarız. Özellikle de duygumuz yoğunlaştığında onları daha da çok gerçek gibi algılarız. Bu yüzden onları sorgulamak çoğu zaman aklımıza bile gelmez.  Bilişsel terapinin kurucusu Aaron T. Beck’in yaklaşımında olumsuz temel inançlar; çaresizlik/yetersizlik, sevilmeme ve değersizlik gibi başlıca temalar etrafında ele alınır. Zamanla bunlara “İnsanlara güvenilmez.” ya da “Dünya tehlikeli bir yerdir.” gibi diğer insanlara ve dünyaya ilişkin inançlar da eklenebilir.

Temel inançlar genellikle tek tek olaylara ilişkin düşüncelerden daha genel ve kapsayıcıdır. Kötü geçen bir sunum “Sunum kötüydü.” demekten çıkıp “Ben başarısız bir insanım.” sonucuna dönüşebilir.

Temel inançlar çoğu zaman açıkça görünmez. Onlara her zaman kolayca ulaşamayız; gündelik düşüncelerimizde doğrudan ifade edilmeyebilirler. Günlük yaşamda temel inançlar, onlarla ilişkili kurallar, tutumlar ve koşullu varsayımlar, yani ara inançlar aracılığıyla görünür hâle gelebilir: “Her zaman en iyisini yapmalıyım.”, “İnsanlar beni gerçekten tanırsa uzaklaşırlar.” ya da “Sevilmek için sürekli çaba göstermeliyim.” Bu ara inançlar, adeta görünmeyen temel inançların yüzeye yansıyan izleridir.

Temel inançlar nasıl çalışır ve hayatımızı nasıl etkiler?

Olaylara verdiğimiz anlamı etkiler: Temel inançlar, yaşadığımız olaylara baktığımız pencere gibidir. Olan biteni nasıl yorumlayacağımızı ve bu olaylar karşısında nasıl davranacağımızı etkileyen bir filtre gibi çalışır. Arkadaşınıza bir mesaj attınız. Saatler geçti. Cevap gelmedi. Ne düşünürsünüz? Kimi, “Herhalde işi çıktı.” diye düşünür. Bir başkası ise, “Benden sıkıldı.” der. Sonra belki de bir adım daha ileri gider: “Demek ki sevilmeye layık değilim.” Olay aynıdır, ancak değişen, o olaya yüklediğimiz anlamdır. Ve o anlamın arkasında çoğu zaman temel inançlarımız vardır.

İç sesimizi şekillendirir: Gün boyunca aslında kendimizle içsel bir konuşma hâlindeyizdir. Kendimizi, olan bitenleri, düşüncelerimizi, karar ve seçimlerimizi gözlemler ve bunlar hakkında çeşitli yorumlar yaparız. Temel inançlar, gün boyu zihnimizde akan bu iç konuşmanın tonunu belirler. Başarısız olduğumuzda, “Olur böyle şeyler.” demek yerine, “Yine beceremedin. Zaten senden bir şey olmaz.” diyen ses çoğu zaman temel inançlarımızın sesidir.

Kendi kendini doğrulama eğilimindedir: Zihnimiz, çoğu zaman inandığı şeyi doğrulayan kanıtları daha kolay fark eder. Buna uymayan deneyimleri ise görmezden gelebilir ya da farklı şekilde yorumlayabilir. On kişinin takdir ettiği bir sunumda bir kişi eleştirir. “Yetersizim.” inancına sahip biri, gece yatağa yattığında büyük ihtimalle yalnızca o eleştiriyi hatırlar. Bu süreçte doğrulama yanlılığı (confirmation bias) olarak bilinen eğilim de rol oynayabilir. İnancımıza uyan kanıtları toplar, uymayanları ise çoğu zaman gözden kaçırırız. Böylece temel inançlarımız zamanla daha da güçlenir ve kişi, farkında olmadan kendi kurduğu “inanç hapishanesinde” yaşamaya devam eder.

Kendimizi nasıl koruduğumuzu belirler: Temel inançlarımıza dayanarak dünyada nasıl hayatta kalacağımıza dair belli hayatta kalma becerileri geliştiririz. Örneğin: “Değersizim” inancına sahip bir kişi reddedilmemek için aşırı uyumlu davranabilir, insanları kendinden uzak tutabilir ya da eleştirilmemek için mükemmel olmaya çalışabilir. Görünüşte birbirinden farklı olan bu davranışların hepsi, aynı temel inançla başa çıkma çabasından doğabilir.

İlişkilerimizi şekillendirir: Kimi seçtiğimiz, ne kadar yakınlaştığımız, sınır koyup koyamadığımız hatta sevgiyi kabul edip edemediğimiz bile temel inançlardan etkilenir. Çünkü ilişkilerde aslında sadece karşımızdakiyle değil, kendimiz hakkındaki inançlarımızla da karşılaşırız.

Kariyerimizi ve potansiyelimizi etkiler: “Yapamam.”, “Başarısız olurum.”, “Yeterince iyi değilim.” gibi inançlar sadece duygularımızı etkilemez; başvurmadığımız işlerin, başlamadığımız projelerin ve hiç denemediğimiz hayallerin de nedeni olabilir. Düşünün ki zihninizde ‘Ben ancak mükemmel olursam kabul görürüm’ diye bir cümle var. Bu cümle size katı kurallar dayatır. Hata yapmaktan ölesiye korkarsınız, dinlenmeyi kendinize hak görmezsiniz. Aslında mahkûm olduğunuz şey patronunuz ya da eşiniz değildir; kendi yazdığınız o görünmeyen kuraldır.

Peki, bu parmaklıkları kırmak mümkün mü?

Evet. Çünkü temel inançlar öğrenilmiş zihinsel yapılardır. Öğrenilmiş olan ise yeniden değerlendirilebilir ve zamanla değişebilir. Amaç, temel inancı zorla çürütmek ya da onun tam tersindeki bir inancı sorgulamadan benimsemek değildir. Amaç, inancın dışarıda bıraktığı yaşantıları da görerek daha dengeli ve gerçekçi bir bakış açısı geliştirmektir. Başka bir deyişle, eski haritayı tamamen yırtmak değil; eksik kalan yolları da haritaya eklemektir.

Temel inançlar yıllar içinde oluştuğu için, değişmeleri de zaman alır. Çoğu zaman sabır, tekrar ve yeni deneyimler gerektirir.

  • İlk adım, bu görünmeyen cümleleri fark etmektir.
  • İkinci adım, fark ettiğiniz bu düşüncenin mutlak bir ‘gerçek’ değil, öğrenilmiş bir inanç olduğunu hatırlamaktır. Bu, değişimin en önemli başlangıç noktalarından biridir. Çünkü temel inançların doğası, kendilerini mutlak gerçek gibi göstermeleridir.
  • Sonraki adım ise bir bilim insanı gibi davranmaktır. İnancınızı doğru kabul etmek ya da reddetmek yerine, onu merakla incelemek; onu destekleyen ve desteklemeyen kanıtları birlikte değerlendirmektir. Bu sürecin ayrıntıları ise başlı başına ayrı bir yazının konusu. Temel inançlar kişinin yaşamını, ilişkilerini ve ruhsal iyilik hâlini derinden etkiliyorsa, bu süreci bir ruh sağlığı uzmanıyla yürütmek yararlı olabilir. Yine de bugün yapabileceğiniz bir şey var: Zihninizde mutlak gerçek gibi duran cümleleri fark etmeye başlamak.

Belki de hayatınızı değiştirmek için yeni bir yol aramanıza gerek yoktur.
Belki de ilk adım, yıllardır gerçek sandığınız o görünmeyen cümleyi fark etmektir. Çünkü o cümle, bir zamanlar yaşadıklarınızı anlamlandırmaya çalışan zihniniz tarafından yazıldı.

Ve yazılan şey… yeniden yazılabilir.

* Yazıda kullanılan hapishane ve parmaklık metaforu, Matthew McKay ve Patrick Fanning’in 1991 tarihli Prisoners of Belief: Exposing and Changing Beliefs That Control Your Life adlı kitabından esinlenmiştir. Yazarlar, olumsuz temel inançların kişiyi kendi kanaatlerinin “parmaklıkları” ardında hapsedebileceğini ve bu inançların sistematik biçimde incelenip yeniden değerlendirilmesiyle daha özgür bir yaşam alanı oluşturulabileceğini savunur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Selin Tutku Tabur
Selin Tutku Tabur
Dr. Selin Tutku Tabur – Klinik psikolog. Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Bilişsel Davranışçı Terapi alanında A-CBT ve EABCT tarafından sertifikalandırılmış terapisttir. 2024 yılında A-CBT tarafından verilen Aaron T. Beck Student Achievement Award’a, 2025 yılında ise Beck Institute Student & Early Career Professional Scholarship’a layık görüldü. Hâlen Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar ile birlikte çalışmakta, klinik ve akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik ve psikoterapi çalışmalarının yanı sıra psikoloji bilgisini gündelik yaşam, ilişkiler ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki ekseninde ele alan yazılar kaleme almakta ve podcast içerikleri üretmektedir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Hayatımızı yöneten görünmeyen cümleler

Hayatımızı farkında olmadan hangi “görünmeyen cümleler” yönetiyor? “Yeterince iyi değilim”, “Sevilmeye layık değilim”, “İnsanlara güvenilmez” gibi inançlar ne zaman zihnimizin değişmez gerçeklerine dönüşüyor? Çocukluktan taşıdığımız temel inançlar seçimlerimizi, ilişkilerimizi ve yapabileceklerimizin sınırlarını nasıl belirliyor? Peki, yıllardır gerçek sandığımız bu cümleleri fark edip yeniden değerlendirmek mümkün mü? Selin Tutku Tabur yazdı.

Bir hapishane düşünün. Gardiyanı yok, yüksek duvarları yok, kapısında kilit dahi yok. Burası dünyanın en güvenli hapishanesi. Çünkü zihninizde!

Bu hapishanenin parmaklıkları demirden değil; kelimelerden;

“Yeterince iyi değilim.”

“İnsanlara güvenilmez.”

“Duygularımı gösterirsem zarar görürüm.”

“Başarısız olursam kimse beni sevmez.”

Bu hapishanede insanı tutsak eden, kendisi ve dünya hakkındaki katı inançlarıdır. Bu inançlara, zihnimizin derinliklerine kazınmış ve hayatımızı yöneten “görünmeyen cümleler” de diyebiliriz.

Psikolojide bunlara “çekirdek inançlar” ya da “temel inançlar” denir.

Çoğu erken yaşam deneyimlerimizle şekillenmeye başlayan bu inançlar, zamanla kim olduğumuza dair değişmez gerçeklermiş gibi gelmeye başlar. Üstelik yalnızca kendimiz hakkında ne düşündüğümüzü değil; neye dikkat edeceğimizi, ne hissedeceğimizi, nasıl davranacağımızı, kimleri hayatımıza alacağımızı ve sonunda nasıl bir hayat yaşayacağımızı da büyük ölçüde şekillendirir. Çünkü dünyayı algılama ve yorumlama biçimimiz, sahip olduğumuz inançlardan önemli ölçüde etkilenir.

Peki, nedir bu temel veya çekirdek inançlar?

Temel inançlar; kendimiz, diğer insanlar, ilişkiler ve dünya hakkında vardığımız en temel sonuçlardır. Bir bakıma zihnimizin yaşamın ilk yıllarında çizdiği haritadır. Çocukken elimizde bir pusula yoktur; yaşadıklarımızdan ve öğrendiklerimizden hareketle kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında sonuçlar çıkarırız. Sonra yıllarca, bu haritanın ne kadar eksik ya da eski olduğunu fark etmeden onunla yolumuzu bulmaya çalışırız.

Temel inançlar yalnızca olumsuz olmak zorunda değil. “Sevilmeye layığım”, “Zorluklarla başa çıkabilirim” gibi daha dengeli ve işlevsel inançlarımız da vardır. Ancak yaşamımızı sınırlayanlar çoğunlukla katı ve olumsuz olanlardır. Bu inançlar, oluştukları dönemde dünyayı anlamlandırmamıza ya da kendimizi korumamıza yardımcı olmuş olabilir. Ancak değişen yaşam koşullarına rağmen varlıklarını sürdürdüklerinde bizi korumaktan çok sınırlamaya başlayabilirler.

Şimdi bir an durun. Son zamanlarda sizi en çok üzen ya da kaygılandıran bir olayı düşünün. O olayın ardından zihninizden geçen ilk cümle neydi? Şimdi bir adım daha geriye gidin ve kendinize şu soruyu sorun: “Bu benim için ne anlama geliyor?” Belki ilk aklınıza gelen cümle “Yine başaramadım.” ya da “Bununla başa çıkamam.” olacaktır. Peki bunlar sizin için ne anlama geliyor? “Yetersizim.”, “Dayanıksızım.”, “Sevilmeye layık değilim.” ya da “Kimse beni gerçekten istemiyor.”… Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, belki de sandığınız kadar yeni değillerdir.

Neden bu cümleleri gerçek sanırız?

Temel inançların belki de en dikkat çekici özelliği, bir düşünce gibi değil, mutlak bir gerçek gibi hissedilmeleridir. “Ben değersiz olduğumu düşünüyorum.” demeyiz; “Ben değersizim.” diye yaşarız. Özellikle de duygumuz yoğunlaştığında onları daha da çok gerçek gibi algılarız. Bu yüzden onları sorgulamak çoğu zaman aklımıza bile gelmez.  Bilişsel terapinin kurucusu Aaron T. Beck’in yaklaşımında olumsuz temel inançlar; çaresizlik/yetersizlik, sevilmeme ve değersizlik gibi başlıca temalar etrafında ele alınır. Zamanla bunlara “İnsanlara güvenilmez.” ya da “Dünya tehlikeli bir yerdir.” gibi diğer insanlara ve dünyaya ilişkin inançlar da eklenebilir.

Temel inançlar genellikle tek tek olaylara ilişkin düşüncelerden daha genel ve kapsayıcıdır. Kötü geçen bir sunum “Sunum kötüydü.” demekten çıkıp “Ben başarısız bir insanım.” sonucuna dönüşebilir.

Temel inançlar çoğu zaman açıkça görünmez. Onlara her zaman kolayca ulaşamayız; gündelik düşüncelerimizde doğrudan ifade edilmeyebilirler. Günlük yaşamda temel inançlar, onlarla ilişkili kurallar, tutumlar ve koşullu varsayımlar, yani ara inançlar aracılığıyla görünür hâle gelebilir: “Her zaman en iyisini yapmalıyım.”, “İnsanlar beni gerçekten tanırsa uzaklaşırlar.” ya da “Sevilmek için sürekli çaba göstermeliyim.” Bu ara inançlar, adeta görünmeyen temel inançların yüzeye yansıyan izleridir.

Temel inançlar nasıl çalışır ve hayatımızı nasıl etkiler?

Olaylara verdiğimiz anlamı etkiler: Temel inançlar, yaşadığımız olaylara baktığımız pencere gibidir. Olan biteni nasıl yorumlayacağımızı ve bu olaylar karşısında nasıl davranacağımızı etkileyen bir filtre gibi çalışır. Arkadaşınıza bir mesaj attınız. Saatler geçti. Cevap gelmedi. Ne düşünürsünüz? Kimi, “Herhalde işi çıktı.” diye düşünür. Bir başkası ise, “Benden sıkıldı.” der. Sonra belki de bir adım daha ileri gider: “Demek ki sevilmeye layık değilim.” Olay aynıdır, ancak değişen, o olaya yüklediğimiz anlamdır. Ve o anlamın arkasında çoğu zaman temel inançlarımız vardır.

İç sesimizi şekillendirir: Gün boyunca aslında kendimizle içsel bir konuşma hâlindeyizdir. Kendimizi, olan bitenleri, düşüncelerimizi, karar ve seçimlerimizi gözlemler ve bunlar hakkında çeşitli yorumlar yaparız. Temel inançlar, gün boyu zihnimizde akan bu iç konuşmanın tonunu belirler. Başarısız olduğumuzda, “Olur böyle şeyler.” demek yerine, “Yine beceremedin. Zaten senden bir şey olmaz.” diyen ses çoğu zaman temel inançlarımızın sesidir.

Kendi kendini doğrulama eğilimindedir: Zihnimiz, çoğu zaman inandığı şeyi doğrulayan kanıtları daha kolay fark eder. Buna uymayan deneyimleri ise görmezden gelebilir ya da farklı şekilde yorumlayabilir. On kişinin takdir ettiği bir sunumda bir kişi eleştirir. “Yetersizim.” inancına sahip biri, gece yatağa yattığında büyük ihtimalle yalnızca o eleştiriyi hatırlar. Bu süreçte doğrulama yanlılığı (confirmation bias) olarak bilinen eğilim de rol oynayabilir. İnancımıza uyan kanıtları toplar, uymayanları ise çoğu zaman gözden kaçırırız. Böylece temel inançlarımız zamanla daha da güçlenir ve kişi, farkında olmadan kendi kurduğu “inanç hapishanesinde” yaşamaya devam eder.

Kendimizi nasıl koruduğumuzu belirler: Temel inançlarımıza dayanarak dünyada nasıl hayatta kalacağımıza dair belli hayatta kalma becerileri geliştiririz. Örneğin: “Değersizim” inancına sahip bir kişi reddedilmemek için aşırı uyumlu davranabilir, insanları kendinden uzak tutabilir ya da eleştirilmemek için mükemmel olmaya çalışabilir. Görünüşte birbirinden farklı olan bu davranışların hepsi, aynı temel inançla başa çıkma çabasından doğabilir.

İlişkilerimizi şekillendirir: Kimi seçtiğimiz, ne kadar yakınlaştığımız, sınır koyup koyamadığımız hatta sevgiyi kabul edip edemediğimiz bile temel inançlardan etkilenir. Çünkü ilişkilerde aslında sadece karşımızdakiyle değil, kendimiz hakkındaki inançlarımızla da karşılaşırız.

Kariyerimizi ve potansiyelimizi etkiler: “Yapamam.”, “Başarısız olurum.”, “Yeterince iyi değilim.” gibi inançlar sadece duygularımızı etkilemez; başvurmadığımız işlerin, başlamadığımız projelerin ve hiç denemediğimiz hayallerin de nedeni olabilir. Düşünün ki zihninizde ‘Ben ancak mükemmel olursam kabul görürüm’ diye bir cümle var. Bu cümle size katı kurallar dayatır. Hata yapmaktan ölesiye korkarsınız, dinlenmeyi kendinize hak görmezsiniz. Aslında mahkûm olduğunuz şey patronunuz ya da eşiniz değildir; kendi yazdığınız o görünmeyen kuraldır.

Peki, bu parmaklıkları kırmak mümkün mü?

Evet. Çünkü temel inançlar öğrenilmiş zihinsel yapılardır. Öğrenilmiş olan ise yeniden değerlendirilebilir ve zamanla değişebilir. Amaç, temel inancı zorla çürütmek ya da onun tam tersindeki bir inancı sorgulamadan benimsemek değildir. Amaç, inancın dışarıda bıraktığı yaşantıları da görerek daha dengeli ve gerçekçi bir bakış açısı geliştirmektir. Başka bir deyişle, eski haritayı tamamen yırtmak değil; eksik kalan yolları da haritaya eklemektir.

Temel inançlar yıllar içinde oluştuğu için, değişmeleri de zaman alır. Çoğu zaman sabır, tekrar ve yeni deneyimler gerektirir.

  • İlk adım, bu görünmeyen cümleleri fark etmektir.
  • İkinci adım, fark ettiğiniz bu düşüncenin mutlak bir ‘gerçek’ değil, öğrenilmiş bir inanç olduğunu hatırlamaktır. Bu, değişimin en önemli başlangıç noktalarından biridir. Çünkü temel inançların doğası, kendilerini mutlak gerçek gibi göstermeleridir.
  • Sonraki adım ise bir bilim insanı gibi davranmaktır. İnancınızı doğru kabul etmek ya da reddetmek yerine, onu merakla incelemek; onu destekleyen ve desteklemeyen kanıtları birlikte değerlendirmektir. Bu sürecin ayrıntıları ise başlı başına ayrı bir yazının konusu. Temel inançlar kişinin yaşamını, ilişkilerini ve ruhsal iyilik hâlini derinden etkiliyorsa, bu süreci bir ruh sağlığı uzmanıyla yürütmek yararlı olabilir. Yine de bugün yapabileceğiniz bir şey var: Zihninizde mutlak gerçek gibi duran cümleleri fark etmeye başlamak.

Belki de hayatınızı değiştirmek için yeni bir yol aramanıza gerek yoktur.
Belki de ilk adım, yıllardır gerçek sandığınız o görünmeyen cümleyi fark etmektir. Çünkü o cümle, bir zamanlar yaşadıklarınızı anlamlandırmaya çalışan zihniniz tarafından yazıldı.

Ve yazılan şey… yeniden yazılabilir.

* Yazıda kullanılan hapishane ve parmaklık metaforu, Matthew McKay ve Patrick Fanning’in 1991 tarihli Prisoners of Belief: Exposing and Changing Beliefs That Control Your Life adlı kitabından esinlenmiştir. Yazarlar, olumsuz temel inançların kişiyi kendi kanaatlerinin “parmaklıkları” ardında hapsedebileceğini ve bu inançların sistematik biçimde incelenip yeniden değerlendirilmesiyle daha özgür bir yaşam alanı oluşturulabileceğini savunur.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Selin Tutku Tabur
Selin Tutku Tabur
Dr. Selin Tutku Tabur – Klinik psikolog. Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Bilişsel Davranışçı Terapi alanında A-CBT ve EABCT tarafından sertifikalandırılmış terapisttir. 2024 yılında A-CBT tarafından verilen Aaron T. Beck Student Achievement Award’a, 2025 yılında ise Beck Institute Student & Early Career Professional Scholarship’a layık görüldü. Hâlen Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar ile birlikte çalışmakta, klinik ve akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik ve psikoterapi çalışmalarının yanı sıra psikoloji bilgisini gündelik yaşam, ilişkiler ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki ekseninde ele alan yazılar kaleme almakta ve podcast içerikleri üretmektedir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x