Turizm genellikle dinlenme, kültür ve güzel tatil mekanlarıyla ilişkilendirilir; ancak giderek daha popüler hale gelen bir seyahat türü, ziyaretçileri ölüm, şiddet ve trajediyle damgalanmış yerlere götürüyor. “Karanlık turizm” olarak bilinen bu tür, toplama kamplarından savaş anıtlarına, tarihi hapishanelerden suçla ilişkilendirilen mahallelere kadar her şeyi kapsıyor. Bu tür ziyaretler, derinlemesine düşünmeyi teşvik edip tarihin zorlu dönemlerine ilişkin anlayışımızı derinleştirebilse de, aynı zamanda anma ile eğlence arasındaki sınır hakkında ve bu olayların mağdurlarına nasıl davranılması gerektiği konusunda rahatsız edici sorular da gündeme getiriyor.
San Jorge Üniversitesi’nde Kriminoloji Lisans ve Hukuk Lisans programlarında öğretim üyesi ve araştırmacı Jorge Gracia Ibáñez, The Conversation için kaleme aldığı yazısında karanlık turizm denilen olguyu ve bununla ilgili soruları ele alıyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Bu yaz [2026 yazında], İspanya’nın Galiçya bölgesinin önde gelen uyuşturucu kaçakçılarından Laureano Oubiña, Arousa nehir ağzı boyunca bir “uyuşturucu kaçakçılığı turu” düzenledi. Müşterilerine, bir dönemi simgeleyen yerleri gezdiren bir tekne turu sundu ve bizzat kaynağından duyacakları bir hikâye vaat etti. Turda öğle yemeği de dahildi. Bu girişim, turizm yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle Galiçya bölgesel hükümeti tarafından yasaklandı.
Bu bir “karanlık turizm”, yani ölüm, şiddet ve suçla damgalanmış yerleri ziyaret etme faaliyetinin bir örneğidir. Oubiña’nın sunduğu tur, giderek popüler hale gelen bu faaliyetin kontrolden çıkıp çıkmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Ancak karanlık turizm, geniş kapsamlı bir şemsiye terimdir. Bu kavram, hem turizm endüstrisinin sürekli yenilik arayışıyla bağlantılı ticari bir etiket hem de toplumsal bir olgudur. İnsanların suçu nasıl anladığını ve şiddeti nasıl algıladığını inceleyen kültürel kriminoloji alanı için büyük akademik ilgi konusudur.
Kültürel kriminoloji, “gerçek suç” olarak bilinen popüler kurgu dışı türü de ele alır. Bunlar, ciddi suçları analiz eden diziler, podcast’ler, kitaplar ve filmlerdir. Hem “gerçek suç” hem de karanlık turizm, trendleri takip ederek şiddet ve suçu nasıl anladığımız konusunda değerli bilgiler sunar.
Bunlar, toplumun suç ve şiddet eylemlerine verdiği tepkinin karmaşık olduğunu gösterir. Merak, düşünme ve hatırlama ihtiyacıyla, bu eylemlerin nedenlerini anlamaya ve bunlara bir anlam yüklemeye çalışmakla iç içe geçmiştir.
Favelalar, Alcatraz, savaş anıtları
Kriminologların ilgisini çeken karanlık turizm, suç, şiddet ve adalet konularına odaklanır. Bu turizm, pek çok farklı biçim alabilir. Bu tür turizmin büyük bir kısmı, toplama kamplarına ve anıtlara yapılan ziyaretler gibi, travmatik olaylarla veya ciddi insan hakları ihlalleriyle bağlantılı mekanlardan oluşur.
Vietnam’dan İkinci Dünya Savaşı’na kadar silahlı çatışmalarla ilişkilendirilen yerler de bu akıma dahil edilebilir. Alcatraz gibi tarihi hapishanelere yapılan ziyaretler de buna dahildir.
Ancak bu, geleneksel turistik rotaların dışında kalan, suç oranlarının yüksek olduğu kentsel bölgelere yapılan gezileri de kapsamaktadır. New York’taki tehlikeli mahalleler ya da Rio de Janeiro’daki favelalara yapılan ziyaretler buna birer örnektir.
Rehberli turlar bazen suçla ilişkilendirilen olumsuz algıyı ortadan kaldırmak amacıyla kasıtlı olarak tasarlanır. Örneğin Meksiko’da yerel yetkililer, Unión Tepito kartelinin faaliyet gösterdiği kötü şöhretli Tepito mahallesine farklı bir bakış açısı sunmak amacıyla “Tepitour” turunu düzenlemektedir. Bazı tur rotaları ise Kolombiya’daki Pablo Escobar turu gibi, ünlü bir suçlunun izinden bile ilerlemektedir.
Bu mahalleler ve anıtlar, hepsi suç ya da şiddetle ilişkilendirilen yerlerdir; ancak aralarında önemli farklar vardır. Auschwitz gibi bir toplama kampını ziyaret etmek, Londra’da Jack the Ripper’ın sözde izlerini takip eden, hatta evcil hayvanların bile getirilmesine imkan tanıyan bir yürüyüş turuyla hiç de aynı şey değildir.
Kitle turizmindeki patlama, turizm sektörünün artan talebi karşılamak için, özellikle “turistik” görünmeyenler de dahil olmak üzere, yeni ve özgün deneyimler aramasını gerektiriyor. Karanlık turizmin yükselişi, aynı zamanda popüler kültürde kriminolojinin artan önemi ile de bağlantılıdır.
İspanya’da karanlık turizm
Dünyanın önde gelen turizm merkezlerinden biri olan İspanya, İspanya İç Savaşı ile bağlantılı birçok ziyaret ve gezi rotasını öne çıkaran özel bloglar sayesinde bir karanlık turizm destinasyonu haline gelmiştir. Öne çıkan örnekler arasında, çatışma sırasında Alman ordusu tarafından bombalanan Bask kasabası Guernica ve kalıntıları hâlâ çatışmanın bir kanıtı olarak ayakta duran Aragon’daki Belchite’nin eski kent merkezi sayılabilir.
Son yıllarda, sığınaklar ve İspanya İç Savaşı’nın en önemli savaşlarından bazılarının yaşandığı yerlerle bağlantılı turistik rotaların yanı sıra, Zugarramurdi gibi büyücülük ve buna yönelik baskılarla ilişkili tarihi mekanlara odaklanan turistik rotaların sayısı hızla artmıştır.
Her ne kadar sosyal aktivizme daha fazla odaklansalar da, İspanya’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen ve siyasi yolsuzluklarla kentsel planlama yolsuzluklarıyla bağlantılı yerleri kapsayan yürüyüş turları da bu kapsamda yer almaktadır.
Peki ya mağdurlar?
Karanlık turizm, genellikle destinasyonların ekonomilerini canlandırmak amacıyla teşvik edilir ve turizm sektörünün yenilikçilik kapasitesini yansıtır. Tarihsel hafızayla bağlantılı yerler söz konusu olduğunda ise, bu tür turizm toplumsal farkındalığı artırabilir ve bu yerlerin eğitimsel değerini pekiştirebilir.
Ancak bu durum aynı zamanda önemli zorluklar da beraberinde getiriyor. Bu mekanların çoğu, anma, yas tutma ve iyileşme alanları olarak tasarlandı. Turistlere hizmet vermek, öncelikler arasında yer almıyordu. Bu nedenle karanlık turizmin başlıca risklerinden biri, bu mekanların asıl amacını önemsizleştirmesidir. Bu durum, Auschwitz ve diğer anma mekanlarında çekilen selfieler gibi saygısız davranışlarda açıkça görülmektedir.
Ayrıca, bu yerler genellikle karmaşık ve tartışmalı yorumlama süreçleri gerektiren rahatsız edici bir mirası bünyesinde barındırır. İspanya’daki Valle de los Caídos (Şehitler Vadisi) de buna bir örnektir; bu devasa anıt mezar kompleksi, daha önce İspanya’nın eski diktatörü Francisco Franco’nun naaşına ev sahipliği yapmıştı.
Ayrıca, mağdurların anısına saygı göstermek ve turizmin, suç veya şiddetle ilişkilendirilen yerlerde yaşayan insanlar üzerinde yaratabileceği etkiyi dikkate almak da büyük önem taşımaktadır. Suçluları haklı gösterebilecek veya yüceltecek ürünlerin ya da deneyimlerin pazarlanması bu bağlamda özellikle sorun teşkil etmektedir.
Tüm bu nedenlerden ötürü, karanlık turizm, olaylara bir bağlam sunarak ve mağdurlara daha fazla acı çektirmemek için onlara saygı göstererek etik bir şekilde yürütülmelidir. Etik bir şekilde yönetildiğinde, toplumda iz bırakmış travmatik olaylar hakkında öğrenmeyi ve düşünmeyi teşvik edebilir.
Fransız kriminolog Alexandre Lacassagne’ın dediği gibi, “her toplum hak ettiği suçlularla yaşar”. Onun mantığına göre, her toplum aynı zamanda kendi önceliklerini yansıtan türde bir karanlık turizme de sahip olur.”
Bu yazı ilk kez 28 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.




