Okulda şiddetin travması nasıl iyileşir?

Okul saldırıları sonrası sarsılan güven ihtiyacını yeniden kurmak için ne yapmalı? Tanıklık ederek maruz kaldığımız travmayla nasıl başa çıkabiliriz? Kime ne görev düşüyor? Prof. Dr. Aslıhan Dönmez yazdı.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan saldırılar, yalnızca birkaç dakikalık şiddet anlarından ibaret değil. Bu olaylar, çocukların ve yetişkinlerin zihninde uzun süre kalacak bir güven kırılması yarattı. Çünkü burada sarsılan yalnızca bireysel güvenlik hissi değil; “güvenli olması gereken bir yerin” artık güvenli olmadığına dair daha derin bir inançtır. Üstelik özellikle Kahramanmaraş’taki olayın öngörülebilir ve önlenebilir olabileceğine dair tartışmalar, bu kırılmayı daha da ağırlaştırıyor.

Okul, çocuklar için sadece bir eğitim alanı değildir. Aynı zamanda korunma, aidiyet ve süreklilik hissinin kurulduğu bir yerdir. Şiddetin okulda gerçekleşmesi, bu temel duyguların sarsılması anlamına gelir. Bu sarsıntı, yalnızca doğrudan maruz kalanlarla sınırlı kalmadı; aynı okulda bulunan öğrencilerden ailelere, öğretmenlerden olay görüntülerine maruz kalanlara kadar geniş bir kesimi etkiledi.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin de vurguladığı gibi1, bu tür olayların ruhsal etkileri doğrudan maruziyetle sınırlı değildir. Olaylara tanıklık edenler kadar, görüntülere tekrar tekrar maruz kalanlar da benzer bir ruhsal yük taşıyabilir. Nitekim 6 Şubat depremi için de yazdığım gibi2, travma yalnızca yaşayanın değil, tanıklık edenin de ruhunda iz bırakır. Bu nedenle erken dönemde alınacak ruh sağlığı önlemleri, yaşananların kalıcı bir ruhsal hastalığa dönüşmesini önlemede belirleyici olacaktır.

Travma: Sadece yaşayanın değil, tanıklık edenin de ruhsal yükü

Travma, gündelik dilde sıkça kullanılan bir kelime haline gelmiş olsa da psikiyatrik anlamda daha özgül bir karşılığı vardır: Kişinin yaşamının ya da beden bütünlüğünün tehdit altında olduğu, yoğun korku ve çaresizlik yaşadığı olayları travma olarak tanımlarız. En sık karşılaşılan travma türü okul saldırılarında olduğu gibi insan eliyle oluşturulan istemli travmalardır. Kişi bu travmaya doğrudan maruz kalabilir; yani travmayı bizzat deneyimleyen kişi olabilir. Veya bu tarz bir olayın başkalarının başına geldiğine tanıklık edebilir. Her iki maruziyet türü de kişinin bu olaydan ruhsal olarak etkilenmesine yol açabilir.

Böyle bir travmaya doğrudan ya da dolaylı yoldan maruz kalan kişilerde ortaya çıkabilecek tablolardan biri akut stres tepkisidir. Akut stres tepkisi travmadan sonra ilk 1 ay içinde ortaya çıkan ve anormal bir olayı ruhun sindirme çabası gibi görebileceğimiz normal kabul edilen bir durumdur. Bu tablonun içerisinde dört küme belirti bulunur:

Tekrar yaşantılama belirtileri:

Kişinin okulda yaşanan saldırıyla ilgili görüp duydukları zihninde tekrar tekrar canlanır; aklından bir türlü çıkmaz. O anlara dair sahneler, sesler, koşuşturmalar, çığlıklar ya da silah sesi gibi ayrıntılar istemsiz biçimde zihne üşüşebilir. Kişi gün içinde sık sık olayı düşünür, zihnini başka bir noktaya yönlendirmekte zorlanır. Gece kabuslarında olayın benzerlerini görebilir. Özellikle olaya doğrudan tanıklık etmiş kişiler, zaman zaman sanki aynı şey tekrar olacakmış gibi yoğun bir korku yaşayabilirler. Okul ortamına girerken ya da benzer bir ortamda bulunduklarında bu his daha da belirginleşebilir.

Kaçınma belirtileri:

Kişi olayla ilgili konuşmaktan, haberleri izlemekten ya da hatırlatıcı her türlü uyaranla karşılaşmaktan kaçınabilir. Okula gitmek istememe, okulun belirli alanlarından uzak durma, hatta genel olarak kalabalık ortamlardan kaçınma görülebilir. Bazı kişiler, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranarak konuyu tamamen kapatmaya çalışabilir. Bu durum, olaydan etkilenmedikleri anlamına gelmez. Aksine, olayla temas ettiklerinde hissettikleri yoğun duygudan korunmaya çalışırlar.

Düşüncelerde ve duygulanımda belirgin değişiklikler:

Kişinin zihni adeta “sisli” gibidir; dikkatini toplamakta zorlanabilir, dalmalar yaşayabilir. Olayla ilgili rahatsız edici düşünceler zihnine tekrar tekrar gelebilir. Bununla birlikte, kendisi, diğer insanlar ve dünya ile ilgili olumsuz inançlar gelişebilir.

Dünya artık daha tehlikeli bir yer gibi algılanabilir. “Güvende değilim”, “her an bir şey olabilir” düşüncesi yerleşebilir. Özellikle bu olayların önlenebilir olduğuna dair inanç, öfke, hayal kırıklığı ve güvensizlik duygularını artırabilir. Bu süreçte kişi kendini insanlardan uzaklaştırabilir, içine kapanabilir ve yalnızlaşabilir. Oysa sosyal izolasyon, travmanın etkilerinin kalıcı hale gelmesinde önemli bir risk etkenidir.

Aşırı uyarılmışlık belirtileri:

Kişi uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorlanabilir. Gece olduğunda zihnini sakinleştiremez, gün içinde yaşadığı gerilim bedensel olarak da hissedilir. Ani seslere karşı aşırı irkilme, huzursuzluk ve sürekli tetikte olma hali sık görülür. Özellikle okul gibi kapalı ve kalabalık ortamlarda kişi kendini güvende hissetmekte zorlanabilir. Çevresini sürekli kontrol etme, çıkış noktalarına dikkat etme, en küçük bir seste irkilme gibi tepkiler gelişebilir. Ayrıca kişi kendisini normalden daha gergin, tahammülsüz ve öfkeli hissedebilir. Bu öfke çoğu zaman doğrudan olayla ilgili değildir; altta yatan korku, çaresizlik ve güvensizlik duygularının dışavurumudur.

Travmanın etkisinden kurtulmak için öneriler

Böyle bir olayın ardından ilk günler ve haftalar, ruhsal açıdan en hassas dönemdir. Bu süreçte ortaya çıkan birçok belirti, anormal bir olaya verilen normal tepkilerdir. Ancak bu durum, hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmez. Tam tersine, bu dönemde atılacak doğru adımlar, travmanın derinleşmesini ve kalıcı hale gelmesini önleyebilir.

Olayı doğrudan yaşayanlar için öneriler:

Saldırıya tanıklık eden, olay anında orada bulunan öğrenciler, öğretmenler ve okul çalışanları için öncelikli ihtiyaç, güven duygusunun yeniden kurulmasıdır. Öncelikle fiziksel güvenlik tam olarak sağlanmalıdır. Tehdidin her an devam etmesi ve durumun belirsizliği travmayı derinleştiren en önemli etkenlerden biridir.

Kişilerin yaşadıkları duygusal tepkilerin “anlaşılabilir” olduğu anlatılmalıdır. “Bu kadar etkilenmemeliyim” düşüncesi, iyileşmenin önünde bir engel oluşturabilir. Kişiler konuşmaya zorlanmamalı, ancak konuşmak istediklerinde yargılanmadan dinlenebilecekleri bir alan sunulmalıdır.

Günlük rutinlere kademeli bir şekilde dönmek teşvik edilmelidir. Rutinler, zihne “hayat devam ediyor” mesajı verir. Olayın geçtiği ortama (örneğin okula) dönüş süreci aceleye getirilmemeli, kademeli ve destekli olmalıdır.

Bu süreçte amaç, yaşananları “unutturmak” değil; kişinin bu deneyimi zihninde daha işlenebilir bir yere koyabilmesine yardımcı olmaktır.

Dolaylı olarak maruz kalanlar için öneriler:

Olayı doğrudan yaşamamış, ancak medya, sosyal çevre ya da yakınları aracılığıyla maruz kalmış kişiler için en önemli risklerden biri tekrar eden maruziyetlerdir. Olay görüntülerine ve detaylarına tekrar tekrar maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Sürekli izlemek, anlamayı değil, travmanın zihinde pekişmesini sağlar. Bilgi akışı sınırlandırılmalı, yalnızca güvenilir kaynaklardan ve belirli aralıklarla takip edilmelidir. Duygular bastırılmamalı, ancak sürekli travma üzerine konuşmak yerine dengeli bir paylaşım alanı oluşturulmalıdır.

Günlük yaşamdan tamamen kopmamak önemlidir. İşe, okula, sosyal hayata mümkün olduğunca devam edilmelidir. Sosyal destek sürdürülmeli, kişi kendini izole etmemelidir.

Bu noktada önemli olan şudur: travmaya dolaylı maruziyet de gerçek bir ruhsal yük oluşturur; ancak bu yükle baş etmenin yolu, travmanın içine tekrar tekrar girmek değil, ondan kontrollü bir mesafe kurabilmektir.

Aileler için öneriler:

Çocuklar travmayı çoğu zaman kelimelerle değil, davranışlarıyla ifade eder. Bu nedenle ebeveynlerin en önemli görevi, “düzeltmek” değil, fark etmek ve eşlik etmektir. Bu nedenle çocuğun davranışlarındaki değişimler dikkatle gözlenmelidir.

Çocuk konuşmaya zorlanmamalı, ancak konuşmak istediğinde dikkatle dinlenmelidir. “Korkacak bir şey yok”, “abartıyorsun” gibi cümlelerden kaçınılmalıdır. Bu tür ifadeler çocuğun duygusunu geçersiz kılar.

Medya maruziyeti mutlaka sınırlandırılmalıdır. Çocuğun olay görüntülerine tekrar tekrar maruz kalması travmayı derinleştirir.

Günlük rutinler mümkün olduğunca korunmalıdır.

Çocuğun yanında yetişkinlerin kendi kaygılarını yoğun ve kontrolsüz biçimde ifade etmesi, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Çocuğun ihtiyacı, olayın mantıklı bir açıklamasından çok, yanında sakin ve güven veren bir yetişkinin varlığıdır.

Öğretmenler ve okullar için öneriler:

Okullar bu süreçte yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda iyileşmenin de mekânlarıdır. Sınıf ortamında olay konuşulabilir, ancak bu konuşma zorunlu hale getirilmemelidir. Öğrencilere duygularının normal olduğu mesajı verilmelidir.

Riskli görülen öğrenciler (aşırı içe kapanan, yoğun öfke gösteren, işlevselliği bozulan) fark edilerek yönlendirilmelidir. Okul rehberlik servisleri yalnız bırakılmamalı; ruh sağlığı profesyonelleri ile iş birliği içinde çalışılmalıdır.

Öğretmenlerin rolü terapi yapmak değil; fark etmek, çocuğun kendini ifade edebileceği güvenli alanı oluşturmak ve gerektiğinde yönlendirmektir.

Ne zaman profesyonel destek gerekir?

Travma sonrası ortaya çıkan belirtiler ilk haftalarda dalgalı bir seyir gösterebilir ve çoğu zaman kendiliğinden azalır. Bu durum, akut stres tepkisi olarak değerlendirilir ve tedavi gerektirmez.

Ancak belirtiler birkaç hafta içinde azalmıyor, aksine artıyorsa, kişinin günlük işlevselliği belirgin şekilde bozulmuşsa, yoğun kaçınma nedeniyle kişi okula, işe ya da sosyal ortamlara dönemiyorsa travma sonrası stres bozukluğu gelişme riski artar ve mutlaka profesyonel değerlendirme gerekir.

İyileşme mümkün mü?

İyileşme, olanı unutmak değil; travmayla birlikte yaşamayı öğrenmektir. Zihnin ve bedenin verdiği tepkilerin zamanla yatışması, güven duygusunun yavaş yavaş yeniden kurulması ve hayatın yeniden akmaya başlamasıdır. Bu süreç kendiliğinden değil; doğru destekle, doğru zamanda ve doğru ilişkiler içinde gerçekleşir.

Toplumu etkileyen bu tarz travmalarda amaç sadece iyileşmek değil, neyi gözden kaçırdığımız hakkında bir öz eleştiri geliştirmek de olmalıdır. Çocuklar bir anda şiddet uygulayan bireyler haline gelmez. Bu tür davranışlar çoğu zaman uzun süredir biriken ruhsal zorlanmaların, fark edilmemiş sinyallerin ve karşılık bulmamış ihtiyaçların sonucudur. Yoğun öfke, dışlanma hissi, tehdit içeren ifadeler, içe kapanma ya da belirgin davranış değişiklikleri çoğu zaman önceden görülebilir.

Bu nedenle koruma, yalnızca güvenlik önlemleriyle sınırlı değildir. Asıl koruyucu olan, erken fark etmektir. Bir çocuğun zorlandığını görmek, onu “sorun çıkaran” olarak etiketlemek yerine anlamaya çalışmak, yardım isteyebileceği alanlar oluşturmak ve gerektiğinde destek mekanizmalarını devreye sokmak, bu tür olayların önlenmesinde belirleyicidir. Okulların yeniden güvenli hissedilen yerler haline gelmesi, çocukların hem korunabildiği hem de görülebildiği ortamların kurulmasıyla mümkündür.

Kaynaklar ve okuma önerileri

1-   https://psikiyatri.org.tr/4108/okullar-guvenli-alanlar-olmalidir-egitim-ortamlarinda-siddetin-onlenmesi-ve-kri

2-   https://fikirturu.com/toplum/deprem-sonrasi-ruh-sagligimizi-korumanin-yollari/

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 23 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Okulda şiddetin travması nasıl iyileşir?

Okul saldırıları sonrası sarsılan güven ihtiyacını yeniden kurmak için ne yapmalı? Tanıklık ederek maruz kaldığımız travmayla nasıl başa çıkabiliriz? Kime ne görev düşüyor? Prof. Dr. Aslıhan Dönmez yazdı.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan saldırılar, yalnızca birkaç dakikalık şiddet anlarından ibaret değil. Bu olaylar, çocukların ve yetişkinlerin zihninde uzun süre kalacak bir güven kırılması yarattı. Çünkü burada sarsılan yalnızca bireysel güvenlik hissi değil; “güvenli olması gereken bir yerin” artık güvenli olmadığına dair daha derin bir inançtır. Üstelik özellikle Kahramanmaraş’taki olayın öngörülebilir ve önlenebilir olabileceğine dair tartışmalar, bu kırılmayı daha da ağırlaştırıyor.

Okul, çocuklar için sadece bir eğitim alanı değildir. Aynı zamanda korunma, aidiyet ve süreklilik hissinin kurulduğu bir yerdir. Şiddetin okulda gerçekleşmesi, bu temel duyguların sarsılması anlamına gelir. Bu sarsıntı, yalnızca doğrudan maruz kalanlarla sınırlı kalmadı; aynı okulda bulunan öğrencilerden ailelere, öğretmenlerden olay görüntülerine maruz kalanlara kadar geniş bir kesimi etkiledi.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin de vurguladığı gibi1, bu tür olayların ruhsal etkileri doğrudan maruziyetle sınırlı değildir. Olaylara tanıklık edenler kadar, görüntülere tekrar tekrar maruz kalanlar da benzer bir ruhsal yük taşıyabilir. Nitekim 6 Şubat depremi için de yazdığım gibi2, travma yalnızca yaşayanın değil, tanıklık edenin de ruhunda iz bırakır. Bu nedenle erken dönemde alınacak ruh sağlığı önlemleri, yaşananların kalıcı bir ruhsal hastalığa dönüşmesini önlemede belirleyici olacaktır.

Travma: Sadece yaşayanın değil, tanıklık edenin de ruhsal yükü

Travma, gündelik dilde sıkça kullanılan bir kelime haline gelmiş olsa da psikiyatrik anlamda daha özgül bir karşılığı vardır: Kişinin yaşamının ya da beden bütünlüğünün tehdit altında olduğu, yoğun korku ve çaresizlik yaşadığı olayları travma olarak tanımlarız. En sık karşılaşılan travma türü okul saldırılarında olduğu gibi insan eliyle oluşturulan istemli travmalardır. Kişi bu travmaya doğrudan maruz kalabilir; yani travmayı bizzat deneyimleyen kişi olabilir. Veya bu tarz bir olayın başkalarının başına geldiğine tanıklık edebilir. Her iki maruziyet türü de kişinin bu olaydan ruhsal olarak etkilenmesine yol açabilir.

Böyle bir travmaya doğrudan ya da dolaylı yoldan maruz kalan kişilerde ortaya çıkabilecek tablolardan biri akut stres tepkisidir. Akut stres tepkisi travmadan sonra ilk 1 ay içinde ortaya çıkan ve anormal bir olayı ruhun sindirme çabası gibi görebileceğimiz normal kabul edilen bir durumdur. Bu tablonun içerisinde dört küme belirti bulunur:

Tekrar yaşantılama belirtileri:

Kişinin okulda yaşanan saldırıyla ilgili görüp duydukları zihninde tekrar tekrar canlanır; aklından bir türlü çıkmaz. O anlara dair sahneler, sesler, koşuşturmalar, çığlıklar ya da silah sesi gibi ayrıntılar istemsiz biçimde zihne üşüşebilir. Kişi gün içinde sık sık olayı düşünür, zihnini başka bir noktaya yönlendirmekte zorlanır. Gece kabuslarında olayın benzerlerini görebilir. Özellikle olaya doğrudan tanıklık etmiş kişiler, zaman zaman sanki aynı şey tekrar olacakmış gibi yoğun bir korku yaşayabilirler. Okul ortamına girerken ya da benzer bir ortamda bulunduklarında bu his daha da belirginleşebilir.

Kaçınma belirtileri:

Kişi olayla ilgili konuşmaktan, haberleri izlemekten ya da hatırlatıcı her türlü uyaranla karşılaşmaktan kaçınabilir. Okula gitmek istememe, okulun belirli alanlarından uzak durma, hatta genel olarak kalabalık ortamlardan kaçınma görülebilir. Bazı kişiler, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranarak konuyu tamamen kapatmaya çalışabilir. Bu durum, olaydan etkilenmedikleri anlamına gelmez. Aksine, olayla temas ettiklerinde hissettikleri yoğun duygudan korunmaya çalışırlar.

Düşüncelerde ve duygulanımda belirgin değişiklikler:

Kişinin zihni adeta “sisli” gibidir; dikkatini toplamakta zorlanabilir, dalmalar yaşayabilir. Olayla ilgili rahatsız edici düşünceler zihnine tekrar tekrar gelebilir. Bununla birlikte, kendisi, diğer insanlar ve dünya ile ilgili olumsuz inançlar gelişebilir.

Dünya artık daha tehlikeli bir yer gibi algılanabilir. “Güvende değilim”, “her an bir şey olabilir” düşüncesi yerleşebilir. Özellikle bu olayların önlenebilir olduğuna dair inanç, öfke, hayal kırıklığı ve güvensizlik duygularını artırabilir. Bu süreçte kişi kendini insanlardan uzaklaştırabilir, içine kapanabilir ve yalnızlaşabilir. Oysa sosyal izolasyon, travmanın etkilerinin kalıcı hale gelmesinde önemli bir risk etkenidir.

Aşırı uyarılmışlık belirtileri:

Kişi uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorlanabilir. Gece olduğunda zihnini sakinleştiremez, gün içinde yaşadığı gerilim bedensel olarak da hissedilir. Ani seslere karşı aşırı irkilme, huzursuzluk ve sürekli tetikte olma hali sık görülür. Özellikle okul gibi kapalı ve kalabalık ortamlarda kişi kendini güvende hissetmekte zorlanabilir. Çevresini sürekli kontrol etme, çıkış noktalarına dikkat etme, en küçük bir seste irkilme gibi tepkiler gelişebilir. Ayrıca kişi kendisini normalden daha gergin, tahammülsüz ve öfkeli hissedebilir. Bu öfke çoğu zaman doğrudan olayla ilgili değildir; altta yatan korku, çaresizlik ve güvensizlik duygularının dışavurumudur.

Travmanın etkisinden kurtulmak için öneriler

Böyle bir olayın ardından ilk günler ve haftalar, ruhsal açıdan en hassas dönemdir. Bu süreçte ortaya çıkan birçok belirti, anormal bir olaya verilen normal tepkilerdir. Ancak bu durum, hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmez. Tam tersine, bu dönemde atılacak doğru adımlar, travmanın derinleşmesini ve kalıcı hale gelmesini önleyebilir.

Olayı doğrudan yaşayanlar için öneriler:

Saldırıya tanıklık eden, olay anında orada bulunan öğrenciler, öğretmenler ve okul çalışanları için öncelikli ihtiyaç, güven duygusunun yeniden kurulmasıdır. Öncelikle fiziksel güvenlik tam olarak sağlanmalıdır. Tehdidin her an devam etmesi ve durumun belirsizliği travmayı derinleştiren en önemli etkenlerden biridir.

Kişilerin yaşadıkları duygusal tepkilerin “anlaşılabilir” olduğu anlatılmalıdır. “Bu kadar etkilenmemeliyim” düşüncesi, iyileşmenin önünde bir engel oluşturabilir. Kişiler konuşmaya zorlanmamalı, ancak konuşmak istediklerinde yargılanmadan dinlenebilecekleri bir alan sunulmalıdır.

Günlük rutinlere kademeli bir şekilde dönmek teşvik edilmelidir. Rutinler, zihne “hayat devam ediyor” mesajı verir. Olayın geçtiği ortama (örneğin okula) dönüş süreci aceleye getirilmemeli, kademeli ve destekli olmalıdır.

Bu süreçte amaç, yaşananları “unutturmak” değil; kişinin bu deneyimi zihninde daha işlenebilir bir yere koyabilmesine yardımcı olmaktır.

Dolaylı olarak maruz kalanlar için öneriler:

Olayı doğrudan yaşamamış, ancak medya, sosyal çevre ya da yakınları aracılığıyla maruz kalmış kişiler için en önemli risklerden biri tekrar eden maruziyetlerdir. Olay görüntülerine ve detaylarına tekrar tekrar maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Sürekli izlemek, anlamayı değil, travmanın zihinde pekişmesini sağlar. Bilgi akışı sınırlandırılmalı, yalnızca güvenilir kaynaklardan ve belirli aralıklarla takip edilmelidir. Duygular bastırılmamalı, ancak sürekli travma üzerine konuşmak yerine dengeli bir paylaşım alanı oluşturulmalıdır.

Günlük yaşamdan tamamen kopmamak önemlidir. İşe, okula, sosyal hayata mümkün olduğunca devam edilmelidir. Sosyal destek sürdürülmeli, kişi kendini izole etmemelidir.

Bu noktada önemli olan şudur: travmaya dolaylı maruziyet de gerçek bir ruhsal yük oluşturur; ancak bu yükle baş etmenin yolu, travmanın içine tekrar tekrar girmek değil, ondan kontrollü bir mesafe kurabilmektir.

Aileler için öneriler:

Çocuklar travmayı çoğu zaman kelimelerle değil, davranışlarıyla ifade eder. Bu nedenle ebeveynlerin en önemli görevi, “düzeltmek” değil, fark etmek ve eşlik etmektir. Bu nedenle çocuğun davranışlarındaki değişimler dikkatle gözlenmelidir.

Çocuk konuşmaya zorlanmamalı, ancak konuşmak istediğinde dikkatle dinlenmelidir. “Korkacak bir şey yok”, “abartıyorsun” gibi cümlelerden kaçınılmalıdır. Bu tür ifadeler çocuğun duygusunu geçersiz kılar.

Medya maruziyeti mutlaka sınırlandırılmalıdır. Çocuğun olay görüntülerine tekrar tekrar maruz kalması travmayı derinleştirir.

Günlük rutinler mümkün olduğunca korunmalıdır.

Çocuğun yanında yetişkinlerin kendi kaygılarını yoğun ve kontrolsüz biçimde ifade etmesi, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Çocuğun ihtiyacı, olayın mantıklı bir açıklamasından çok, yanında sakin ve güven veren bir yetişkinin varlığıdır.

Öğretmenler ve okullar için öneriler:

Okullar bu süreçte yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda iyileşmenin de mekânlarıdır. Sınıf ortamında olay konuşulabilir, ancak bu konuşma zorunlu hale getirilmemelidir. Öğrencilere duygularının normal olduğu mesajı verilmelidir.

Riskli görülen öğrenciler (aşırı içe kapanan, yoğun öfke gösteren, işlevselliği bozulan) fark edilerek yönlendirilmelidir. Okul rehberlik servisleri yalnız bırakılmamalı; ruh sağlığı profesyonelleri ile iş birliği içinde çalışılmalıdır.

Öğretmenlerin rolü terapi yapmak değil; fark etmek, çocuğun kendini ifade edebileceği güvenli alanı oluşturmak ve gerektiğinde yönlendirmektir.

Ne zaman profesyonel destek gerekir?

Travma sonrası ortaya çıkan belirtiler ilk haftalarda dalgalı bir seyir gösterebilir ve çoğu zaman kendiliğinden azalır. Bu durum, akut stres tepkisi olarak değerlendirilir ve tedavi gerektirmez.

Ancak belirtiler birkaç hafta içinde azalmıyor, aksine artıyorsa, kişinin günlük işlevselliği belirgin şekilde bozulmuşsa, yoğun kaçınma nedeniyle kişi okula, işe ya da sosyal ortamlara dönemiyorsa travma sonrası stres bozukluğu gelişme riski artar ve mutlaka profesyonel değerlendirme gerekir.

İyileşme mümkün mü?

İyileşme, olanı unutmak değil; travmayla birlikte yaşamayı öğrenmektir. Zihnin ve bedenin verdiği tepkilerin zamanla yatışması, güven duygusunun yavaş yavaş yeniden kurulması ve hayatın yeniden akmaya başlamasıdır. Bu süreç kendiliğinden değil; doğru destekle, doğru zamanda ve doğru ilişkiler içinde gerçekleşir.

Toplumu etkileyen bu tarz travmalarda amaç sadece iyileşmek değil, neyi gözden kaçırdığımız hakkında bir öz eleştiri geliştirmek de olmalıdır. Çocuklar bir anda şiddet uygulayan bireyler haline gelmez. Bu tür davranışlar çoğu zaman uzun süredir biriken ruhsal zorlanmaların, fark edilmemiş sinyallerin ve karşılık bulmamış ihtiyaçların sonucudur. Yoğun öfke, dışlanma hissi, tehdit içeren ifadeler, içe kapanma ya da belirgin davranış değişiklikleri çoğu zaman önceden görülebilir.

Bu nedenle koruma, yalnızca güvenlik önlemleriyle sınırlı değildir. Asıl koruyucu olan, erken fark etmektir. Bir çocuğun zorlandığını görmek, onu “sorun çıkaran” olarak etiketlemek yerine anlamaya çalışmak, yardım isteyebileceği alanlar oluşturmak ve gerektiğinde destek mekanizmalarını devreye sokmak, bu tür olayların önlenmesinde belirleyicidir. Okulların yeniden güvenli hissedilen yerler haline gelmesi, çocukların hem korunabildiği hem de görülebildiği ortamların kurulmasıyla mümkündür.

Kaynaklar ve okuma önerileri

1-   https://psikiyatri.org.tr/4108/okullar-guvenli-alanlar-olmalidir-egitim-ortamlarinda-siddetin-onlenmesi-ve-kri

2-   https://fikirturu.com/toplum/deprem-sonrasi-ruh-sagligimizi-korumanin-yollari/

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 23 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x