Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisi nasıl kurulur?

Anneler oğullarına hangi görünmez mirası bırakırlar? Anne-oğul ilişkisi hangi tuzakları barındırır? Bu tuzaklara düşen annelerin yetiştirdiği kurtarıcı, paşa, vekil, güdük ya da kafesteki oğulların özellikleri nelerdir? Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinin hangi temeller üzerinde kurulabilir?

Bir erkeğin kadınlarla kurduğu ilişkiyi anlamak için önce annesiyle kurduğu ilişkiye bakmak gerekir. Annenin oğlundan beklentisi, ona tanıdığı ayrıcalıklar, yüklediği sorumluluklar, onun duygularına verdiği karşılıklar ve kadınlar hakkında anlattıkları, oğlunun erkeklik hikâyesinin temel taşlarını oluşturur. Anne, oğluna nasıl bir erkek olması gerektiğini öğretmekle kalmaz; kadınların nasıl insanlar olduğu ve erkeklerin kadınlarla nasıl ilişki kurduğu konusunda da ilk bilgileri verir.

Anneden oğula aktarılan bu psikolojik miras sevgi, şefkat ya da bağlılıktan çok daha karmaşık bir meseledir. Kimi zaman anneler oğulları üzerinden erkekliğin toplumsal ve kültürel olarak taşıdığı gücü, iktidarı, yetkinliği ve ayrıcalığı da deneyimlemek isterler. Tam bu noktada anne-oğul ilişkisindeki çeşitli tuzaklar ortaya çıkar. Bu anneler oğullarını “paşa” yaparak erkekliğin ayrıcalıklarını yüceltebilir, onu kendisine bağımlı tutarak erkekliğini sahiplenebilir, gücünü ve özgüvenini budayarak onu “güdük” bırakabilir, kendisini koruyacak bir kurtarıcıya dönüştürerek erkekliğini bir kılıç gibi kullanabilir ya da oğlunun başarıları üzerinden kendisinin yaşayamadığı bir erkeklik deneyimini dolaylı olarak yaşayabilir.

Kısacası, mesele bir annenin oğluna nasıl davrandığından ibaret değil; oğlunun erkekliğini nasıl kullandığı, biçimlendirdiği ve kendi hayatına nasıl dahil ettiğidir.

İşin bir de oğlan çocuk tarafı vardır: Oğul büyür. Çocukken annesinin kucağında güven bulan erkek çocuk zamanla annesinden ayrışır; kendi kararlarını verir, kendi hayatını kurar, başka kadınlarla yakın ilişkiler geliştirir. Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinde bu ayrışma ilişkinin sonu sayılmaz. Ama bazı anneler için oğlun büyümesi ve başka bir kadına bağlanması, doğal bir gelişimden çok kendilerinden uzaklaşma anlamına gelir. Oğlunu bir türlü bırakamayan bu anneler, evrensel “gelin-kaynana” savaşına zemin hazırlar.

Bu yazıda annelerin oğullarına bıraktıkları görünmez mirasa yakından bakacağız.  Bu kıymetli ilişkinin barındırdığı çeşitli tuzakları, bu tuzaklara düşen annelerin yetiştirdiği kurtarıcı oğulları, paşa oğulları, vekil oğulları, güdük oğulları ve kafesteki oğulları konuşacağız. Ardından oğlun annesine bağlı kalırken aynı zamanda ondan ayrışabildiği, kendi hayatını kurabildiği ve kadınlarla eşit ve tatminkâr ilişkiler geliştirebildiği sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinin hangi temeller üzerinde kurulabileceğini ele alacağız.

Kurtarıcı oğul

Hayatın yükünü tek başına taşıyan, kendini çaresiz ya da korunmasız hisseden bir anne için oğlu, büyüyüp onu sırtlanacak, bu zalim dünyadan onu kurtaracak bir kahraman haline gelebilir. Bu beklenti çocuğa taşıyabileceğinden ağır bir sorumluluk yükler. Zamanla roller yer değiştirir ve oğlan, özellikle mizacı da elveriyorsa, küçük yaştan itibaren annesinin kurtarıcısına dönüşür. Annesinin sorunlarını dinlemek, onu teselli etmek, korumak, hatta onun adına mücadele etmek oğulun görevi haline gelir. Anne oğlunun gücü sayesinde güvende hisseder, oğlan ise annesinin kurtarıcısı olarak değer gördüğü için mutludur.

Annesinin kurtarıcısı olarak büyüyen erkek, yetişkinlikte de ihtiyaç duyulan kişi olmayı sevgiyle karıştırabilir. Sorunları olan, desteğe ihtiyaç duyan kadınlara çekilir; partnerinin yükünü üstlenmek, sorunlarını çözmek ve onu korumak kendini değerli hissettirir. Buna karşılık kendi ihtiyaçlarını fark etmekte, yardım istemekte ve ilişkinin yükünü karşılıklı paylaşmakta zorlanır — çünkü kendilik değerini birinin yükünü taşıyarak ölçmeyi öğrenmiştir.

Paşa oğul

Ataerkil düzenin temel ilkelerini bir sonraki nesle aktaran anneler, oğullarını kızlarından daha özel ve ayrıcalıklı bir yere koyar. Oğlunun arkasını toplamak, ev işlerinden muaf tutmak, kız çocuğundan “paşa oğluna” hizmet etmesini beklemek ya da “Erkek çocuk o, yapar” diyerek çıkardığı problemleri hoş görmek, bu aktarımın gündelik örnekleridir. Paşa oğlan zamanla bakım veren, hizmet eden ve sorumluluk alan tarafın kadınlar; hizmet gören, kollanan ve ayrıcalıklı tarafın erkekler olduğu fikrini öğrenir.

Paşa oğul büyüdüğünde kendisine sunulan kolaylıkları ilişkinin doğal bir parçası sayar, hatta herkesin ona böyle davranmasını bekler. Ev işlerinin, bakımın ve duygusal emeğin kadınlar tarafından üstlenilmesini bekler; partnerinin kendisine hizmet etmesini sevginin göstergesi sanır. Kadınların kendisinden beklediği eşitlik ve sorumluluk taleplerini ise gereksiz ve hadsiz bulabilir.

Vekil oğul

Kimi anneler kendi hayatlarında gerçekleştiremedikleri arzuları, sahip olamadıkları güç ve statüyü oğulları üzerinden yaşamaya çalışır. Oğlunun başarısı, toplumdaki konumu, kazandıkları onun için artık yalnızca oğluna ait değildir; kendi değerinin ve başarısının da göstergesi haline gelir. “Aslan oğlum”, “Benim oğlum her şeyi yapar” gibi sözlerle oğlunun gücünü yüceltirken aslında kendi gücünü de onun üzerinden deneyimler. Oğul böylece kendi hayatını yaşayan bir çocuk olmaktan çıkıp annenin gerçekleştiremediği hayatın vekiline dönüşür.

Bu öğretilerle büyüyen erkek için başarı hiçbir zaman yalnız kendine ait bir hedef olmaz; annesinin gururunu da taşıyan bir görevdir. Güçlü, başarılı ve statülü olmak onu değerli hissettirirken başarısızlık annesini de hayal kırıklığına uğratmak anlamına gelir. Statüye, güce ve başarıya aşırı önem verir. Ne istediğinden çok ne kadar başarılı olduğu üzerinden kim olduğunu tanımlar. Değerleri doğrultusunda yaşamak yerine hedeflerin peşinden koşar; kendilik değerini elde ettikleriyle ölçer.

Güdük oğul

Bazı anneler oğullarını tamamen kanatları altına alıp dünyanın bütün kötülüklerinden korumak ister. Çocuğun karşısına çıkan bütün sorunları onun yerine çözmeye, önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalışırlar; onun yerine kararlar alır, hatalarının sonuçlarını üstlenirler. Uzaktan bakınca bu, şefkatli ve koruyucu bir annelik gibi görünebilir. Oysa çocuk büyüdükçe kendi hayatını yönetme, mücadele etme ve başa çıkma becerilerini geliştirmesi gerekir. Bunu sürekli onun yerine yapan bir anne, farkında olmadan oğlunun kendi gücünü deneyimlemesini engeller. Oğlan hayat karşısında adeta antrenmansız kalır.

Karar vermek, bu erkeğin yetişkinlikte en çok zorlandığı işlerden biridir. Sorun çözmekte ve hayatının sorumluluğunu almakta güçlük çeker; başkalarının yardımına, yönlendirmesine ihtiyaç duyar. Başarısızlık ihtimali karşısında kolayca geri çekilir. Kendi gücünü hiç deneyimlemediği için yetersiz olduğuna inanır — ve gerçekten de hayat denen arenaya antrenmansız çıktığı için birçok konuda zorlanır. Özgüveni, özdeğeri ve özsaygısı bu yüzden güdük kalır.

Kafesteki oğul

Bazı anneler için oğullarının büyüyüp başka kadınlarla yakın ilişkiler kurması, oğullarının gönlündeki tahtı kaybetmek anlamına gelir. Bu, basit bir kıskançlık meselesi değildir; çoğu zaman altında, oğulla kurulan bağın hayattaki en önemli duygusal bağlardan biri olması ya da başka ilişkilerde bulunamayan yakınlığın oğulda bulunması yatar. Oğlunun bir kadına âşık olması, evlenmesi, kararlarını onunla almaya başlaması, anne için oğlunun hayatındaki özel konumunu kaybetmek demektir. Bu yüzden oğlunun hayatına giren kadınları beğenmez, eleştirir, onlara güvenmez, oğlunu onlar hakkında sürekli uyarır.

Annesine duyduğu bağ ile partnerine duyduğu bağlılık, yetişkinlikte bu erkeği iki ayrı sadakat arasında bırakır. Annesini üzmemek için partnerinin ihtiyaçlarını geri plana atabilir, iki kadın arasında sınır koymakta zorlanabilir ya da annesinin onayını kaybetmemek için ilişkisindeki sorunları onunla paylaşmaktan kaçınabilir. Bazen de annesinin gönlünü almak için partnerinden uzaklaşır. Çünkü annesinden uzaklaşmak, onun sevgisini kaybetme riskini taşır. Yetişkin bir erkek olsa bile annesinin onu besleyip büyüttüğü altın kafesten çıkmak, oğul için çok zordur.

Anneden oğluna aktarılan sağlıklı psikolojik miras

Bir annenin oğluna bırakabileceği en önemli miraslardan biri, kadınlarla nasıl ilişki kurulacağına dair bilgidir. Oğlan çocuğun ilk yakın ilişki kurduğu kadın annesidir. Bu ilişki sağlıklı yürüdüğünde çocuk, kadının yalnızca bakım veren, fedakârlık yapan ya da erkeklerin hayatını kolaylaştıran biri olmadığını; kendi istekleri, sınırları, kararları ve ihtiyaçları olan biri olduğunu öğrenir. Bu bilgi, o erkeğin ileride kadınlarla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur.

Anne aynı zamanda oğluna bir kadın tarafından sevilmenin ne anlama geldiğine dair ilk iç modeli de verir. Oğlan, bir kadının sevgisini kazanmak için güçlü, başarılı, koruyucu ya da her şeyi bilen bir erkek olmak zorunda olmadığını; olduğu kişi olarak da sevilebileceğini bu ilişki sayesinde deneyimler. Böyle bir deneyim yetişkinlikte kadınların onayını kazanmak için sürekli kendini kanıtlama ihtiyacını azaltır. Başarının, gücün ya da statünün sevginin bedeli olmadığını bilen bir erkek, kadınlarla daha eşit ve daha sahici ilişkiler kurar.

Bunun için oğlun annesiyle kurduğu duygusal yakınlığın da sağlıklı yaşanması gerekir. Duygularını göstermek, kırılganlığını paylaşmak, ağlamak, yardım istemek erkekliğe aykırı değildir. Anne oğluna, duygusal yakınlığın yalnızca kadınlardan beklenen bir özellik olmadığını, erkeklerin de bakım verebilen ve bakım alabilen insanlar olduğunu öğretebilir. Ama bunun yanında oğlunun kendisinden ayrışmasına da izin vermelidir. Çünkü oğlan büyüdükçe annesinden farklı düşünebilmeli, kendi seçimlerini yapabilmeli, başka kadınları sevebilmeli ve kendi hayatını kurabilmelidir.

Bunu başaran bir anne-oğul ilişkisinde oğul, kadınlardan aldığı sevginin içinde kaybolmaz. Onlardan ayrılmayı terk edilmek sanmaz. Bir kadını sevmenin, ona sahip olmak anlamına gelmediğini bilerek kendi ilişkilerini kurar.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisi nasıl kurulur?

Anneler oğullarına hangi görünmez mirası bırakırlar? Anne-oğul ilişkisi hangi tuzakları barındırır? Bu tuzaklara düşen annelerin yetiştirdiği kurtarıcı, paşa, vekil, güdük ya da kafesteki oğulların özellikleri nelerdir? Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinin hangi temeller üzerinde kurulabilir?

Bir erkeğin kadınlarla kurduğu ilişkiyi anlamak için önce annesiyle kurduğu ilişkiye bakmak gerekir. Annenin oğlundan beklentisi, ona tanıdığı ayrıcalıklar, yüklediği sorumluluklar, onun duygularına verdiği karşılıklar ve kadınlar hakkında anlattıkları, oğlunun erkeklik hikâyesinin temel taşlarını oluşturur. Anne, oğluna nasıl bir erkek olması gerektiğini öğretmekle kalmaz; kadınların nasıl insanlar olduğu ve erkeklerin kadınlarla nasıl ilişki kurduğu konusunda da ilk bilgileri verir.

Anneden oğula aktarılan bu psikolojik miras sevgi, şefkat ya da bağlılıktan çok daha karmaşık bir meseledir. Kimi zaman anneler oğulları üzerinden erkekliğin toplumsal ve kültürel olarak taşıdığı gücü, iktidarı, yetkinliği ve ayrıcalığı da deneyimlemek isterler. Tam bu noktada anne-oğul ilişkisindeki çeşitli tuzaklar ortaya çıkar. Bu anneler oğullarını “paşa” yaparak erkekliğin ayrıcalıklarını yüceltebilir, onu kendisine bağımlı tutarak erkekliğini sahiplenebilir, gücünü ve özgüvenini budayarak onu “güdük” bırakabilir, kendisini koruyacak bir kurtarıcıya dönüştürerek erkekliğini bir kılıç gibi kullanabilir ya da oğlunun başarıları üzerinden kendisinin yaşayamadığı bir erkeklik deneyimini dolaylı olarak yaşayabilir.

Kısacası, mesele bir annenin oğluna nasıl davrandığından ibaret değil; oğlunun erkekliğini nasıl kullandığı, biçimlendirdiği ve kendi hayatına nasıl dahil ettiğidir.

İşin bir de oğlan çocuk tarafı vardır: Oğul büyür. Çocukken annesinin kucağında güven bulan erkek çocuk zamanla annesinden ayrışır; kendi kararlarını verir, kendi hayatını kurar, başka kadınlarla yakın ilişkiler geliştirir. Sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinde bu ayrışma ilişkinin sonu sayılmaz. Ama bazı anneler için oğlun büyümesi ve başka bir kadına bağlanması, doğal bir gelişimden çok kendilerinden uzaklaşma anlamına gelir. Oğlunu bir türlü bırakamayan bu anneler, evrensel “gelin-kaynana” savaşına zemin hazırlar.

Bu yazıda annelerin oğullarına bıraktıkları görünmez mirasa yakından bakacağız.  Bu kıymetli ilişkinin barındırdığı çeşitli tuzakları, bu tuzaklara düşen annelerin yetiştirdiği kurtarıcı oğulları, paşa oğulları, vekil oğulları, güdük oğulları ve kafesteki oğulları konuşacağız. Ardından oğlun annesine bağlı kalırken aynı zamanda ondan ayrışabildiği, kendi hayatını kurabildiği ve kadınlarla eşit ve tatminkâr ilişkiler geliştirebildiği sağlıklı bir anne-oğul ilişkisinin hangi temeller üzerinde kurulabileceğini ele alacağız.

Kurtarıcı oğul

Hayatın yükünü tek başına taşıyan, kendini çaresiz ya da korunmasız hisseden bir anne için oğlu, büyüyüp onu sırtlanacak, bu zalim dünyadan onu kurtaracak bir kahraman haline gelebilir. Bu beklenti çocuğa taşıyabileceğinden ağır bir sorumluluk yükler. Zamanla roller yer değiştirir ve oğlan, özellikle mizacı da elveriyorsa, küçük yaştan itibaren annesinin kurtarıcısına dönüşür. Annesinin sorunlarını dinlemek, onu teselli etmek, korumak, hatta onun adına mücadele etmek oğulun görevi haline gelir. Anne oğlunun gücü sayesinde güvende hisseder, oğlan ise annesinin kurtarıcısı olarak değer gördüğü için mutludur.

Annesinin kurtarıcısı olarak büyüyen erkek, yetişkinlikte de ihtiyaç duyulan kişi olmayı sevgiyle karıştırabilir. Sorunları olan, desteğe ihtiyaç duyan kadınlara çekilir; partnerinin yükünü üstlenmek, sorunlarını çözmek ve onu korumak kendini değerli hissettirir. Buna karşılık kendi ihtiyaçlarını fark etmekte, yardım istemekte ve ilişkinin yükünü karşılıklı paylaşmakta zorlanır — çünkü kendilik değerini birinin yükünü taşıyarak ölçmeyi öğrenmiştir.

Paşa oğul

Ataerkil düzenin temel ilkelerini bir sonraki nesle aktaran anneler, oğullarını kızlarından daha özel ve ayrıcalıklı bir yere koyar. Oğlunun arkasını toplamak, ev işlerinden muaf tutmak, kız çocuğundan “paşa oğluna” hizmet etmesini beklemek ya da “Erkek çocuk o, yapar” diyerek çıkardığı problemleri hoş görmek, bu aktarımın gündelik örnekleridir. Paşa oğlan zamanla bakım veren, hizmet eden ve sorumluluk alan tarafın kadınlar; hizmet gören, kollanan ve ayrıcalıklı tarafın erkekler olduğu fikrini öğrenir.

Paşa oğul büyüdüğünde kendisine sunulan kolaylıkları ilişkinin doğal bir parçası sayar, hatta herkesin ona böyle davranmasını bekler. Ev işlerinin, bakımın ve duygusal emeğin kadınlar tarafından üstlenilmesini bekler; partnerinin kendisine hizmet etmesini sevginin göstergesi sanır. Kadınların kendisinden beklediği eşitlik ve sorumluluk taleplerini ise gereksiz ve hadsiz bulabilir.

Vekil oğul

Kimi anneler kendi hayatlarında gerçekleştiremedikleri arzuları, sahip olamadıkları güç ve statüyü oğulları üzerinden yaşamaya çalışır. Oğlunun başarısı, toplumdaki konumu, kazandıkları onun için artık yalnızca oğluna ait değildir; kendi değerinin ve başarısının da göstergesi haline gelir. “Aslan oğlum”, “Benim oğlum her şeyi yapar” gibi sözlerle oğlunun gücünü yüceltirken aslında kendi gücünü de onun üzerinden deneyimler. Oğul böylece kendi hayatını yaşayan bir çocuk olmaktan çıkıp annenin gerçekleştiremediği hayatın vekiline dönüşür.

Bu öğretilerle büyüyen erkek için başarı hiçbir zaman yalnız kendine ait bir hedef olmaz; annesinin gururunu da taşıyan bir görevdir. Güçlü, başarılı ve statülü olmak onu değerli hissettirirken başarısızlık annesini de hayal kırıklığına uğratmak anlamına gelir. Statüye, güce ve başarıya aşırı önem verir. Ne istediğinden çok ne kadar başarılı olduğu üzerinden kim olduğunu tanımlar. Değerleri doğrultusunda yaşamak yerine hedeflerin peşinden koşar; kendilik değerini elde ettikleriyle ölçer.

Güdük oğul

Bazı anneler oğullarını tamamen kanatları altına alıp dünyanın bütün kötülüklerinden korumak ister. Çocuğun karşısına çıkan bütün sorunları onun yerine çözmeye, önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalışırlar; onun yerine kararlar alır, hatalarının sonuçlarını üstlenirler. Uzaktan bakınca bu, şefkatli ve koruyucu bir annelik gibi görünebilir. Oysa çocuk büyüdükçe kendi hayatını yönetme, mücadele etme ve başa çıkma becerilerini geliştirmesi gerekir. Bunu sürekli onun yerine yapan bir anne, farkında olmadan oğlunun kendi gücünü deneyimlemesini engeller. Oğlan hayat karşısında adeta antrenmansız kalır.

Karar vermek, bu erkeğin yetişkinlikte en çok zorlandığı işlerden biridir. Sorun çözmekte ve hayatının sorumluluğunu almakta güçlük çeker; başkalarının yardımına, yönlendirmesine ihtiyaç duyar. Başarısızlık ihtimali karşısında kolayca geri çekilir. Kendi gücünü hiç deneyimlemediği için yetersiz olduğuna inanır — ve gerçekten de hayat denen arenaya antrenmansız çıktığı için birçok konuda zorlanır. Özgüveni, özdeğeri ve özsaygısı bu yüzden güdük kalır.

Kafesteki oğul

Bazı anneler için oğullarının büyüyüp başka kadınlarla yakın ilişkiler kurması, oğullarının gönlündeki tahtı kaybetmek anlamına gelir. Bu, basit bir kıskançlık meselesi değildir; çoğu zaman altında, oğulla kurulan bağın hayattaki en önemli duygusal bağlardan biri olması ya da başka ilişkilerde bulunamayan yakınlığın oğulda bulunması yatar. Oğlunun bir kadına âşık olması, evlenmesi, kararlarını onunla almaya başlaması, anne için oğlunun hayatındaki özel konumunu kaybetmek demektir. Bu yüzden oğlunun hayatına giren kadınları beğenmez, eleştirir, onlara güvenmez, oğlunu onlar hakkında sürekli uyarır.

Annesine duyduğu bağ ile partnerine duyduğu bağlılık, yetişkinlikte bu erkeği iki ayrı sadakat arasında bırakır. Annesini üzmemek için partnerinin ihtiyaçlarını geri plana atabilir, iki kadın arasında sınır koymakta zorlanabilir ya da annesinin onayını kaybetmemek için ilişkisindeki sorunları onunla paylaşmaktan kaçınabilir. Bazen de annesinin gönlünü almak için partnerinden uzaklaşır. Çünkü annesinden uzaklaşmak, onun sevgisini kaybetme riskini taşır. Yetişkin bir erkek olsa bile annesinin onu besleyip büyüttüğü altın kafesten çıkmak, oğul için çok zordur.

Anneden oğluna aktarılan sağlıklı psikolojik miras

Bir annenin oğluna bırakabileceği en önemli miraslardan biri, kadınlarla nasıl ilişki kurulacağına dair bilgidir. Oğlan çocuğun ilk yakın ilişki kurduğu kadın annesidir. Bu ilişki sağlıklı yürüdüğünde çocuk, kadının yalnızca bakım veren, fedakârlık yapan ya da erkeklerin hayatını kolaylaştıran biri olmadığını; kendi istekleri, sınırları, kararları ve ihtiyaçları olan biri olduğunu öğrenir. Bu bilgi, o erkeğin ileride kadınlarla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur.

Anne aynı zamanda oğluna bir kadın tarafından sevilmenin ne anlama geldiğine dair ilk iç modeli de verir. Oğlan, bir kadının sevgisini kazanmak için güçlü, başarılı, koruyucu ya da her şeyi bilen bir erkek olmak zorunda olmadığını; olduğu kişi olarak da sevilebileceğini bu ilişki sayesinde deneyimler. Böyle bir deneyim yetişkinlikte kadınların onayını kazanmak için sürekli kendini kanıtlama ihtiyacını azaltır. Başarının, gücün ya da statünün sevginin bedeli olmadığını bilen bir erkek, kadınlarla daha eşit ve daha sahici ilişkiler kurar.

Bunun için oğlun annesiyle kurduğu duygusal yakınlığın da sağlıklı yaşanması gerekir. Duygularını göstermek, kırılganlığını paylaşmak, ağlamak, yardım istemek erkekliğe aykırı değildir. Anne oğluna, duygusal yakınlığın yalnızca kadınlardan beklenen bir özellik olmadığını, erkeklerin de bakım verebilen ve bakım alabilen insanlar olduğunu öğretebilir. Ama bunun yanında oğlunun kendisinden ayrışmasına da izin vermelidir. Çünkü oğlan büyüdükçe annesinden farklı düşünebilmeli, kendi seçimlerini yapabilmeli, başka kadınları sevebilmeli ve kendi hayatını kurabilmelidir.

Bunu başaran bir anne-oğul ilişkisinde oğul, kadınlardan aldığı sevginin içinde kaybolmaz. Onlardan ayrılmayı terk edilmek sanmaz. Bir kadını sevmenin, ona sahip olmak anlamına gelmediğini bilerek kendi ilişkilerini kurar.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Aslıhan Dönmez
Aslıhan Dönmez
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez - Psikiyatri uzmanı ve nörobilim doktoru. Çalışma alanları kaygı bozuklukları, depresyon ve yeme bozuklukları. Uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapi. Halen Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veriyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x