Tarih boyunca pek çok madde, zararı anlaşılmadan çok önce günlük hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldi. Bu maddelerin ortak birkaç özelliğini şöyle sıralamak mümkün: ucuzdurlar, işe yararlar ve görünürde hiçbir zarar vermezler. Zarar ortaya çıktığında ise aradan çoğu zaman uzun yıllar veya birkaç nesil geçmiş olur.
Talk pudrası, bu tarifin neredeyse tamamına uyan bir ürün. 1894’te ilk kez ticari olarak raflara çıktığından bu yana anneannelerimizin çekmecesinde, annelerimizin bebek çantasında, makyaj masalarında yer aldı. Nem emici özelliği, cildi kaygan tutması ve ucuz olması sayesinde adeta bir ev standardı hâline geldi.
Ancak, bu masum görünen alışkanlık bugün mahkeme salonlarında karşımıza çıkıyor. Dünyanın en büyük kozmetik ürün şirketlerinden biri olan Johnson & Johnson şirketi 28 Temmuz 2026’da, ABD’de kendisine açılmış talk pudrası davalarının neredeyse tamamını kapatmak için 5,5 milyar dolar tazminat ödemeyi teklif ettiğini duyurdu.[1] Şirketin ifadesine göre bu teklif, devam eden dosyaların %99,75’ini, yani yaklaşık 69.000 davayı kapsıyor ve bağlayıcı olabilmesi için davacıların en az %95’inin kabulü gerekiyor.
Şirket bu adımı atarken kendi savunma argümanını değiştirmedi; “talk maddesinin kansere yol açtığına dair bilimsel kanıt bulunmadığı”nı savunmaya devam ediyor. Buna karşılık şirket talk maddesi içeren ürünü 2020’de ABD piyasalarından, 2023’te ise dünya piyasalarından geri çekti ve yerine mısır nişastası bazlı bir ürün piyasaya sürüldü.[2] Ülkemizde ise talk pudrası, büyük çevrimiçi satış platformlarında “bebek ve çocuklar için” ibaresiyle satılmaya devam ediyor.
Mevcut tablo bazı soruları da beraberinde getiriyor: Talk maddesi tam olarak nedir ve neden şüpheli? Kimler ne kadar risk altında? “Muhtemel kanserojen” ifadesi neyi anlatıyor, neyi anlatmıyor? Bir ürün nasıl oluyor da 130 yıl boyunca test edilmeden satılabiliyor? Ülkemizdeki tablo nedir ve bugünden itibaren ne yapılabilir?
Talk nedir, neden şüphe altında?
Talk, kimyasal olarak hidratlı magnezyum silikat adı verilen bir mineral. Bilinen minerallerin en yumuşağı olduğu için parmak arasında un gibi dağılıyor, nemi emiyor ve sürtünmeyi azaltıyor. Bu üç özellik onu yalnızca bebek pudrasının değil; allığın, farın, kompakt pudranın, fondötenin, deodorantın, hatta ilaç tabletlerindeki dolgu maddesinin de yaygın bileşeni yapmış durumda[3]. Bu sebeple “talk pudrası kullanmıyorum” diyen biri farklı gündelik malzemeler üzerinden bu maddeye maruz kalıyor.
Talkla ilgili tartışmanın kafa karıştırıcı olmasının sebebi, aslında iki ayrı sorunun tek başlık altında konuşulmasından kaynaklanıyor; birinci soru, kirlilik meselesi. ‘Kir’den kasıt ise bu maddenin, zaten kanserojen olduğu bilinen asbestle karışıp karışmadığı. Bu kirlilik, talkın elde edildiği maden yataklarına göre değişiyor.[4] Asbestin kanser yaptığı hususunda ise bilim dünyası hemfikir: Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) asbesti en üst kategoride, yani “insanlar için kesin kanserojen” anlamına gelen Grup 1’de sınıflandırıyor.[5]
İkinci soru ise, madenden çıkarılmasından işlenmesine kadarki süreçte asbestle kirlenmemiş, yani “saf” talkın kendisinin zararlı olup olmadığı sorusu. IARC, Temmuz 2024’te bu maddeyi Grup 2A’ya, yani “insanlar için muhtemelen kanserojen” sınıfına yükseltti. Bu karar, kırk yılı aşkın süredir devam eden bir tartışmanın son halkası olarak değerlendirilebilir. Yani talk pudrası tartışması tek değil, iki ayrı tartışmayı içeriyor. Biri maddenin içine karışan kirlilikle, diğeri maddenin kendisiyle ilgili. Bunların ilkinde belirsizlik yok; ikincisinde ise yapılan çalışmalara göre şüphe var.
Risk kimin için, ne kadar?
Amerikan Kanser Derneği’nin (ACS) 2026 verilerine göre her 91 kadından 1’i yumurtalık kanserine yakalanabilir.[6] Genital bölgeye düzenli pudra kullananlarda çalışmalar bu riskin yaklaşık %30 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu artış, riski her 91 kadında 1’den her 70 kadında 1’e yükseltiyor.
Solunum yoluyla talk pudrasına maruz kalanlar da tehlike altında. Bebeğin yüzüne savrulan pudranın soluk borusuna kaçması kanser tartışmasından tamamen bağımsız ve akut bir tehlike. Kuaförler ve kozmetik sektörü çalışanları da bu grupta yer alıyor.[7]
Bir de talk madenciliği, seramik, kâğıt ve kozmetik üretiminde çalışanlar var.
“Muhtemel kanserojen” ne demek, ne demek değil?
IARC’ın Grup 2A sınıfında talkın yanı sıra fazla tüketilen kırmızı et[8], yüksek miktarda 65 derecenin üzerinde içilen sıcak içecekler[9] gece vardiyasında çalışmak ve kuaförlük de yer alıyor. Zira IARC bir maddenin kanser yapma kapasitesini, yani tehlikeyi sınıflandırıyor; o maddenin gerçek hayatta ne büyüklükte bir risk oluşturduğunu ölçmüyor. Bu sebeple 2A sınıfı “bu madde tehlikelidir” değil, “kanser yapabileceğine dair ciddi ama tamamlanmamış kanıt vardır” anlamına geliyor. Grup 2A bir maddenin kanserojen etkisi hayvan deneylerinde gösterilmiş oluyor, böylece uyarı düzeyi Grup 2B’den 2A’ya yükselmiş oluyor.
Fakat talkı bu listedeki diğer maddelerden ayıran bir husus var. Kırmızı etin besleyici bir değeri, sıcak çayın kültürel bir karşılığı, gece vardiyasının ekonomik bir zorunluluğu bulunuyor. Talk pudrasının ise hiçbir tıbbi işlevi yok. Haliyle fayda-zarar terazisinin bir kefesi baştan boş kalıyor.
Ayrıca, 2A sınıflandırması bir alarm zili değil, bir dikkat çağrısı. Ancak dikkat çağrısının maliyeti düşükse, ona uymamak için de bir sebep kalmıyor, dikkate almak gerekiyor.
Bir ürün nasıl 130 yıl sınanmadan satılabilir?
Talk pudrası sağlığa zararı nedeniyle şu anda mahkemelerin konusu olsa da gerçek anlamda kamuoyu gündemine Johnson & Johnson şirketinin konuya dair belgelerinin 2018’de ifşa olmasıyla oturdu. Reuters’ın şirket içi yazışmalara dayanan soruşturması, şirketin on yıllardır talk pudrasına asbest karıştığını bildiğini öne sürdü; haberin ardından şirket hisseleri bir günde yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti.[10] Bir yıl sonra, ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nin (FDA) bir numunede asbest saptaması üzerine 33 bin şişelik bir ürün serisi geri çağrıldı.[11]
Peki bu ürün neden hiçbir zaman ilaçlar gibi sınanmadı? Cevap mevzuatta saklı. Bir ilaç piyasaya çıkmadan önce hayvan çalışmalarından, ardından insanda üç aşamalı klinik araştırmalardan (Faz 1, 2 ve 3) geçer; piyasaya çıktıktan sonra da Faz 4 denilen izleme sürecine tabi tutulur. Kozmetiklerde ise böyle bir zincir yok, yasal dayanak yok. Üreticiler bir güvenlik değerlendirme dosyası hazırlıyor, ürünü ilgili kuruma bildiriyor ve satışa sunuyor; denetim ancak ürün rafa çıktıktan sonra başlayabiliyor. Ülkemizde de sistem bu şekilde işliyor; 2023 tarihli Kozmetik Ürünler Yönetmeliği ruhsat değil bildirim esasını benimsiyor.
Elbette bu durumu tek başına bir ihmal olarak okumak yanıltıcı olur. Zira kozmetiklerde klinik araştırma yapmak zaten mümkün değildir; hiç kimse bir grup kadına on yıl boyunca pudra sürüp diğer gruba sürmeyerek kanser sayılarını karşılaştıramaz. Ancak yine de yapacak bir şey var, o da deneysel araştırmanın mümkün olmadığı durumda maruziyetin etkilerinin izlenmesi, yani yıllara yayılan kohort çalışmaları. Ancak ürün rafa çıktıktan sonra sağlık sonuçlarını sistematik olarak izleyen ve verisini yayımlayan bir kozmetovijilans, yani kozmetik ürünlerin piyasa sonrası güvenlilik izlemi sistemi mevcut değil.
Bu husus, ilaç ruhsatlandırmasının kılı kırk yaran titizliğinin hemen yanı başında, neredeyse hiç sorgulanmayan bir alanın varlığını gösteriyor. Talk da bu boşluktan geçen tek madde değil, bu durum piyasada tüm maddeler için geçerli. Haliyle bu konuda mevzuatın, maruziyet biliminin (exposure science) ilke ve yöntemlerini içermesi gerekiyor.
Ülkemizdeki tablo
Türkiye’de talk pudrası konusunda bugüne kadar yapılmış en somut çalışma, bir kamu kurumundan değil sivil toplumdan geldi. Asbest Söküm Uzmanları Derneği, 2021’de piyasadan topladığı 21 talk pudrası numunesini — 15’i yerli, 6’sı ithal — akredite bir laboratuvarda analiz ettirdi ve beşinde tremolit asbest saptandığını açıkladı. Bu, her dört pudradan birine denk geliyor.[12] Daha önce, 2019’da yapılan dört numunelik küçük ölçekli bir taramada da dört ürünün dördünde birden asbest bulunmuştu. Dahası, test edilen ürünlerin hiçbirinde “asbest içermez” ibaresi yer almıyordu. [13]
Dernek, bulgularını Ticaret ve Sağlık bakanlıklarına iletti; ancak ürünlerin toplatıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmuyor. Diğer taraftan, söz konusu analizler hakemli bir dergide de yayımlanmadı, dolayısıyla bilimsel literatür statüsünde değerlendirilemez. Ancak aradan geçen beş yılda bu iddiayı doğrulayacak ya da çürütecek bir tarama da yapılmadı veya yayınlanmadı.
Jeolojik zemin ise iddiayı bir hayli makul kılıyor. Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. Emel Yıldız’ın işaret ettiği üzere, ülkemizin talk yatakları — özellikle Eskişehir çevresinde — asbest oluşumlarıyla aynı jeolojik ortamda bulunuyor.[14] Yani sorunun kaynağı yalnızca ithalat değil, doğrudan yeraltında talk ile asbest yataklarının birbirine yakınlığı.
Bugünden itibaren ne yapılabilir?
Bireysel düzeyde atılacak adımlar basit ve maliyetsiz. Eğer evinizde talk içeren bir ürün varsa:
• IARC 2A sınıfına (muhtemel kanserojen) kadar çıkmış, kanserojen etkisi hayvan deneylerinde gösterilmiş bir maddeyi kullanmamak gerekiyor.
• Ürün etiketlerini okumak, içindekiler listesinde “Talk” ya da “Talc” ifadesi geçiyorsa üründe talk olduğunu bilmek gerekiyor. Mısır nişastası veya pirinç nişastası bazlı alternatifler aynı işlevi görüyor.
• Geçmişte kullanmış olanlar için özel bir tarama yaptırmaya gerek yok. Ortalama riskli ve belirtisiz kadınlarda yumurtalık kanseri taraması dünyada da önerilmiyor; zira ABD Koruyucu Hizmetler Görev Gücü’nün (USPSTF) değerlendirmesine göre taramanın ölümü azaltmadığı, buna karşılık gereksiz ameliyat dahil kayda değer zararlar ürettiği belirtiliyor.[15]
• Ülkemizde üç kansere yönelik tarama programı ücretsiz olarak sunuluyor. Kadınlar için özellikle meme kanseri ve rahim ağzı kanseri taramaları Aile Sağlığı Merkezlerinde yapılabiliyor, yine bağırsak kanseri taraması da 50 yaşından itibaren yapılabiliyor. Bu üç kanser için tarama hayat kurtarıyor.
Karar vericiler açısından değerlendirildiğinde ise öncelikle bebek ve çocuklara yönelik toz ürünlerde talk kullanımının durdurulması gerekiyor, IARC’ta 2A kategorisinde bulunan ürünlerin zorunlu ihtiyaçlar sebebiyle piyasaya arzı durumunda dahi mutlaka ürün üzerinde bu uyarının yer alması gerekiyor. Talk pudrası gibi tıbbi bir işlevi bulunmayan, ikamesinin kolay olduğu ve riskin en kırılgan grubu etkilediği ürünlerin arzının kontrol edilmesi gerekiyor. İkinci olarak, talk içeren tüm kozmetiklerde üretim serisi bazlı ve yeterince duyarlı yöntemlerle asbest analizinin zorunlu kılınması gerekiyor; zira belirleyici olan “asbest içermez” beyanının kendisi değil, o beyanın hangi hassasiyetteki ölçüme dayandığı önem kazanıyor. En azından talk içeren ürünlere ‘bu üründe asbest yoktur’ yazacak kadar açık bir etiket gerekiyor, böylece bu ifadenin gerektirdiği testlerden geçme zorunluluğu için kapasite geliştirmek ve standart oluşturmak gerekiyor.
Üçüncü olarak analiz sonuçlarının kamuya açık yayınlanması gerekiyor. Ürünlerin fiilen satıldığı yer artık raflar değil e-ticaret portalları olduğu için çevrim içi satış platformlarına yönelik ayrı bir denetim protokolü oluşturulması gerekiyor. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun yetkilerinin artırılması veya ayrı bir denetim kapasitesi oluşturularak bu tür maddelerin sağlık etkilerinin düzenli izlenebileceği bir kapasite oluşturulması da şart. Talk madenciliği ve işlemesinde çalışanların maruziyet takibinin de bu kapsama alınması gerekiyor, zira tüketici tarafındaki tartışma sürerken, bu işin endüstrisinde çalışan pek çok insan bu tozu sürekli soluyor, maruz kalıyor.
Bugün atacağımız küçük bir adım, yarın torunlarımızı kucağımıza aldığımızda içimizin rahat olmasını sağlayacaktır. Bunu başarmak hâlâ elimizde.
Sağlıkla kalın.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 2 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.
[1] https://www.investor.jnj.com/investor-news/news-details/2026/Johnson–Johnson-Announces-a-Proposed-Resolution-of-Ovarian-Talc-Litigation/default.aspx?utm_source=chatgpt.com
[2] https://www.aljazeera.com/news/2026/7/28/jj-reaches-5-5bn-settlement-over-lawsuits-tying-talc-to-ovarian-cancer
[3] https://www.iarc.who.int/wp-content/uploads/2024/07/pr352_E.pdf
[4] https://doi.org/10.1007/s00254-003-0955-2
[5] https://www.iarc.who.int/wp-content/uploads/2024/07/pr352_E.pdf
[6] https://www.cancer.org/cancer/types/ovarian-cancer/key-statistics.html
[7] https://doi.org/10.1002/ajim.23106
[8] https://doi.org/10.1016/S1470-2045(15)00444-1
[9] https://doi.org/10.1016/S1470-2045(16)30239-X
[10] https://www.cnbc.com/2018/12/14/johnson–johnson-shares-drop-on-reuters-report-that-the-company-knew-for-decades-of-asbestos-in-its-baby-powder.html
[11] https://www.fda.gov/food/hfp-constituent-updates/baby-powder-manufacturer-voluntarily-recalls-product-asbestos
[12] https://www.aa.com.tr/tr/saglik/pudrada-kanser-yapici-asbest-tehlikesi-devam-ediyor/2121888
[13] https://www.sozcu.com.tr/bebek-pudralarinda-kanser-yapici-asbest-bulundu-wp6231016
[14] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/talk-bebek-pudralarinda-tehlike-1817256
[15] https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2672638



