Rusya’nın Barış Pınarı Harekâtı’ndan üç beklentisi

Türkiye 9 Ekim’de Suriye sınırında Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattığından beri, dünyanın pek çok yerinden açıklamalar veya tepkiler geliyor. Suriye meselesinin en güçlü müdahillerinden Rusya ise arka planda son derece faal ama ön planda temkinli bir sessizlik içinde…

Peki, Rus medyası gelişmeleri nasıl değerlendiriyor? Harekâtın Rus basınında eleştiri almaması ve bazı uzmanlarının sessiz kalmaları ilgi çekici bir gelişme. Zira Rus basınında Türkiye karşıtı hava, Ankara-Moskova ilişkilerinin olumsuz yönde geliştiği durumlarda, Kremlin’in ortaya koyduğu sert söylemin dahi ötesine gitme alışkanlığına sahip. Fakat bu defa Rus basınına hâkim olan bu sessizliğin arkasında yatan nedeni, Erdoğan ve Putin arasındaki pozitif diyaloğa yormak yeterli olmayabilir.

Üç beklenti bir tedirginlik

Yaygın Rus medyasındaki yorumlara ve Rus düşünce kuruluşları uzmanlarının yorumlarına bakınca, Moskova’nın Barış Pınarı Harekatı’nı fırsata çevirmek istediği izlenimini edinmek mümkün.

Bu yorumlara göre, Rusya’nın üç beklentisi ve bir tedirginliği var. Beklentileri şöyle: YPG’nin ve PYD’nin Arap güçlerle birlikte oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) olduğu bölgelerde denetim kurmak; İdlib krizini çözmek için fırsat yakalamak ve Suriye’deki petrol yataklarının kontrolünü ele geçirmek. Rusya’nın tedirginliği de ABD ile Türkiye arasında yeni iş birliği fırsatlarının doğmasına tanıklık etmek.

Yorumlara göre, Rusya’nın üç beklentisi ve bir tedirginliği var. Beklentileri şöyle: YPG’nin ve PYD’nin Arap güçlerle birlikte oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) olduğu bölgelerde denetim kurmak; İdlib krizini çözmek için fırsat yakalamak ve Suriye’deki petrol yataklarının kontrolünü ele geçirmek.

Rusya ve Şam Yönetimi Kürtleri kontrolüne alma peşinde

Rusya’da Orta Doğu ve Suriye’yi yakından takip eden Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Enstitüsü’nün uzmanı Kiril Semenov, Türkiye’nin SDG’ye karşı Suriye’nin kuzeyinde başlattığı asker operasyonun aslında Rusya, İran ve Şam yönetiminin de işine yaradığını yazdı. Yazarın buradan çıkardığı sonuç da, belki de operasyonun yapılması konusunda dörtlü bir mutabakatın olduğu yönünde.1

Yazara göre, Barış Pınarı Harekâtı ile Suriye’de iki önemli sorun olan SDG ve İdlib krizinin çözüme kavuşturulması için Ankara, Moskova, Tahran ve Şam dörtgeninde bir fırsat doğmuş olabilir. Zira SDG, Esad ve Rusya ile işbirliği yapmak, Şam merkezi yönetiminin denetime girmek isteyebilir. Böylece Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik tehditler ortadan kalkabilir ve bu gerçekleşirse ABD’nin bölgedeki ağırlığının azalabileceği öngörülebilir.

Rusya’nın en önemli yayınlarından, Küresel İlişkilerde Rusya dergisinin baş editörü Fyodor Lukyanov da benzer bir beklentiyi dile getiriyor. Kendi ifadesiyle, “Rusya’nın görevi, her şeyden önce, Şam makamlarının Suriye toprakları üzerindeki egemenliğini sağlamalarına yardımcı olmak.”

Rus basını ve yorumcuları da, PYD ve YPG’den söz ederken tıpkı Batı basını gibi bir ayrım yapmayıp, ‘Kürtler’ demeyi tercih ediyor. Lukyanov da, bu durumun istisnası değil. Ona göre, Barış Pınarı Harekâtı, Rusya’nın Kürtler üzerinde kontrol sağlama imkânını doğuruyor, hatta Kürtlerle diyaloğa bile girilebilir.2 Yazara göre, bu diyaloğun oluşması için “Kürtlerin, Şam yönetimin egemenliğini kabul etmesi, rejimin de onların güvenliğini sağlaması” gerekli.

Ver İdlib’i, al Fırat’ın doğusunu

Rus yorumcularının işaret ettiği başka bir fırsat da Rusya, Şam merkezi yönetimi ve İran’ın nihayet İdlib’de radikal silahlı unsurların bir uzantısı olarak gördükleri Heyet Tahrir Şam sorununu çözebileceklerini düşünmeleri.

Lukyanov ve Semenov’a göre, Rusya, İran ve Şam yönetimi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmasına göz yumup, karşılığında İdlib’e yapacakları operasyona Türkiye’nin göz yummasını isteyebilirler.

Semenov, İdlib’de zor bir kriz olduğunu hatırlatıyor ve Şam yönetimiyle Moskova’nın Ankara’dan beklentisinin HTŞ konusunda mevcut olandan daha fazla işbirliği olduğunu söylüyor.

Lukyanov da benzer görüşünü analizindeki şu cümleyle ifade ediyor: “Moskova Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge yaratması karşılığında, Ankara’dan Şam ordusunun İdlib’e yönelik operasyonlarında daha geniş imkanlar tanınmasını isteyebilir.”

Lukyanov da benzer görüşünü analizindeki şu cümleyle ifade ediyor: “Moskova Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge yaratması karşılığında, Ankara’dan Şam ordusunun İdlib’e yönelik operasyonlarında daha geniş imkanlar tanınmasını isteyebilir.”

Özetle her iki uzman da Rusya’nın İdlib konusunda Türkiye’den beklentileri olduğunu vurguluyor ve bu bölgenin denetiminin Şam yönetimine geçmesinin önemine işaret ediyor. Türkiye’den İdlib konusunda daha yakın işbirliği beklentisi olduğuna ya da bir şekilde taviz vermesi gerektiğine değiniyorlar.

Bir endişe: ABD – Türkiye arasında Suriye’de yeni işbirliği fırsatı

Semenov meseleyi ABD’nin çıkarları çerçevesinde değerlendiriyor. Rus uzman, yöneticiliğini daha ziyade YPG’lilerin yaptığı ancak Arap ve bölgedeki diğer azınlıkların da katılımıyla ABD tarafından oluşturulan SDG içinde Kürt militanların etkisinin azaltılmasının Beyaz Saray’ın işine geleceğini ve bunun da Türkiye ile Fırat’ın doğu ve batısında daha sağlıklı bir ilişki kurulması için fırsat olabileceğini öne sürüyor. Ona göre, SDG içindeki PYD-YPG unsurları zayıflatılır ve onların yerine SDG’nin kontrolü Arap unsurların eline geçerse, böyle bir durum Suriye’nin kuzeyinde Ankara ve Washington’un yeniden birlikte hareket etme imkânına kavuşmasını sağlayabilir.

Semenov’a bunları düşündüren birkaç neden var. Yazar, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden tamamen çıkıp çıkmayacağının belli olmadığına ilişkin şüphesini dile getiriyor ve Washington’un Türkiye’ye yalnızca SDG’nin PYD-YPG kanadının zayıflatılması ve YPG’nin Türkiye sınırından uzaklaştırılması için onay verdiğini öne sürüyor. Yorumcuya göre, bütün bunlar da Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında yürüttüğü denge politikasını uzun süre devam ettirmesi için olanak tanıyor.

Suriye petrollerinin denetimini yeniden kazanmak

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Planı Harekâtı sırasında Rus basınında, özellikle hükümetten önemli bilgi ve görüşler içeren analizleriyle dikkat çeken İgor Yanvarev’in imzasıyla yayınlanan bir yazıda, Suriye’nin kuzeyindeki petrol yataklarının SDG’den alındıktan sonra Rusya’nın kontrolüne geçmesinin çok yakın olduğu üzerine bir tahmin yer almıştı.3

Rusya’nın Uluslararası İlişkiler Konseyi hazırladığı raporda, Suriye enerji kaynaklarının çıkarılma faaliyetleri ve dağıtım yapısının ayağa kaldırılması ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında etkin bir biçimde kullanılabilmesi için 35 milyar dolara yakın yatırım yapılması gerektiği de vurgulanıyor.

Benzer bir görüş, 11 Ekim’de, Rusya’nın Uluslararası İlişkiler Konseyi Orta Doğu Masası Başkanı Ruslan Mamedov ve Viktor Katona’nın ‘Arap Doğu’sunda Rusya’nın Yapısal Çıkarları, Irak ve Suriye’de Petrol ve Gaz’ başlıklı raporlarında da diye getiriliyor.4 Raporda, Türkiye’nin Haseki – Deyrizor hattında PYD – YPG unsurlarını zayıflatması ve sonrasında bu bölgelerin, Şam yönetimi ile birlikte kontrol altına alınması olasılığından söz ediliyor.

Rusya’nın Uluslararası İlişkiler Konseyi hazırladığı raporda, Suriye enerji kaynaklarının çıkarılma faaliyetleri ve dağıtım yapısının ayağa kaldırılması ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında etkin bir biçimde kullanılabilmesi için 35 milyar dolara yakın yatırım yapılması gerektiği de vurgulanıyor.

Toparlamak gerekirse, Rus basınına, Kremlin’e, Rusya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı çalışan Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin (RİAC) Suriye ve Irak petrol kaynakları üzerine raporuna ve uzmanlarının görüşlerine göre, Türkiye’nin harekâtı sonrası, temelde üç beklenti var.

Bunlardan ilki, Barış Pınarı Harekatı sonrası zayıflayan PYD-YPG’nin Şam yönetimi ile masaya oturması ve merkezi yönetimin kontrolü altına girmesi. İkinci olarak, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de yaptığı güvenli bölge karşılığında İdlib’de rejimin elinin serbest bırakılmasına göz yumması ya da radikal silahlı unsurların uzantıları ile daha kararlı mücadele edilmesine katılması. Üçüncü ve son olarak, Irak ve Suriye petrol ve doğalgaz paylaşımında Şam ile Moskova’nın tamamen kontrolü ele alması ve enerji jeopolitiğinin şekillenmesinde Rusya’nın belirleyici konumda olmasının sağlanması.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 16 Ekim 2019’da yayımlanmıştır.

  1. Kiril Semenov, RBC, Igra s Turtsiyey: kak deystviya Ankary ispol’zuyut drugiye storony konflikta https://www.rbc.ru/opinions/politics/10/10/2019/5d9eeaae9a79470e8b5cb808?from=center
  2. Vzglyad Delovaya Gazeta, Вторжение Турции в Сирию может принести выгоду России https://vz.ru/world/2019/10/9/1002007.html
  3. İgor Yanvarev, Rossiya v polushage ot kontrolya nad kurdskoy neft’yu Eks-soyuzniki SSHA dopustili vozvrashcheniye k kontaktam s RF, News.Ru https://news.ru/near-east/rossiya-v-polushage-ot-kontrolya-nad-kurdskoj-neftyu/
  4. Ruslan Mamedov, Viktor Katona, Sıstemnyye INTERESY ROSSII V ARABSKOM MASHRIKE: NEFT’ I GAZ IRAKA I SIRII (RİAC) https://russiancouncil.ru/papers/SyriaIraqOilandGas-Paper48-Rus.pdf

Orhan Gafarlı

Orhan Gafarlı - Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora adayı. XVIII - XIX Yüzyıl Çarlık Rusya’nın Dış Politikası’nı çalışan Gafarlı, Harvard Üniversitesi’nde 2017- 2018 yılları arası Davis Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacıydı. The Jamestown Foundation'da Türkiye-Rusya ilişkileri, enerji politikaları üzerine analizler yazıyor. 2012-2014 yılları arasında BİLGESAM'da Avrasya üzerine araştırmacı olarak çalıştı. 2015 yılında “Avrasya Çıkmazı: Yeni Büyük Oyunu Kim Kazanacak?” başlıklı bir kitap yayınladı.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend