Şimdi masada kimin elinde ne var?

Barış Pınarı Harekâtı her ne kadar Türkiye’nin güvenlik tehdidi algılamaları ile ilgili olsa da sonuçları, küresel denklemi değiştirebilecek nitelikte. Harekâttan kritik önemde etkilenecek konular arasında, Suriye’de siyasi çözüm, ülkenin gelecekteki siyasal yapısı ve Ankara-Moskova-Tahran-Vaşington rekabeti var.

Ankara açısından sorunun temelinde, ABD askeri varlığı değil, ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG/PYD ile ittifak etmesi yatıyordu.

Türkiye diplomasi seçeneğini öncelese de bunun tüketildiğini düşündüğü noktada YPG’nin Suriye’deki alan kontrolüne son vermek için 9 Ekim 2019 tarihinde “Barış Pınarı Harekatı” adı altında tek taraflı askeri müdahale gerçekleştirdi.

Harekat, ilgili aktörlerin davranışlarında radikal değişikliklere yol açacak nitelikte oldu.

ABD: Az ve yanlış yatırımla çok kâr beklemek

ABD, YPG’yi IŞİD ile mücadelesinde etkili bir yerel ortak olarak görmüştü. IŞİD’in alan hâkimiyetine son verildikten sonra, ABD, YPG ile ilişkisini ve Suriye’deki varlığını/önceliklerini yeniden tanımladı. Kendisine üç hedef belirledi: Suriye’de siyasi çözüme ulaşana (bu bir anlamda YPG alanlarına siyasi statü kazandırılması anlamına da geliyordu), İran destekli güçler Suriye dışına çıkarılana ve IŞİD’in geri dönüş koşulları engellenene kadar Suriye’de kalmak.

Ancak ABD’nin Suriye’deki en büyük çelişkisi, çok büyük hedefler ortaya koyması ve buna karşılık Suriye’ye çok fazla yatırım yapmadan yerel ortaklar ile bu büyük hedeflere ulaşmak istemesiydi. Daha da önemlisi, yerel ortak olarak bir bölgesel güç ile değil bir devlet dışı aktör ve birçok aktör tarafından terör örgütü olarak kabul edilen YPG ile ittifak yapmayı tercih etti.

Esasında ABD ile YPG’nin ittifakı, IŞİD ile mücadele bittikten sonra sınırlarına çoktan ulaşmıştı. Bu noktadan sonra ABD’nin Suriye ve Ortadoğu’da stratejik hedeflerine YPG ile ulaşması mümkün değildi.

Esasında ABD ile YPG’nin ittifakı, IŞİD ile mücadele bittikten sonra sınırlarına çoktan ulaşmıştı. Bu noktadan sonra ABD’nin Suriye ve Ortadoğu’da stratejik hedeflerine YPG ile ulaşması mümkün değildi. ABD karar alıcı çevrelerinde sesi daha az çıkan ama etkili bazı kesimler bunu dile getirse de, YPG konusunda duygusallık geliştirmiş olan güvenlik çevreleri bu ittifak değişimi konusunda engelleyici/geciktirici rol üstlendi.

ABD Başkanı Trump’ın da özü itibarıyla ABD’nin YPG nedeniyle Türkiye gibi bir bölgesel güç ile karşı karşıya gelmesini istemediği, Türkiye ile ittifakın uzun vadede ABD hedeflerine ulaşmak açısından en uygun ve gerçekçi yol olduğu düşüncesinde olduğu anlaşılıyordu. Aynı düşünceyi savunan kesimlerin etkisiyle son dönemde ABD’nin YPG konusundaki söyleminde daha dengeli bir yaklaşım ortaya çıkmaya başladı. ABD yine de uzun vadeli politik beklentileri ile dış politikadaki inanılırlığını koruma arasında bir denge bulmaya çalıştı. Barış Pınarı Harekâtı tam da bu noktada ABD karar alıcı çevrelerde Türkiye’nin önemini kavrayan ve YPG ile ittifakın uzun vadede sürdürülemez olduğunu düşünen çevrelerin elini güçlendirdi. Trump zaten en başından bu yana ülkesinin Suriye ve Ortadoğu’da çok fazla enerji, zaman, kaynak harcamaması gerektiğini savunuyordu. Bir de buna Türkiye ile karşı karşıya gelme riski eklenince ABD’nin Suriye’den geri çekilme süreci hız kazandı. Barış Pınarı Harekâtı neticesinde ABD askeri güçleri Münbiç ve Türkiye-Suriye sınır hattının tamamından geri çekildi.

Güç boşluğunu doldurma yarışı

Moskova, Tahran ve Şam’a göre, Türkiye ABD’den daha rahat şekilde sınırlayabilecekleri, baş edebilecekleri bir aktör idi. Dolayısıyla Barış Pınarı Harekâtı başlayana kadar perde gerisinde Türkiye’yi teşvik eden Moskova, operasyonun başlaması ile hemen Türkiye’yi sınırlandıracak şekilde pozisyon aldı.

ABD’nin Suriye’de kimi bölgelerden geri çekilmesinin yarattığı güç boşluğu Türkiye, Rusya, Suriye ve İran arasında rekabete yol açtı. Esasında bu aktörler Astana temelinde Fırat’ın doğusu ve ABD’nin askeri varlığı konusunda ortak zeminde bir araya gelmişti. Rusya, bir kademeye kadar Suriye ve İran da Türkiye’nin askeri baskısını ABD’nin çekilmesini sağlamak için bir fırsat olarak görüp desteklemişti. Çünkü onlara göre Türkiye, ABD’den daha rahat şekilde sınırlayabilecekleri, baş edebilecekleri bir aktör idi. Dolayısıyla Barış Pınarı Harekatı başlayana kadar perde gerisinde Türkiye’yi teşvik eden Moskova, operasyonun başlaması ile hemen Türkiye’yi sınırlandıracak şekilde pozisyon aldı.

Rusya arabuluculuğunda Suriye ve YPG bir araya gelerek askeri bir uzlaşıya vardı. Buna göre YPG, Suriye güçlerinin Münbiç, Ayn el-Arap, Haseke gibi bölgelere girişine onay verdi. YPG, Suriye bayrağı ve Başkanı’nın otoritesi altında Suriye’nin birliği ve bütünlüğü için çaba sarf etme garantisi verdi. YPG buna karşılık Türkiye’ye karşı Rusya ve Suriye’nin korumasını elde etmeye çalıştı. YPG bir anlamda tamamen yok olma ile maksimalist hedeflerinden vazgeçerek otoritesini paylaşmak arasında bir tercih yapmak durumunda kaldı.

Rusya: Başat rolden oyun kuruculuğa

Rusya, Suriye krizinde zaten en etkili dış aktör olarak öne çıkıyordu. Ancak Barış Pınarı Harekâtı Rusya’yı Suriye’de oyun kurucu aktöre dönüştürecektir.

ABD her ne kadar Suriye’ye Rusya kadar güç enjekte etmese de uluslararası siyasetteki ağırlığı ve askeri caydırıcı gücü sayesinde Rusya’ya karşı bir denge oluşturuyordu. Ancak Barış Pınarı Harekâtı ABD’nin Suriye’den çekilme sürecini hızlandırdı. Rusya artık Suriye’de tek süper güç olarak öne çıktı. Bundan sonraki süreçte Rusya’nın Suriye’de kendine daha güvenli bir tavır içinde olması yüksek ihtimaldir.

Rusya artık Suriye’de tek süper güç olarak öne çıktı. Bundan sonraki süreçte Rusya’nın Suriye’de daha kendine güvenli, daha buyurgan bir tavır içinde olması yüksek ihtimaldir. Suriye’de kendine güveni artan Rusya’nın bundan sonra Türkiye ile işbirliğine nasıl bakacağı kritik önemde.

Rusya’nın Suriye’de birinci tercihi Şam olsa da Türkiye’nin kaygılarını da hiçbir zaman tamamen göz ardı etmedi. Rusya Suriye’de Türkiye ile sağlanan koordinasyonun ve Türkiye ile Suriye’yi aşan alanlarda işbirliğinin önemine inanıyor. Zaten Rusya’yı Suriye’de bu denli güçlü kılan da ABD’nin aksine bölgesel güçler ile işbirliği yapmayı başarabilmiş olmasında yatıyor. Hatta Rusya, Suriye’de birbirine tamamen zıt yaklaşımları olan Türkiye ve İran ile aynı anda birlikte hareket etmeyi başardı.

Ancak Suriye’de kendine güveni artan Rusya’nın bundan sonra Türkiye ile işbirliğine nasıl bakacağı kritik önemde. Bundan sonraki süreçte Suriye’de Ankara-Moskova işbirliğinin ciddi bir samimiyet testine gireceği söylenebilir.

Türkiye: Manevra alanı daralacak mı?

Türkiye bir taraftan ABD’nin Suriye’den çekilmesini YPG’nin zayıflatılması adına fırsat olarak görüyor. Ancak diğer taraftan Türkiye bugüne kadar Suriye’de Rusya-ABD rekabetinden faydalanarak kendisine manevra alanı açıyordu.

ABD’nin denklemden çıkmaya başladığı ve Rusya’nın Suriye’de tek süper güç olarak kaldığı bir ortam Türkiye’nin oyun alanını daraltabilir. Bugüne kadar Türkiye’nin kolaylaştırıcı rolü sayesinde Suriye’de yükselen Rusya, yeni ortamda Türkiye’ye daha az ihtiyacı kaldığını düşünerek hareket ederse istikrarsızlık baş gösterebilir. Ancak böyle bir süreçte kaybedenin bütün taraflar olacağını söylemek mümkün.

Tahran tedirgin, Şam kazanan

İran, Türkiye konusunda kendini Rusya kadar sınırlandırılmış hissetmiyor ve bölgesel rakibi Türkiye’nin Suriye’de alan kazanmasını kendi aleyhine bir ilerleme olarak değerlendiriyor. Bu nedenle İran’ın Barış Pınarı Harekâtı konusunda Rusya’ya nazaran daha eleştirel ve kaygılı olduğu söylenebilir.

İran, bölgesel rakibi Türkiye’nin Suriye’de alan kazanmasını kendi aleyhine bir ilerleme olarak değerlendiriyor.

Harekâtın bir diğer kazananı ise Suriye. Şam, nihai olarak bütün Suriye topraklarında egemenliğini tesis etmek istiyor. Esad rejiminin önceliği her ne kadar İdlib olsa da Suriye topraklarının neredeyse üçte birini oluşturan ve ekonomik açıdan en fazla kaynağa sahip bölgesi olan doğu Suriye’ye geri dönüş için fırsat kolluyor.

Suriye geçmişte Rusya ve İran desteği ile Deyr ez Zor’da Fırat’ın doğusuna geçme girişiminde bulunmuş ancak ABD’nin sert karşılığına maruz kalmıştı. 100’ün üzerinde silahlı Suriyeli, İranlı ve Rus unsurun hayatını kaybettiği ABD karşılığı sonrasında bir daha böyle bir girişim söz konusu olmamıştı.

Şam bu dönemde Rusya arabuluculuğunda YPG ile müzakere yoluyla Suriye’nin doğusuna dönüş çabası içinde oldu. Ancak YPG’nin Kuzey Irak benzeri bir model çerçevesinde maksimalist talepler öne sürmesi ve ABD’nin YPG’yi masadan çekme baskısı neticesinde görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Fakat şimdi Barış Pınarı Harekatı Şam’a istediği fırsat alanını yarattı. Suriye aynen Rusya ve İran gibi ABD’nin geri çekilme eğiliminin hız kazanmasından memnun olsa da bu sürecin Türkiye adına fırsata dönüşmesini de engellemeye çalışıyor. Ayrıca daha önce aşırı taleplerde bulunan YPG’nin Türkiye baskısı ve yenilgisi karşısında azalan talep seviyesini de fırsata çeviriyor. Bu sayede Suriye rejim bayrakları Barış Pınarı Harekatı’nın hemen sonrasında önce Münbiç ve sonrasında da Ayn el-Arap ve Haseke gibi yerleşimlerde dalgalanmaya başladı.

Şam, sürecin Türkiye adına fırsata dönüşmesini de engellemeye çalışıyor. Aynı zamanda, daha önce aşırı taleplerde bulunan YPG’nin Türkiye baskısı ve yenilgisi karşısında azalan talep seviyesini de fırsata çeviriyor.

Avrupa, S. Arabistan, BAE: Tam bir yenilgi

Barış Pınarı Harekatı, Avrupa ülkeleri ve S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölgesel aktörler için ise tam bir yenilgi. Zira bu ülkeler Suriye’de büyük ölçüde ABD’nin öncülüğünde, onun çizdiği çerçevede hareket ediyordu.

İngiltere ve Fransa, ABD’nin Suriye’de bu denli yatırım yaptıktan sonra geri çekileceğini düşünmüyor ve ona güvenerek Fırat’ın doğusunda az sayıda da olsa askeri varlık bulunduruyordu. Yine ABD’nin ittifakının verdiği rahatlıktan faydalanarak Türkiye’ye rağmen YPG ile ilişki geliştirip Fırat’ın doğusunda kurulan yeniden inşa sürecine destek veriyordu. Bu nedenle Trump geçmiş dönemde Suriye’den çekilme kararını ilk deklare ettiğinde buna en fazla itiraz eden ve eleştiren ülkeler İngiltere ve Fransa olmuştu. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “müttefikler güvenilir olmalı” yönünde bir açıklama dahi yapmıştı.

S. Arabistan ve BAE ise Türkiye ve İran’a karşı denge oluşturabilmek için ABD öncülüğünde bölgedeki yeniden inşa sürecine maddi destek sağlıyor, yerel Arap aşiretler ile ilişki geliştiriyordu. Ancak Barış Pınarı Harekatı sonrasında ABD’nin Suriye’deki varlığı ve YPG yapılanmasının geleceği belirsiz hale geldi. Dolayısıyla söz konusu aktörler açısından bugüne kadar yapılan yatırımlar boşa gidebilir.

Avrupa’nın Barış Pınarı Harekatı konusunda aldığı aşırı eleştirel tavrın da insani kaygılardan ziyade siyasi değerlendirmelerden kaynaklandığı düşüncesi doğuyor. Bu ülkelerin elinde kalan ise YPG adına Türkiye ile ilişkilerin riske edilmiş olması. Avrupa için en önemli konulardan biri, YPG’nin denetimi altındaki yabancı terörist savaşçıların kontrol altında tutulmasıydı. Ancak yeni süreç ile birlikte bir kısım yabancı terörist savaşçının denetimi Türkiye’ye geçiyor. Bu da Türkiye ile işbirliğini zorunlu kılıyor. Bu nedenle Barış Pınarı Harekatı’na karşı aşırı eleştirel bir tutum alan Avrupa’nın önümüzdeki dönemde yabancı terörist savaşçılar konusunda işbirliği için Türkiye’nin kapısını çalması gerekebilir.

Yeni süreç ile birlikte bir kısım yabancı terörist savaşçının denetimi de Türkiye’ye geçiyor. Bu da Türkiye ile işbirliğini zorunlu kılıyor. Bu nedenle Barış Pınarı Harekâtı’na karşı aşırı eleştirel bir tutum alan Avrupa’nın önümüzdeki dönemde yabancı terörist savaşçılar konusunda işbirliği için Türkiye’nin kapısını çalması gerekebilir.

Türkiye: Riskler ve fırsatlar

Barış Pınarı Harekâtı Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise fırsatlar ve risklerin içe geçtiği bir tablo ile karşı karşıyayız.

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ile bir tarafta siyasi diğer tarafta da askeri hedefleri söz konusu idi. Askeri hedefe bakıldığında, Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar uzanan 480 km’lik hat boyunca 32 km derinlikte YPG’den arındırılmış, TSK kontrolünde bir bölge oluşturulması hedefleniyordu. 9 Ekim 2019’da başlayan operasyonun gelişim süreci YPG’nin TSK karşısında direnç göstermesinin imkânsız olduğunu ortaya koydu. TSK’nın belirlenen hedefe ulaşması açısından askeri anlamda büyük bir engel ile karşılaşmayacağı anlaşılıyor.

Ancak Türkiye’ye karşı esas meydan okuma ABD, Rusya ve Suriye’nin karşı hamleleri ve Türkiye’yi sınırlandırma girişimleri. Türkiye’nin operasyonunu engelleyemeyen ABD, başta ifade edildiği üzere kendi iç politik gerekçeleri nedeniyle en azından Barış Pınarı Harekâtı’nı Arap nüfus yoğunluklu Tel Abyad-Ras al-Ayn hattında tutmaya çalışıyor. ABD bunu sağlamak üzere Türkiye ile müzakere yürüterek YPG’nin sınır bölgesinden çekilmesi karşılığında Türkiye’nin operasyonuna beş günlük bir ara vermesi konusunda uzlaştı. Ancak bu yazı yazıldığı sırada beş günlük sürenin dolmadığı uzlaşı çok kırılgan bir zeminde ilerliyor.

Diğer taraftan Rusya ve Suriye hamle önceliğini kullanarak Münbiç ve Ayn al-Arap’ta Rus ve Suriye bayraklarını dalgalandırarak Türkiye’nin operasyonunun batı ve doğu yönlü gelişmesini engellemeye çalışıyor. ABD ve Rusya tarafından yapılan bu hamleler Türkiye’nin nihai askeri hedefine ulaşmasını engelleyecek gibi gözüküyor. Yani Fırat’ın doğusundaki Türkiye-Suriye sınır hattının tamamında muhtemelen TSK kontrolü söz konusu olamayacak.

ABD ve Rusya tarafından yapılan bu hamleler Türkiye’nin nihai askeri hedefine ulaşmasını engelleyecek gibi gözüküyor. Yani Fırat’ın doğusundaki Türkiye-Suriye sınır hattının tamamında muhtemelen TSK kontrolü söz konusu olamayacak.

Bununla birlikte Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nı gerçekleştirmesinin esas nedeni YPG/PKK’nın Suriye’de siyasi statü kazanma, federalizm taleplerine son verme kısaca YPG/PKK’nın devletleşme sürecinin önüne geçmek idi. Yani Barış Pınarı Harekâtı’na siyasi hedefi açısından bakıldığında Türkiye’nin hedefine ulaştığı gözleniyor. Barış Pınarı Harekatı’na kadar Fırat’ın doğusunda bir statüko oluşmuştu ve Türkiye bu statükoyu kabul etmiyordu. Barış Pınarı Harekâtı bu statükoyu alt üst ederek bütün etkili aktörlerin yeni bir güç mücadelesine girdiği yeni bir rekabet alanı doğurdu. Bu süreçte bütün aktörler kendi pozisyonunu güçlü kılmak için hamle yapacak ama en nihayetinde bu sürecin en büyük kaybedeni YPG/PKK olacak.

Barış Pınarı Harekâtı’nın en önemli sonucu, artık Suriye’de toprak bütünlüğü veya siyasal birlik tartışmalarının sona erecek olmasıdır.

Twitter’dan takip edin: @oytunorhn

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 21 Ekim 2019’da yayımlanmıştır.

Oytun Orhan

Oytun Orhan, Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Ortadoğu Masası’nda 10 yıl boyunca araştırmacı olarak çalıştı. 2009’dan bu yana ORSAM'da görev yapan Orhan, Suriye ve Lübnan konularına yoğunlaşıyor. Başta Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün olmak üzere Ortadoğu bölgesinde çok sayıda saha çalışması yürüten Orhan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdürüyor.

1
Yorumu Gör

avatar
Faruk
Ziyaretçi
Faruk

Öngörülerin tutarlı ve isabetli değil. ABD’nin yatırımı SDG’ydi orda varlar artık. YPG silahlı bir orduya dönüşmüş durumda. 32 km geriye çekilmesi buharlaşıp yok olduğu anlamına gelmeyeceği gibi sözde güvenlik bölgesine geri dönmeyecekleri anlamına da gelmez. Kısacası başından beri yanlış olan Suriye politikasını, bünyesinde kısmi doğrular bulunduran ve garip bir biçimde sonlandırılan barış pınarı harekatıyla toparlamak mümkün değildi ve olmadı da!
Cihatçı fanatiklerle birlikte kaybeden tek ülke ne yazık ki biziz!

Send this to a friend