Jeo-politika

5 Şubat 2024

Yazdır

Ortadoğu’yu sadece Ortadoğulular düzeltebilir

Henüz ufukta görünmüyor, ama İsrail’in Gazze’deki soykırım davasına konu olan acımasız katliam bir gün sona erecek. Ya sonra?

ABD merkezli iki düşünce kuruluşu araştırmacısı, UCLA Burkle Uluslararası İlişkiler Merkezi’nden Dalia Dassa Kaye ile Chatham House’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil’in birlikte, Foreign Affairs için kaleme aldıkları makalede, “sonraki günde” Ortadoğu’da taşları yerine oturmak için bölge ülkelerin inisiyatif alması gerektiğini savundular.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“2024’ün ilk haftalarında, Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı savaş bölgeyi alevlendirmeye başladı. Ortadoğu’nun istikrarı bir kez daha ABD dış politika gündeminin merkezine oturdu. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından sonra, ABD, denizaltı ve uçak gemisi gibi askerî varlıkları bölgeye gönderdi. Ancak, çatışma kontrol altına alınamayınca daha fazla askerî müdahalede bulundu. Irak ve Suriye’deki ABD askerî personeline yapılan saldırılara karşılık olarak İran destekli gruplara yönelik saldırılar düzenledi. Bu olaylar, ABD’nin Ortadoğu’da artan gerilimle başa çıkmak için askerî güç kullanma eğiliminde olduğunu gösterdi.

Ancak, uzun vadeli olarak ABD’nin bölgeye daha fazla diplomatik ve güvenlik kaynakları aktaracağına dair işaret yok. ABD, yükselen Çin ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla da uğraşıyor. Filistin meselesi, ABD’nin önceden belirlediği stratejileri etkilemedi. Başkan Joe Biden, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirecek bir anlaşmaya öncelik vermeye devam ediyor. ABD bu anlaşmayı yaparken her iki tarafa da önemli teşvikler sunmaya hazırdı, ama Filistin meselesini çoğunlukla görmezden geliyordu.

ABD Ortadoğu gerçeklerinden kopuk

7 Ekim bu yaklaşımı altüst ederek Filistin meselesini bir kez daha merkeze oturttu. ABD’li yetkililerin ABD’yi Ortadoğu’daki çatışmalardan uzak tutma çabalarına son vermeleri de pek olası görünmüyor. Elbette ABD, Ortadoğu’da yer almaya devam edecektir. Ancak ABD’nin Gazze’yi etkin bir şekilde yönetme ve kalıcı bir Ortadoğu barışı sağlama konusunda liderliği ele almasını beklemek “Godot’yu beklemek” gibi olacaktır.

ABD, askerî varlıkları ve İsrail ile olan benzersiz ilişkisi nedeniyle bölgede önemli bir oyuncu olmaya devam edecektir. Ancak Washington’un İsrail-Filistin çatışmasını kesin olarak sona erdirecek büyük bir pazarlık yapabileceği beklentisi günümüz Ortadoğu’sunun gerçeklerinden kopuktur. Bu, diğer küresel güçlerin ABD’nin yerini alacağı anlamına gelmiyor. Ne Avrupalı ne de Çinli liderler, ABD’nin etkisi azalsa bile, bu görevi üstlenmek için fazla bir ilgi ya da çaba göstermediler. Nihayetinde büyük diplomatik atılımlar büyük olasılıkla bölgenin kendisinden gelecek ve bölgenin kendisine bağlı olacaktır.

Ortaya çıkan bu gerçek karşısında bölgesel güçlerin, özellikle de İsrail’in yakın Arap komşuları Mısır ve Ürdün’ün yanı sıra savaş başladığından beri koordinasyon halinde olan Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), acilen adım atması ve ileriye dönük ortak bir yol belirlemesi gerekiyor. Zira savaş ne kadar uzun sürerse, Ortadoğu’da daha geniş çaplı kırılmalar yaşanması riski de o kadar artar.

Ortadoğu’nun bölgesel güvenlik için kendi güçleri arasında daimi bir diyalog zemini oluşturacak bir foruma sahip olmasının zamanı çoktan gelmiştir. Trajediden fırsat çıkarmak için çok çalışmak ve en üst siyasi düzeylerde kararlılık göstermek gerekecektir. Bu vizyon bugün ne kadar uzak görünse de Ortadoğu liderlerinin şiddet sarmalını durdurma ve bölgeyi olumlu bir yöne taşıma potansiyeli var.

Ortadoğu’da yumuşama yeniden canlandırılmalı

ABD’nin bölgedeki etkinliği 7 Ekim’den önceki yıllarda azalırken, büyük bölgesel güçler güvenlik düzenlemelerini şekillendirme ve belirleme çabalarını istikrarlı bir şekilde arttırdı. Bölge devletleri 2019’dan itibaren daha önce gergin olan ilişkilerini düzeltmeye başladılar. Bu alışılmadık bölgesel yeniden yapılanma sadece ekonomik önceliklerden değil, Washington’un Ortadoğu’daki çatışmaları yönetmeye olan ilgisinin azaldığı algısından da kaynaklandı.

Körfez ülkeleri ile İran arasındaki yakınlaşmayı ele alalım. BAE, 2019’da üç yıllık bir kopuşun ardından İran’la ikili ilişkilerini yeniden kurdu. BAE 2022 yılında Tahran ile diplomatik ilişkilerini resmen yeniden başlatarak Riyad’ın da aynı yolu izlemesinin önünü açtı. Mart 2023’te, uzun süredir rakip olan Suudi Arabistan ile İran, Çin’in aracılık ettiği aylarca süren gizli görüşmelerinin anlaşmayla varıp ilişkilerini yeniden başlattıklarını duyurdular. ABD’nin bu anlaşmalarda rolü yoktu.

Bu arada 2021 yılında Bahreyn, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE, Katar’a yönelik üç buçuk yıldır süren ablukayı sona erdirdi. Aynı dönemde BAE ve Suudi Arabistan, Türkiye’nin Katar’a ve Müslüman Kardeşler ile bağlantılı gruplara verdiği desteğe tepki olarak daha önce uzak durdukları Türkiye ile uzlaştı. Suudi-Türk ilişkileri, Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nda öldürülmesine ilişkin Türk adli soruşturması nedeniyle de gerilmişti. İlişkileri yeniden başlatan Suudiler ve BAE, zor durumdaki Türk ekonomisine önemli Körfez yatırımlarının kapısını açmış oldu. Ve Mayıs 2023’te Arap liderler Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Arap Birliği’ne yeniden davet ederek Suriye’nin acımasız iç savaşı sırasında on yıldan fazla süren izolasyonun sonunu getirdiler.

Bu bölgesel yeniden yapılanmanın bir başka yönü de İsrail’in bazı Arap hükümetleriyle normalleşmesiydi. Bahreyn, Fas ve BAE, 2020 Abraham Anlaşmaları’nda İsrail ile resmî bağlar kurmayı kabul ederek yeni ekonomik ilişkiler ve ticaret için fırsatlar yarattı. Anlaşmaların bir hedefi de İsrail ile Arap dünyası arasında yeni doğrudan güvenlik ilişkilerinin önünü açmaktı.

Ancak normalleşme anlaşmalarında gözle görülür bir şekilde yer almayan Filistin meselesi büyük ölçüde bir kenara bırakıldı. Şimdi, Gazze’nin yıkımıyla birlikte, daha fazla ilerleme kaydedilmesi sadece savaşı sona erdirmeye değil, aynı zamanda bir Filistin devleti için uygulanabilir bir plan oluşturmaya da bağlı olacaktır.

Kırılmalar ve direnç noktaları aşılabilir

Teorik olarak, Gazze’deki yıkıcı savaşın Ortadoğu’nun yeniden yapılanması için ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünülebilir. Çoğu durumda, yeni kurulan bölgesel ilişkiler hâlâ kırılgan ve silahların yayılması, BAE’nin Libya ve Sudan’daki militan grupları desteklemeye devam etmesi, İran’ın bölgedeki devlet dışı silahlı milis gruplara desteği ve Suriye’nin uyuşturucu Captagon ihracatı gibi çetrefilli konular henüz ele alınmadı. İsrail’in Arap hükümetleriyle yeni yeni normalleşmeye başlayan ilişkilerini tehlikeye atmanın yanı sıra, Hizbullah ve Husilerden Suriye ve Irak’taki çeşitli milislere kadar İran destekli grupların artan katılımı İran ve Körfez ülkeleri arasında yeni çatlaklar yaratma potansiyeline sahip. Ancak şimdiye kadar, ortaya çıkan yeniden hizalanmalar şaşırtıcı derecede dayanıklı oldu.

Gazze savaşı İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri bozmak yerine daha da güçlendirmiş görünüyor. Kasım 2023’te İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ev sahipliğinde Riyad’da düzenlenen Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın nadir ortak toplantısına katıldı ve bir sonraki ay İranlı ve Suudi liderler Gazze savaşını görüşmek üzere Pekin’de tekrar bir araya geldi.

Bu arada İsrail ile Abraham Anlaşması ortakları arasındaki diplomatik bağlar şu ana kadar devam etti. BAE, mevcut krizde bile İsrail hükümeti ile diyaloğu İsrail-Filistin siyasi çözümünde ilerleme sağlamanın önemli bir yolu olarak gördüğünü açıkça ortaya koydu. Bahreyn parlamentosu Gazze’ye yönelik devam eden saldırıyı kınamış olsa da ülke İsrail ile bağlarını resmen koparmış değil. Her iki Arap ülkesi için de normalleşme sadece İsrail ile ekonomik bağları güçlendirmek değil, aynı zamanda ABD ile stratejik bağları pekiştirmek anlamına geliyor. Ocak 2022’de Biden Katar’ı “NATO üyesi olmayan önemli bir müttefik” olarak tanımlarken Eylül 2023’te Bahreyn ve ABD stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir anlaşma imzaladı.

Kuşkusuz savaş, özellikle İsrail ve komşu devletler söz konusu olduğunda bölgesel işbirliğinin önünde yeni engeller yarattı. Hem Türkiye hem de Ürdün İsrail’deki büyükelçilerini geri çekti ve İsrail ile Fas arasındaki doğrudan uçuşlar Ekim ayında durdu. Arap kamuoyu İsrail ile normalleşmeye her zamankinden daha güçlü bir şekilde karşı çıkıyor. Ocak ayı ortasında İsrail’in saldırılarına karşılık Tahran’ın Irak, Pakistan ve Suriye’ye doğrudan füze saldırısı düzenlemesi ve IŞİD’in İran’ın Kerman kentine saldırması gerilimi daha da arttırdı.

Şimdilik Ortadoğu liderlerinin bu anlaşmazlıkları aşmaya çalıştığına dair işaretler var. Örneğin İran, artan ekonomik baskıyı ve içerideki huzursuzluğu yönetmek için sadece Körfez’in Arap ülkeleriyle değil, Irak, Türkiye ve Orta Asya ülkelerinin yanı sıra Çin ve Rusya ile de bölgesel iş ve ticaret ilişkilerine yeni bir öncelik verdi. Ancak Gazze’de ateşkes sağlanamaması halinde bölge genelinde kısasa kısas saldırılar arttıkça İran’ın hesapları da değişebilir.

Gazze etkisi

Bölgeyi bir arada tutan en güçlü güçlerden biri Filistin meselesi olabilir. Halkın büyük öfkesi ve uzun vadede radikalleşme ve aşırılık yanlısı grupların geri dönme potansiyeliyle karşı karşıya kalan bölge liderleri, savaşa yönelik politikalarını büyük ölçüde uyumlu hale getirdiler.

Ortadoğu’daki hükümetler acil bir ateşkes talep etme, Filistinlilerin Gazze dışına nakledilmesine karşı çıkma, Gazze’ye insani erişim ve acil yardım sağlanması çağrısında bulunma ve savaşın sona ermesi karşılığında İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için müzakereleri destekleme konusunda büyük ölçüde birleşti. Şimdi asıl soru, bu birlikteliğin meşru bir barış sürecinin inşasına yönlendirilip yönlendirilemeyeceği.

Aralık 2023’te Mısır ve Katar, rehinelerin aşamalı olarak serbest bırakılması ve esir takası şartına bağlı bir ateşkesle başlayan bir plan ortaya koydu. Bir geçiş döneminin ardından, bu güven artırıcı adımlar teorik olarak bir Filistin birlik hükümetinin kurulmasına yol açacaktı. Her ne kadar İsrail hem Hamas’ın dahil edilmesi hem de devlet meselesi nedeniyle planın kendisini reddetmiş olsa da plan daha sonraki tartışmalar için bir başlangıç noktası oluşturdu.

Buna karşılık Türkiye, bölgedeki devletlerin Filistin’in güvenliğini ve yönetimini koruyup destekleyeceği, ABD ve Avrupa ülkelerinin de İsrail için güvenlik garantileri sağlayacağı çok ülkeli bir garantörlük sistemi kavramını ortaya attı. Diğerleri ise Birleşmiş Milletler’in Batı Şeria ve Gazze’de nihayetinde Filistin seçimlerine zemin hazırlayacak bir geçiş dönemi otoritesini yönetmesini önerdi. İran ise Filistinliler tarafından desteklenen her türlü sonucu destekleyeceğini defalarca dile getirdi.

Bu arada Suudi Arabistan diğer Arap devletleriyle birlikte İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesini bir Filistin devletine giden geri dönülmez bir yolun açılması şartına bağlayan bir barış planı geliştiriyor. Riyad’ın yaklaşımı, Doğu Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’da bir Filistin devletinin kurulması karşılığında Arapların İsrail’i tanımasını taahhüt eden 2002 Arap barış girişimiyle destekleniyor. Suudi Arabistan’ın mevcut planı Washington’un İsrail-Suudi normalleşmesi yönündeki çabalarıyla örtüşüyor. Netanyahu yönetimindeki İsrail hükümeti ise tüm bu önerileri reddetmeye devam ediyor.

Ortadoğu’ya yeni bir işbirliği ve güvenlik platformu gerekiyor

Böylesine korkunç bir savaşın ardından ciddi bir barış süreci için gerekli siyasi koşulları oluşturmak yıllar alabilir. İsrail-Filistin çatışması devam ettiği sürece bölgesel istikrarın sürekli risk altında olacak. Bölgesel hükümetler de, kendileri için uygulanabilir bir barış süreci sağlama konusunda yalnızca ABD’ye güvenemeyeceklerinin giderek daha fazla farkına varıyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini en geniş anlamda kapsayacak şekilde MENA Forumu olarak adlandırılabilecek yeni örgüt, başlangıçta iklim, enerji ve krizlere acil müdahale gibi üzerinde geniş bir mutabakat bulunan kesişen konulara odaklanmalıdır. Her ne kadar Gazze savaşı ve İsrail-Filistin çatışmasının çözümü için ayrı bir Arap girişimine ihtiyaç duyulacak olsa da forum, Filistinlilere yönelik insani destek ve yeniden inşa yardımı da dahil olmak üzere savaş sonrası Gazze’ye ilişkin pozisyonları koordine edebilir.

Bir Ortadoğu güvenlik forumu tek başına Ortadoğu barışını sağlayamaz; işbirliğine dayalı düzenlemeler ulusal stratejik rekabetlerin yerini alamamış ya da askerî çatışmaları engelleyememiştir. Bununla birlikte, düzenli bir forum çatışma eğilimli Ortadoğu’ya çok önemli bir istikrar katmanı ekleyecektir. Böyle bir projenin aciliyeti de giderek artmaktadır.

Zaman daralıyor. Önde gelen Arap devletleri, Türkiye gibi bölgesel güçlerle birlikte, Gazze’den önceki yakınlaşmanın ortaya çıkardığı koordinasyonu sunduğu fırsatlar yakalanmalıdır. Ortadoğu bir hesaplaşma anıyla karşı karşıya. Eğer Gazze’de akan korkunç kan karşısında felç olursa, kriz ve çatışma ortamına daha da sürüklenebilir. Ya da farklı bir gelecek inşa etmeye başlayabilir.”

Bu yazı ilk kez 5 Şubat 2024’te yayımlanmıştır.

 

Dalia Dassa Kaye ile Sanam Vakil’in Foreign Affaires’te yayınlanan “Only the Middle East Can Fix the Middle East” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.foreignaffairs.com/middle-east/fix-middle-east-united-states

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend