Hamam Böceği Hareketi: Nasıl ortaya çıktı, ne başardı, neye dönüşebilir?

Hindistan’da Eğitim Bakanı’nın istifasını getiren Hamam böceği hareketi nasıl ortaya çıktı? Milyonlarca genci bu harekete yönelten sorunlar nelerdi? Protesto dalgasının arkasındaki tarihi ve toplumsal dinamikler neler? Dr. Yücel Bulut yazdı.

Hamam Böceği Halk Partisi… Yanlış okumadınız. Hindistan’da milyonlarca genç, bu hareketin ve siyasi oluşumun bir parçası olduğunu bugün açıkça ve gururla söylüyor. Ülkede tıp fakültelerine giriş sınavında soruların para karşılığı sızdırıldığının ortaya çıkmasıyla başlayan ve günler süren protestolarla hayat bulan bu hareket, 25 Temmuz günü Eğitim Bakanı’nın istifasıyla büyük bir zafer elde etti.

Hamam Böceği Halk Partisi isminin ortaya çıkış hikâyesi, ders kitaplarına girebilecek kadar çarpıcı bir siyasal iletişim garabetine dayanıyor. Fakat bu isim aynı zamanda büyük toplumsal sorunların hicivli bir şekilde dışa vurumu.

Küçümsenen ve acıları görmezden gelinen gençlerin, kendilerine yöneltilen aşağılayıcı hamam böceği yakıştırmasını mücadelelerinin simgesine dönüştürmesinin hikâyesi…

Peki, Hamam Böceği Hareketi nasıl ortaya çıktı? Milyonlarca genci bu harekete yönelten ciddi sorunlar nelerdi? Hindistan’da protesto dalgasının arkasındaki toplumsal dinamikler neler?

Nasıl başladı?

Hindistan’da yargının tepesindeki isim Surya Kant, 15 Mayıs 2026’da, işsiz gençleri sosyal medya ya da aktivizm yoluyla sisteme saldıran “hamamböcekleri” ve “parazitler” olarak nitelendirdiği bir konuşmasıyla büyük tepki topladı. Ardından bu sözleriyle tüm gençleri değil, yalnızca sahte hukuk diplomalarıyla adalet sistemine sızmaya çalışanları kastettiğini söylese de tepkiler dinmedi. Nüfusu 1,5 milyara yaklaşan ve bu nüfusun neredeyse yarısı 25 yaş altında olan Hindistan’da bu söylem gençlerin hiç hoşuna gitmedi. Zira lise ve üniversitelere girişte, meslek seçimine yönelik sınavlarda sıkça yaşanan soru sızıntıları, çöken online sistemler ve pek çok gencin geleceğini etkilediği düşünülen bu sınav adaletsizliği meselesi ülkenin gündemini sarsarken, genç işsizlere yönelik bu “hamam böceği” yakıştırması büyük bir adaletsizlik olarak görülüyordu.

Surya Kant’ın açıklaması sırasında, Hindistan’da gazetecilik bölümünden mezun olan ve ABD’de Boston Üniversitesi’nde halkla ilişkiler alanında yüksek lisansını tamamlamak üzere olan, bir yandan da ülkesinde iş arayan Hintli öğrenci Abhijeet Dipke, bu açıklamaya karşılık X (Twitter) hesabında “Ya tüm hamam böcekleri birleşirse?” diyerek parodi bir hesapla Hamam Böceği Halk Partisi’ni  (Cockroach Janta Party – CJP) kurdu. Yaklaşık üç haftada Instagram’da 22 milyon takipçiye ulaşan hareket, 2014’ten beri ülkeyi yöneten Bharatiya Janata Party’nin (BJP) Instagram takipçi sayısını ikiye katladı. 2 Ağustos itibarıyla partinin takipçi sayısı 26 milyonu aşmış durumda.

İnternetteki bu sansasyonel desteği ardına alan Abhijeet Dipke, 6 Haziran 2026’da Hindistan’a gelerek yeni kurduğu Hamam Böceği Halk Partisi hareketinin başında ilk barışçıl protestosunu başkent Delhi’de gerçekleştirdi; başta tıbba giriş sınavı (NEET) olmak üzere sınavların sızdırılması, yanlış değerlendirilmesi ve eğitimde yaşanan adaletsizlik gibi gerekçelerle Milli Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın derhal görevden alınmasını talep ederek protestolarına başladı.

Farklı siyasi görüşlerden gençleri bir araya getiren bu protesto dalgasının Hindistan açısından taşıdığı ciddiyeti ve ağırlığı kavrayabilmek için, ülkenin tarihine damga vurmuş, kuruluş kodlarına işlemiş protesto ve boykot geleneğine kısaca göz atmak gerekiyor.

Protestolarla kurulan ülke

Hindistan her ne kadar son 12 yıldır Hindutvacı BJP hükümetlerinin başını çektiği koalisyonlarla (NDA) yönetilse ve Müslümanlar dahil pek çok gruba baskı uygulanan, demokratik değerleri aşınan bir ülke olarak karşımızda dursa da, aslında kuruluş kodları itibarıyla demokratik haklardan biri olan protesto hakkına Hindistan halkı hâlâ çok büyük önem verir.

Zira ülke, bağımsızlığını silahlarla değil çoğunluğu barışçıl olan protestolarla elde etmiş; tarihinin hemen her noktasında protestolar çok büyük bir yer tutmuştur. Protesto hakkı, muhalifler ya da hükümet yanlıları fark etmeksizin herkes için gerçek anlamda “kutsal” denilebilecek bir konuma sahiptir. Bu anlayışın oluşmasında payı büyük olan birkaç tarihi vakaya değinmek, bugün protestoların Hindistan’da neden bu kadar etkili olduğunu ve hükümetlere geri adım attırma gücüne sahip olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.

Hintliler, İngilizlere karşı giriştikleri ilk kanlı başkaldırının (1857) ardından büyük kayıplar vermiş; bunun üzerine hak mücadelelerini siyasal ve ekonomik zeminde aramaya, adım adım yönetimde söz sahibi olmaya çalışmış ve kazanımlarını boykot ve protestolarla elde etmişlerdir. Bu boykot ve protesto eylemlerinde yaşanan katliamlar, okuma yazma bilmeyen kesimler dahi olsa halkta bir bilinç oluşturmuş; dönemin şartları içinde protesto hakkından ve demokratik değerlerden kısmen de olsa haberdar olmalarını ve devletin kurucu liderleriyle bu konuda büyük bir dayanışma göstermelerini sağlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı boyunca İngilizlere yardım eden Hintliler, demokratik temsiliyet hakkının Wilson Prensipleri çerçevesinde kendilerine de tanınacağını ummuşlardı. Savaş boyunca 1,3 milyon Hintli, sözde demokratik değerler uğruna savaşmış, 70 binden fazlası hayatını kaybetmiş; buna karşın savaş öncesi verilen, kendi yönetimlerindeki söz haklarının artırılacağına dair vaatler dahi tutulmamıştı. Bunun üzerine, çocukları dünyanın dört bir köşesinde sözde demokrasi için savaşan Hintli aileler, yine demokratik bir hak olan protestoyu kullandı. Ancak demokrasi için savaştığını iddia eden İngilizler, kendi kolonilerinde bu tür “zararlı fikirleri” kabul etmedi ve Hintlilerin özgürlük taleplerini bastırmak amacıyla savaşın hemen ardından 1919 tarihli Anarşik ve Devrimci Suçlar Yasası’nı (Rowlatt Act) çıkardı; bu yasayla “özgürlük” yanlısı olduğundan şüphelenilen kişiler yargılanmadan tutuklanabiliyor, siyasi hareketler ve basın ağır bir baskı ve sansüre tabi tutulabiliyordu.

Bu yasayı protesto etmek amacıyla Hindistan’ın pek çok yerinde olduğu gibi Amritsar’da da 13 Nisan 1919’da halk toplanmış ve kapalı bir bahçe olan Jallianwala Bagh’da gösterilere başlamıştı. Bölgeye gelen İngiliz Albay Reginald Dyer, elinde hiçbir silah bulunmayan ve barışçıl şekilde toplanan halka askerlerine ateş açtırdı; kaçacak yeri olmayan kalabalık yaylım ateşine tutuldu. Resmî rakamlara göre 379 kişi hayatını kaybetti; milliyetçilerin dönemin şartlarında Gandi’ye bildirdiğine göre ise ölü sayısı en az 1.500’dü. Yaklaşık 10 bin kişinin bulunduğu alanda kurşunlardan kaçmak için bahçedeki büyük su kuyularına atlayan pek çok kişi de boğularak can verdi.

Bu katliamın ardından, 1915’ten beri Hindistan’da siyasi faaliyetlerde bulunan ve o zamana kadar İngilizlerle doğrudan işbirliğine açık, ılımlı bir çizgide özgürlük mücadelesi veren Gandi ve arkadaşları tutumlarını değiştirerek işbirliği yapmama ve sivil itaatsizlik eylemlerine yöneldi. Hindistan’ın bağımsızlığına giden süreçte sayısız eylem gerçekleşti; ülke adeta protesto, boykot ve açlık oruçlarıyla siyasi hayatını ve özgürlüğe giden yolunu şekillendirdi. Bu protestoların başında, Gandi’nin Jallianwala Bagh katliamının ardından 1920’de başlattığı ve 1922’ye kadar süren şiddetsiz Non-Cooperation (İşbirliği Yapmama) hareketi geliyordu. Gandi bu dönemde, Hindular ile Müslümanların İngilizlere karşı ortak hareketini güçlendirmek amacıyla Hilafet Hareketi’ni de (1919-1924) desteklemişti. Ardından 1930’da gerçekleştirdiği meşhur Tuz Yürüyüşü ile İngiliz yasalarına karşı geldi ve ülke genelinde yeni bir sivil itaatsizlik dalgası başlattı. Takip eden yıllarda, 1940’ta Hindistan’ı da İkinci Dünya Savaşı’na dahil etmeye çalışan İngilizlere karşı Gandi başta olmak üzere pek çok siyasi figür bireysel protestolar başlattı; 1942’de ise Quit India (Hindistan’ı Terk Et) hareketini başlatarak yeni bir şiddetsiz eylem serisini harekete geçirdi.

Gandi ve arkadaşları zaman zaman ölüm oruçlarına da başvurarak politik eylemlerini güçlendirdi: 1932’de İngilizler Hindistan’da siyasi oyları kastlara göre ayırmaya kalkışınca, bunun ülkeyi kalıcı bir bölünmeye sürükleyeceğini düşünen Gandi, açlık grevi ile İngilizlere geri adım attırmayı başardı. 1942’de başlattığı “Hindistan’ı Terk Et” hareketi nedeniyle hapse atıldığında ise 1943’te 21 günlük bir açlık orucu tuttu; bu eylem hem Hindistan’daki tüm halk kesimlerini bir arada tuttu hem de uluslararası dikkatleri ülke üzerinde canlı tuttu. Bağımsızlık sonrası dönemde ise Hindu-Müslüman çatışmalarını durdurmak amacıyla 1948’de bir açlık orucuna başlamış, çatışmalar dinince eylemini sonlandırmıştı.

1920 ile 1947 yılları arasındaki süreçte yaşanan binlerce protesto, açlık orucu ve zaman zaman kanlı olaylarla iç içe geçen gösteriler sonucunda, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni İngiliz hükümeti Hindistan’ın özgürlüğüne giden yolu açmak zorunda kaldı. Bu süreç, alt kıtadaki halkların protestoya tarihsel ve kültürel anlamda bir millî direniş biçimi, özgürlüğün şiddetsiz savaşı olarak bakmasına yol açtı.

Bu anlayış, 3,28 milyon kilometrekarenin üzerindeki yüz ölçümüyle ve 1,5 milyara dayanan nüfusuyla çok dinli, çok kültürlü ve çok sorunlu bir ülkede halkın nefes alabileceği, enerjisini boşaltıp hakkını arayabileceği son derece kıymetli bir alan haline gelmiştir. Bu durum, böylesine geniş bir coğrafyada protesto hakkına saygıyı ve protestoların somut sonuç doğurmasını, ülkenin iç huzuru açısından hayati kılmaktadır. Nitekim şiddet içermediği sürece protesto hakkı, Hindistan Anayasası’nın 19. Maddesi’yle güvence altına alınan altı temel özgürlükten biridir.

Hamam Böceği hareketini ortaya çıkaran şartlar

Hindistan’daki protesto kültürü, tarihsel köklerinden aldığı güçle ülkenin siyasi hayatını etkileyen bir hareket olarak bir kez daha ortaya çıktı. Ancak “hamam böceği” adının tuhaflığına odaklanan pek çok kişi, bu ismin ardındaki dramı ve birikmiş toplumsal öfkeyi gözden kaçırdı. Yoksulluğun ve türlü zorlukların kol gezdiği, kast sisteminin etkilerinin hayatın birçok alanında hâlâ hissedildiği ülkede, iyi bir üniversitede okuyup iyi bir iş ve gelecek edinmekten başka umudu olmayan geniş bir genç kitle bulunuyor.

Rakamlar umut vermiyor: Hindistan’da işsizlik, özellikle gençler arasında ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Bazı araştırmalar 25 yaş altı üniversite mezunları arasında işsizliğin %40 olduğunu ortaya koyarken, 2023 yılında ülkedeki 20-29 yaş arasındaki 63 milyon gençten 11 milyonunun işsiz olduğuna değiniliyor. Bu durum, gençler arasındaki intihar vakalarını da artırıyor. Hindistan Ulusal Suç Kaydı Bürosu’nun raporuna göre 2014 ile 2024 yılları arasında 123 binin üzerinde öğrenci intihar etti ve bu dönemde intihar vakalarının %80 arttığı düşünülüyor.

Bütün bunlar yaşanırken, tıp ve sağlık alanlarında üniversiteye girmek için her yıl 2 milyon öğrencinin girdiği NEET (National Eligibility cum Entrance Test) sınavının sorularının sızdırıldığı ortaya çıktı; sınavın iptal edilip yenileneceği duyurulunca, doğrulanamayan bazı bilgilere göre 21 öğrencinin daha intihar ederek yaşamına son verdiği bildirildi.  Gerçek anlamda ‘henüz’ bir politik parti olmayan  Hamam Böceği Halk Partisi, kendileri gibi birer “hamam böceği” olarak görülen yüz binlerce öğrencinin hakkını aramak için Delhi’deki tarihi Jantar Mantar’da eylemlerine başladı ve kısa sürede büyük destek topladı.

Gösterilere, “3 Idiots” filmine ilham veren mühendis, eğitimci ve aktivist Sonam Wangchuk’ın 28 Haziran’da Hamam Böceği hareketine destek amacıyla ölüm orucuna başlaması damga vurdu. Wangchuk; eğitim ve sınav sistemindeki aksaklıkların giderilmesi, Millî Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifa etmesi ve hükümetin daha hesap verebilir olması taleplerini dile getirerek orucunu sürdürürken, sağlığı kötüleşince orucunun 20. gününde polis zoruyla hastaneye kaldırıldı. O oruç tutmayı sürdürürken, öğrenciler de Abhijeet Dipke liderliğinde protestolara devam ediyordu. Orucunun 26. gününde iki bakanla yaptığı görüşmeler sonucunda orucunu sonlandıran Wangchuk, hükümetin çeşitli sözler verdiğini ve şiddet olayları yaşanmaması için orucunu tamamladığını söyledi. Bu arada Hindistan Başbakanı Narendra Modi, gösterilere dair ilk kez açıklama yaparak sınav sorularının sızdırılmasına ilişkin adli sürecin hızla ilerletileceğini duyursa da göstericiler, Millî Eğitim Bakanı istifa etmeden protestoları bitirmeyeceklerini söyledi.

Protestoların 36. gününe varılan 25 Temmuz Cumartesi günü, Bakan Dharmendra Pradhan’ın istifa haberi duyuruldu. Protesto alanında, son NEET sınavı sonrası intihar eden öğrencilerin isimleri okunarak bu başarı onlara adandı; hükümetin, ölen öğrencilerin ailelerine maddi tazminat ödemesi ve protestoya katılan öğrencilerin dava edilmemesi gibi tüm taleplerin de kabul edildiği bildirilerek protestolar sonlandırıldı.

Zafer ve sonrası: Hindistan’da bundan sonra ne olur?

Hindistan söz konusu olup bir de komik bir protestocu grubu ismi öne çıkınca dünya bu olayı başlarda yeterince ciddiye almadı; ancak arkasındaki trajedi ve taşıdığı yaptırım gücü ortaya çıktıkça Hamam Böceği hareketi giderek daha ciddiye alınır oldu.

Protestocular Hindistan özgürlük mücadeleleri döneminden kalma alışkanlıklarını sürdürüp alanlardan ayrılmadı ve protestolarına Z kuşağının hicivli anlayışını yansıttı.  Sonam Wangchuk ise Gandi ve pek çok Hintli aktivist ve devlet adamının zaman zaman yaptığı gibi ölüm orucuna yatarak hükümet üzerinde baskı oluşturmayı başardı.

Dünya basınında geniş yer tutan, Modi hükümetine geri adım attıran ve Z kuşağının büyük zaferi olarak görülen bu hareket, siyasal iletişim açısından da pek çok ders barındırıyor; Hindistan’ın protesto ve açlık grevi kültürünün, günümüz sosyal medya araçlarının gücüyle birleşince hâlâ ne kadar etkili olabildiğini bir kez daha gösterdi.

Yoksulluğu, işsizliği ve öğrenci intiharları gibi büyük trajedileri, yöneticilerin kendilerini küçümsemek için kullandığı “hamam böceği” ismini kucaklayarak hicveden ve ülkelerinin kurucu liderlerinin bir zamanlar İngilizlere karşı yaptığı gibi mücadele eden Hamam Böceği Halk Partisi’nin bu başarısı, Hindistan’da bir süredir süregelen korku ikliminin kırıldığına dair bir gösterge olarak da kabul ediliyor. Bu hareketin giderek siyasallaşması, Hindistan’ın kronik sorunları karşısında siyasetin içinde daha kalıcı bir yer edinmesi artık şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Yücel Bulut
Yücel Bulut
Dr. Yücel Bulut - Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Araştırma alanları arasında Güney Asya tarihi, Hindistan siyaseti, azınlıklarla ilgili insan hakları meseleleri ve Hindistan'daki azınlık sorunları bulunuyor. Halihazırda teorik çalışmalarının yanı sıra, Güney Asya'daki bölgesel çatışmalarla ilgili saha çalışmaları yapmakta ve vaka incelemelerine devam ediyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Hamam Böceği Hareketi: Nasıl ortaya çıktı, ne başardı, neye dönüşebilir?

Hindistan’da Eğitim Bakanı’nın istifasını getiren Hamam böceği hareketi nasıl ortaya çıktı? Milyonlarca genci bu harekete yönelten sorunlar nelerdi? Protesto dalgasının arkasındaki tarihi ve toplumsal dinamikler neler? Dr. Yücel Bulut yazdı.

Hamam Böceği Halk Partisi… Yanlış okumadınız. Hindistan’da milyonlarca genç, bu hareketin ve siyasi oluşumun bir parçası olduğunu bugün açıkça ve gururla söylüyor. Ülkede tıp fakültelerine giriş sınavında soruların para karşılığı sızdırıldığının ortaya çıkmasıyla başlayan ve günler süren protestolarla hayat bulan bu hareket, 25 Temmuz günü Eğitim Bakanı’nın istifasıyla büyük bir zafer elde etti.

Hamam Böceği Halk Partisi isminin ortaya çıkış hikâyesi, ders kitaplarına girebilecek kadar çarpıcı bir siyasal iletişim garabetine dayanıyor. Fakat bu isim aynı zamanda büyük toplumsal sorunların hicivli bir şekilde dışa vurumu.

Küçümsenen ve acıları görmezden gelinen gençlerin, kendilerine yöneltilen aşağılayıcı hamam böceği yakıştırmasını mücadelelerinin simgesine dönüştürmesinin hikâyesi…

Peki, Hamam Böceği Hareketi nasıl ortaya çıktı? Milyonlarca genci bu harekete yönelten ciddi sorunlar nelerdi? Hindistan’da protesto dalgasının arkasındaki toplumsal dinamikler neler?

Nasıl başladı?

Hindistan’da yargının tepesindeki isim Surya Kant, 15 Mayıs 2026’da, işsiz gençleri sosyal medya ya da aktivizm yoluyla sisteme saldıran “hamamböcekleri” ve “parazitler” olarak nitelendirdiği bir konuşmasıyla büyük tepki topladı. Ardından bu sözleriyle tüm gençleri değil, yalnızca sahte hukuk diplomalarıyla adalet sistemine sızmaya çalışanları kastettiğini söylese de tepkiler dinmedi. Nüfusu 1,5 milyara yaklaşan ve bu nüfusun neredeyse yarısı 25 yaş altında olan Hindistan’da bu söylem gençlerin hiç hoşuna gitmedi. Zira lise ve üniversitelere girişte, meslek seçimine yönelik sınavlarda sıkça yaşanan soru sızıntıları, çöken online sistemler ve pek çok gencin geleceğini etkilediği düşünülen bu sınav adaletsizliği meselesi ülkenin gündemini sarsarken, genç işsizlere yönelik bu “hamam böceği” yakıştırması büyük bir adaletsizlik olarak görülüyordu.

Surya Kant’ın açıklaması sırasında, Hindistan’da gazetecilik bölümünden mezun olan ve ABD’de Boston Üniversitesi’nde halkla ilişkiler alanında yüksek lisansını tamamlamak üzere olan, bir yandan da ülkesinde iş arayan Hintli öğrenci Abhijeet Dipke, bu açıklamaya karşılık X (Twitter) hesabında “Ya tüm hamam böcekleri birleşirse?” diyerek parodi bir hesapla Hamam Böceği Halk Partisi’ni  (Cockroach Janta Party – CJP) kurdu. Yaklaşık üç haftada Instagram’da 22 milyon takipçiye ulaşan hareket, 2014’ten beri ülkeyi yöneten Bharatiya Janata Party’nin (BJP) Instagram takipçi sayısını ikiye katladı. 2 Ağustos itibarıyla partinin takipçi sayısı 26 milyonu aşmış durumda.

İnternetteki bu sansasyonel desteği ardına alan Abhijeet Dipke, 6 Haziran 2026’da Hindistan’a gelerek yeni kurduğu Hamam Böceği Halk Partisi hareketinin başında ilk barışçıl protestosunu başkent Delhi’de gerçekleştirdi; başta tıbba giriş sınavı (NEET) olmak üzere sınavların sızdırılması, yanlış değerlendirilmesi ve eğitimde yaşanan adaletsizlik gibi gerekçelerle Milli Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın derhal görevden alınmasını talep ederek protestolarına başladı.

Farklı siyasi görüşlerden gençleri bir araya getiren bu protesto dalgasının Hindistan açısından taşıdığı ciddiyeti ve ağırlığı kavrayabilmek için, ülkenin tarihine damga vurmuş, kuruluş kodlarına işlemiş protesto ve boykot geleneğine kısaca göz atmak gerekiyor.

Protestolarla kurulan ülke

Hindistan her ne kadar son 12 yıldır Hindutvacı BJP hükümetlerinin başını çektiği koalisyonlarla (NDA) yönetilse ve Müslümanlar dahil pek çok gruba baskı uygulanan, demokratik değerleri aşınan bir ülke olarak karşımızda dursa da, aslında kuruluş kodları itibarıyla demokratik haklardan biri olan protesto hakkına Hindistan halkı hâlâ çok büyük önem verir.

Zira ülke, bağımsızlığını silahlarla değil çoğunluğu barışçıl olan protestolarla elde etmiş; tarihinin hemen her noktasında protestolar çok büyük bir yer tutmuştur. Protesto hakkı, muhalifler ya da hükümet yanlıları fark etmeksizin herkes için gerçek anlamda “kutsal” denilebilecek bir konuma sahiptir. Bu anlayışın oluşmasında payı büyük olan birkaç tarihi vakaya değinmek, bugün protestoların Hindistan’da neden bu kadar etkili olduğunu ve hükümetlere geri adım attırma gücüne sahip olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.

Hintliler, İngilizlere karşı giriştikleri ilk kanlı başkaldırının (1857) ardından büyük kayıplar vermiş; bunun üzerine hak mücadelelerini siyasal ve ekonomik zeminde aramaya, adım adım yönetimde söz sahibi olmaya çalışmış ve kazanımlarını boykot ve protestolarla elde etmişlerdir. Bu boykot ve protesto eylemlerinde yaşanan katliamlar, okuma yazma bilmeyen kesimler dahi olsa halkta bir bilinç oluşturmuş; dönemin şartları içinde protesto hakkından ve demokratik değerlerden kısmen de olsa haberdar olmalarını ve devletin kurucu liderleriyle bu konuda büyük bir dayanışma göstermelerini sağlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı boyunca İngilizlere yardım eden Hintliler, demokratik temsiliyet hakkının Wilson Prensipleri çerçevesinde kendilerine de tanınacağını ummuşlardı. Savaş boyunca 1,3 milyon Hintli, sözde demokratik değerler uğruna savaşmış, 70 binden fazlası hayatını kaybetmiş; buna karşın savaş öncesi verilen, kendi yönetimlerindeki söz haklarının artırılacağına dair vaatler dahi tutulmamıştı. Bunun üzerine, çocukları dünyanın dört bir köşesinde sözde demokrasi için savaşan Hintli aileler, yine demokratik bir hak olan protestoyu kullandı. Ancak demokrasi için savaştığını iddia eden İngilizler, kendi kolonilerinde bu tür “zararlı fikirleri” kabul etmedi ve Hintlilerin özgürlük taleplerini bastırmak amacıyla savaşın hemen ardından 1919 tarihli Anarşik ve Devrimci Suçlar Yasası’nı (Rowlatt Act) çıkardı; bu yasayla “özgürlük” yanlısı olduğundan şüphelenilen kişiler yargılanmadan tutuklanabiliyor, siyasi hareketler ve basın ağır bir baskı ve sansüre tabi tutulabiliyordu.

Bu yasayı protesto etmek amacıyla Hindistan’ın pek çok yerinde olduğu gibi Amritsar’da da 13 Nisan 1919’da halk toplanmış ve kapalı bir bahçe olan Jallianwala Bagh’da gösterilere başlamıştı. Bölgeye gelen İngiliz Albay Reginald Dyer, elinde hiçbir silah bulunmayan ve barışçıl şekilde toplanan halka askerlerine ateş açtırdı; kaçacak yeri olmayan kalabalık yaylım ateşine tutuldu. Resmî rakamlara göre 379 kişi hayatını kaybetti; milliyetçilerin dönemin şartlarında Gandi’ye bildirdiğine göre ise ölü sayısı en az 1.500’dü. Yaklaşık 10 bin kişinin bulunduğu alanda kurşunlardan kaçmak için bahçedeki büyük su kuyularına atlayan pek çok kişi de boğularak can verdi.

Bu katliamın ardından, 1915’ten beri Hindistan’da siyasi faaliyetlerde bulunan ve o zamana kadar İngilizlerle doğrudan işbirliğine açık, ılımlı bir çizgide özgürlük mücadelesi veren Gandi ve arkadaşları tutumlarını değiştirerek işbirliği yapmama ve sivil itaatsizlik eylemlerine yöneldi. Hindistan’ın bağımsızlığına giden süreçte sayısız eylem gerçekleşti; ülke adeta protesto, boykot ve açlık oruçlarıyla siyasi hayatını ve özgürlüğe giden yolunu şekillendirdi. Bu protestoların başında, Gandi’nin Jallianwala Bagh katliamının ardından 1920’de başlattığı ve 1922’ye kadar süren şiddetsiz Non-Cooperation (İşbirliği Yapmama) hareketi geliyordu. Gandi bu dönemde, Hindular ile Müslümanların İngilizlere karşı ortak hareketini güçlendirmek amacıyla Hilafet Hareketi’ni de (1919-1924) desteklemişti. Ardından 1930’da gerçekleştirdiği meşhur Tuz Yürüyüşü ile İngiliz yasalarına karşı geldi ve ülke genelinde yeni bir sivil itaatsizlik dalgası başlattı. Takip eden yıllarda, 1940’ta Hindistan’ı da İkinci Dünya Savaşı’na dahil etmeye çalışan İngilizlere karşı Gandi başta olmak üzere pek çok siyasi figür bireysel protestolar başlattı; 1942’de ise Quit India (Hindistan’ı Terk Et) hareketini başlatarak yeni bir şiddetsiz eylem serisini harekete geçirdi.

Gandi ve arkadaşları zaman zaman ölüm oruçlarına da başvurarak politik eylemlerini güçlendirdi: 1932’de İngilizler Hindistan’da siyasi oyları kastlara göre ayırmaya kalkışınca, bunun ülkeyi kalıcı bir bölünmeye sürükleyeceğini düşünen Gandi, açlık grevi ile İngilizlere geri adım attırmayı başardı. 1942’de başlattığı “Hindistan’ı Terk Et” hareketi nedeniyle hapse atıldığında ise 1943’te 21 günlük bir açlık orucu tuttu; bu eylem hem Hindistan’daki tüm halk kesimlerini bir arada tuttu hem de uluslararası dikkatleri ülke üzerinde canlı tuttu. Bağımsızlık sonrası dönemde ise Hindu-Müslüman çatışmalarını durdurmak amacıyla 1948’de bir açlık orucuna başlamış, çatışmalar dinince eylemini sonlandırmıştı.

1920 ile 1947 yılları arasındaki süreçte yaşanan binlerce protesto, açlık orucu ve zaman zaman kanlı olaylarla iç içe geçen gösteriler sonucunda, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni İngiliz hükümeti Hindistan’ın özgürlüğüne giden yolu açmak zorunda kaldı. Bu süreç, alt kıtadaki halkların protestoya tarihsel ve kültürel anlamda bir millî direniş biçimi, özgürlüğün şiddetsiz savaşı olarak bakmasına yol açtı.

Bu anlayış, 3,28 milyon kilometrekarenin üzerindeki yüz ölçümüyle ve 1,5 milyara dayanan nüfusuyla çok dinli, çok kültürlü ve çok sorunlu bir ülkede halkın nefes alabileceği, enerjisini boşaltıp hakkını arayabileceği son derece kıymetli bir alan haline gelmiştir. Bu durum, böylesine geniş bir coğrafyada protesto hakkına saygıyı ve protestoların somut sonuç doğurmasını, ülkenin iç huzuru açısından hayati kılmaktadır. Nitekim şiddet içermediği sürece protesto hakkı, Hindistan Anayasası’nın 19. Maddesi’yle güvence altına alınan altı temel özgürlükten biridir.

Hamam Böceği hareketini ortaya çıkaran şartlar

Hindistan’daki protesto kültürü, tarihsel köklerinden aldığı güçle ülkenin siyasi hayatını etkileyen bir hareket olarak bir kez daha ortaya çıktı. Ancak “hamam böceği” adının tuhaflığına odaklanan pek çok kişi, bu ismin ardındaki dramı ve birikmiş toplumsal öfkeyi gözden kaçırdı. Yoksulluğun ve türlü zorlukların kol gezdiği, kast sisteminin etkilerinin hayatın birçok alanında hâlâ hissedildiği ülkede, iyi bir üniversitede okuyup iyi bir iş ve gelecek edinmekten başka umudu olmayan geniş bir genç kitle bulunuyor.

Rakamlar umut vermiyor: Hindistan’da işsizlik, özellikle gençler arasında ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Bazı araştırmalar 25 yaş altı üniversite mezunları arasında işsizliğin %40 olduğunu ortaya koyarken, 2023 yılında ülkedeki 20-29 yaş arasındaki 63 milyon gençten 11 milyonunun işsiz olduğuna değiniliyor. Bu durum, gençler arasındaki intihar vakalarını da artırıyor. Hindistan Ulusal Suç Kaydı Bürosu’nun raporuna göre 2014 ile 2024 yılları arasında 123 binin üzerinde öğrenci intihar etti ve bu dönemde intihar vakalarının %80 arttığı düşünülüyor.

Bütün bunlar yaşanırken, tıp ve sağlık alanlarında üniversiteye girmek için her yıl 2 milyon öğrencinin girdiği NEET (National Eligibility cum Entrance Test) sınavının sorularının sızdırıldığı ortaya çıktı; sınavın iptal edilip yenileneceği duyurulunca, doğrulanamayan bazı bilgilere göre 21 öğrencinin daha intihar ederek yaşamına son verdiği bildirildi.  Gerçek anlamda ‘henüz’ bir politik parti olmayan  Hamam Böceği Halk Partisi, kendileri gibi birer “hamam böceği” olarak görülen yüz binlerce öğrencinin hakkını aramak için Delhi’deki tarihi Jantar Mantar’da eylemlerine başladı ve kısa sürede büyük destek topladı.

Gösterilere, “3 Idiots” filmine ilham veren mühendis, eğitimci ve aktivist Sonam Wangchuk’ın 28 Haziran’da Hamam Böceği hareketine destek amacıyla ölüm orucuna başlaması damga vurdu. Wangchuk; eğitim ve sınav sistemindeki aksaklıkların giderilmesi, Millî Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifa etmesi ve hükümetin daha hesap verebilir olması taleplerini dile getirerek orucunu sürdürürken, sağlığı kötüleşince orucunun 20. gününde polis zoruyla hastaneye kaldırıldı. O oruç tutmayı sürdürürken, öğrenciler de Abhijeet Dipke liderliğinde protestolara devam ediyordu. Orucunun 26. gününde iki bakanla yaptığı görüşmeler sonucunda orucunu sonlandıran Wangchuk, hükümetin çeşitli sözler verdiğini ve şiddet olayları yaşanmaması için orucunu tamamladığını söyledi. Bu arada Hindistan Başbakanı Narendra Modi, gösterilere dair ilk kez açıklama yaparak sınav sorularının sızdırılmasına ilişkin adli sürecin hızla ilerletileceğini duyursa da göstericiler, Millî Eğitim Bakanı istifa etmeden protestoları bitirmeyeceklerini söyledi.

Protestoların 36. gününe varılan 25 Temmuz Cumartesi günü, Bakan Dharmendra Pradhan’ın istifa haberi duyuruldu. Protesto alanında, son NEET sınavı sonrası intihar eden öğrencilerin isimleri okunarak bu başarı onlara adandı; hükümetin, ölen öğrencilerin ailelerine maddi tazminat ödemesi ve protestoya katılan öğrencilerin dava edilmemesi gibi tüm taleplerin de kabul edildiği bildirilerek protestolar sonlandırıldı.

Zafer ve sonrası: Hindistan’da bundan sonra ne olur?

Hindistan söz konusu olup bir de komik bir protestocu grubu ismi öne çıkınca dünya bu olayı başlarda yeterince ciddiye almadı; ancak arkasındaki trajedi ve taşıdığı yaptırım gücü ortaya çıktıkça Hamam Böceği hareketi giderek daha ciddiye alınır oldu.

Protestocular Hindistan özgürlük mücadeleleri döneminden kalma alışkanlıklarını sürdürüp alanlardan ayrılmadı ve protestolarına Z kuşağının hicivli anlayışını yansıttı.  Sonam Wangchuk ise Gandi ve pek çok Hintli aktivist ve devlet adamının zaman zaman yaptığı gibi ölüm orucuna yatarak hükümet üzerinde baskı oluşturmayı başardı.

Dünya basınında geniş yer tutan, Modi hükümetine geri adım attıran ve Z kuşağının büyük zaferi olarak görülen bu hareket, siyasal iletişim açısından da pek çok ders barındırıyor; Hindistan’ın protesto ve açlık grevi kültürünün, günümüz sosyal medya araçlarının gücüyle birleşince hâlâ ne kadar etkili olabildiğini bir kez daha gösterdi.

Yoksulluğu, işsizliği ve öğrenci intiharları gibi büyük trajedileri, yöneticilerin kendilerini küçümsemek için kullandığı “hamam böceği” ismini kucaklayarak hicveden ve ülkelerinin kurucu liderlerinin bir zamanlar İngilizlere karşı yaptığı gibi mücadele eden Hamam Böceği Halk Partisi’nin bu başarısı, Hindistan’da bir süredir süregelen korku ikliminin kırıldığına dair bir gösterge olarak da kabul ediliyor. Bu hareketin giderek siyasallaşması, Hindistan’ın kronik sorunları karşısında siyasetin içinde daha kalıcı bir yer edinmesi artık şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 4 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Yücel Bulut
Yücel Bulut
Dr. Yücel Bulut - Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Araştırma alanları arasında Güney Asya tarihi, Hindistan siyaseti, azınlıklarla ilgili insan hakları meseleleri ve Hindistan'daki azınlık sorunları bulunuyor. Halihazırda teorik çalışmalarının yanı sıra, Güney Asya'daki bölgesel çatışmalarla ilgili saha çalışmaları yapmakta ve vaka incelemelerine devam ediyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x