Rus – Alman ilişkilerinde büyük kırılma: Bedelleri ne olabilir?

Rus muhalif aktivist Aleksey Navalni 20 Ağustos’ta kimyasal bir madde ile zehirlendi. Sibirya’da tedavisi sürerken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Navalni’nin tedavi için Berlin’e gitmesine izin verdi. Navalni 24 günü yoğun bakımda 32 gün tedavi gördükten sonra iyileşti ancak bu olay Rus-Alman ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu.

Olayın ayrıntıları henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak ünlü Rus strateji uzmanı, Carnegie Düşünce Kuruluşu’nun Moskova’daki merkezinin direktörü Dmitri Trenin’in Carnegie’nin web sitesinde yayımlanan analizine göre, olayın Rusya’nın hesaba katmadığı bir sonucu var:

“Yaşananlar, Berlin’i dış politika açısından önemli bir karar alma noktasına getirdi: Almanya artık Rusya’ya özel bir politika gütmeyecek; karşılıklı anlayış ve en azından temel seviyede bir iş birliği adına karşı tarafın gerekçelerini ya da çabalarını anlamaya çalışmayacak; Rusya’nın kullandığı siyasi dile tercüman olmayacak veya müttefiklerinin görüşlerini Moskova’ya anlatmayı görev edinmeyecek.

Son yıllarda Almanya ve liderinin oynadığı bu özel rol artık geçmişte kaldı. Bundan böyle Almanya, Batı Avrupa’daki diğer ülkeler Rusya’ya karşı nasıl davranıyorsa öyle davranacak. Söylem bazında bakacak olursak, bu, Berlin’in artık Kremlin’in iç ve dış politikalarına kararlılıkla muhalefet edeceği, Moskova’nın atacağı belirli adımları sert bir dille eleştireceği ve Doğu Avrupa ülkeleriyle güçlü bir dayanışma göstereceği anlamına geliyor. Ekonomi düzeyinde ise beklenti, Kuzey Akım 2 Boru Hattı projesinin iptal edileceği yönünde. Bunlara ek olarak, diplomasi alanında da en üst seviyede resmî temasların ciddi şekilde kısıtlandığına ve diyaloğun askıya alındığına tanık olmamız muhtemel.”

Rusya yeni bir sayfa açarken

Rus ordusunda 21 yıl görev yapmış olan Trenin, Putin Almanya’nın tavrı karşısında büyük bir şaşkınlık yaşamış olacağını tahmin ediyor:

“Putin, Navalni’nin tedavi için Sibirya’nın Omsk şehrinden Berlin’e gitmesine izin verirken, büyük ihtimalle olayların bu noktaya geleceğini tahmin etmiyordu. Bilakis, muhtemelen Başbakan Angela Merkel’in iş birliği göstereceğini ve Almanya’nın yardımıyla bu tatsız durumdan daha fazla itibar kaybı yaşamadan çıkacağını düşünüyordu.

Putin, Merkel’in Navalni’nin Noviçok sinir gazı ile zehirlendiği yönündeki açıklamasını duyduğunda kim bilir ne tepki verdi? Herhalde en hafif tabirle “sırtından bıçaklandığını” söylemiştir. Putin açısından yabancı liderlerle olan kişisel ilişkilerinin dış politika kararları açısından büyük önem taşıdığı biliniyor. Nitekim, Rus lider, Merkel’in yaptıklarını da unutmayacaktır.

Yani diyebiliriz ki, Berlin, Moskova ile Sovyet lider Gorbaçov’un öncülüğünde kurulan ve uzun yıllardır devam eden güven ve dostluk ilişkisine noktayı koyarken, Rusya da kendi adına yeni bir sayfa açıyor. Almanya bundan otuz yıl önce yeniden birleştiğinde, bu yeni duruma, sadece tarihi bir uzlaşma olarak değil, aynı zamanda iki ülke ve halkları arasında dostane ilişkiler ve yakın iş birliğine dayalı bir geleceğin de garantisi olarak da bakılmıştı. Şimdi ise bu da tarih oldu.

Öte yandan, bugün yaşanmakta olan bazı gelişmeler, tamamen geçmişte kaldığı düşünülen yaklaşımların yeniden dolaşıma girmeye başladığını gösteriyor. Navalni olayıyla ilgili suçlamalara kızan Rus tarafı, Almanya’nın ithamlarını, 1933 yılında Nazilerin çıkardığı Reichstag yangınında suçun o dönem Komünist Enternasyonel ve Moskova’nın üzerine atılmasına benzetti. Kremlin’in mevcut durumda hemen keskin adımlar atması beklenmese de bundan sonra Almanya’yı Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilen bir ülke olarak göreceği kesin.

Bunun da Donbas meselesinin ve yanı sıra Belarus’ta protestocular ile yetkililer arasında devam eden açmazın çözümü açısından birtakım sonuçları olacaktır. Ukrayna ve Belarus konularında Washington ile diyaloğun yerini çoktan sert üsluplu ihtarlar ve aynı sertlikte cevaplar almış durumda. Şimdi bu meselelerle ilgili olarak Berlin ve Paris ile – Normandiya formatında ya da ikili olarak – yapılacak olası bir iş birliğinin de değeri düşüyor.”

Avrupa’dan beklentisi kalmayan Rusya ne yapar?

Makalenin yazarı stratejist Trenin önümüzdeki dönemin risklerine de dikkat çekiyor:

“Hal böyleyken, durum da buna uygun şekilde hem daha basit hem de daha riskli hale geliyor. Avrupa’dan herhangi bir beklentisi kalmayan Rusya, artık bu ülkelerin görüş ve menfaatlerini dikkate alma mecburiyeti de duymuyor. ABD tarafında ise, Rusya bu ülke ile uzun zamandır sıfır toplamlı bir hibrit savaşın içinde, ki bu savaşta da engelleyici faktörlerin sayısı giderek azalıyor.

Rusya ile Almanya arasındaki özel ilişkinin çöküşü, Rusya’nın Avrupa’daki pozisyonuna yönelik darbelerin sonuncusu ve en ağırı oldu. Son yıllarda muhtelif ülkelerde yaşanan üst düzey yolsuzluk skandalları neticesinde, Fransız cumhurbaşkanlığı adayları Dominique Strauss-Kahn ve François Fillon, İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini ve Avusturya Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache gibi Moskova ile iş birliğine sıcak bakan siyasetçiler sahneden çekilmek durumunda kaldılar.

İspanya, Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Çekya, Slovakya ve Norveç’te açığa çıkan Rus komploları ve casusları ise Moskova ile ilişkileri zedeledi. Son olarak, eski Rus ajanı Sergey Skripal ve kızının İngiltere’nin Salisbury kentinde zehirlenmesi ilişkilerin hepten kopmasına neden oldu.

Duruma stratejik bir yanıt veren Batı, düşman etkisinin tamamen temizlenmesi yoluna gitti. Netice itibarıyla bugün Avrupa’da Rusya’ya karşı tarafsız ya da olumlu bir tutum içinde olan ülke pek kalmadı. Keza, Merkel’in Kuzey Akım 2’nin akıbeti ile ilgili kararı AB’ye bırakması da projenin ölüm fermanı sayılabilir.”

İş birliği neden şart?

Tecrübeli asker ve stratejist Trenin, tüm skandallara ve diğer engellere rağmen, hem Avrupa hem de Rusya’nın kritik menfaatleri açısından koordinasyon ve işbirliği şart olduğunu düşünüyor ve bu görüşünü şöyle detaylandırıyor:

“Avrupa-Atlantik bölgesinde herkes, Rus-Alman barışının Avrupa’nın güvenliğinin hayati dayanak noktalarından biri olduğunu unutmamalı, ki Nazi saldırılarının kapanmayan yaraları, kaybedilen milyonlarca insan ve yaşanan devasa boyutlu yıkım düşünülecek olursa, bu barış için modern bir mucize dersek yanlış olmaz.

Rus-Alman düşmanlığının yeniden başlaması, NATO’yu daha güçlü hale getirmez, zira çatışma tehlikesinin artması, yeni ayrışmaları da beraberinde getirebilir. Almanya belki savunma harcamalarını arttırma yükümlülüğünü daha ivedi bir şekilde yerine getirebilir, ancak bu harcama, tereddütlü bir jeopolitik temkinlilik içindeki Avrupa’nın güvenliğini iyileştirmeyecektir. Cephe hattının en önündeki ülkeler, tam da olmaları gerektiği gibi hareket edeceklerdir. Öte yandan, dış yardımlara ya da nükleer caydırıcılığa çok fazla bel bağlamanın da bir alemi yok. Nükleer caydırıcılık, kurtuluşun değil, ancak yıkımın garantisi olur.”

Düşmanlığı önlemek için ne yapılabilir?

Trenin yine de umutsuz değil. İlişkilerin düşmanlık aşamasına varmaması için yapılabilecek şeyler olduğu kanısında:

“Rus-Alman ilişkileri neredeyse son on yıldır kötü gidiyor. Bunun yakın gelecekte tekrar bir ortaklığa dönüşmesini beklemek gerçekçi olmaz, ama yine de durumun düşmanlık boyutuna gelmesinin önlemek için şansımız var.

Bunun için, Rusya’nın kamuoyuna yönelik söylemlerinde vites düşürmesi, Navalni’ye ülke sınırları içerisinde tam olarak ne olduğunu dikkatlice soruşturması ve meselenin Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütünde tartışılmasından önce ayrıntılı ve sağlam argümanlara dayalı bir tez oluşturması gerekiyor.

Söz konusu tezin ise, her şeyden önce Rus kamuoyunun gözünde geçerli olması şart. “Ne olduğunu bilmiyoruz, ama ‘ne olabilirdi’ye dair bir sürü hikayemiz var” yaklaşımı Aleksander Litvinenko cinayeti, MH17’nin düşürülmesi ya da Skripal’e yönelik zehirli suikast gibi olaylarda işe yaramamıştı; Navalni olayında da işe yaramayacak.

Berlin ile ilişkiler konusuna ise biraz mola vermek en iyisi. Bırakalım da Almanlar, Rusya’dan yeni bir doğalgaz boru hattına ihtiyaçları olup olmadığına kendileri karar versinler.

Rusya, bir müddet sonra, Almanya ile iyi komşuluk ilişkilerine, öngörülebilirliğe ve karşılıklı faydaya dayalı yeni bir temelde, karşılıklı mutabakata varmanın yollarını aramaya başlamalı. Moskova’nın şu anda Avrupa’daki en önemli görevi, Ukrayna’da olduğu gibi, Belarus’u da kaybetmemek; Belarus lideri Aleksander Lukaşenko’nun Putin’i gezintiye çıkarmasına izin vermeyip, Rus liderin Belarus halkını – ve Rus halkını da – doğru değerlendirmesini sağlamak olmalı.”

Bu yazı ilk kez 24 Eylül 2020’de yayımlanmıştır.

 

Dmitri Trenin’in Carnegie Düşünce Merkezi’nin web sitesinde yayımladığı “Rus-Alman İlişkileri: Geleceğe Dönüş” başlıklı makalesinin bazı öne çıkan bölümleri Evren Serbest tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: https://carnegie.ru/commentary/82713

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend