Jeo-Strateji

4 Haziran 2022

Yazdır

Suriye’ye olası operasyon: Bölgede yeni dengeler; ABD, Rusya, İran, PYD neyin peşinde?

Suriye’ye yeni bir operasyon gündemde. Ancak bu seferki olası yeni operasyonun, önceki Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonlarından farkı, ana çerçevesinin, genel kapsamının, taktik hedeflerinin, süresinin ve zamanlamasının Suriye iç savaşının iç dinamikleri tarafından değil, Ukrayna’daki savaş tarafından etkileniyor olması.

Aslında son üç aydır Ukrayna’daki savaşın dünyayı nasıl etkileyeceği farklı coğrafyalar bağlamında tartışılıyordu. Savaşın Ortadoğu’ya etkisi ne olur/oldu sorusuna verilen yanıtlar, maalesef içi somut olarak doldurulamayan büyük resimler üzerinden anlatılıyordu. Resim büyüdükçe anlamak güçleşiyor. Belki de hepsini anlayamıyoruz bile. Ancak sanırım ben size Ukrayna’daki çatışmaların Suriye üzerindeki etkisinin ne olduğunu ve yakın gelecekte gerçekleşebilecek sınır ötesi harekâtla ilişkisini, son üç aya odaklanarak kronolojik bir düzen ve somut olgular çerçevesinde anlatabilirim.

Ukrayna’daki savaştan önce Suriye’de durum

Hikâyeyi başa saralım. Rusya-Ukrayna savaşının başladığı 24 Şubat 2022’nin öncesinde Suriye’de son iki yılda yaşanan tıkanıklığın aşılacağına dair hiçbir işaret görülmüyordu. İran, 2021 ortasından itibaren Deir ez Zor’dan başlayarak batıya doğru etki alanını genişletme sürecini hızlandırmaya çalışıyordu. Fakat, İran’ın bu çabası kuzeydeki petrol alanlarına yaklaştıkça ABD duvarına, batıya doğru ilerledikçe Rusya’nın bölgedeki askerî gücü ile vekil örgütlerine çarpıyor ve sonuçsuz kalıyordu.

Ruslar, İdlib’deki “geleneksel” hava operasyonlarını sürdürüyor; çevrede sivil olup olmadığına bakmaksızın uçaklarla dağı taşı dövüyordu. Hatta Ocak 2022’de İdlib’e yapılan Rus hava akınları neredeyse Ağustos 2021’de başlayan tırmanma seviyesine çıkmıştı. Fakat, Rusya’nın asıl ilgi odağını Hums’un doğusu, Rakka’nın güneyi ve Deir ez Zor arasında kalan çöl bölgesi oluşturuyordu. IŞİD’in vurkaçlarla Esad Yönetimi’ne karşı kedi-fare oyunu oynadığı ülkenin orta kesimleri Rusya’nın Suriye’deki enerjisinin çoğunu tüketiyordu. Çünkü, buradaki boşluğu doğudan İran, kuzey ve güneyden ABD doldurmaya çalışıyordu.

Şam Yönetimi, kontrol ettiği bölgelerde denetimi devam ettirmek isterken Rusya’dan destek almaya çalışıyordu. Savaştan galip çıktığını ilan eden Beşar Esad, bu yıl içinde yapılması beklenen diplomatik müzakerelerle Arap dünyasına geri dönüş şansı arıyordu. Ekonomik olarak toparlanma sinyalleri göstermekte zorluk çekmesine rağmen Arap dünyasına dönüşün ülkenin yeniden inşası için gerekli parayı toplamak için bir ivme yaratması umudu güçlenmişti.

ABD’nin Suriye’deki tüm dikkati PYD ile ilişkiler çerçevesinde ülkenin kuzeydoğusuna yönelmişti. ABD korumasının yanı sıra Esad Yönetimi, İran veya diğer devletlerin bayraklarının arkasına sığınan YPG, Türk ordusuna ve Suriye Milli Ordusu’na küçük çaplı saldırılar gerçekleştiriyor olsa da bu saldırıların etki kapasitesi çok düşüktü.

Türkiye ise bir yandan PKK-YPG terör örgütüne sayıları her geçen gün artan nokta operasyonları düzenliyor; diğer yandan da Suriye Milli Ordusu denetimindeki yerlerde güvenlik ve istikrarı sağlama çabasını sürdürüyordu.

Yani özetle; 24 Şubat’ın hemen öncesinde Rusya’nın Şam üzerinde sarsılmaz bir gücü olduğu; askerî olarak Suriye’nin büyük bir kısmına konuşlandığı; İran’ı bu konuda epey etkisiz kıldığı; Rus ordusunun gücüyle Şam’ın muhalifleri önünde sonunda ister siyasi ister askerî yöntemlerle dize getireceği ve ABD’nin Suriye’deki etkinliğinin ülkenin kuzeydoğusuna sıkıştığı bir ortam bulunuyordu. İşte Ukrayna Savaşı bu tabloyu değiştirdi.

Ukrayna’daki savaş Suriye’yi nasıl etkiledi?

Neyin değiştiğini anlatmaya çalıştım. Şimdi, izninizle nasıl değiştiğini anlatayım. Öncelikle bir şeyin altını çok güçlü bir biçimde çizmek gerekiyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Suriye üzerinde henüz stratejik bir etkisi olmadı. Bugün yaşananlar, Rusya’nın yaşadığı taktik ve lojistik sorunlar ile uluslararası alandaki dengelerdeki kısmi değişimlerden kaynaklanıyor. Ancak bu süreç bile Suriye’yi ciddi ölçüde etkiledi. Eğer, Ukrayna’daki gelişmeler Suriye’yi stratejik olarak etkilemeye başlarsa, işte o zaman düşünün yaşanabilecek değişimin büyüklüğünü. Taktik, stratejik derken kelime oyunu yapmıyorum. İyice açayım ne demek istediğimi…

Aşağıda Rusya’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle Suriye’deki imkân ve kabiliyetleri ile hareket alanının nasıl sınırlandığını ve bu durumun Suriye’de nasıl bir değişime neden olduğunu bulacaksınız. Ancak Rusya eğer Ukrayna olaylarının sonunda Suriye’deki gücünü tamamen kaybedecek boyuta ulaşırsa, işte o zaman bir stratejik dönüşümden bahsedebiliriz. Unutmayın, Esad Yönetimi’nin tamamen yenilmesini engelleyen İran ya da Rejim’in kendi kabiliyeti değil, Rusya’nın müdahalesiydi. Basit ama çok iddialı bir cümle kurayım. Suriye’de Rusya yoksa Esad Yönetimi de yok. Ne İran ne diğer devletler Şam’daki yönetimin hayatta kalmasına yardımcı olamaz. Fakat, şu anda böyle bir durum yok. Rusya, hâlâ Suriye’de varlığını koruyor; gücünü sınırlamak zorunda kalması Suriye’de stratejik bir dönüşüme neden olmadı, olmaz da. Stratejik bir dönüşüme neden olabilecek büyük bir senaryodan çok uzağız. Ancak Ukrayna’daki çatışma uzun bir süreye yayılır da dünyada büyük değişiklikler olursa, durum değişir. Şu anda Suriye’de taktik etkenlerden kaynaklanan bir dinamizm yaşıyoruz, stratejik değil. Bunun altını son bir kez çizeyim…

Yaklaşan operasyonunun üç ana etkeni

Şimdi gelelim eldeki verilere… Elimizdeki veriler gösteriyor ki; 24 Şubat’tan bu yana Suriye’de önemli değişiklikler olmaya başlamış.

Verilerimizi üç ana başlık çerçevesinde toparlamaya çalışacağım. İlk kategori, Rusya’nın Suriye’deki imkan, kabiliyet ve faaliyetleri; ikinci kategori ABD, İran ve İsrail’in reaksiyonları; üçüncü kategori ise PKK/YPG’nin terör eylemleri.

Neden bu üç veriye odaklandığımı söyleyeyim; çünkü Türkiye’nin yaklaşan olası sınır ötesi operasyonu doğrudan bu üç veri ile ilişkili.

Ukrayna Savaşı’ndan beri Rusya’nın Suriye’de değişen tutumu

Göstergeler, Rusya’nın Suriye’nin neredeyse tamamına yakın bir alanına dağıtmış olduğu güçlerini tekrar belli bölgelere toparladığını, asker ve danışmanlarının sayılarını azalttığını, bazı üs bölgelerini boşalttığını ve son derece seçici bir operasyonel tavır aldığını gösteriyor.

Peki nedir bu göstergeler? Savaşın başlamasından 9 gün önce Rusya Savunma Bakanı Şoygu, Suriye’ye önemli bir ziyarette bulunmuş sonrasında da 22 Şubat’ta yani Ukrayna’daki savaşın başlamasından iki gün önce Rusya’nın Suriye’nin Tartus Limanı’na 16 gemilik bir filo konuşlandırdığı ve Humeim Üssü’ne TU-23, MİG 31 ve Kinzal sistemleri yerleştirdiği açıklanmıştı. Rus Ordusuna bağlı subaylar, özel güvenlik şirketleri ve Rusya’nın Suriye’deki en önemli vekil gücü olan 25. Tümen ülke içlerinde operasyon yürütüyordu. Ukrayna’da çatışmanın uzamasıyla birlikte bu görünüm büyük ölçüde değişti.

Rusya, Suriye’nin orta kesimlerinde Şubat ayında 910 havadan vuruş yaparken bu sayı Mart’ta 270, Nisan’da 550 oldu. Mayıs’ın neredeyse sonuna geldik ve bu sayı 310 civarında kaldı. Rusya, sadece havadan yürüttüğü operasyonların sayısını azaltmadı, aynı zamanda Rus askerleri, özel güvenlik şirketlerine bağlı unsurlar, Humus’un doğusundaki bazı kritik bölgelerden, Rakka’da Tabka civarındaki bazı üslerden, Doğu Halep’teki Neyrab Üssü’nden, Çöl bölgesindeki Sukna’dan ve Palmira’nın bir kısmından çekildiler. Bu çekilme geçici bir rotasyon gibi görünmüyor.

Türkiye’nin 23 Nisan’da Suriye’ye giden Rus askerî personelini taşıyan uçaklara izin vermeyeceğini açıklaması; Türk Boğazları’nın savaş nedeniyle ancak Karadeniz’deki limanlara dönüş izni çerçevesinde kullanılabilmesi; Rusya’nın Suriye’de tecrübe kazanan personelini Ukrayna sahasına aktarma zorunluluğunun ortaya çıkması ve Rusya’nın Ukrayna’da insan gücü darboğazına girmeye başlaması gibi faktörler, Rusya’nın Suriye’deki askerî gücünü yeniden organize ettiğini ve hayati görmediği bölgelerden çekildiğini açıkça ortaya koyuyor.

Ancak tüm bu veriler yanlış anlaşılmasın, Rusya, Suriye’den apar topar ve tamamen çekiliyor değil. Güçlerini stratejik gördüğü bölgelere yeniden konuşlandırıyor. Örneğin, İdlib’de Ocak’ta 50 havadan vuruş yapan Rus hava kuvvetleri bu operasyonlarını Şubat’ta sekize, Mart’ta dörde indirirken Nisan’da tekrar 39’a çıkardı. Yani, Rusya Suriye’de kendisi için hayati ve stratejik gördüğü bölgelerin sınırlarını yeniden değerlendirmiş gibi görünüyor. Şam ve civarı, Şam-Halep yolunu bağlayan M5 üzerindeki kritik yerleşimler, M4 yolunun kuzey hattı ve İdlib hâlâ Rusya için çok önemli. Diğer yerler için ise köşe kapmaca başladı.

Ukrayna Savaşı başladığından beri İran’ın Suriye’deki tutumu

Şimdi gelelim ikinci kategorideki verilerimize… İran, Rusya’nın boşalttığı yerleri doldurmak için büyük bir atak yaptı.

Yukarıda söylediğim gibi İran, Suriye’deki etkisini artırmak için uzun süredir Rusya ile rekabet halinde bir çaba yürütüyor. Irak’ın batısındaki Anbar’dan başlayarak Suriye üzerinden kesintisiz bir koridor ile Şam’a ve Lübnan’a doğrudan bir etki sahası kurabilmek için sahadaki vekillerini sonuna kadar zorluyor.

Nitekim bu milisler önce Mart’ta Fırat nehrinin güney kısmındaki bölgelerden hareket ederek Meyadin kasabasının batısına, sonra nehrin de batısındaki köylere yerleştiler. Buradan Rakka’nın güneyindeki çöl bölgelerine İranlı milisler yavaş adımlarla ilerlerken, Rusya’nın Suriye’den gönüllüler toplayarak Ukrayna’ya götüreceği haberleri yayılmaya başladı. Bundan sonrası tam itiş kakışa döndü.

Rusya’ya yakınlığı ile bilinen gruplar Fırat’ın batısı ile çöl bölgelerinden çekilirken İran’a yakın gruplar onların yerlerini aldı. Nisan’ın başlarından itibaren bu yayılma hızlandı. Hizbullah Doğu Hums ve Palmira’da, Ebu El Fadıl Abbas Fırat’ın batı yerleşimlerinde, Fatimiyyun Rakka güneyi ve Halep civarında iyice görünür hale geldi. Mayıs ayı başlarına gelindiğinde tüm bu saydığımız yerlerdeki irili ufaklı birçok yerleşim birimine İran yanlısı grupların boy gösterdiğine şahit olundu.

Tam da bu sürede Beşar Esad kalktı, 12 Mayıs’ta İran’ı ziyaret etti. Esad’ın İran’ı son ziyaretinin 2019’da olduğu düşünüldüğünde bu olaylar ile ziyaret arasındaki bağı açıklamak çok kolay hale geliyor.

İsrail etkisi

Peki, İran, Rusya’nın çekildiği yerlerdeki boşlukları doldurması nasıl bir sonuç üretti? Tahmin etmek hiç güç değil. ABD ve İsrail, İran’ı frenlemek için vites yükselttiler.

İlk kez Ocak başında olsa da Mart’tan itibaren İran’ın Deir ez Zor’daki gruplarını kimliği belirsiz (!) hava araçları vuruyor. İsrail bunu pek gizli saklı yapmadığına ve İran’ın bu bölgedeki gruplarının burnun dibinde ABD’nin hava üssü dahil olmak üzere askerî üsleri bulunduğuna göre faili tahmin etmek güç değil. Şubat’tan beri İran yanlısı grupların Deir ez Zor’daki toplanma alanlarına benim sayabildiğim en az dört saldırı yapıldı. Ancak İran’a yönelik operasyonlar bununla sınırlı değil.

İsrail’in Suriye’de İran hedeflerine yönelik hava operasyonlarında da ciddi bir artış görüldü. Ukrayna Savaşı başlayana kadar 2022’de İsrail İran’ı beş kez vurmuşken o tarihten günümüze sekiz kez daha vurdu. Üstelik son dönemdeki saldırıların önemli bir kısmı öncekilerle karşılaştırılamayacak kadar güçlü biçimde gerçekleştirildi.

ABD’nin çok düşündürücü adımı

ABD ve İsrail’in bu karşı hamleleri de elbette daha çok taktik düzeyde. Ancak ABD’nin Rusya’nın çekilmesinin de etkisiyle olduğunu düşündüğüm bir adımı var ki; bambaşka bir analizin ve uzun süreli bir değerlendirmenin konusu.

Suriye’de tüm aktörler yeniden konumlanırken ABD, Suriye’ye yönelik uyguladığı ambargonun kapsamında önemli bir değişiklik yaptı. Buna göre PKK/PYD terör örgütünün kontrolündeki bölge yaptırımlardan önemli ölçüde muaf tutulacak bazı ayrıcalıklar kazandı.

Dünyanın yakın tarihindeki benzer örnekler bunun bize bir “devletsi yapı” hazırlığı olduğunu düşündürüyor. Ne ilginç değil mi? Bu gelişme durdu, durdu, durdu, tam da Ukrayna Savaşı’nın etkisiyle Rusya’nın etkisinin azaldığı bir dönemde ortaya çıktı.

PKK/YPG terör örgütünün saldırıları

Son kategorimize gelelim; PKK/YPG terör örgütünün saldırıları. Örgüt, uzun süreden beri Türkiye’nin Suriye’de desteklediği gruplara ve Türk güvenlik güçlerine saldırmayı sürdürüyor. Bu anlamda ilk bakışta bir farklılık görmeyebilirsiniz. Ancak daha dikkatli bakınca değişim anlaşılıyor.

Bir kere, PKK/YPG terör örgütü uzun süreden beri Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Operasyon bölgelerine sızma, taciz atışı, roket/havan atımları ve el yapımı patlayıcılarla terör saldırıları düzenliyor. Karşılığında da terör örgütünün orta/üst düzey elemanları silahlı insansız hava araçlarından düzenlenen operasyonlar ve diğer vasıtalarla etkisiz hale getiriliyor. Maalesef, bu süreç bölgenin uzun bir süredir rutini durumundadır.

Ancak, Rusya’nın Suriye içinde yeniden konuşlanması ve göreli zayıflaması ile Pençe-Kilit Operasyonlarının çakışması, PKK/YPG’nin hareketliliğinde de önemli bir artışa neden oldu. Nisan ortalarına kadar genelde daha düşük bir tempoda ilerleyen terör saldırıları 22 Nisan’dan itibaren Azez, Afrin, Mare, El Bab, Çobanbey ve hatta Türkiye sınırları içinde Karkamış’a kadar birçok yerde PKK/YPG’nin saldırılarını artırmasına neden oldu.

Her ne kadar Türkiye bu terör eylemlerine anında karşılık verse de uzun süredir çözülmesi beklenen ancak Suriye içi dengeler nedeniyle askıya alınmak durumda kalınan iki bölge tam da bu denklem üzerinde hareketlendi.

Olası operasyon

İşte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye konusundaki çıkışıyla gündeme gelen operasyonun arka planı ve alt yapısı bu şekilde. Bundan sonra yine kasaba, köy, cephe hattı neresi olacak; buralarda kimler var; Türkiye kiminle karşı karşıya gelecek gibi değerlendirmeler detaylı olarak yapılabilir. Ancak her zamanki gibi köy, kasaba değerlendirmesine girmeyeceğim. Bu konudaki detayların yetkililer tarafından açıklanmadan operasyonların gidişatını etkileyecek şekilde ulu orta tartışılmasını da doğru bulmuyorum. Ancak Anadolu Ajansı Tel Rıfat ve Menbiç’in adını getirdiğine göre yukarıdaki çerçeveyle genel operasyonel beklenti arasındaki bağı kurabilirim.

Bir kere, Türkiye’nin çıkışının Rusya’nın Suriye’deki yeni adımlarıyla ilişkili olduğu aşikar. Rusya’nın çekildiği yerlere İran’ın yerleşmesi, ABD’nin de PYD’nin bu süreçten daha güçlü çıkmasını sağlama çabaları dikkate alındığında yaklaşan gelişmelerin sadece bir terörle mücadele operasyonu olarak düşünülmemesi gerekir.

Elbette, PKK/YPG terör örgütüne karşı yürütülecek her tür faaliyet temelde terörle mücadele faaliyetidir. Ancak bu örnekte PKK/YPG’nin Tel Rıfat’tan çıkarılması sadece bu bölgeden güvenlik güçlerimize yöneltilen saldırıların engellenmesi bağlamında değil, Suriye’de oluşan yeni denge bağlamında ele alınmalı.

Ülkenin doğusundan başlayarak kendisine yer açmaya çalışan İran’ın Halep’in kuzeyi ve İdlib’in doğusunda kalan bölgelerde uzun süreden beri milis gruplar aracılığıyla varlık bulduğu biliniyor. Rusya’nın çekilmesiyle bu bölgelerde etkisini geliştirmek istemesi de muhtemel. Bu nedenle sahayı İran’a bırakmamak son derece önemli görünüyor.

Bölgeleri birleştirecek koridor

Ancak mevcut atmosfer ve şartlar bir olasılığı daha mümkün kılıyor.

Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Bölgelerinin birleştirilememesi 2019’dan beri Suriye’nin kuzeyinde muhaliflerin en önemli sorunlarından birisiydi. Şimdi Menbiç’e operasyon olasılığının doğmasıyla birlikte sadece Fırat Kalkanı’ndaki nüfus yoğunluğunun ya da Türkiye’den Suriye’ye dönmek isteyen insanların yerleşebileceği geniş bir alan doğmuş olmayacak, aynı zamanda bölgeler arasındaki bütünlük de sağlanmış olacak. Bu nedenle doğudaki gelişmeleri sadece Menbiç’e odaklamamak, civarıyla birlikte düşünmek gerekiyor.

Menbiç’in kuzeyinden açılabilecek bir koridor ile iki bölgeyi birbirine bağlamak sadece PKK/YPG’nin bölgesel bütünlüğünü sona erdirmeyi sağlamaz aynı zamanda Türkiye’deki Suriyeliler meselesinin de başka düzlemlerde tartışılmasının önünü açabilir.

Dediğim gibi tüm bunlar Ukrayna Savaşı’nın gidişatıyla ilişkili. Bu süreçte orada yaşanacak pek çok şey Suriye sahasını etkileyecektir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabul sürecinden PKK’nın yakın vadede gelebilecek provokatif eylemlerine kadar pek çok şey Türkiye’nin operasyonunu etkileyecek gibi duruyor. Ancak şurası kesin ki, savaşın sadece uzaması bu etkileri yarattıysa Rusya’nın Ukrayna bataklığına saplanıp kalması kim bilir nelere neden olacaktır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 27 Mayıs 2022’de yayımlanmıştır.

Serhat Erkmen

Prof. Dr. Serhat Erkmen, Altınbaş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Ufuk Bilgin
Ufuk Bilgin
27/05/2022 15:16

Hocam memleketimizin gidişatına rehber olacak kıymetli analizinizi okudum ve aydınlandım.Allah zihin açıklığı versin.Siz değerli hocalarımızı başımızdan eksik etmesin.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend