Türkiye’yi Libya’da 2021’de neler bekliyor?

Türkiye ve Libya arasında imzalanan Askeri ve Güvenlik İş Birliği Mutabakat Muhtırası birinci yılını geride bıraktı. 2020 yılının en önemli dış politika gelişmelerinden biri Libya’da bir yılı aşkın bir süredir kuşatma altında olan Ulusal Mütabakat Hükümeti (UMH) hükümetine ilk askerî sevkiyatın yapılması oldu. Mutabakat zaptları ilk yılını doldururken TBMM’den geçen tezkerenin 18 ay daha uzatılması kararı Türkiye’nin Libya politikasının ve oradaki askerî varlığının uzun vadeli olarak tasarlandığını gösteriyor.

Öte yandan Türkiye’nin Libya politikasına yönelik tepkiler ve karşı hamleler devam ediyor. BM’nin girişimiyle müzakere masasına oturan taraflar siyasi, askerî ve ekonomik komisyon görüşmeleri ile Libya iç savaşına siyasi bir çözüm bulmaya çalışıyor. Bölgesel jeopolitik rekabetin Libya sahasında karşı karşıya gelen hasımları da yeni güç dengesinde konumlarını yeniden değerlendiriyor.

Türkiye’nin Libya’daki üç önemli sorunu

2021 yılı için Türkiye açısından üç önemli soru ön plana çıkıyor.

Libya’da özellikle güney Libya’da askerî hareketliliğin artması ve Doğu Libya merkezli Libya Ulusal Ordusu’nun lideri Halife Hafter’in Türkiye’yi hedef alan son açıklaması sonrasında Libya’da sıcak çatışmaların yeniden başlama riskinin olup olmadığı bunlardan ilki.

Devam eden Birleşmiş Milletler himayesindeki müzakere sürecinin Libya’da siyasi çözüm getirip getirmeyeceği ise bu yılın gündemindeki bir diğer önemli soru başlığı olmaya devam edecek.

Son olarak da tüm bu çözüm ve çatışma olasılıkları arasında önümüzdeki dönemde Türkiye’yi Libya’da nelerin beklediği, Libya politikasının olası istikametleri açısından tartışılacak.

Libya’da sıcak çatışma riski var mı?

Halife Hafter, Türkiye’nin Libya’daki askerî varlığını işgal olarak tanıdıklarını ve bu işgalinin sona erdirilmesi için savaşacaklarını açıkladı. Hafter’in bu açıklamasına Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir saldırı olması durumunda “Hafter unsurları her yerde meşru hedef olarak görülecektir” sözleriyle, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “bize yönelik tehdit olursa da gereğini yaparız” ifadeleriyle karşılık verdi.

Jamaika bandıralı bir Türk kargo gemisinin Hafter’e bağlı güçler tarafından Derna Limanı yakınlarında alıkonmasının ardından da tansiyon yükseldi.

Sıcak çatışma riskini yeniden gündeme getiren bu açıklamaların nedenlerine kısaca bir göz atalım.

Öncelikle Hafter’in Türkiye’yi doğrudan hedef alan açıklamasının sahadaki birtakım gelişmeler yatıyor. Önceki yazımda da bahsettiğim üzere Trablus yenilgisinin ardından Hafter, doğu Libya’nın siyasi-askerî yapısı üzerindeki liderlik pozisyonunu ve dış desteğin birincil alıcısı olma ayrıcalığını büyük oranda yitirdi. Buna rağmen kontrolü altında tutmayı başardığı Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) üzerinden askerî güçle sahadaki pozisyonu korumaya ve bunu yeniden uluslararası alana aktarmaya çalışsa da başta Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih olmak üzere diğer aktörlere alan kaybediyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteği devam ediyor ancak Trablus yenilgisi öncesinde desteğini aldığı diğer dış aktörler, doğu Libya’da yeni bir askerî-siyasi mimariyi şekilendirmeye çalışıyorlar. Devam eden BM himayesindeki müzakere süreci de bu dönüşümü destekliyor ve Hafter’in hem siyasi hem de askerî alandaki rakiplerinin elini güçlendiriyor.

Ancak BM himayesindeki müzakerelerde istenilen ilerlemeyi sağlamak kolay değil. Askerî ve siyasi komisyon görüşmeleri şimdilik tıkanmış durumda. Petrol gelirlerinin dağılımını odağına alan ekonomik görüşmeler de “havuç-sopa” taktiği ile ilerliyor. Görüşmelerde şu ana kadar iki somut kazanım elde edildi. Bunlardan ilki, fiili ateşkesi resmi ateşkes haline getiren anlaşma. Diğeri de tarafların 21 Aralık 2021 tarihinde cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri yapılması için uzlaşması. Bu noktada ateşkes anlaşmasının anlaşılan şartlarının uygulanmadığını not edelim. Seçim tarihi belirlense de ara dönemde yetkilerin devredilmesinin öngörüldüğü siyasi ve bürokratik isimler konusunda da henüz uzlaşılmış değil.

Hafter’in stratejisi ne?

Hafter görüşmelerdeki tıkanıklığı bir fırsat olarak değerlendirip olası bir çatışma ortamında içerde doğu Libya’daki konumunu yeniden güçlendirmeyi ve dışarda da Türkiye karşıtlığı üzerinden dış desteği geri kazanmayı bir strateji olarak değerlendiriyor.

Peki, Hafter’in bu stratejisinin gerçekleşme ihtimali nedir?

Öncelikle Hafter’in açıklamasının ardından önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ardından da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Libyalı aktörlerin düşmanlıkları yeniden başlatmaktan kaçınmaları ve siyasi çözüme destek vermeleri yönündeki çağrıları, olası bir operasyona öncesinde olduğu gibi bir desteğin olmadığını gösteriyor. Libya’da çatışmaların yeniden alevlenmesi hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın sahadaki askerî varlıklarının daha da güçlenmesi anlamına geleceği için olası çatışma riskini minimize etmek pek çok aktör için daha uygun bir seçenek. Öte yandan ister Sirte ister güney Libya’da olası çatışmaların petrol altyapı tesislerinin yoğun olduğu bölgelerde gerçekleşmesinin maliyeti de oldukça yüksek. Bu nedenlerden ötürü, dış desteğin olmadığı bir denklemde Hafter tarafından Türkiye’yi hedef alan bir operasyon dizisi beklemek düşük bir ihtimal.

Ancak bu durum sıcak çatışma riskinin tamamen saf dışı kaldığı yeni bir denklem anlamına gelmiyor. 2020 Haziran’dan beri tüm gözler Türkiye ve Rusya’nın Libya’da karşı karşıya gelmesinin ana aksını oluşturan Sirte-Jufra hattı çevresindeki askeri ikmallere odaklanırken, güney Libya, yani Fizan bölgesi 2021 yılında Libya’da sıcak çatışma riskinin yükseldiği bir diğer bölge olacağa benziyor.

Libya topraklarının yaklaşık üçte birini oluşturan güneybatı bölgesindeki gelişmeler, Trablus’ta savaşan taraflar için büyük önem taşıyor. Sebha, Merzuk ve Ubari, Fizan bölgesinde yer alan üç stratejik kent ve bu üç kent Fizan petrolünün kontrolü için kilit bir öneme sahip. Ayrıca hâlihazırda ülkeyi de facto olarak ikiye bölen ve Rusya’nın yeni askerî ikmalleri ile güçlendirilen sınır hattının da güneye uzanan kanadı olarak görülebilir. 2019 Mart ayında, Hafter güçleri bölgeden çekilmiş kontrol yerel aşiretlere bağlı askerî güçler üzerinden devam ettirilmişti.

Hafter için öncelikli meselelerden biri de, Fizan bölgesindeki aşiretler ile UMH arasında olası bir yakınlaşmanın önüne geçmek.

Bugün bölgede UMH’nin de kısıtlı sayıdaki yerel müttefikleri bazı askerî bölgeleri kontrol ediyor. Ateşkese rağmen düşük yoğunlukta askeri hareketliliğin olduğu bölgede Libya Ulusal Ordusu, UMH’nin ilerlemesini engellemeye çalışırken, UMH de kontrol ettiği alanı genişletmeyi hedefliyor. Taraflar bu askerî hareketlilik konusunda ise birbirlerini suçlamaya devam ediyor. Dolayısıyla sıcak çatışma riskinin bu bölgede 2021 yılında yükselmesi daha olası görünüyor.

Libya’da siyasi çözüm mümkün mü?

Libya’daki 2015 BM siyasi mimarisinin başarısızlığının o dönemdeki en önemli eksiği, görüşmelerin askerî ayağının olmaması idi. Bugün çözüm mimarisinin daha kapsamlı bir şekilde tasarlandığını görüyoruz. En azından sorunun ekonomik ve askerî ayaklarının varlığının artık görmezden gelinmediği bir aşamada olduğu açık. Ancak kısa vadede BM müzakerelerinin hedefi çatışmasızlığın sağlanması iken, silahsızlanma ve rehabilitasyon ile güvenlik sektörü reformlarının nasıl yapılacağına dair detaylı ve kapsamlı bir destek planı hâlâ bulunmuyor.

Bir diğer yaklaşım eksiği ise güç paylaşımı konusundaki muğlaklığın sürdürülmesi. 2015 yılında hedef, Libyalı rakip siyasileri bir araya getirip, hem askerî hem siyasi hem de ekonomik sorunları onların çözebileceği bir düzlemde Libyalılara bırakmaktı. Bu haliyle kulağa oldukça uygun gelse de Libya’daki sorun tam olarak bu muğlaklığın yarattığı kaotik ortamda sürecin ilerleyememesi ve rakiplerin kesintisiz bir biçimde birbirlerini elimine etmeye çalışması. Bu nedenle de güç paylaşımına dair daha kapsamlı bir anlayış ortaya çıkmadığı sürece, bugün olduğu gibi mevcut kurumlara atanacak isimlerin kimler olacağı tartışmalarının ötesine geçmek oldukça zor görünüyor.

Libya’da Türkiye’yi neler bekliyor?

Libya içi dengeler düşünüldüğünde Türkiye’yi bu yıl bekleyen iki önemli test bulunuyor. Bunlardan ilki, Türkiye’nin Libya’da sıcak çatışma riskleri karşısındaki olası hamlelerini içeriyor.

Ocak-Haziran 2020 arası Türkiye’nin Libya’daki politikası Trablus ablukasının kırılmasına ve UMH’ye bağlı güçlerin stratejik alanların kontrolünü genişletmeye yönelik askeri desteğe odaklanmaktaydı. Bu dönemde UMH’nin askeri kapasitesinin arttırılması, hava üstünlüğü sağlayarak ablukayı kırması ve batı, güney ve doğu cephelerinde ilerlemesi sağlandı. Ancak Haziran ayında UMH güçlerinin Sirte’de kontrolü ele geçirmek başlattığı operasyon savaş uçaklarının UMH konvoylarını bombardımanı sonrasında yarım kaldı.

Özellikle Sirte cephesinde yaşanan bu çatışma ile hava üstünlüğü mücadelesinin yeni bir noktaya evrildiği açık bir şekilde ortaya çıktı. Ayrıca fiili ateşkes de bu yeni güç dengesinin bir yan ürünü olarak ortaya çıktı.

Bu tarihten itibaren Türkiye’nin Libya’daki politikasının askerî kanadını oluşturan iki ana stratejik hedefi öncelediğini gözlemliyoruz. Bunlardan ilki sahadaki yeni güç dengesinde konumu güçlendirmek için askerî varlığını ikmaller ile kuvvetlendirmek oldu. Özellikle hava koridorunun yoğun trafiği bu dönemde ön plana çıktı. Vatiye Hava Üssü’nde stratejik askeri güçlendirmeler yapıldığını gösteren uydu görüntüleri, daha önce Türk medyasında da yer alan ve Türkiye’nin Libya’da biri Vatiye’de diğeri Misrata’da olmak üzere hava ve donanma üsleri kuracağı haberlerini de doğruluyor.

İkinci hedef ise Libya’da askerî eğitim faaliyetlerine ağırlık verilmesi. TSK’nın eğitiminlerden bugüne kadar iki binden fazla Libyalı personelin faydalandığı ifade ediliyor.

Türkiye’yi önümüzdeki dönemde Libya’da bekleyen ikinci test alanı ise siyasi çözüm sürecinde Libya politikasını nasıl konumlandıracağı konusu. Libyalı siyasi müttefiklerle ilişkilerin şekillendirilmesi konusu da bir diğer önemli öncelikli mesele olarak hükümetin gündeminde yer alıyor. Siyasi müzakere sürecinin başlaması ve çatışmaların sona ermesiyle birlikte doğu Libya’da gözlemlediğimiz ittifak içi bölünme ve rekabet UMH için de geçerli. Hatta UMH’nin yapısı gereği bu bölünme ve rekabetin fazla kutuplu, daha esnek ve bu nedenle de değişken olduğunu söylemek gerekiyor. Bu çok kutuplu rekabetin içinde pek çok siyasi ve askerî aktör yeni dengede yerini almaya çalışıyor. Türkiye açısından da bu süreçte Libya politikasını konumlandırmak pek çok zorluğu barındıran önemli bir öncelik.

Türkiye açısından önümüzdeki dönemin gündemi sadece Trablus içi rekabet ve bölünme ile sınırlı değil. Seçim takviminin belirlenmesi, Doğu, güney ve batı Libya’nın oluşturduğu yeni bir siyasi denkleme yönelik yatırımın ağırlık kazanacağını gösteriyor. 2021’de Libyalı aktörlerin de Libya’ya müdahil olan aktörlerin de ana odağı yeni bir siyasi denge ve yapılar ortaya çıkarmak olacaktır. Ateşkes sonrası ortaya çıkan dengeleme ve diplomasi trafiği bu senaryoyu desteklerken Türkiye’nin diplomatik kaslarını Libya’da Trablus dışındaki aktörlere uzatma beceresini test edecektir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin Libya’ya müdahil diğer devletlerle 2021 boyunca ilişkilerini de etkileyecek nitelikte.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 12 Ocak 2021’de yayımlanmıştır.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar

Nebahat Tanrıverdi Yaşar - Bağımsız Araştırmacı olarak Tunus, Libya ve Mısır üzerine çalışmalar yapan Yaşar, aynı zamanda Berlin'deki Alman düşünce kuruluşu SWP’nin Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Çalışmaları (CATS) Programında IPC-Stiftung Mercator misafir araştırmacı. 2015 yılından itibaren bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarına devam Tanrıverdi Yaşar, daha önce Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde (ORSAM) ve dış politikası dergisi Panaroma’da çalıştı. Tanrıverdi Yaşar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahip ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora adayı olarak eğitimine devam ediyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend