Koronavirüs en çok kadınları vuruyor, hem de her alanda!

“Yeter artık! William Shakespeare ve Isaac Newton’ın en önemli çalışmalarından bazılarını salgın hastalık nedeniyle eve kapandıkları dönemde yaptıklarından bahsederek sosyal mesafe ve evden çalışma mezvusunu espri konusu yapanlara bir çift sözüm var: İkisinin de çocuk bakmak gibi bir sorumluluğu yoktu da ondan çalışmalarına yoğunlaşabildiler.”

Atlantic Dergisinin internet sitesinde Helen Lewis imzasıyla yayınlanan ve koronavirüs salgınının kadınlara olan etkisini inceleyen yazı, bu şikâyet ile başlıyor ve şu gerçeğe dikkat çekiyor:

“Oysa ev ve çocuk bakımı gibi sorumluluklarınız olunca, bir salgın durumunda Kral Lear gibi bir başyapıt yazmak ya da optik alanında teori geliştirmek için pek fırsatınız olamıyor. Siyasetçiler şu anda bunları konuşmanın sırası olmadığında ısrar etseler de, yaşamakta olduğumuz küresel salgın, mevcut eşitsizlikleri daha da belirgin bir biçimde yüzümüze vuruyor. Beyaz yakalılar için evden çalışmak daha kolay. Maaş ve sosyal haklar onlara daha iyi bir koruma sağlayacak. Ayrıca karantina günlerini küçücük bir daire yerine geniş evlerinde geçireceklerinden o kadar da zorlanmayacaklar.”

Zor kadın: 11 Kavgada Feminizmin tarihi isimli bir kitabın da yazarı olan Lewis’e göre, korona salgınından olumsuz anlamda en fazla etkilenecek olan eşitsizliklerden biri de kadınların toplum içindeki statüsü olacak. Ona göre, kadınların bağımsızlığı, sessiz sedasız salgına kurban gidecek.

“Koronavirüsün fiziksel açıdan kadınları daha az etkilediği görülüyor. Ancak son günlerde salgının kamu sağlığı boyutunun yanında ekonomik boyutu da konuşulmaya başlandı. Hayatın en az üç aylığına askıya alındığı şu süreçte işten çıkarmalar da kaçınılmaz oluyor. Diğer yandan, okulların kapatılması ve insanların evlerine çekilmesi ile çocuk bakımı işi de ücretli taraftan (yani kreşlerden, okullardan ve bebek bakıcılarından) ücretsiz tarafa kaymaya başladı. Koronavirüs, gelişmiş dünyada çiftlerin “İkimiz de çalışabiliriz çünkü çocuğumuza bakan var” rahatlığını ellerinden alıyor. Ebeveynler artık çocukların sorumluluğunu kimin alacağı konusunda bir tercih yapmak mecburiyetiyle karşı karşıya kalacak. “

Lewis, salgın nedeniyle birçok kadının ailenin ihtiyaç duyduğu bakımı üstleneceğini hatırlatıyor:

“Önümüzdeki birkaç aylık süreçte pek çok çiftin tercihlerinde ekonomik bakış açısı etkili olacak. Salgında hastaların neye ihtiyacı olacak? Bakıma. Evde karantina altındaki yaşlıların neye ihtiyacı olacak? Bakıma. Okullar tatil olunca evde kalan çocukların neye ihtiyacı olacak? Bakıma. Ve tüm bu ücretsiz bakım işinin yükünü de iş gücünün mevcut yapısı nedeniyle daha ziyade kadınlar üstlenecek. London School of Economics’ten küresel sağlık politikaları alanında çalışan öğretim üyesi Clare Wenham’a göre, mesele sadece bakım işlerinin sosyal bir norm olarak daha çok kadınlar tarafından yapılması ile ilgili de değil. “Kim daha az kazanıyor? Kimin esneklik imkanı var?” gibi pratik sebepler de söz konusu.

Lewis, kadınların ve erkeklerin çalıştığı ailelerde, daha az kazanan ve dolayısıyla da bir sorun çıktığında işi daha düşük öncelikli kabul edilen taraf genelde kadınlar olduğunu anımsatıyor ve ekliyor:

“Bu son durum da haftalar değil, aylar sürebilir. Bazı kadınların hayatları boyunca çalışıp kazandıkları ne varsa ellerinden gidebilir. Okulların kapanmasıyla babalar da şüphesiz ellerini taşın altına koyacaktır ama bu çok da yaygın olmayacaktır.”

Kadınlar işlerine korusa bile iş yükleri artacak

Yazarın dikkat çektiği başka bir nokta da, kadınlar işlerini koruyabilseler bile, ev içi yüklerinin yani işten sonra yaptıkları ikinci mesainin daha da artacağı yönünde:

“İş sahibi olsun ya da olmasın dünyanın her yerinde kadınlar, erkek partnerlerine kıyasla daha fazla ev işi yapıyor ve kendilerine daha az zaman ayırıyor. İnsanların salgın paniğiyle çıldırmış gibi alışveriş yapmasıyla dalga geçen sosyal medya paylaşımlarında bile gıda alışverişi gibi ev işlerinin ağırlıklı olarak kadınlar tarafından üstlenildiği fikri hakim. Mesela koronavirüs kriziyle ilgili en meşhur Twitter paylaşımlarından birinde aynen şöyle deniyor: ‘COVID-19’dan korkmuyorum. Asıl korkunç olan, insanların böylesine sağduyudan yoksun olması. Susan’lar ve Karen’lar kendilerine 30 yıl yetecek kadar gıda stoklarken, ailelerinin karnını doyurmak için markete gitmek zorunda olan insanlar için korkuyorum’. Bunu yazan kişi Susan ve Karen diyerek banliyödeki evlerinde rahat bir yaşam süren kadınlara atıfta bulunmak istemiş, ama bunu yaparken ‘evin idaresinden kadın sorumludur’ kabullenişi ile hareket etmiş. Yani evi çekip çeviren Susan’lar ve Karen’lar olmalı, Mike’lar ve Steve’ler değil.

Etrafınızdaki birçok çiftin şimdiden bu fazladan ve ücretsiz iş yükünü nasıl bölüşeceklerine dair zor kararlar alma noktasında olduklarını görebilirsiniz. Akademisyen Clare Wenham ile görüştüğümde iki küçük çocuğuyla birlikte evindeydi. Eşi ile bir iş bölümü yaptıklarını, sırayla iki saat birinin çocuklara bakıp diğerinin de çalıştığını anlattı. Bu da bir çözüm, ama bir kısım aileler çareyi yine eski usul yaşam tarzında arayacaktır. Yani karı koca çalışan çiftler, tıpkı ninelerinin ve dedelerinin zamanındaki gibi “ev hanımı” ve “eve ekmek getiren aile reisi” şeklinde bir hayat sürmek zorunda kalabilirler. Mesela Emory Üniversitesi’nde salgın hastalık uzmanı olarak görev yapan, üç haftalık bir bebek ve iki küçük çocuk annesi Rachel Patzer, Twitter’da söyle yazmış: “Eşim acil servis doktoru ve şu anda koronavirüs hastalarının tedavisi için çalışıyor. Her ne kadar zor olsa da, bu süreçte kendini izole ederek garajdaki dairemizde kalmasına karar verdik. Sürekli kucak isteyen bir bebekle, tek başıma çocuklarıma ders çalıştırmaya çalışıyorum ve bir yandan da eşimin ve ailemin sağlığı için endişe ediyorum.”

Boşanmış annelerin işi daha da zor

Lewis, boşanmış ve çocuklarına bakan annelerin işlerinin daha da zor olduğunu da belirtiyor ve şu soruyu soruyor:

“Bekar ebeveynlerin durumu daha da zor. Okullar kapalıyken nasıl aynı anda hem para kazanıp hem de çocuklarına bakacaklar? …Günümüz İngiltere’sinde ise ailelerin neredeyse yüzde 25’i tek ebeveynli, ki o bekar ebeveynlerin de yüzde 90’ı kadın. Okulların kapalı olması onların hayatlarını daha da zorlaştırıyor. “

Okulların kapalı kalmasının uzun vadede kız çocuklarını etkilemesi de olasılıklar arasında. Lewis yakın dönemdeki Ebola salgını sırasında yaşananların bu sefer küresel ölçekte yaşanabileceğinden kaygılı.

“O dönemde okulların kapatılması, kız çocuklarının hayattaki şansını olumsuz etkiledi, çünkü çoğu okulu bırakmak durumunda kaldı. Genç yaşta hamilelik oranlarının artması da bunda etkili oldu. Aile içi ve cinsel şiddet olaylarında artış yaşandı. Kaynaklar başka alanlara yönlendirildiğinden, doğum sırasında ölen kadınların sayısı arttı. Ebola salgını sırasında Batı Afrika’ya giden Wenham, mevcut süreci şöyle değerlendiriyor: “Sağlık sistemleri bozuluyor. Her kaynak salgına tahsis ediliyor. Önceliği olmayan konular kenara atılıyor. Bunun da anne sağlığı ve doğum kontrol imkanlarına erişim açısından olumsuz etkileri olabilir”. Amerika Birleşik Devletleri, diğer varlıklı ülkelere kıyasla bu konuda zaten son derece olumsuz istatistiklere sahip ve ülkedeki siyahi kadınlarda doğum sırasında ölüm olasılığı beyaz kadınlara göre iki kat daha yüksek.

Wenham, Ebola salgınından en ağır etkilenen ülkelerden biri olan Sierra Leone’de salgının devam ettiği 2013-2016 yılları arasında gebelik kaynaklı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybeden kadınların sayısının, hastalıktan ölen kadınların sayısından fazla olduğuna dikkat çekiyor. Ancak, tıpkı modern ekonomiye dayanak sağlayan, fakat bir türlü göze çarpmayan o bakım işleri gibi, söz konusu ölümler de salgının sebep olduğu acil sorunlar kadar dikkat çekmedi, kanıksandı.”

Aile içi şiddet artacak

Yazar, Ebola ve Zika salgınlarından elde ettiğimiz verilerden de faydalanarak mevcut salgın krize yönelik öngörülerde bulunuyor:

“Bu alanda mücadele veren uzmanlar, hem zengin hem de yoksul ülkelerde karantina döneminde aile içi şiddet oranlarının artmasını bekliyor. Stres, alkol tüketimi ve maddi zorlukların evde şiddeti tetikleyeceği ve dünya genelinde alınan karantina tedbirlerinin de söz konusu tetikleyici etkileri daha da güçlendireceği düşünülüyor. Women’s Aid isimli İngiliz yardım kuruluşu, yayınladığı bir açıklamada ‘şiddet uygulayanların sosyal mesafe ve gönüllü tecriti zorlama ve kontrol aracı olarak kullanacaklarından ve bu yolla kurbanların güvenli bir yere gitmelerini, destek almalarını engelleyeceklerinden endişe duyduklarını’ ifade etti.

Araştırmacılar, söz konusu bulgular politika yapıcılar tarafından dikkate alınmadığından, salgınlar konusunda cinsiyete dayalı olmayan yaklaşımlar benimsenmeye devam edildiğinden yakınıyor. Ayrıca, bu şekilde gelecekte bizlere fayda sağlayabilecek yüksek kaliteli veriler toplama fırsatının da kaçırıldığını düşünüyorlar.”

Alınabilecek önlemler var mı?

Helen Lewis, bu salgının gelecekte benzer durumlar yaşandığında aynı hatalara düşülmemesi için de önemsenmesi gerektiği kanısında:

“Aynı hatayı tekrarlamamalıyız. Şimdiden bunu düşünmek ne kadar ürkütücü olsa da, gelecekte başka salgınlar yaşanması kaçınılmaz. Cinsiyet faktörünün ikincil bir mesele olarak görülmesi ise dikkatimizi asıl krizden uzaklaştıracak bir yaklaşım olur. Bugün yapacaklarımız, ileriki salgınlarda milyonlarca kadın ve kız çocuğunun hayatını etkileyecek.

Koronavirüs salgınının küresel, uzun vadeli ekonomik ve tıbbi etkileri olacak. Ancak, bu kriz bize bir fırsat da sunuyor. Cinsiyet bazlı farklılıkların kaydedilip araştırmacılar ve politika yapıcılar tarafından dikkate alınacağı ilk salgın bu olabilir. Politikacılar yıllardır çocuk ve yaşlıların bakımının vatandaşlar, özellikle de kadınlar tarafından ‘halledilebileceğini’ varsayıp, etkin bir şekilde ücretli ekonomiye destek çıktı. Koronavirüs salgını bize bu tahrifatın gerçek boyutunu yeniden hatırlatıyor.

Wenham, bunun için acil çocuk bakım hizmeti, küçük işletme sahipleri için ekonomik güvence ve ailelere doğrudan maddi destek gibi tedbirler alınmasından yana. Ancak bu konuda çok da ümitli değil, zira hükümetlerin fazlasıyla kısa vadeli ve tepkisel hareket ettikleri tecrübeyle sabit: “Yaşadığımız her şey önceden tahmin ediliyordu, öyle değil mi? Akademi dünyası olarak Çin kaynaklı bir salgın yaşanacağını, küreselleşmenin etkisiyle hastalığın hızla yayılacağını, finans sistemlerinin çökeceğini ve elimizde bunun için yeterli para ve iyi bir plan olmadığını biliyorduk. Tüm bunları biliyorduk, ama bizi dinlemediler. Kadınlarla ilgili bir şeyi niye dinlesinler?”

Bu yazı ilk kez 31 Mart 2020’de yayımlanmıştır.

 

Helen Lewis’in “Koronavirus feminizm için bir felaket” başlıklı makalesinin bazı bölümleri Evren Serbest tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkılarıyla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.theatlantic.com/international/archive/2020/03/feminism-womens-rights-coronavirus-covid19/608302/

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend