Yapay zekâ şirketleri neden bu kadar çok filozof işe alıyor?

Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken, beraberinde yalnızca teknik değil, etik ve felsefi sorular da getiriyor. Yapay zekâ çağının en çetrefilli meseleleri ise tam da filozofların yüzyıllardır uğraştığı türden problemler. Bu nedenle yapay zekâ şirketleri, modellerini daha güvenli ve etik ilkelere uygun hâle getirebilmek için giderek felsefecileri kadrolarına katıyor.

Yapay zekâ yarışında üstünlük artık yalnızca daha büyük modeller geliştirmek ya da daha fazla işlem gücüne sahip olmakla ölçülmüyor. Modellerin güvenilir, tutarlı ve toplumsal açıdan kabul edilebilir sonuçlar üretmesi de en az teknik performans kadar önem kazanıyor. Bu nedenle Silikon Vadisi’nin en büyük şirketleri, mühendis kadrolarını büyütürken bir yandan da etik, siyaset felsefesi ve mantık alanlarında uzman isimleri bünyelerine katıyor. Filozoflar bugün yapay zekâ şirketlerinde yalnızca etik danışmanı olarak görev yapmıyor; modellerin düşünme biçimini şekillendiren, güvenlik ilkelerini belirleyen ve geleceğin dijital sistemlerinin davranış kurallarını yazan ekiplerin de parçası hâline geliyor.

The Economist internet sitesinde yayımlanan yazı, büyük yapay zekâ şirketlerinin neden giderek daha fazla filozofu kadrolarına kattığını ele alıyor. Metin, bu eğilimi yalnızca bir işe alım tercihi olarak değil, yapay zekâ sistemlerinin geliştirilme biçiminde yaşanan daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriyor. Felsefe mezunlarına ve akademisyenlere yönelik artan talep, Sokratik yöntem gibi klasik düşünme biçimlerinin model eğitimine uyarlanması ve etik tartışmaların doğrudan teknik tasarıma entegre edilmesi bu dönüşümün farklı boyutlarını oluşturuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“On yıl kadar önce, yapay zekâ devriminin yavaş yavaş ivme kazandığı dönemlerde, edebiyat ve beşerî bilimler öğrencilerine iş bulmak istiyorlarsa ‘kod yazmayı öğrenmeleri’ öğütlenirdi. Bu muhtemelen kötü bir tavsiyeydi. Zira günümüzde, gelişen yapay zekâ algoritmalarının günün birinde kendi mesleklerini ellerinden alacağı endişesini en derinden hisseden kesim bizzat yazılım programcılarının ta kendileri.

Belki de yazılım programcıları felsefe yapmayı öğrenmeyi düşünebilirler. Bu yılın başlarında New York Merkez Bankası, Amerikalı felsefe mezunlarının bilgisayar bilimi okuyan akranlarına kıyasla iş bulma olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteren veriler yayımladı. İstatistiklerin mevcut olduğu en güncel yıl olan 2024’te, bilgisayar bilimi okuyanların yüzde 7’si işsizken, felsefe bölümü mezunlarında bu oranın yalnızca yüzde 5,1 seviyesinde kaldığı görülüyor.

Felsefe mezunlarına teknoloji şirketlerinden yoğun talep

Felsefe mezunlarının birçoğu bizzat yapay zekâ şirketleri tarafından kapışılıyor. Amerika’daki Yale Üniversitesi’nde felsefeci olan Luciano Floridi, öğrencilerin henüz mezun olmadan iş teklifleri aldığını söylüyor. Sadece öğrenciler değil, üniversitelerdeki deneyimli akademisyenler de hızla özel sektöre geçiş yapıyor. Dr. Floridi, üniversitelerin felsefe kürsülerinden ayrılarak teknoloji şirketlerine geçen araştırmacıların sayısındaki bu çarpıcı artışı, akademik dünya açısından ciddi bir ‘kan kaybı’ şeklinde nitelendiriyor.

Felsefenin yapay zekâ araştırmacılarına sunabileceği bazı dersler çok eskilere dayanıyor. Ünlü Antik Yunan filozofu Platon’un kendi eserlerinde aktardığı şekliyle bilinen Sokratik yöntem; kavramların anlamlarını netleştirmek, düşüncelerdeki mantıksal çelişkileri yakalamak ve eylemlerin olası sonuçlarını ortaya çıkarmak amacıyla, kendisi hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranarak karşısındaki kişiye art arda sorular yöneltir. Günümüzde piyasada bulunan pek çok yapay zekâ sistemi ise, kullanıcıların duymak istediklerini söyleyerek bir nevi dalkavukluk yapmaya çok daha eğilimli bir yapı sergiliyor. Almanya’daki Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde felsefe ve yapay zekâ uzmanı olan Jörg Noller’e göre, Sokratik yöntemle eğitilen yapay zekâ modelleri insanları memnun etmeye daha az hevesli oluyorlar ve gerçeğin peşinden gitmeye daha çok isteklilik gösteriyorlar.

Sokratik yöntem yapay zekâyı nasıl dönüştürüyor?

Bir de ‘Sokratik cehalet’ kavramı var. Platon, ‘Savunma’ (Apologia) adlı eserinde Sokrates’in bilgeliğini büyük ölçüde ne kadar az şey bildiğinin farkında olmasına bağlar. İşte tam da bu entelektüel tevazuyu modern bir yapay zekâ dil modeline aşılamak, Dr. Noller’in ‘yapay zekâ toyluğu’ şeklinde adlandırdığı ve teknoloji dünyasında çok yaygın bir kusur olan sistemin aşırı özgüvenini başarılı bir şekilde dizginlemeye yardımcı olabiliyor. Londra merkezli bir yapay zekâ laboratuvarı olan Google DeepMind’da kıdemli felsefeci Iason Gabriel, yapay zekâ halüsinasyonları adı verilen asılsız bilgi üretme vakalarında sektör genelinde son dönemde yaşanan dikkate değer düşüşü tam olarak bu tür felsefi hamlelere bağlıyor. Gabriel’e göre daha genel anlamda felsefe dersleri, ‘düşünce zincirleri’ olarak bilinen uzun yapay zekâ akıl yürütme süreçlerini geliştirmede ‘güçlü bir mekanizma’ işlevi görüyor.

Felsefe eğitimi, bir yapay zekâ modelinin dünyaya bakışını daha spesifik şekillerde de etkileyebiliyor. Amerika’daki Delaware Üniversitesi’nde teknoloji felsefecisi Thomas Powers, bir yapay zekâ hukuk asistanını John Locke’un yazılarıyla eğitirseniz, asistanın siyasi özgürlüğün temeli olarak güçlü mülkiyet haklarını savunacağını belirtiyor. Eğer bu ilkeler hoşunuza gitmezse, yapay zekâ modeli geliştiricilerinin elinde başka seçenekler de var. Amerikalı teknoloji devi IBM’in ‘Granite’ model yapay zekâ serisi, kurumsal müşterilerin aldıkları çıktıları kendi şirket felsefeleriyle daha iyi uyumlu hâle getirmelerine olanak tanıyan ince ayar seçenekleriyle birlikte geliyor. IBM’in sorumlu yapay zekâ biriminin başındaki Francesca Rossi, bu sayede kullanıcıların bireysel irade ile toplumsal uyum gibi felsefi ikilemler arasında dengeyi nerede kuracaklarına kendilerinin karar verebildiğini ifade ediyor.

‘Yapay zekâ anayasaları’ neden gerekli?

Felsefe bilimi, yapay zekâ teknolojilerinin genel güvenliği konusunda da büyük bir avantaj sağlıyor. Araştırmacılar, yapay zekâ modellerinde denetimden kaçma girişimleri ve hatta kullanıcılarına şantaj yapma gibi çok çeşitli endişe verici davranışlar belgelediler. Yapay zekâ modeli geliştiricilerinin bu tür kötüye kullanımların önüne geçmek için başvurduğu yöntemlerden birine ‘yapay zekâ anayasacılığı’ deniyor. Bu yaklaşım, tasarlanan bir yapay zekâ ağını, doğrudan hukuki veya evrensel ahlaki otoriteye sahip olan felsefi metinlerden özenle derlenen bir kurallar iskeleti etrafında temelden inşa etmeyi kapsıyor.

San Francisco merkezli yapay zekâ laboratuvarı Anthropic, bu yaklaşımın sektördeki en büyük savunucularından biri olarak öne çıkıyor. Şirketin Claude yapay zekâ modeli için hazırlanan anayasalar; Alman düşünür Immanuel Kant, Apple’ın hizmet şartları ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi birbirinden nitelik olarak birbirinden çok farklı kaynaklardan alınan önemli etik unsurları bünyesinde barındırıyor. Anthropic şirketinin baş felsefecisi Amanda Askell öncülüğünde hazırlanan anayasanın en güncel sürümü 21 Ocak’ta yayımlandı. Şirkette çalışan bazı mühendisler, toplamda 78 sayfadan oluşan bu kapsamlı metne şimdiden Claude’un ‘ruh belgesi’ adını takmış durumdalar.

Fakat buradaki asıl büyük soru, bu anayasalara en başta ne tür kurallar konulması gerektiği. Felsefeciler iki temel etik çerçeve üzerinde duruyor. Bunlardan ilki deontoloji[1], yani görev ahlakı. Immanuel Kant ve diğer pek çok düşünür arasında popüler olan bu yaklaşım; daha büyük bir iyilik için bile olsa yalan söylemeyi, baskı yapmayı ve insanlara bir amaçtan ziyade bir araç olarak davranmayı yasaklayan katı kurallar koyuyor. Anthropic’in anayasası pek çok deontolojik kısıtlama içeriyor. Dr. Powers’a göre bu kurallar yapay zekâ davranışını daha tutarlı hâle getirerek robotların evlerde ve kamusal alanlarda kullanılması açısından büyük bir avantaj sağlıyor.

Dünyaya deontolojik bir mercekten bakan yapay zekâ modellerinin başka faydaları da var. Bunlardan biri de Claude’da sıkça göze çarpan yüksek dürüstlük seviyesi. Birleşik Krallık’taki Oxford Üniversitesi’nden felsefeci Nick Bostrom, daha dürüst modellerin kullanıcılarını yanıltma ihtimalinin de daha düşük olduğunu belirtiyor. Silikon Vadisi’ndeki bir diğer laboratuvar olan Inflection AI ise duygusal destek sağlamak üzere tasarlanan Pi adlı sohbet botuna deontolojik kısıtlamalar uyguluyor. Şirketin yöneticisi Sean White, Pi’nin kendisine veya başkalarına zarar verme riski taşıyan kullanıcıları tespit etmede çok başarılı olduğunu vurguluyor. Dr. Floridi’ye göre deontolojik anayasalar yasalara uyum konusunda da büyük kolaylık sağlıyor.

Sonuçsalcılık: Faydayı en üst düzeye çıkaran algoritmalar

Yapay zekâ felsefecilerinin ilgisini çeken diğer etik yaklaşım ise sonuçsalcılık[2]. Bu yaklaşım, ne yapılacağına karar verirken elde edilecek faydaları ve ödenecek bedelleri terazinin iki kefesine koyar. Sonuçsalcılığa daha yakın duran modeller arasında OpenAI’ın ChatGPT yapay zekâsı ve Google’ın Gemini yapay zekâsı bulunuyor. Somut bir örnek vermek gerekirse, Google’ın yapay zekâ modelleri, tam da klasik bir sonuçsalcı hedefe uygun olarak, ‘meydana gelmesi muhtemel risklere kıyasla her zaman çok daha ağır basan, öngörülebilir genel toplumsal faydalar’ üretmek üzere özel bir mimariyle tasarlandı.

Sonuçsalcı algoritmalar, günümüzde giderek yaygınlaşan otonom araçların yazılımlarında da hayati bir öneme sahip: Trafikte seyreden bir aracın karıştığı olası bir kaza artık tamamen kaçınılmaz bir noktaya ulaştıysa, sistemin saniyeler içerisinde hasarın en az trajik yoldan nasıl atlatılacağına dair otonom bir inisiyatif alması şarttır. Sürücüsüz otomobiller üreten Waymo’nun kıdemli mühendislerinden Chris Gerdes, sürüş yazılımlarını giderek daha sonuçsalcı hâle getirme yönünde bir eğilim olduğunu belirtiyor. Sonuçsalcılık aynı zamanda modern orduların geliştirdiği insansız silah sistemlerinin tasarım mimarisinin de tam merkezinde konumlanıyor. Amerikan silahlı kuvvetleri için yapay zekâ çalışmaları yürüten Ortak Yapay Zekâ Merkezi’nin eski başkanı Jack Shanahan’a göre, askeri hedeflerle olası sivil ölümlerinin birbirine karşı tartılması şart.

Yapay zekâ kararlarında ahlaki ikilemler

Çetrefilli sorunlar her yerde; yani tam da bir felsefecinin en sevdiği türden sorunlar. Deontolojik kuralların esnetilmesi gereken durumlar var mı? Eylemlerin doğuracağı sonuçlar bütünüyle öngörülemez bir hâl aldığında, doğru ahlaki kararı nasıl verirsiniz? Yapay zekâ sistemleri hayvan refahını veya çevrenin durumunu dikkate almalı mı? Kamyonlar ve diğer ticari araçlar için yapay zekâ destekli güvenlik sistemleri üreten Nauto’nun yöneticisi ve bir felsefeci olan Stefan Heck, genç yayalara yaşlılara kıyasla öncelik vermenin ahlaki açıdan kabul edilebilir olup olmadığını sorguluyor. Ayrıca etik açıdan zorlu davaların yolda olduğunu öngörüyor: Ne de olsa sonuçsalcı algoritmalar, daha kötüsünü önlemek amacıyla tasarlandığı sürece bir zarara açıkça yeşil ışık yakıyor.

Tüm bu teknolojik sıçramalara biraz daha şüpheci bir pencereden yaklaşanlar ise yakın gelecekte yaşanabilecek muhtemel bir ‘ahlaki beceri kaybı’ sorunu konusunda endişeliler: Zira gelişmiş bilgisayarlar insanlar adına giderek artan bir tempoda çok daha fazla inisiyatif almaya başlarsa, sıradan bireyler kendi hayatlarında bağımsız yargılara varma konusunda zamanla tembelleşip daha az istekli hâle gelebilir mi? Amerika’daki Louisville Üniversitesi’nden yapay zekâ teorisyeni Roman Yampolskiy, ahlakın ‘tarihsel olarak istikrarsız, kültürel olarak değişken, stratejik olarak manipüle edilebilir ve genellikle ancak geriye dönük olarak anlaşılabilir’ bir yapıya sahip olduğunu savunuyor. Sektördeki daralmadan kaygı duyan işsiz yazılımcıların önemle dikkatine sunulur: Görünen o ki, hızla dijitalleşen bu yeni düzende yapay zekâ felsefecileri için ufukta hiçbir iş sıkıntısı tehlikesi bulunmuyor.”

Bu yazı ilk kez 21 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

The Economist internet sitesinde yayımlanan “Why big AI labs are hiring so many philosophers” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.economist.com/science-and-technology/2026/06/24/why-big-ai-labs-are-hiring-so-many-philosophers

[1] Deontoloji: Bir eylemin doğruluğunu sonuçlarına göre değil, ahlaki ilkelere ve görevlere uygun olup olmadığına göre değerlendiren etik yaklaşım. En önemli temsilcisi Immanuel Kant’tır. Bu anlayışa göre bazı davranışlar, doğuracağı sonuç ne kadar faydalı olursa olsun, ahlaken yanlıştır.

[2] Sonuçsalcılık: Bir eylemin ahlaki değerini, doğurduğu sonuçlara göre değerlendiren etik yaklaşım. En yaygın biçimi olan faydacılığa göre doğru davranış, en fazla sayıda insan için en büyük yararı sağlayan davranıştır.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Yapay zekâ şirketleri neden bu kadar çok filozof işe alıyor?

Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken, beraberinde yalnızca teknik değil, etik ve felsefi sorular da getiriyor. Yapay zekâ çağının en çetrefilli meseleleri ise tam da filozofların yüzyıllardır uğraştığı türden problemler. Bu nedenle yapay zekâ şirketleri, modellerini daha güvenli ve etik ilkelere uygun hâle getirebilmek için giderek felsefecileri kadrolarına katıyor.

Yapay zekâ yarışında üstünlük artık yalnızca daha büyük modeller geliştirmek ya da daha fazla işlem gücüne sahip olmakla ölçülmüyor. Modellerin güvenilir, tutarlı ve toplumsal açıdan kabul edilebilir sonuçlar üretmesi de en az teknik performans kadar önem kazanıyor. Bu nedenle Silikon Vadisi’nin en büyük şirketleri, mühendis kadrolarını büyütürken bir yandan da etik, siyaset felsefesi ve mantık alanlarında uzman isimleri bünyelerine katıyor. Filozoflar bugün yapay zekâ şirketlerinde yalnızca etik danışmanı olarak görev yapmıyor; modellerin düşünme biçimini şekillendiren, güvenlik ilkelerini belirleyen ve geleceğin dijital sistemlerinin davranış kurallarını yazan ekiplerin de parçası hâline geliyor.

The Economist internet sitesinde yayımlanan yazı, büyük yapay zekâ şirketlerinin neden giderek daha fazla filozofu kadrolarına kattığını ele alıyor. Metin, bu eğilimi yalnızca bir işe alım tercihi olarak değil, yapay zekâ sistemlerinin geliştirilme biçiminde yaşanan daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriyor. Felsefe mezunlarına ve akademisyenlere yönelik artan talep, Sokratik yöntem gibi klasik düşünme biçimlerinin model eğitimine uyarlanması ve etik tartışmaların doğrudan teknik tasarıma entegre edilmesi bu dönüşümün farklı boyutlarını oluşturuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“On yıl kadar önce, yapay zekâ devriminin yavaş yavaş ivme kazandığı dönemlerde, edebiyat ve beşerî bilimler öğrencilerine iş bulmak istiyorlarsa ‘kod yazmayı öğrenmeleri’ öğütlenirdi. Bu muhtemelen kötü bir tavsiyeydi. Zira günümüzde, gelişen yapay zekâ algoritmalarının günün birinde kendi mesleklerini ellerinden alacağı endişesini en derinden hisseden kesim bizzat yazılım programcılarının ta kendileri.

Belki de yazılım programcıları felsefe yapmayı öğrenmeyi düşünebilirler. Bu yılın başlarında New York Merkez Bankası, Amerikalı felsefe mezunlarının bilgisayar bilimi okuyan akranlarına kıyasla iş bulma olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteren veriler yayımladı. İstatistiklerin mevcut olduğu en güncel yıl olan 2024’te, bilgisayar bilimi okuyanların yüzde 7’si işsizken, felsefe bölümü mezunlarında bu oranın yalnızca yüzde 5,1 seviyesinde kaldığı görülüyor.

Felsefe mezunlarına teknoloji şirketlerinden yoğun talep

Felsefe mezunlarının birçoğu bizzat yapay zekâ şirketleri tarafından kapışılıyor. Amerika’daki Yale Üniversitesi’nde felsefeci olan Luciano Floridi, öğrencilerin henüz mezun olmadan iş teklifleri aldığını söylüyor. Sadece öğrenciler değil, üniversitelerdeki deneyimli akademisyenler de hızla özel sektöre geçiş yapıyor. Dr. Floridi, üniversitelerin felsefe kürsülerinden ayrılarak teknoloji şirketlerine geçen araştırmacıların sayısındaki bu çarpıcı artışı, akademik dünya açısından ciddi bir ‘kan kaybı’ şeklinde nitelendiriyor.

Felsefenin yapay zekâ araştırmacılarına sunabileceği bazı dersler çok eskilere dayanıyor. Ünlü Antik Yunan filozofu Platon’un kendi eserlerinde aktardığı şekliyle bilinen Sokratik yöntem; kavramların anlamlarını netleştirmek, düşüncelerdeki mantıksal çelişkileri yakalamak ve eylemlerin olası sonuçlarını ortaya çıkarmak amacıyla, kendisi hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranarak karşısındaki kişiye art arda sorular yöneltir. Günümüzde piyasada bulunan pek çok yapay zekâ sistemi ise, kullanıcıların duymak istediklerini söyleyerek bir nevi dalkavukluk yapmaya çok daha eğilimli bir yapı sergiliyor. Almanya’daki Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde felsefe ve yapay zekâ uzmanı olan Jörg Noller’e göre, Sokratik yöntemle eğitilen yapay zekâ modelleri insanları memnun etmeye daha az hevesli oluyorlar ve gerçeğin peşinden gitmeye daha çok isteklilik gösteriyorlar.

Sokratik yöntem yapay zekâyı nasıl dönüştürüyor?

Bir de ‘Sokratik cehalet’ kavramı var. Platon, ‘Savunma’ (Apologia) adlı eserinde Sokrates’in bilgeliğini büyük ölçüde ne kadar az şey bildiğinin farkında olmasına bağlar. İşte tam da bu entelektüel tevazuyu modern bir yapay zekâ dil modeline aşılamak, Dr. Noller’in ‘yapay zekâ toyluğu’ şeklinde adlandırdığı ve teknoloji dünyasında çok yaygın bir kusur olan sistemin aşırı özgüvenini başarılı bir şekilde dizginlemeye yardımcı olabiliyor. Londra merkezli bir yapay zekâ laboratuvarı olan Google DeepMind’da kıdemli felsefeci Iason Gabriel, yapay zekâ halüsinasyonları adı verilen asılsız bilgi üretme vakalarında sektör genelinde son dönemde yaşanan dikkate değer düşüşü tam olarak bu tür felsefi hamlelere bağlıyor. Gabriel’e göre daha genel anlamda felsefe dersleri, ‘düşünce zincirleri’ olarak bilinen uzun yapay zekâ akıl yürütme süreçlerini geliştirmede ‘güçlü bir mekanizma’ işlevi görüyor.

Felsefe eğitimi, bir yapay zekâ modelinin dünyaya bakışını daha spesifik şekillerde de etkileyebiliyor. Amerika’daki Delaware Üniversitesi’nde teknoloji felsefecisi Thomas Powers, bir yapay zekâ hukuk asistanını John Locke’un yazılarıyla eğitirseniz, asistanın siyasi özgürlüğün temeli olarak güçlü mülkiyet haklarını savunacağını belirtiyor. Eğer bu ilkeler hoşunuza gitmezse, yapay zekâ modeli geliştiricilerinin elinde başka seçenekler de var. Amerikalı teknoloji devi IBM’in ‘Granite’ model yapay zekâ serisi, kurumsal müşterilerin aldıkları çıktıları kendi şirket felsefeleriyle daha iyi uyumlu hâle getirmelerine olanak tanıyan ince ayar seçenekleriyle birlikte geliyor. IBM’in sorumlu yapay zekâ biriminin başındaki Francesca Rossi, bu sayede kullanıcıların bireysel irade ile toplumsal uyum gibi felsefi ikilemler arasında dengeyi nerede kuracaklarına kendilerinin karar verebildiğini ifade ediyor.

‘Yapay zekâ anayasaları’ neden gerekli?

Felsefe bilimi, yapay zekâ teknolojilerinin genel güvenliği konusunda da büyük bir avantaj sağlıyor. Araştırmacılar, yapay zekâ modellerinde denetimden kaçma girişimleri ve hatta kullanıcılarına şantaj yapma gibi çok çeşitli endişe verici davranışlar belgelediler. Yapay zekâ modeli geliştiricilerinin bu tür kötüye kullanımların önüne geçmek için başvurduğu yöntemlerden birine ‘yapay zekâ anayasacılığı’ deniyor. Bu yaklaşım, tasarlanan bir yapay zekâ ağını, doğrudan hukuki veya evrensel ahlaki otoriteye sahip olan felsefi metinlerden özenle derlenen bir kurallar iskeleti etrafında temelden inşa etmeyi kapsıyor.

San Francisco merkezli yapay zekâ laboratuvarı Anthropic, bu yaklaşımın sektördeki en büyük savunucularından biri olarak öne çıkıyor. Şirketin Claude yapay zekâ modeli için hazırlanan anayasalar; Alman düşünür Immanuel Kant, Apple’ın hizmet şartları ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi birbirinden nitelik olarak birbirinden çok farklı kaynaklardan alınan önemli etik unsurları bünyesinde barındırıyor. Anthropic şirketinin baş felsefecisi Amanda Askell öncülüğünde hazırlanan anayasanın en güncel sürümü 21 Ocak’ta yayımlandı. Şirkette çalışan bazı mühendisler, toplamda 78 sayfadan oluşan bu kapsamlı metne şimdiden Claude’un ‘ruh belgesi’ adını takmış durumdalar.

Fakat buradaki asıl büyük soru, bu anayasalara en başta ne tür kurallar konulması gerektiği. Felsefeciler iki temel etik çerçeve üzerinde duruyor. Bunlardan ilki deontoloji[1], yani görev ahlakı. Immanuel Kant ve diğer pek çok düşünür arasında popüler olan bu yaklaşım; daha büyük bir iyilik için bile olsa yalan söylemeyi, baskı yapmayı ve insanlara bir amaçtan ziyade bir araç olarak davranmayı yasaklayan katı kurallar koyuyor. Anthropic’in anayasası pek çok deontolojik kısıtlama içeriyor. Dr. Powers’a göre bu kurallar yapay zekâ davranışını daha tutarlı hâle getirerek robotların evlerde ve kamusal alanlarda kullanılması açısından büyük bir avantaj sağlıyor.

Dünyaya deontolojik bir mercekten bakan yapay zekâ modellerinin başka faydaları da var. Bunlardan biri de Claude’da sıkça göze çarpan yüksek dürüstlük seviyesi. Birleşik Krallık’taki Oxford Üniversitesi’nden felsefeci Nick Bostrom, daha dürüst modellerin kullanıcılarını yanıltma ihtimalinin de daha düşük olduğunu belirtiyor. Silikon Vadisi’ndeki bir diğer laboratuvar olan Inflection AI ise duygusal destek sağlamak üzere tasarlanan Pi adlı sohbet botuna deontolojik kısıtlamalar uyguluyor. Şirketin yöneticisi Sean White, Pi’nin kendisine veya başkalarına zarar verme riski taşıyan kullanıcıları tespit etmede çok başarılı olduğunu vurguluyor. Dr. Floridi’ye göre deontolojik anayasalar yasalara uyum konusunda da büyük kolaylık sağlıyor.

Sonuçsalcılık: Faydayı en üst düzeye çıkaran algoritmalar

Yapay zekâ felsefecilerinin ilgisini çeken diğer etik yaklaşım ise sonuçsalcılık[2]. Bu yaklaşım, ne yapılacağına karar verirken elde edilecek faydaları ve ödenecek bedelleri terazinin iki kefesine koyar. Sonuçsalcılığa daha yakın duran modeller arasında OpenAI’ın ChatGPT yapay zekâsı ve Google’ın Gemini yapay zekâsı bulunuyor. Somut bir örnek vermek gerekirse, Google’ın yapay zekâ modelleri, tam da klasik bir sonuçsalcı hedefe uygun olarak, ‘meydana gelmesi muhtemel risklere kıyasla her zaman çok daha ağır basan, öngörülebilir genel toplumsal faydalar’ üretmek üzere özel bir mimariyle tasarlandı.

Sonuçsalcı algoritmalar, günümüzde giderek yaygınlaşan otonom araçların yazılımlarında da hayati bir öneme sahip: Trafikte seyreden bir aracın karıştığı olası bir kaza artık tamamen kaçınılmaz bir noktaya ulaştıysa, sistemin saniyeler içerisinde hasarın en az trajik yoldan nasıl atlatılacağına dair otonom bir inisiyatif alması şarttır. Sürücüsüz otomobiller üreten Waymo’nun kıdemli mühendislerinden Chris Gerdes, sürüş yazılımlarını giderek daha sonuçsalcı hâle getirme yönünde bir eğilim olduğunu belirtiyor. Sonuçsalcılık aynı zamanda modern orduların geliştirdiği insansız silah sistemlerinin tasarım mimarisinin de tam merkezinde konumlanıyor. Amerikan silahlı kuvvetleri için yapay zekâ çalışmaları yürüten Ortak Yapay Zekâ Merkezi’nin eski başkanı Jack Shanahan’a göre, askeri hedeflerle olası sivil ölümlerinin birbirine karşı tartılması şart.

Yapay zekâ kararlarında ahlaki ikilemler

Çetrefilli sorunlar her yerde; yani tam da bir felsefecinin en sevdiği türden sorunlar. Deontolojik kuralların esnetilmesi gereken durumlar var mı? Eylemlerin doğuracağı sonuçlar bütünüyle öngörülemez bir hâl aldığında, doğru ahlaki kararı nasıl verirsiniz? Yapay zekâ sistemleri hayvan refahını veya çevrenin durumunu dikkate almalı mı? Kamyonlar ve diğer ticari araçlar için yapay zekâ destekli güvenlik sistemleri üreten Nauto’nun yöneticisi ve bir felsefeci olan Stefan Heck, genç yayalara yaşlılara kıyasla öncelik vermenin ahlaki açıdan kabul edilebilir olup olmadığını sorguluyor. Ayrıca etik açıdan zorlu davaların yolda olduğunu öngörüyor: Ne de olsa sonuçsalcı algoritmalar, daha kötüsünü önlemek amacıyla tasarlandığı sürece bir zarara açıkça yeşil ışık yakıyor.

Tüm bu teknolojik sıçramalara biraz daha şüpheci bir pencereden yaklaşanlar ise yakın gelecekte yaşanabilecek muhtemel bir ‘ahlaki beceri kaybı’ sorunu konusunda endişeliler: Zira gelişmiş bilgisayarlar insanlar adına giderek artan bir tempoda çok daha fazla inisiyatif almaya başlarsa, sıradan bireyler kendi hayatlarında bağımsız yargılara varma konusunda zamanla tembelleşip daha az istekli hâle gelebilir mi? Amerika’daki Louisville Üniversitesi’nden yapay zekâ teorisyeni Roman Yampolskiy, ahlakın ‘tarihsel olarak istikrarsız, kültürel olarak değişken, stratejik olarak manipüle edilebilir ve genellikle ancak geriye dönük olarak anlaşılabilir’ bir yapıya sahip olduğunu savunuyor. Sektördeki daralmadan kaygı duyan işsiz yazılımcıların önemle dikkatine sunulur: Görünen o ki, hızla dijitalleşen bu yeni düzende yapay zekâ felsefecileri için ufukta hiçbir iş sıkıntısı tehlikesi bulunmuyor.”

Bu yazı ilk kez 21 Temmuz 2026’da yayımlanmıştır.

The Economist internet sitesinde yayımlanan “Why big AI labs are hiring so many philosophers” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Mert Söyler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.economist.com/science-and-technology/2026/06/24/why-big-ai-labs-are-hiring-so-many-philosophers

[1] Deontoloji: Bir eylemin doğruluğunu sonuçlarına göre değil, ahlaki ilkelere ve görevlere uygun olup olmadığına göre değerlendiren etik yaklaşım. En önemli temsilcisi Immanuel Kant’tır. Bu anlayışa göre bazı davranışlar, doğuracağı sonuç ne kadar faydalı olursa olsun, ahlaken yanlıştır.

[2] Sonuçsalcılık: Bir eylemin ahlaki değerini, doğurduğu sonuçlara göre değerlendiren etik yaklaşım. En yaygın biçimi olan faydacılığa göre doğru davranış, en fazla sayıda insan için en büyük yararı sağlayan davranıştır.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x