Küresel ekonomide eski pusulalar neden artık çalışmıyor?

Sınırsız küreselleşme, çok taraflı hukuk devleti, ekonomik devlet yönetimine ilişkin genel kabul görmüş sınırlar ve makroekonomik hedeflerin olduğu günler çoktan geride kaldı. Peki, günümüz dünya ekonomisi nasıl bir gerçeklik etrafında şekilleniyor?

Küresel ekonomi dönüşürken, şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar, sonu belli olmayan bu sürece nasıl uyum sağlayacak? Lauder Enstitüsü’nde kıdemli küresel araştırmacı, yazar Mohamed A. El-Erian, Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan yazısında, dünya ekonomisinin girdiği yeni yolu ve yansımalarını anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar, on yıllarca küresel ekonominin nispeten istikrarlı bir denge üzerine kurulu olduğu varsayımıyla hareket etti. Makroekonomik ve finansal şoklar, öncelikle döngüsel aksaklıklar olarak ele alındı ​​ve bunların, sürekli küreselleşen ekonomik ve finansal düzen içinde kişi başına düşen GSYİH büyümesi gibi öngörülebilir bir hedefe doğru işleri tekrar rayına oturtacak şekilde yönetilebileceği düşünüldü. Ancak şimdilerde bu paradigma, jeopolitik gerilimler, ekonomik ilişkilerin silah olarak kullanılması, yeni teknolojilerin hızla ilerlemesi ve başka faktörler tarafından sınanıyor.

Küresel ekonominin kuralları neden değişiyor?

Ekonomileri ve piyasaları bu fırtınadan çıkarmak mümkün, ancak dayanıklılık oluşturmaya, seçenekleri korumaya ve çeviklik göstermeye yönelik bir taahhüt gerektiriyor. Bu kendiliğinden gerçekleşmeyecek, çünkü şu anda verimlilik ve ekonomik büyümeden tedarik zincirlerine, denge faiz oranlarına kadar devam eden birçok uzun vadeli değişimin teorik ve pratik sonuçlarına dair belirsizlik söz konusu. Dahası, kapsamlı bir ticaret ve ödeme mimarisi hızla gelişiyor ve bu da birçok firmanın operasyonel karmaşıklığını ve planlamaya ilişkin belirsizliklerini artırıyor.

Bu değerlendirmeyi abartılı bulanlar, yeni gerçekliğimizin bu yıl üç alanda nasıl şekillendiğine bakabilir. Öncelikle jeopolitik gerilimler, kritik malzemelerin istismar edilmesi ve silah haline getirilmesi yönünde yeni çabalara yol açıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemdeki sorunsuz küreselleşme yerini mevcut karşılıklı bağımlılıklar yoluyla siyasi nüfuz elde etme mücadelesine bıraktı. Hem devlet hem de devlet dışı aktörler, küresel ticaretin fiziksel damarlarını tıkayarak asimetrik güç kullanma potansiyelini fark ettiler. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki aksamalardan kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki şiddetli rekabete kadar coğrafya sistematik olarak silah gibi kullanılıyor.

Ancak bu stratejilerin net bir son noktası yok. Mevcut jeopolitik parçalanmanın nereye götüreceğini kimse bilmiyor. Kimileri eski İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın ‘hafifletilmiş kontrollü küreselleşme’ dediği şeyi umarken, kimileri onarılamaz şekilde parçalanmış bir uluslararası düzenden korkuyor, kimileri ise hâlâ sınırsız küreselleşme ve çok taraflı hukukun üstün olduğu eski günleri özlüyor. (…) Ufukta büyük bir diplomatik çözüm görünmediğinden, çokuluslu şirketler, verimli ‘tam zamanında’ tedarik zincirlerinden, daha maliyetli ‘her ihtimale karşı’ yedekleme sistemleri kurmaya yönelmek zorunda kalacaklar.

Ekonomi politikası nasıl bir silaha dönüşüyor?

İkinci olarak, bir zamanlar birleşik küresel ekonominin ortak altyapısının işleyişini destekleyen ekonomik politika araçları da artık silaha dönüşüyor. Tarifelerin, yaptırımların, yatırım kontrollerinin ve ihracat ambargolarının giderek daha öngörülemez şekilde kullanılması, küresel sermaye tahsisinin hesaplamalarını temelden değiştiriyor ve bildiğimiz uluslararası finansal düzeni alt üst ediyor. Ulusal güvenlik kaygıları ekonomik ve ticari verimliliğin önüne geçtikçe, ekonomik devlet yönetimine ilişkin karşılıklı olarak kabul edilmiş herhangi bir sınır kalmıyor. Burada da varış noktası veya son nokta belirsiz, çünkü bir zamanlar sistemin parametreleri olan şeyler artık değişken unsurlar.Formun Altı

Üçüncüsü, piyasalardan verimliliği artırıcı teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması yarışında devasa sermaye harcamalarını finanse etmelerinin istenmesi. Teknoloji devleri ve teknoloji dışı köklü şirketler veri merkezlerine, bilgi işlem kapasitesine ve yapay zekâ uygulamasına yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Ancak yine de bu benzeri görülmemiş harcamanın büyük, parasal olarak ifade edilebilir verimlilik kazanımlarına dönüşeceği nokta, yani varış noktası, bilinmiyor.

Geri kalmanın getireceği ceza algısı nedeniyle birçok şirket yönetim kurulu, yatırılan sermayeden yeterli getiri elde etmenin net bir yolu olmaksızın, tarihi seviyelerde yatırımlara onay vermek zorunda olduğunu düşünüyor. Ve tüm bu sermaye harcamalarının finanse edilmesi gerektiğinden, borç piyasaları üzerindeki etkiler hiç de iç açıcı değil. Nitekim sermaye maliyeti, rekabet eden özel finansman ve kamu finansmanı talepleri nedeniyle hâlihazırda yukarı yönlü bir baskı altında.

Sistemi koruyan faktörler

Büyük yapısal belirleyiciler etrafındaki belirsizliğe rağmen küresel ekonomi ve tahvil piyasasının şimdiye dek en büyük tuzaklardan sıyrılmayı başardığı doğru. Ancak bu, büyük ölçüde sistemi koruyan birkaç güçlü faktörden kaynaklanıyor.”

Yazar, bu faktörlerden ilkinin, küresel büyüme ve inovasyonda merkezi rol oynayan ve Çin ile Avrupa’nın yapısal durgunluğunu dengeleyen ABD ekonomisinin dinamizmi olduğunu söylüyor: “İkinci faktör ise içsel piyasa likiditesinin mevcudiyeti. 2021 sonrası para politikası sıkılaştırmasına rağmen finansal sistem kendi likiditesini üretti. Şirketlerin yüksek nakit rezervleri ve yeni finansal araçlar, kredinin akışını sürdürerek fiziksel stok tamponlarının rolünü güçlendirdi. Bu durum özellikle enerji piyasalarında belirginleşti, zira stratejik rezervler ve esnek rafine ürün piyasaları jeopolitik nedenlerle oluşan arz şoklarını defalarca absorbe etti.

Ancak gerçek, yapısal direnç kaynakları ile tükenen fiziksel ve finansal tamponlara dayanan daha geçici direnç biçimleri arasında kritik bir ayrım yapılmalı. Petrol stokları on yıllardır görülmemiş düşük seviyelere indi ve bu durumda bol miktardaki içsel piyasa likiditesi yeterli olmayabilir. (…)

Belirsiz bir ekonomiye nasıl hazırlanmalı?

Daha net son noktalar olmadan, geçmişin öngörülebilir dünyasına dönüş umutları, yerini inişli çıkışlı jeo-ekonomik geçişlerin gerçekliğine bırakmak zorunda. Şirketler, hükümetler ve yatırımcılar artık stratejilerini tek noktalı tahminlere (‘temel değerlere’) göre şekillendirmeyi göze alamazlar. Bunun yerine, yakın vadede daha da büyük bir dayanıklılık, çeviklik ve seçenek yelpazesi oluşturmaya odaklanılmalı. Bunlar, birçok farklı yöne sapabilecek inişli çıkışlı ve tedirgin edici bir yolculuktan sağ çıkmak için gereken stratejik varlıklardır. Küresel ekonomiyi koruyan tamponlar tükenirken, herkesin daha geniş güvenlik payları oluşturması gerekecektir.

Sistem kısmen, yakında tükenecek olan borç alınan likiditenin ve azalan fiziksel stokların yanı sıra bütçe açığıyla finanse edilen harcamaların da etkisiyle ayakta kalıyor. Bu gerçek ortaya çıktıkça, önümüzdeki aylar ve yıllar, giderek artan ekonomik ve finansal dalgalanmalarla; ayrıca sektörler, ülkeler ve finansal varlıklar genelinde kazananlar ve kaybedenler arasındaki uçurumun genişlemesiyle karakterize edilecektir.

Genel kabul görmüş nihai hedeflerin yokluğunun bir başka ‘yeni normal’ teşkil ettiğini kabullenmeliyiz. Ne kadar istikrarsızlaştırıcı ve kafa karıştırıcı görünse de, söz konusu yapısal gerçekliği benimseyenler, bu koşullarda yıllarca süren liderliklerin kurulduğunu ve servetlerin kazanıldığını göreceklerdir. Direnç, çeviklik ve açık fikirlilik sergilemeyenler ise, şimdi ve gelecek yıllarda ekonomik refahı baltalayacak türden bir felç riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.”

Bu yazı ilk kez 20 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Mohamed A. El-Erian’ın Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan “The World Economy Is Swerving, and the Destination Is Unknown” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.project-syndicate.org/commentary/global-economy-in-transition-destination-unknown-by-mohamed-a-el-erian-2026-08

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Küresel ekonomide eski pusulalar neden artık çalışmıyor?

Sınırsız küreselleşme, çok taraflı hukuk devleti, ekonomik devlet yönetimine ilişkin genel kabul görmüş sınırlar ve makroekonomik hedeflerin olduğu günler çoktan geride kaldı. Peki, günümüz dünya ekonomisi nasıl bir gerçeklik etrafında şekilleniyor?

Küresel ekonomi dönüşürken, şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar, sonu belli olmayan bu sürece nasıl uyum sağlayacak? Lauder Enstitüsü’nde kıdemli küresel araştırmacı, yazar Mohamed A. El-Erian, Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan yazısında, dünya ekonomisinin girdiği yeni yolu ve yansımalarını anlatıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar, on yıllarca küresel ekonominin nispeten istikrarlı bir denge üzerine kurulu olduğu varsayımıyla hareket etti. Makroekonomik ve finansal şoklar, öncelikle döngüsel aksaklıklar olarak ele alındı ​​ve bunların, sürekli küreselleşen ekonomik ve finansal düzen içinde kişi başına düşen GSYİH büyümesi gibi öngörülebilir bir hedefe doğru işleri tekrar rayına oturtacak şekilde yönetilebileceği düşünüldü. Ancak şimdilerde bu paradigma, jeopolitik gerilimler, ekonomik ilişkilerin silah olarak kullanılması, yeni teknolojilerin hızla ilerlemesi ve başka faktörler tarafından sınanıyor.

Küresel ekonominin kuralları neden değişiyor?

Ekonomileri ve piyasaları bu fırtınadan çıkarmak mümkün, ancak dayanıklılık oluşturmaya, seçenekleri korumaya ve çeviklik göstermeye yönelik bir taahhüt gerektiriyor. Bu kendiliğinden gerçekleşmeyecek, çünkü şu anda verimlilik ve ekonomik büyümeden tedarik zincirlerine, denge faiz oranlarına kadar devam eden birçok uzun vadeli değişimin teorik ve pratik sonuçlarına dair belirsizlik söz konusu. Dahası, kapsamlı bir ticaret ve ödeme mimarisi hızla gelişiyor ve bu da birçok firmanın operasyonel karmaşıklığını ve planlamaya ilişkin belirsizliklerini artırıyor.

Bu değerlendirmeyi abartılı bulanlar, yeni gerçekliğimizin bu yıl üç alanda nasıl şekillendiğine bakabilir. Öncelikle jeopolitik gerilimler, kritik malzemelerin istismar edilmesi ve silah haline getirilmesi yönünde yeni çabalara yol açıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemdeki sorunsuz küreselleşme yerini mevcut karşılıklı bağımlılıklar yoluyla siyasi nüfuz elde etme mücadelesine bıraktı. Hem devlet hem de devlet dışı aktörler, küresel ticaretin fiziksel damarlarını tıkayarak asimetrik güç kullanma potansiyelini fark ettiler. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki aksamalardan kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki şiddetli rekabete kadar coğrafya sistematik olarak silah gibi kullanılıyor.

Ancak bu stratejilerin net bir son noktası yok. Mevcut jeopolitik parçalanmanın nereye götüreceğini kimse bilmiyor. Kimileri eski İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın ‘hafifletilmiş kontrollü küreselleşme’ dediği şeyi umarken, kimileri onarılamaz şekilde parçalanmış bir uluslararası düzenden korkuyor, kimileri ise hâlâ sınırsız küreselleşme ve çok taraflı hukukun üstün olduğu eski günleri özlüyor. (…) Ufukta büyük bir diplomatik çözüm görünmediğinden, çokuluslu şirketler, verimli ‘tam zamanında’ tedarik zincirlerinden, daha maliyetli ‘her ihtimale karşı’ yedekleme sistemleri kurmaya yönelmek zorunda kalacaklar.

Ekonomi politikası nasıl bir silaha dönüşüyor?

İkinci olarak, bir zamanlar birleşik küresel ekonominin ortak altyapısının işleyişini destekleyen ekonomik politika araçları da artık silaha dönüşüyor. Tarifelerin, yaptırımların, yatırım kontrollerinin ve ihracat ambargolarının giderek daha öngörülemez şekilde kullanılması, küresel sermaye tahsisinin hesaplamalarını temelden değiştiriyor ve bildiğimiz uluslararası finansal düzeni alt üst ediyor. Ulusal güvenlik kaygıları ekonomik ve ticari verimliliğin önüne geçtikçe, ekonomik devlet yönetimine ilişkin karşılıklı olarak kabul edilmiş herhangi bir sınır kalmıyor. Burada da varış noktası veya son nokta belirsiz, çünkü bir zamanlar sistemin parametreleri olan şeyler artık değişken unsurlar.Formun Altı

Üçüncüsü, piyasalardan verimliliği artırıcı teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması yarışında devasa sermaye harcamalarını finanse etmelerinin istenmesi. Teknoloji devleri ve teknoloji dışı köklü şirketler veri merkezlerine, bilgi işlem kapasitesine ve yapay zekâ uygulamasına yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Ancak yine de bu benzeri görülmemiş harcamanın büyük, parasal olarak ifade edilebilir verimlilik kazanımlarına dönüşeceği nokta, yani varış noktası, bilinmiyor.

Geri kalmanın getireceği ceza algısı nedeniyle birçok şirket yönetim kurulu, yatırılan sermayeden yeterli getiri elde etmenin net bir yolu olmaksızın, tarihi seviyelerde yatırımlara onay vermek zorunda olduğunu düşünüyor. Ve tüm bu sermaye harcamalarının finanse edilmesi gerektiğinden, borç piyasaları üzerindeki etkiler hiç de iç açıcı değil. Nitekim sermaye maliyeti, rekabet eden özel finansman ve kamu finansmanı talepleri nedeniyle hâlihazırda yukarı yönlü bir baskı altında.

Sistemi koruyan faktörler

Büyük yapısal belirleyiciler etrafındaki belirsizliğe rağmen küresel ekonomi ve tahvil piyasasının şimdiye dek en büyük tuzaklardan sıyrılmayı başardığı doğru. Ancak bu, büyük ölçüde sistemi koruyan birkaç güçlü faktörden kaynaklanıyor.”

Yazar, bu faktörlerden ilkinin, küresel büyüme ve inovasyonda merkezi rol oynayan ve Çin ile Avrupa’nın yapısal durgunluğunu dengeleyen ABD ekonomisinin dinamizmi olduğunu söylüyor: “İkinci faktör ise içsel piyasa likiditesinin mevcudiyeti. 2021 sonrası para politikası sıkılaştırmasına rağmen finansal sistem kendi likiditesini üretti. Şirketlerin yüksek nakit rezervleri ve yeni finansal araçlar, kredinin akışını sürdürerek fiziksel stok tamponlarının rolünü güçlendirdi. Bu durum özellikle enerji piyasalarında belirginleşti, zira stratejik rezervler ve esnek rafine ürün piyasaları jeopolitik nedenlerle oluşan arz şoklarını defalarca absorbe etti.

Ancak gerçek, yapısal direnç kaynakları ile tükenen fiziksel ve finansal tamponlara dayanan daha geçici direnç biçimleri arasında kritik bir ayrım yapılmalı. Petrol stokları on yıllardır görülmemiş düşük seviyelere indi ve bu durumda bol miktardaki içsel piyasa likiditesi yeterli olmayabilir. (…)

Belirsiz bir ekonomiye nasıl hazırlanmalı?

Daha net son noktalar olmadan, geçmişin öngörülebilir dünyasına dönüş umutları, yerini inişli çıkışlı jeo-ekonomik geçişlerin gerçekliğine bırakmak zorunda. Şirketler, hükümetler ve yatırımcılar artık stratejilerini tek noktalı tahminlere (‘temel değerlere’) göre şekillendirmeyi göze alamazlar. Bunun yerine, yakın vadede daha da büyük bir dayanıklılık, çeviklik ve seçenek yelpazesi oluşturmaya odaklanılmalı. Bunlar, birçok farklı yöne sapabilecek inişli çıkışlı ve tedirgin edici bir yolculuktan sağ çıkmak için gereken stratejik varlıklardır. Küresel ekonomiyi koruyan tamponlar tükenirken, herkesin daha geniş güvenlik payları oluşturması gerekecektir.

Sistem kısmen, yakında tükenecek olan borç alınan likiditenin ve azalan fiziksel stokların yanı sıra bütçe açığıyla finanse edilen harcamaların da etkisiyle ayakta kalıyor. Bu gerçek ortaya çıktıkça, önümüzdeki aylar ve yıllar, giderek artan ekonomik ve finansal dalgalanmalarla; ayrıca sektörler, ülkeler ve finansal varlıklar genelinde kazananlar ve kaybedenler arasındaki uçurumun genişlemesiyle karakterize edilecektir.

Genel kabul görmüş nihai hedeflerin yokluğunun bir başka ‘yeni normal’ teşkil ettiğini kabullenmeliyiz. Ne kadar istikrarsızlaştırıcı ve kafa karıştırıcı görünse de, söz konusu yapısal gerçekliği benimseyenler, bu koşullarda yıllarca süren liderliklerin kurulduğunu ve servetlerin kazanıldığını göreceklerdir. Direnç, çeviklik ve açık fikirlilik sergilemeyenler ise, şimdi ve gelecek yıllarda ekonomik refahı baltalayacak türden bir felç riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.”

Bu yazı ilk kez 20 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Mohamed A. El-Erian’ın Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan “The World Economy Is Swerving, and the Destination Is Unknown” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.project-syndicate.org/commentary/global-economy-in-transition-destination-unknown-by-mohamed-a-el-erian-2026-08

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x