29 Temmuz 2020

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Bir yaşındayız

Fikir Turu bugün tam bir yılını doldurdu. Lafı gevelemeden yazıverelim: Mutluyuz. Yeni şeyler öğrendiğimiz, motivasyon dolu, okurlarımıza özenli ve nitelikli bir içerik sağlamanın tadını yaşadığımız, yeni harika yazarlarla ve umut veren heyecan dolu gençlerle tanıştığımız, okurlarımıza ne yapmak istediğimizi anlatabildiğimizi düşündüğümüz dolu dolu bir sene oldu.

Bir yılda 130’u aşkın farklı yazara yer verdik. 350’den fazla yazı yayımladık, bunların bir kısmı İngilizce, Çince, Arapça, Rusça ve Farsça çevirilerden oluşuyordu. Sosyal medya mecralarında 30 bin takipçiye yaklaştık. Fikir hayatına yeni yazarlar kazandırdık, yayımladığımız makalelerle toplumsal değişimin kodlarını çözmeye çalıştık, ortak meselelerimizi gündeme getirdik, faydalı bilgi tartışmalarına yer verdik, bazen aynı konuyu farklı perspektiflerden ele aldık, zaman zaman ilham veren insanlar kendi hikayelerini kendileri kaleme aldılar. Yazılarımızın omurgası hep sadece bilgi oldu. Elbette henüz gerçekleştiremediğimiz projelerimiz de var, umudumuz ikinci yılımızda hepsini hayata geçirmek.

Yapıcı yorumları, ilgileri için çok değerli okurlarımıza, yazılarıyla Fikir Turu’na derinlik ve farklılık katan tüm kıymetli yazarlarımıza, son derece özenli çeviri metinleriyle dünyada olup biten ve gözümüzden kaçan gelişmeleri takip etmemizi sağlayan sevgili çevirmenlerimize ve Fikir Turu’nu ete kemiğe büründüren, emeği geçen tüm ekibe çok teşekkür ederiz.

Sosyal medya tartışmalarında göz ardı edilen asıl konu ne?

Sosyal medya düzenlemesi temmuz ayının en çok tartışılan, konuşulan başlıklarından biriydi. İletişimci Ümit Alan “Daha zararsız bir sosyal medya; ama nasıl?” başlıklı yazısında sosyal medyadaki halimizi “frenin yerini bilmeden araçla trafiğe çıkmış gibiyiz” benzetmesiyle anlatıyordu. Alan, bu tartışmalarda göz ardı edilen çok önemli bir konuya dikkat çekti: Veri hakları bilinci. “Verileriniz devletin elinde mi olsun, şirketlerin mi?” ise galiba hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir soru.

Akan Abdula ise konuya insan hakları perspektifinden değerlendiriyor ve özgürlüğümüzü elimizden alan algoritmalara dikkat çekiyordu. “Geleceğin aktivizmi: Öngörülemeyenlerin başkaldırısı” başlıklı yazısında, dijital izlerimizi takip ederek veri avcılığı yapan ve sonunda sosyal medyada karşımıza ne çıkacağına karar vererek yaşamımızı bir yankı odasına dönüştüren algoritmaları hedef alarak şu çıkarımı yapıyordu: “Yalıtılmış bir odaya tıkılmış olmak çok net bir şekilde insan hakları ihlalidir.”

Algoritmaların marifetiyle dünyanın dört bir yanında 200 milyon aboneye ulaşan Netflix de bu ay Fikir Turu’nda değindiğimiz başlıklardandı. Bildiğiniz gibi, Fikir Turu okurlarının düşüncelerini önemsiyor, sayfaları da nitelikli yazılara her zaman açık. Okurlarımızdan Özden Öz, “Netflix’in sırrı ne” başlıklı yazısında, bu platformun bugünkü konumuna nasıl geldiğini, rakiplerinden ayrıştığı noktaları, nasıl Hollywood’u, televizyon ve sinema sektörünü tehdit eder hale geldiğini ve medya alışkanlıklarımızı nasıl etkilediğini anlattı.

Libya, diplomatik adımlar, yeni iş birliği olanakları ve kıyasıya rekabet

Bu ayın önemli gündem konularından biri yine Libya meselesiydi. Türkiye, Libya’da yaptığı askeri ağırlıklı hamlelerle Doğu Akdeniz’deki durumu kendi lehine çevirmeyi başardı. Bu durumu korumak için diplomaside atılması gereken adımları, bu adımları atarken karşılaşılabilecek engelleri Prof. Dr. Mitat Çelikpala “Libya’da sahada kazanılan masada nasıl korunur ve geliştirilir?” yazısında ele aldı.

Libya’daki durum, yalnızca Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirmekle kalmadı, ABD 2011’de büyükelçilerinin öldürülmesinden sonra adeta terk ettiği Libya konusunu yeniden ele alıp, politikasında değişim sinyalleri vermeye başlayınca Türk-ABD ilişkilerinde de yeni olanaklara kapı açtı. Bu olanakları ve olanakların sınırları da Türkiye’nin nadir Libya uzmanlarından Nebahat Yaşar Tanrıverdi’nin her zamanki gibi doyurucu yazısından okuduk.

Türkiye için Libya’da yeni olanaklar açılmışsa da, bazı ilişkilerinin iyice bozulmasına neden oldu. Bozulan bu ilişkilerin başında da, Libya hesapları boşa çıkan Fransa var. Fakat Türkiye-Fransa ilişkileri öteden beri gerilimli. İki ülkenin çıkarlarının çatıştığı yerleri ve Fransa’nın bir türlü değişmeyen Türkiye karşıtlığını, bu durumu değiştirmek için yapılması gerekenleri Doç. Dr. Ali Faik Demir yazdı. Avrupa Birliği’nin (AB) önemli ülkelerinden Fransa ile ilişkilerin gelecek perspektifini, Fransa’nın tutumunun arkasındaki ABD’den bağımsız AB tahayyülünü, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi EDAM’ın Başkanı Sinan Ülgen’in anlatımıyla okurlarımıza sunduk.

Bu ayki Ortadoğu hareketliliği elbette Libya meselesi çevresinde dönen gelişmelerden ibaret değil. Fikir Turu okurlarının, geleceğe yönelik analitik bakış açılarını sayfalarımızda okumalarını çok önemsiyoruz. Bu nedenle de gözlerden kaçmış ama belki de Ortadoğu’daki dengeleri değiştirmeye aday Çin-İran anlaşmasını dikkatinize getirmeye çalıştık. Benzer bir biçimde, şu anda farkında olmasak bile pandemi nedeniyle düşen petrol fiyatları da Ortadoğu’nun geleceğini ve dengelerini değiştirebilir. Petrol fiyatlarındaki düşüşün petrol üreten ve üretmeyen Arap ülkeleri üzerindeki “bir devrin sonunu” getirecek nitelikteki gelişmelere yol açabileceği öngörüsünü de sizinle paylaşmak istedik.

5G hızlı ve riskli

Petrol çağı belki de sona ererken yerini teknolojik gelişmelere bırakıyor. Artık zengini değil, teknolojide önde ülkeler rekabette güçlü. 5G de önümüzdeki dönemde teknoloji yarışını belirleyecek konulardan biri. Genç araştırmacı Emre Kürşat Kaya “5G: Milli güvenlik, riskler ve fırsatlar” başlıklı yazısında, 5G’nin içerdiği güvenlik risklerini, Çin’den ABD’ye, AB’den Türkiye’ye farklı ülkelerin 5G politikalarını ve Türkiye’deki 5G gelişmelerin kaleme aldı.

Belki dünya değişiyor ya da önemli değişikliklerin arifesinde ama Uygur Türkleri ve Filistinlilere yönelik hak ihlallerinin engellenmesi konusunda herhangi bir gelişme maalesef olmuyor. Uygur Türklerinin yıllardır yaşadığı insan hakları ihlallerine devletlerin de şirketlerin de duyarsız olması, bu konuda aktivistlerin kendi aralarında yaptığı tartışmaları, “Uygur Türklerinin kaderi nihayet değişebilir mi” başlıklı çeviri yazımızda dikkatinize getirmeye çalıştık. “Su vermezsek gitmek zorunda kalırlar” başlıklı yine çeviri yazımızda ise, Batı Şeria’nın önemli bir kısmını ilhak etmeye hazırlanan İsrail’in politikalarını, o politikalardan en çok etkilenen insanların gözünden aktarmaya çalıştık.

Putin’in planı ne? Bölgeyi nasıl etkileyebilir?

Yaşadığımız coğrafyanın uzun soluklu çatışmalarından biri de, geçtiğimiz günlerde canlandı. Ermenistan’ın alışılageldiği üzere Karabağ’a değil de Azerbaycan için stratejik önem taşıyan Tovuz’a saldırması, yaşanan çatışmalar dikkat çekti. Bölgeyi çok iyi bilen uzmanlardan Dr. Ramin Sadıgov “Ermenistan’ın son saldırısı nasıl okunmalı?” başlıklı yazısında, “Bu saldırı neden şimdi oldu? Bu saldırının arkasında hangi enerji denklemi var?” gibi sorulara yanıt verdi.

Uluslararası sayısız olay ve bir toz bulutu gibi hayatımızın üzerine çöken pandeminin arasında geçen ay üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir olay yaşandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yaptığı anayasa değişikliğiyle 2036’ya kadar iktidarda kalmayı garantiledi. Referandum süreci, vs. hakkında çok şey yazıldı. Ama bir soru cevapsız kaldı: Putin’in planı ne? Rusya uzmanı ve tarihçi Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu bu sorunun yanıtını yazısında mükemmel anlattı.

Ruhumuzun yorgunluğu nasıl geçecek?

Toplum ve hatta insanlık olarak pandemi yorgunuyuz. Belki artık dışarıdayız ama çoğu zaman odaklanamıyoruz, yaşama şevkimiz kırık. Bu hallerimizin nedenlerini ve pandeminin getirdiği yorgunluktan çıkma yollarını, her zamanki harika üslubu ve kamil yaklaşımıyla Prof. Dr. Kemal Sayar’ın kaleminden okuduk.

Yorgun olabiliriz ama bazılarımız da bu dönemde hayatını gözden geçirdi ve radikal kararlar almaya karar verdi. Kimi işini değiştirdi, kimi başka bir şehre taşınmaya karar verdi ama içinden geçtiğimiz bu gibi radikal dönemlerde radikal kararlar almak ne kadar doğru, sorusunun yanıtını da Prof. Dr. Cengiz Güleç’in kaleminden okuduk.

İki genç okurumuzdan, Senem Görür ve Erman Ermihan’dan gelen “Nasıl ayakta kal(ama)dık: Mizahtan müziğe direniş mekanizmalarımız” başlıklı yazımızda da, bir anda değişen kurallar bütününe değindik ve sağlığımız için itaatten başka çare yokken pandeminin yarattığı tahakküme müzikten mizaha çeşitli yöntemler kullanarak nasıl direndiğimiz üzerine düşünme imkânı bulduk.

Ruhumuzu yoran konulardan biri de deprem olabilir. Türkiye’nin deprem gerçeğine rağmen, önlemlere dair soru işareti kaygı verici. Yıllarını deprem araştırmalarına veren Prof. Dr. Naci Görür de “Depremi, deprem olmadan konuşmak” başlıklı yazısında, afet kültürümüzü nasıl geliştirebileceğimizi, risk yönetiminin ana hatlarında neler olması gerektiğini kısacası depremle yaşamanın yol haritasını yazdı.

Pandemi, eşitsizlikler ve COVID nesli

Pandemi ile mücadelemiz hayatın her alanında sürüyor. Bir yandan yeni hayatımıza uyum sağlamaya çalışıyoruz ama bir yandan da aldığımız önlemleri gevşetmeye devam ediyoruz. Hepimizin gözü bize bu dertten kurtaracağını umduğumuz aşı ile ilgili haberlerde ve gelişmelerde. Ancak, Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard N. Haass’ın da yayınladığımız çeviri yazısında işaret ettiği gibi, aşı kadar aşının politikası da önemli. Zira aşı geliştirilen uluslar, aşı milliyetçiliğine sapar, düşmanlarından onu sakınır, yoksulları dışlar, üretim ve dağıtım planlarını baştan yapmazsa sonuç küresel bir felaket olabilir.

Pandemi ile mücadele hepimizin aslında aynı gemide olmadığını, eşitsizliğin hastalıkta da devam ettiğini COVID-19 nedeniyle ABD, Brezilya ve Meksika gibi ülkelerde ölenlerin önemli bir kısmının da aslında derin toplumsal eşitsizlikler nedeniyle öldüğünü anlatan çeviri yazımızı dikkatinize sunduk.

Pandeminden önce de var olan ve pandemiyle birlikte iyice belirginleşen eşitsizliklerin bir kaynağı da Prof. Ali Yaşar Sarıbay’ın altını çizdiği gibi neo-liberal politikalar. Pandemi şartlarının bizi sürüklediği yeri, ‘küresel iç savaşın’ derinleşmesi olarak tanımlayan Sarıbay ufuk açan yazısında anlattı.

Pandemi, yalnızca küresel iç savaşı değil, eğitim eşitsizliklerini de iyice derinleştirdi. COVID-19 krizi boyunca, tüm dünyada uygulanan karantina ve diğer sosyal mesafelenme kuralları okulların kapanmasına ve 1,6 milyar çocuğun okuldan uzak kalmasına yol açtı. Bu çocukların bir kısmı da tekrar eğitim hayatına koşullar oluştuğunda bile dönemeyecek. Yani artık karşımızda bir ‘Covid nesli’ var. Bu nesil için uluslararası toplumun üzerine düşen görevleri de bir çeviri yazı ile dikkatinize sunmaya çalıştık.

Z kuşağına dair araştırmalar, yorumlar, kuşak tartışmaları çok gündemde. Ancak ne derece doğru bir eksende ilerledikleri muamma. “Gelecek 100 Yıl” (The Next 100 Years) kitabı 20 dile çevrilen Amerikalı uluslararası ilişkiler uzmanı George Friedman da bu konuya kafa yoranlardan. Friedman’ın “Her kuşak bir öncekinden farklı olduğuna inanır. Gerçekten öyle mi? Nesillere yönelik evrensel sınıflandırmalar yapmak ne kadar gerçekçi ve nesnel? Yaş neden artık bilgeliğin garantisi değil? Kuşakların hayalleriyle gerçeklikleri karıştırılıyor mu?” sorularına verdiği yanıtların önemli bölümlerini “Nesiller mitten mi ibaret?” başlıklı çevirimizde okurlarımızla paylaştık.

COVID-19 tarımdan hayalet mutfaklara hayatımızı nasıl değiştirecek?

COVID-19’un beraberinde getirdiği yorgunluk ve eşitsizliği derinleştirmesi gibi olumsuz sonuçlarının yanı sıra, bazı gözden geçirmeleri sağladığı da bir gerçek. Örneğin, evde kaldığımız dönemde tüketimin azalması nedeniyle dünya, doğa ve çevre nefes alma imkânı buldu. Biz de çevre politikalarımız yeniden gözden geçirdik. Ama bu doğayla ilişkimizde bir şeyleri değiştirebilir mi? Bu konuda bireylere, kurumlara düşen görevler neler, gibi konuları Ekolog Prof. Dr. Tuncay Neyişçi’nin yazdığı “Covid-10: Evde mi kaldık sınıfta mı?” yazısında ele aldık.

Dünyanın adeta nefes aldığı bu dönemde, yeşil enerjinin, çevreye, doğaya zarar vermeden, sürdürülebilir bir sistem kurmanın önemi de daha iyi anlaşıldı. “Kadınlar yeşil enerjinin neresinde?” başlıklı çeviride, yeşil enerjiye geçiş döneminde, halen sürdürülebilir enerji iş gücünün en fazla üçte birinde

Görev alan kadınların rolü ve etkinliğini artırmanın yollarını okuduk. Kadın kotasından cinsiyet eşitliği kredisine yeşil enerjide dünyadan ve Türkiye’den iyi örnekleri öğrendik. Türkiye’den ilham veren bir örnek olmasına ayrıca mutlu olduk.

Covid, yalnızca doğa ile ilişkilerimizi değil, tarım politikalarını da gözden geçirmek için iyi bir fırsat sundu. Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, ‘COVID-19, tarım ve gıda üretim sistemlerini nasıl değiştirecek? İnsanlığı bu alanda bekleyen tehlikeler neler? Türkiye’nin tarımsal üretimi COVID-19 sonrası nasıl şekillenmeli, neler öncelenmeli? Tarımda sosyal devlet ilkelerini gözeterek dönüşüm mümkün mü?’ gibi soruların yanıtlarını yazdı.

COVID-19’un yarattığı şartlar şüphesiz hem yeni trendler hem de güçlük yaşayan sektörlerde yaratıcı çözümler yarattı. Bunların başında da yeme-içme kültürü ve sektörü geliyor. Özellikle ABD’de son aylarda çok yaygınlaşan, sadece elektronik ortamda sipariş alan, servis alanı olmayan ve sadece bir mutfak ile dijitalde satışı olan hayalet restoranlar akımını ‘Hayalet mutfaklara hazır mıyız?’ başlıklı çeviri yazımızda okullarımızla paylaştık.

Değişimin izini sürenlerden biri de Fransız düşünce kuruluşu Montaigne Enstitüsü’ydü (Institut Montaigne). Enstitünün her yıl düzenli olarak yayınladığı “Transatlantik Eğilimler Anketi”nin sonuncusu, pandemi dönemine denk geldiği için merak uyandırdı. “Transatlantik Eğilimler: Altı ayda ne değişti?” başlıklı ve çok değerli çevirmenlerimizin dikkatle öne çıkan bölümlerini özetlediği metinde, ABD, Almanya ve Fransa kamuoylarının COVID-19 öncesi ve sonrasında “AB ve ABD kamuoylarına göre dünyanın lideri kim? Öncelikler neler? NATO ve Çin için ne düşünüyorlar, hangi alanlarda iş birliğinin artmasını istiyorlar? Hangi sorunları önceliyorlar?” gibi sorulara verdikleri yanıtlar ve değişen görüşler, öncelikler ve kaygıları yer alıyordu. Temmuz ayı da böyle geçti. Nice temmuz aylarını fikirler arasında dolaşarak beraber geçirmek umuduyla…

Semin Gümüşel Güner

Semin Gümüşel - İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden sonra Galatasaray Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans yaptı. Gazeteciliğe 1996’da Siyaset Meydanı programında başladı, ardından Aktüel, Nokta ve Newsweek Türkiye dergilerinde, Al Jazeera Türk’te ve Habertürk’te çalıştı.

Ayşe Karabat

Ayşe Karabat - Fikirturu editörü. ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümünü bitirdi. Yazmayı ve gezmeyi sevdiğinden gazetecilik yapmaya karar verdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Bir ara Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Hayat yolunu sık sık Danimarka’ya düşürdü. Ortadoğu meselelerine merakı nedeniyle Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.

2
Yorumu Gör

avatar
Recep Değer
Ziyaretçi
Recep Değer

yayınladığınız tüm makalelerde yazanların büyük bir FİKİR TURU yaparak ve titizlikle emek verdiklerini gördüm.Camianızı tanımaktan ve takipten büyük bir keyf alıyorum.Emeği eçen herkese teşekkür eder TURLARIN uzun soluklu olmasını temenni ederim.

Send this to a friend