Dış politika dünya sinemalarını nasıl etkiliyor?

Dünyanın en unutulmuş halkı çölde düzenlediği film festivalinden ne bekliyor? Bir animasyon filmindeki basit bir harita neden Güneydoğu Asya ülkelerini ayaklandırıyor? 16 yıl önce “Güney Kore Hollywood’un kültürel sömürgesi olacak” diye slogan atan sinemacılar bu gün hangi konumda? Gal Gadot, Hollywood’un İsrail aşkını yeniden canlandırabilir mi?

Sinema, asla sadece yalnızca sinema değildir. Uluslararası ilişkiler sinemada yansımasını mutlaka bulur. Foreign Policy, küresel sinema sektörü ödül sezonuna girerken, dört birbirinden farklı sinema hikâyesi üzerinden uluslararası ilişkiler okuması yaptı. Ortaya farklı manzaralar ortaya çıktı.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Dünyanın en ücra film festivaliCezayir’in en batısında yer alan Moritanya, Fas ve Fas işgalindeki Batı Sahra’ya komşu Tinduf vilayeti 16 yıldır, “dünyanın en ücra sinema festivaline” ev sahipliği yapıyor. FiSahara – Batı Sahra Uluslararası Film Festivali’nin 16’ıncısı 11-16 Ekim tarihleri arasındaki Tinduf’taki Auserd (Awsard) mülteci kampında gerçekleştirildi. Auserd, yakınlardaki Smara, Bojador, Laayoune ve Dahkla gibi adını Batı Sahra’daki kentlerden alan ve 1970’lerin ortasında İspanya’nın eski sömürgesini tedbirsizce terk edip Fas işgaline kapı aralamasının ardından Cezayir’e sığınan yaklaşık 50 bin Batı Sahra’nın yerli halkı Sahravilerin sığındığı kamplardan biri.

İspanyol sinemacılar 2003 yılından bu yana Auserd’de Batı Sahralı mülteciler sorununa dikkat çekmek için FiSahara festivalini düzenliyor. İspanya’dan kaldırılan özel uçaklar onlarca ülkeden misafir sanatçıları taşıyor. Bir kamyon üzerine projektör makinesi kuruluyor, derme çatma bir perde, bir alçak çöl tepesine açılıyor, seyirciler kilimlerini serip ayışığı altında filmlerini izliyorlar. Bu yıl festivalde 20 film gösterildi.

Cezayir, Batı Sahra’nın bağımsızlığını destekliyor, ancak kampların yönetimine karışmıyor. Kamplar fiilen Polisario Cephesi tarafından yönetilmiyor. İspanyol sömürgeciliğiyle mücadele için kurulan bu örgüt, Fas işgalinin ardından bu ülkeye hedef almaya başladı.

Kamplarda koşullar çok ağır: Birbiri ardına patlak veren kum fırtınaları, yazın 50 dereceyi bulan çöl sıcağı, hastalıklar ve yetersiz beslenme… Uluslararası yardımların kesilmesi, hatta azalması dahi bugün 180 bin nüfusa ulaşan kamplarda ciddi bir gıda krizi yaratabilir.

Birleşmiş Milletler, 1991 yılında Fas ile Polisario arasında ateşkesi sağlayabilmişti. Ancak ABD eski Başkanı Donald Trump’ın İsrail’i tanıması karşılığında Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması barışa son verdi. Görevdeki Başkan Biden’ın da aynı politikayı sürdüreceği anlaşılıyor. Mart ayında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, sınır kontrollerini gevşetme ve göçmenlerin İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta ve Melilla yerleşim bölgelerine girmesine izin verme tehdidinde bulunan Fas’tan gelen yoğun baskıyla karşı karşıya kaldıktan sonra aynı şeyi yaptı.

Bugün Polisario’nun bağımsız Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti, Batı Sahra’nın tamamı üzerinde hak iddia ediyor, ama ülkenin sadece yüzde 25’inde, o da ülkenin en doğu kesiminde küçük anklavlardan (Yabancı ülke topraklarıyla çevrili küçük toprak parçaları) ibaret bir alanı kontrol altında tutabiliyor. Fas bu bölgelerle kendi kontrol altında tuttuğu bölgeler arasında yaklaşık 2 bin 757 kilometre, yani ABD-Meksika duvarına eşit bir uzunlukta devasa bir kumdan duvar örmüş durumda. O duvarda son iki yılda çatışmalar yeniden şiddetlendi. Batı Sahra bölgesel gerilimleri de tetikliyor: Cezayir ve Fas, 2021’de tırmanan sınır anlaşmazlıkları nedeniyle bağları kopardı ve Ağustos ayında Fas, Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali’nin bir konferansa katılmaya davet edilmesinin ardından Tunus büyükelçisini geri çağırdı.

Hollywood’un Çin pazarına girmek için ödediği ağır bedel

Hollywood’un Çin pazarında tutunabilmek için geleneksel olarak otosansür uyguladığı öteden beri biliniyor. Bunun nedeni Çin’in yakında ABD’yi de geçecek olan büyük bir sinema pazarına sahip olması. Ama bu pazar her filme açık değil: Yıl içinde Çin genelinde sinemalarda gösterilebilecek 34 filme izin veriliyor. Bu nedenle Hollywood Çin Komünist Partisi yönetiminin gerçekleri hakkında kulakları sağır eden bir sessizliğe bürünmesine neden oluyor.

1990’larda, Tibet’te Yedi Yıl ve Kızıl Köşe gibi bazı Hollywood filmleri Tibet’teki baskıyı ele alırken, Richard Gere gibi ünlüler Tibet davasının destekçileri arasında yer aldı. Tibet davası ünlüler arasında, biraz da Richard Gere sayesinde popülerse de en son 1997’de tasvir edildi. Ancak bu, yine de Disney’in CEO’su Michael Eisner’ın Çin liderinden özür dilemek için Pekin’e uçmasını engelleyemedi. Disney’in 1997 yapımı Kundun filminden bu yana Tibet’e sempati duyan büyük bir film olmadı. 2013 yapımı zombi filmi World War Z, zombi salgınının kökeninin yerini Çin’den Kuzey Kore’ye değiştirdi. Son on yılda, hiçbir büyük film Çin’i Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri düşmanı olarak tasvir etmedi. Buna karşılık Çin, Amerikan filmlerinde “kahraman” rolünü de paylaşmaya başladı: 2014 yapımı Transformers: Age of Extinction filminde Çin ordusu günü kurtarmak için baskın yapar. Sonuç Çin’de tüm zamanları en büyük Hollywood filmi hasılatı (300 milyon dolar) oldu. 2015 yapımı Marslı filminde ise Matt Damon’ı yapayalnız kaldığı Kızıl Gezegen’e dönüş operasyonu, Çinlilerden ödünç alınan füze sayesinde başarıya ulaşır (Çin’de 95 milyon dolar hasılat).

Geçen Eylül ayında gösterime giren Dreamworks ile Şanghay merkezli Pearl Studios’un ortak yapımı Abominable bir başka aşamayı temsil ediyor. Çatı arasında bir Yeti bulan Çinli bir kızın onu özgürlüğe kavuşturmak için Çin boyunca yaptığı yolculuğu anlatan animasyonun bir sahnesinde görünen duvar haritası ile Çin’in doğu ve güney komşularını ayaklandırdı. Çünkü bu sıra dışı haritayı tanıyan tek ülke Çin. Çin’in güneydoğu komşuları tartışmalı Güney Çin Denizi’ndeki bölgelerin kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Vietnam filmi tamamen yasakladı; Malezya, film sansürcülerine rahatsız edici sahneyi kesmeleri emrini verdi ve Filipinler dışişleri bakanı boykot ve sahnenin kesilmesi çağrısında bulundu. Ancak Hollywood’un söz konusu ülkelerde elde ettiği gişe hasılatı Çin’de elde ettiğine kıyasla devede kulak niteliğinde. Öte yandan Hollywood sansürden çok, kötü reklamdan çekinir. O yüzden Çin’in güneydoğu komşularının tepkileri Hollywood açısından hiç de yabana atılacak gibi değil. Geçmişte Pekin’in yakınmalarını ihmal edip kaybedenler, bugün Çin’in komşularının şikâyetleri Amerikalı yapım şirketleri için acı verici olabilir. Bu Çin’in giderek daha iddialı hale gelen dış politikasından rahatsız olanlar için iyi haber, Hollywood için ise tersine, kötü bir haber.

Güney Kore sinemasında kartlar yeniden karılmalı

Temmuz 2006’da, aralarında ünlü Koreli oyuncu ve yönetmenlerin de bulunduğu 2 bin kişi, hükümetin (ABD ile yatırım anlaşmasını uzatabilmek için) Kore sinemalarında Güney Kore yapımını gösterimde tutmak zorunda olduğu gün sayısını 146’dan 73 güne indirme planına karşı protesto eylemi gerçekleştirmişti. Düzenlemenin Güney Kore’yi ABD’nin bir “kültürel sömürgesi” haline getireceğini ileri sürüyorlardı.

16 yıl sonra bu iddia boş çıktı. Aksine filmler Güney Kore’nin kültürel güç haline gelmesini sağladı. 2006’da kotası azaltılan Güney Koreli film yapımcıları uluslararası alanda rekabetçi filmlere yöneldiler. Parazit 2020’de Oscar tarihinin En İyi Film ödülünü kazanan ilk İngilizce dışı yapımı oldu. Netflix yapımı Kore dizisi Squid Game uluslararası bir fenomen oldu. Kore Film Birliği’ne göre Güney Kore, 2019’da 1,6 milyar dolar ile Amerika dışındaki üçüncü en büyük film pazarı. Güney Kore filmleri Hollywood’un Güney Kore gişesindeki hâkimiyetine yenik düşmek yerine, 2011’den 2020’ye kadar olan on yılda yabancı filmlerin pazar payını aştı.

Bununla birlikte, Güney Kore film pazarı, COVID-19 salgınının zirvesi sırasında ciddi şekilde zarar gördü. 2019’daki rekor seviyelere kıyasla 2021’de sinema izleyici sayısı yüzde 73 düştü ve Güney Kore film endüstrisinin toplam satışları da yüzde 50’den fazla düştü. Yapımcılar çekimleri ve yapımları durdururken, dağıtımcılar da birçok filmin galasını ileri tarihlere erteledi.

Şimdiye kadar Güney Kore, sinemalarda yiyecek tüketme kısıtlaması da dâhil olmak üzere COVID ile ilgili neredeyse tüm kısıtlamaları kaldırdı ve yerel film endüstrisi toparlanma konusunda umutlandı. Bu, Güney Kore’nin sinemanın yeni gerçeklerine uyum sağlayamayacak onlarca yıllık ekran kotasını gözden geçirmesi için iyi bir zaman olabilir. Güney Kore film endüstrisinin Hollywood’a karşı korunmaya ihtiyacı olduğu argümanı da zayıflıyor. Güney Kore, dünyanın açık film pazarından en çok yararlanan ülkeler arasında bulunuyor. 12 Haziran’da, Ayrılma Kararı ile en iyi yönetmen ödülünü kazanan Park Chan-wook ve Broker’dan Song Kang-ho da dahil olmak üzere, Cannes’da ödül alanların onuruna verilen bir yemekte, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, hükümetin kültür ve sanata yönelik temel politikasının “müdahale etmek değil desteklemek” olduğunu vurgulamıştı. Güney Kore kültürel ihracatı geliştikçe alaka düzeyini kaybetmeye devam eden çağdışı bir kota yerine, yol gösterici bir ilke olması gereken de bu.

Netanyahu Hollywood’un İsrail aşkını bitirdi mi?

Hollywood, İsrail’in kuruluşuna en hararetli desteği verenler arasındaydı. İsrail devleti kurulduktan sonraki 75 yıl boyunca yeni devletin “Hasbara” (Açıklama) politikasının neferlerinden biri Hollywood oldu. Çok sayıda filmle Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması meşru kılınmaya çalışıldı. Kimilerine göre aşırı ilginin ardından Hollywood’un Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında çektikleriyle hemen hiç ilgilenmemiş olmasının yarattığı suçluluk duygusu etkiliydi.

1960’lı yıllarda televizyonun yükselişiyle rekabete giren Hollywood, sinema salonlarını doldurmak için kutsal kitap hikâyelerini birbiri ardına beyazperdeye aktarırken çekimler için sık sık İsrail tercih edilmeye başlandı. Ancak, Arap köylerinin harabeleri üzerine büyük bütçeli filmlerin çekilmesine izin veren ahlaki körlük, 1982 Lübnan Savaşı, Sabra ve Şatila’daki katliamla birlikte etkisini yitirmeye başladı. Katliam, yazar John le Carré’nin deyişiyle, “Bir zamanlar kendilerine uygulanan utanç verici ölçütleri başka insanlar üzerine uyguladıkları” bir vahşet oldu.

Sonraki dönemde ABD, İsrail’de film çekmeyi bıraktı, ama Los Angeles’ta İsrailli stüdyo patronları dönemi başladı. Menehem Golan gibi yapımcılar ABD ve İsrail’de televizyonculuğa yeni bir soluk getirirken, Homeland, Fauda, Shtisel ve In Treatment gibi yapımların Amerikan versiyonları çekildi. İsrail hikâyeleri uluslararası alanda iş yapmayı sürdürüyor. Ancak Hollywood’un da İsrail’in de artık kesin olarak kabul ettiği üzere, Oslo Barış Süreci’nin başarısızlığa uğramasının yanı sıra Filistinlilerin haklarına karşı şahin ve öfkeli bir İsrail muhafazakârlığının yükselişi üzerine “hasbara” dönemi kesin biçimde sona erdi. Milyonlarca Filistinli eşit haklara yaklaşan hiçbir şeyden yoksunken, bugün hiç kimse İsrail davasının haklılığı ile ilgilenmiyor. İsrail demokrasisi de ABD demokrasisi gibi derin kusurlara sahip ve demokratik yönetişime inancını yitirmiş güçlü iç güçlerin tehdidi altında. Bir zamanlar milyonlarca Yahudiyi terörden ve ölümden kurtaran ve koruyan Siyonist idealin savunucuları, İsrail’in gelişen bir demokrasi olduğunu iddia etmekte zorlanıyorlar. Gal Gadot’nun star karizması İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yönetiminin alıp götürdüklerini gölgede bırakamayacak. The Gatekeepers, 5 Broken Cameras ve Omar gibi Filistin filmleri artık farklı bir İsrail portresi çiziyor. Hollywood İsrail yanlısı olmaya devam ederken, Netanyahu ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın dönemine oranla bu sevginin doğası değişti.”

Bu yazı ilk kez 19 Ocak 2023’te yayımlanmıştır.

 

Ariel Sophia Bardi’nin “Dünyanın en ücra film festivali”, Y Bethany Allen – Ebrahimian’ın “HJollywood Çin pazarına girebilmek için utanç verici bir bedel ödüyor” Seoho Lee’nin “Güney Kore Film kuralları yeniden belirlenmeli” ve Saul Austerlitz’in “Hollywood’un İsrail Aşkı Bitti Mi?” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazıların orijinallerine aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz.

https://foreignpolicy.com/2022/11/25/western-sahara-film-festival-fisahara-sahrawi-refugee-camp-morocco-spain/

https://foreignpolicy.com/2019/10/23/abominable-china-dreamworks-propaganda-hollywood/

https://foreignpolicy.com/2022/07/10/south-korea-film-movie-industry-screen-quota-protectionism-free-trade-covid/

https://foreignpolicy.com/2022/05/28/hollywood-hasbara-israel/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Dış politika dünya sinemalarını nasıl etkiliyor?

Dünyanın en unutulmuş halkı çölde düzenlediği film festivalinden ne bekliyor? Bir animasyon filmindeki basit bir harita neden Güneydoğu Asya ülkelerini ayaklandırıyor? 16 yıl önce “Güney Kore Hollywood’un kültürel sömürgesi olacak” diye slogan atan sinemacılar bu gün hangi konumda? Gal Gadot, Hollywood’un İsrail aşkını yeniden canlandırabilir mi?

Sinema, asla sadece yalnızca sinema değildir. Uluslararası ilişkiler sinemada yansımasını mutlaka bulur. Foreign Policy, küresel sinema sektörü ödül sezonuna girerken, dört birbirinden farklı sinema hikâyesi üzerinden uluslararası ilişkiler okuması yaptı. Ortaya farklı manzaralar ortaya çıktı.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Dünyanın en ücra film festivaliCezayir’in en batısında yer alan Moritanya, Fas ve Fas işgalindeki Batı Sahra’ya komşu Tinduf vilayeti 16 yıldır, “dünyanın en ücra sinema festivaline” ev sahipliği yapıyor. FiSahara – Batı Sahra Uluslararası Film Festivali’nin 16’ıncısı 11-16 Ekim tarihleri arasındaki Tinduf’taki Auserd (Awsard) mülteci kampında gerçekleştirildi. Auserd, yakınlardaki Smara, Bojador, Laayoune ve Dahkla gibi adını Batı Sahra’daki kentlerden alan ve 1970’lerin ortasında İspanya’nın eski sömürgesini tedbirsizce terk edip Fas işgaline kapı aralamasının ardından Cezayir’e sığınan yaklaşık 50 bin Batı Sahra’nın yerli halkı Sahravilerin sığındığı kamplardan biri.

İspanyol sinemacılar 2003 yılından bu yana Auserd’de Batı Sahralı mülteciler sorununa dikkat çekmek için FiSahara festivalini düzenliyor. İspanya’dan kaldırılan özel uçaklar onlarca ülkeden misafir sanatçıları taşıyor. Bir kamyon üzerine projektör makinesi kuruluyor, derme çatma bir perde, bir alçak çöl tepesine açılıyor, seyirciler kilimlerini serip ayışığı altında filmlerini izliyorlar. Bu yıl festivalde 20 film gösterildi.

Cezayir, Batı Sahra’nın bağımsızlığını destekliyor, ancak kampların yönetimine karışmıyor. Kamplar fiilen Polisario Cephesi tarafından yönetilmiyor. İspanyol sömürgeciliğiyle mücadele için kurulan bu örgüt, Fas işgalinin ardından bu ülkeye hedef almaya başladı.

Kamplarda koşullar çok ağır: Birbiri ardına patlak veren kum fırtınaları, yazın 50 dereceyi bulan çöl sıcağı, hastalıklar ve yetersiz beslenme… Uluslararası yardımların kesilmesi, hatta azalması dahi bugün 180 bin nüfusa ulaşan kamplarda ciddi bir gıda krizi yaratabilir.

Birleşmiş Milletler, 1991 yılında Fas ile Polisario arasında ateşkesi sağlayabilmişti. Ancak ABD eski Başkanı Donald Trump’ın İsrail’i tanıması karşılığında Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması barışa son verdi. Görevdeki Başkan Biden’ın da aynı politikayı sürdüreceği anlaşılıyor. Mart ayında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, sınır kontrollerini gevşetme ve göçmenlerin İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta ve Melilla yerleşim bölgelerine girmesine izin verme tehdidinde bulunan Fas’tan gelen yoğun baskıyla karşı karşıya kaldıktan sonra aynı şeyi yaptı.

Bugün Polisario’nun bağımsız Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti, Batı Sahra’nın tamamı üzerinde hak iddia ediyor, ama ülkenin sadece yüzde 25’inde, o da ülkenin en doğu kesiminde küçük anklavlardan (Yabancı ülke topraklarıyla çevrili küçük toprak parçaları) ibaret bir alanı kontrol altında tutabiliyor. Fas bu bölgelerle kendi kontrol altında tuttuğu bölgeler arasında yaklaşık 2 bin 757 kilometre, yani ABD-Meksika duvarına eşit bir uzunlukta devasa bir kumdan duvar örmüş durumda. O duvarda son iki yılda çatışmalar yeniden şiddetlendi. Batı Sahra bölgesel gerilimleri de tetikliyor: Cezayir ve Fas, 2021’de tırmanan sınır anlaşmazlıkları nedeniyle bağları kopardı ve Ağustos ayında Fas, Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali’nin bir konferansa katılmaya davet edilmesinin ardından Tunus büyükelçisini geri çağırdı.

Hollywood’un Çin pazarına girmek için ödediği ağır bedel

Hollywood’un Çin pazarında tutunabilmek için geleneksel olarak otosansür uyguladığı öteden beri biliniyor. Bunun nedeni Çin’in yakında ABD’yi de geçecek olan büyük bir sinema pazarına sahip olması. Ama bu pazar her filme açık değil: Yıl içinde Çin genelinde sinemalarda gösterilebilecek 34 filme izin veriliyor. Bu nedenle Hollywood Çin Komünist Partisi yönetiminin gerçekleri hakkında kulakları sağır eden bir sessizliğe bürünmesine neden oluyor.

1990’larda, Tibet’te Yedi Yıl ve Kızıl Köşe gibi bazı Hollywood filmleri Tibet’teki baskıyı ele alırken, Richard Gere gibi ünlüler Tibet davasının destekçileri arasında yer aldı. Tibet davası ünlüler arasında, biraz da Richard Gere sayesinde popülerse de en son 1997’de tasvir edildi. Ancak bu, yine de Disney’in CEO’su Michael Eisner’ın Çin liderinden özür dilemek için Pekin’e uçmasını engelleyemedi. Disney’in 1997 yapımı Kundun filminden bu yana Tibet’e sempati duyan büyük bir film olmadı. 2013 yapımı zombi filmi World War Z, zombi salgınının kökeninin yerini Çin’den Kuzey Kore’ye değiştirdi. Son on yılda, hiçbir büyük film Çin’i Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri düşmanı olarak tasvir etmedi. Buna karşılık Çin, Amerikan filmlerinde “kahraman” rolünü de paylaşmaya başladı: 2014 yapımı Transformers: Age of Extinction filminde Çin ordusu günü kurtarmak için baskın yapar. Sonuç Çin’de tüm zamanları en büyük Hollywood filmi hasılatı (300 milyon dolar) oldu. 2015 yapımı Marslı filminde ise Matt Damon’ı yapayalnız kaldığı Kızıl Gezegen’e dönüş operasyonu, Çinlilerden ödünç alınan füze sayesinde başarıya ulaşır (Çin’de 95 milyon dolar hasılat).

Geçen Eylül ayında gösterime giren Dreamworks ile Şanghay merkezli Pearl Studios’un ortak yapımı Abominable bir başka aşamayı temsil ediyor. Çatı arasında bir Yeti bulan Çinli bir kızın onu özgürlüğe kavuşturmak için Çin boyunca yaptığı yolculuğu anlatan animasyonun bir sahnesinde görünen duvar haritası ile Çin’in doğu ve güney komşularını ayaklandırdı. Çünkü bu sıra dışı haritayı tanıyan tek ülke Çin. Çin’in güneydoğu komşuları tartışmalı Güney Çin Denizi’ndeki bölgelerin kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Vietnam filmi tamamen yasakladı; Malezya, film sansürcülerine rahatsız edici sahneyi kesmeleri emrini verdi ve Filipinler dışişleri bakanı boykot ve sahnenin kesilmesi çağrısında bulundu. Ancak Hollywood’un söz konusu ülkelerde elde ettiği gişe hasılatı Çin’de elde ettiğine kıyasla devede kulak niteliğinde. Öte yandan Hollywood sansürden çok, kötü reklamdan çekinir. O yüzden Çin’in güneydoğu komşularının tepkileri Hollywood açısından hiç de yabana atılacak gibi değil. Geçmişte Pekin’in yakınmalarını ihmal edip kaybedenler, bugün Çin’in komşularının şikâyetleri Amerikalı yapım şirketleri için acı verici olabilir. Bu Çin’in giderek daha iddialı hale gelen dış politikasından rahatsız olanlar için iyi haber, Hollywood için ise tersine, kötü bir haber.

Güney Kore sinemasında kartlar yeniden karılmalı

Temmuz 2006’da, aralarında ünlü Koreli oyuncu ve yönetmenlerin de bulunduğu 2 bin kişi, hükümetin (ABD ile yatırım anlaşmasını uzatabilmek için) Kore sinemalarında Güney Kore yapımını gösterimde tutmak zorunda olduğu gün sayısını 146’dan 73 güne indirme planına karşı protesto eylemi gerçekleştirmişti. Düzenlemenin Güney Kore’yi ABD’nin bir “kültürel sömürgesi” haline getireceğini ileri sürüyorlardı.

16 yıl sonra bu iddia boş çıktı. Aksine filmler Güney Kore’nin kültürel güç haline gelmesini sağladı. 2006’da kotası azaltılan Güney Koreli film yapımcıları uluslararası alanda rekabetçi filmlere yöneldiler. Parazit 2020’de Oscar tarihinin En İyi Film ödülünü kazanan ilk İngilizce dışı yapımı oldu. Netflix yapımı Kore dizisi Squid Game uluslararası bir fenomen oldu. Kore Film Birliği’ne göre Güney Kore, 2019’da 1,6 milyar dolar ile Amerika dışındaki üçüncü en büyük film pazarı. Güney Kore filmleri Hollywood’un Güney Kore gişesindeki hâkimiyetine yenik düşmek yerine, 2011’den 2020’ye kadar olan on yılda yabancı filmlerin pazar payını aştı.

Bununla birlikte, Güney Kore film pazarı, COVID-19 salgınının zirvesi sırasında ciddi şekilde zarar gördü. 2019’daki rekor seviyelere kıyasla 2021’de sinema izleyici sayısı yüzde 73 düştü ve Güney Kore film endüstrisinin toplam satışları da yüzde 50’den fazla düştü. Yapımcılar çekimleri ve yapımları durdururken, dağıtımcılar da birçok filmin galasını ileri tarihlere erteledi.

Şimdiye kadar Güney Kore, sinemalarda yiyecek tüketme kısıtlaması da dâhil olmak üzere COVID ile ilgili neredeyse tüm kısıtlamaları kaldırdı ve yerel film endüstrisi toparlanma konusunda umutlandı. Bu, Güney Kore’nin sinemanın yeni gerçeklerine uyum sağlayamayacak onlarca yıllık ekran kotasını gözden geçirmesi için iyi bir zaman olabilir. Güney Kore film endüstrisinin Hollywood’a karşı korunmaya ihtiyacı olduğu argümanı da zayıflıyor. Güney Kore, dünyanın açık film pazarından en çok yararlanan ülkeler arasında bulunuyor. 12 Haziran’da, Ayrılma Kararı ile en iyi yönetmen ödülünü kazanan Park Chan-wook ve Broker’dan Song Kang-ho da dahil olmak üzere, Cannes’da ödül alanların onuruna verilen bir yemekte, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, hükümetin kültür ve sanata yönelik temel politikasının “müdahale etmek değil desteklemek” olduğunu vurgulamıştı. Güney Kore kültürel ihracatı geliştikçe alaka düzeyini kaybetmeye devam eden çağdışı bir kota yerine, yol gösterici bir ilke olması gereken de bu.

Netanyahu Hollywood’un İsrail aşkını bitirdi mi?

Hollywood, İsrail’in kuruluşuna en hararetli desteği verenler arasındaydı. İsrail devleti kurulduktan sonraki 75 yıl boyunca yeni devletin “Hasbara” (Açıklama) politikasının neferlerinden biri Hollywood oldu. Çok sayıda filmle Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması meşru kılınmaya çalışıldı. Kimilerine göre aşırı ilginin ardından Hollywood’un Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında çektikleriyle hemen hiç ilgilenmemiş olmasının yarattığı suçluluk duygusu etkiliydi.

1960’lı yıllarda televizyonun yükselişiyle rekabete giren Hollywood, sinema salonlarını doldurmak için kutsal kitap hikâyelerini birbiri ardına beyazperdeye aktarırken çekimler için sık sık İsrail tercih edilmeye başlandı. Ancak, Arap köylerinin harabeleri üzerine büyük bütçeli filmlerin çekilmesine izin veren ahlaki körlük, 1982 Lübnan Savaşı, Sabra ve Şatila’daki katliamla birlikte etkisini yitirmeye başladı. Katliam, yazar John le Carré’nin deyişiyle, “Bir zamanlar kendilerine uygulanan utanç verici ölçütleri başka insanlar üzerine uyguladıkları” bir vahşet oldu.

Sonraki dönemde ABD, İsrail’de film çekmeyi bıraktı, ama Los Angeles’ta İsrailli stüdyo patronları dönemi başladı. Menehem Golan gibi yapımcılar ABD ve İsrail’de televizyonculuğa yeni bir soluk getirirken, Homeland, Fauda, Shtisel ve In Treatment gibi yapımların Amerikan versiyonları çekildi. İsrail hikâyeleri uluslararası alanda iş yapmayı sürdürüyor. Ancak Hollywood’un da İsrail’in de artık kesin olarak kabul ettiği üzere, Oslo Barış Süreci’nin başarısızlığa uğramasının yanı sıra Filistinlilerin haklarına karşı şahin ve öfkeli bir İsrail muhafazakârlığının yükselişi üzerine “hasbara” dönemi kesin biçimde sona erdi. Milyonlarca Filistinli eşit haklara yaklaşan hiçbir şeyden yoksunken, bugün hiç kimse İsrail davasının haklılığı ile ilgilenmiyor. İsrail demokrasisi de ABD demokrasisi gibi derin kusurlara sahip ve demokratik yönetişime inancını yitirmiş güçlü iç güçlerin tehdidi altında. Bir zamanlar milyonlarca Yahudiyi terörden ve ölümden kurtaran ve koruyan Siyonist idealin savunucuları, İsrail’in gelişen bir demokrasi olduğunu iddia etmekte zorlanıyorlar. Gal Gadot’nun star karizması İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yönetiminin alıp götürdüklerini gölgede bırakamayacak. The Gatekeepers, 5 Broken Cameras ve Omar gibi Filistin filmleri artık farklı bir İsrail portresi çiziyor. Hollywood İsrail yanlısı olmaya devam ederken, Netanyahu ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın dönemine oranla bu sevginin doğası değişti.”

Bu yazı ilk kez 19 Ocak 2023’te yayımlanmıştır.

 

Ariel Sophia Bardi’nin “Dünyanın en ücra film festivali”, Y Bethany Allen – Ebrahimian’ın “HJollywood Çin pazarına girebilmek için utanç verici bir bedel ödüyor” Seoho Lee’nin “Güney Kore Film kuralları yeniden belirlenmeli” ve Saul Austerlitz’in “Hollywood’un İsrail Aşkı Bitti Mi?” başlıklı yazılarından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazıların orijinallerine aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz.

https://foreignpolicy.com/2022/11/25/western-sahara-film-festival-fisahara-sahrawi-refugee-camp-morocco-spain/

https://foreignpolicy.com/2019/10/23/abominable-china-dreamworks-propaganda-hollywood/

https://foreignpolicy.com/2022/07/10/south-korea-film-movie-industry-screen-quota-protectionism-free-trade-covid/

https://foreignpolicy.com/2022/05/28/hollywood-hasbara-israel/

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x