7 Şubat 2020

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Bir daha Çin’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

“Herkese merhaba, ben Li Wenliang, Wuhan Merkez Hastanesi’nde göz doktoruyum. 30 Aralık’ta bir hastanın SARS coronavirüs yüksek derecede pozitif test raporlarını gördüm. Korunmaları için öğrencileri uyardım.”

Li, böyle başlayan mesajıyla meslektaşlarını bir sosyal medya platformunda paylaştı ve koronavirüs salgını ile ilgili ilk uyarıları yaptı. Ardından da başına gelmeyen kalmadı, salgına dair bilgilerin yayılmasını önleyen yetkililer Li’yi göz altına aldı, ifadesi alındı, serbest bırakıldı, bir süre sonra kendisi de virüse yakalandı. Çin’de adeta bir kahramana dönüşen Li, 5 Şubat akşamı hayatını kaybetti. Çin kamuoyunda ise tepki büyük.

Koronavirüs salgınından ölenlerin sayısı her geçen gün artıyor, ilk aşamada yayılan bilgilerin doğruluğu da tartışmalı hale geliyor. Virüs, insandan insana hava yoluyla geçiyor sanılıyordu ama bir kapı kolunda da bulundu. 15 yaş üstünün virüsten etkilendiği bilgisi vardı ancak yeni doğmuş bir bebekte de ortaya çıktı.

Çin ise, konunun uzmanlarına göre, bilimsel ve tıbbi açıdan gereklilikleri yaparken, yönetimsel anlamda ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Koronavirüs salgınının ölümler bir yana, hem Çin’de hem de küresel ölçekte ileriki dönemde politik, ekonomik ve psikolojik etkilerinin olması bekleniyor.

Virüs henüz zirve yapmadı

Konunun uzmanları koronavirüs salgınının henüz zirve yapmadığını belirtiyorlar. 21 Ocak’ta başlayan Çin yeni yıl tatili 3 Şubat’ta sona erdi. Çin yeni yıl tatili, Çinliler için yıllık bir izin; bütün aile fertlerinin bir araya geldiği ve tatilin ilk üç dört gününde 20 milyonu aşkın nüfuslu Pekin ve Şanghay sokaklarında dahi insan göremeyeceğimiz, normalde trafiğin yoğun olduğu yollarda futbol maçı bile yapmanın mümkün olabileceği bir dönem. Her yıl bu dönemde ortalama 300-400 milyonluk bir göç dalgası yaşanır. Dolayısıyla bu kadar insanın memleketlerinden yaşadıkları yerlere uçak, tren, otobüs gibi toplu taşıma araçlarıyla dönmesi koronavirüs salgınının yayılması için de uygun bir ortam oluşturuyor.

Virüsün 1-14 gün arasındaki kuluçka süreci de hesaba katıldığında, Şubat ortasından itibaren salgının zirve yapması bekleniyor. Çin hükümeti okullarda yeni dönemin başlama tarihini belirsiz bir tarihe ertelemek, bazı fabrikalarda üretimi durdurmak gibi önlemler aldı.

Bir aylık ihmalin bedeli ne oldu?

Her ne kadar Çin Devlet Başkanı Xi Jinping Dünya Sağlık Örgütü Başkanı ile 28 Ocak’ta yaptığı görüşmede, “Salgın şeytandır, şeytan gizlenemez” ifadeleriyle şeffaflık vurgusu yapsa da, salgının bu boyutlara ulaşmasında Çin’deki şeffaflık/ciddiye almamazlık sorunu neden oldu.

Oysa ilk koronavirüs vakası 2019 yılının aralık ayı başında rapor edildi. Vakayı incelemek amacıyla oluşturulan uzman ekip 30 Aralık’ta Wuhan’da incelemeler yaptı ve yeni tip bir SARS vakasının söz konusu olduğu sonucuna ulaştı. Fakat Wuhan polisi toplumsal huzursuzluğa neden olacakları iddiası ile 1 Ocak’ta 8 uzmanı tutukladı. Dahası, Wuhan ilk olarak 23 Ocak’ta yani yeni yıl tatilinden ancak 2 gün sonra karantinaya alındı. Wuhan ise Çin’deki herhangi bir kent değil, ülkenin merkezinde yer alıyor, ülkenin endüstriyel ve ulaşım kavşaklarından biri sayılan Hubei eyaletinin başkenti. Tam bir sanayi şehri olan ve 11 milyon nüfuslu Wuhan karantinaya alındığındaysa, 5 milyon Wuhanlı şehri çoktan terk etmişti. Bu da salgının Çin’in dört bir yanına hızla yayılmasında en büyük rolü oynadı.

Gerçek ölüm sayısı daha fazla olabilir mi?

Şu ana kadar resmi verilere göre 637 kişi hayatını kaybetti. Ayrıca 5.000’i ağır olmak üzere 27 bin civarında da kesinleşmiş vaka var. Adının açıklanmasını istemeyen Çin’de yaşayan bir Türk doktor, salgın nedeniyle günde istikralı bir şekilde ortalama 50-60 kişinin yaşamını yitirdiği ve yaklaşık günde 1000 kişiye de koronavirüs tanısı konulduğunu belirtiyor. Fakat aynı doktor, virüs nedeniyle yaşamını kaybeden bazı kişilerin ölüm nedenlerinin farklı kaydedildiğini, bundan dolayı da ölü sayısının belirtilen resmi rakamların üzerinde olduğunu öne sürüyor. Çin’in teknoloji devi Tencent’in virüs nedeniyle ölenlerin sayısını 24 bin 589 olarak verdikten sonra bu rakamları yeniden düzenlemesi, hem içerde hem de dışarda resmi verilere karşı şüpheleri artırıyor.

Koronavirüsünün vahşi/yabani hayvanlar arasında bulunan bir virüs olmasına rağmen mutasyona uğradığı ve hayvandan insana ve insandan insana geçebildiği de iddialar arasında. Adını açıklamayı tercih etmeyen konunun uzmanı doktor, eğer bu virüs sıcak kanlı bir vahşi hayvandan değil de, soğuk kanlı bir hayvandan geçmişse durum daha vahim, yorumunu yapıyor. Wuhan’da yeni doğan 30 saatlik bir bebekte de koronavirüsüne rastlanması hem kaygıları artırıyor hem de iddiaları güçlendiriyor.

Aynı zamanda 2002-2003’de yaşanan SARS salgınından farklı olarak koronavirüsün 14 günlük kuluçka dönemini tamamlamayıp olgunlaşmadan ve virüs bulaşmış kişide belirtilerini göstermeden başkasına geçebildiğine dair iddia da, bu salgının nasıl ve ne zaman tam olarak kontrol altına alınabileceği sorusunu belirsiz bırakıyor. Yetkililerin koronavirüsünün SARS’dan daha tehlikeli olmadığı söylemine dair eleştiriler de artıyor.

Çeşitli önlemler alınsa da özellikle halkın psikolojik anlamda bu salgından ve yaşananlardan ciddi anlamda etkilendiğini belirtmek gerek. Salgının Çin içerisinde hem bireysel hem halk arasında hem de halk-devlet arasında da olumsuz yansımaları açıkça görülüyor. Koronavirüs teşhisi konulan birkaç kişinin intihara teşebbüs ettiğine dair iddialara sosyal medyada rastlanabiliyor.

Halk arasında ise özellikle Wuhanlı’lara yönelik bir dışlama, uzaklaşma var. Bu çerçevede Çin medyasında “toplumda duvarlar değil, köprüler inşa edin” benzeri dayanışma mesajları ön plana çıkıyor.

Çin yönetimi nasıl bir sınav verdi?

Özellikle Başkan Xi dönemi ile zirveye çıkan güçlü devlet, yeni Çin, Çin Rüyası, mücadele söylemleri Çin’de milliyetçi duygularla birlikte devlete güveni ve halkın devletten beklentilerini de arttırdı. Fakat bu süreçte Hong Kong protestoları, Çin-ABD ticari savaşı, Tayvan, uluslararası toplumun insan hakları eleştirisi konularında kriz yönetimi konusunda henüz cevap vermeyen bir Pekin yönetimi var. Koronavirüs salgınının da buna eklenmesi ile Çin’in uluslararası imajının sarsılması, maske dağıtımı konusunda dahi Pekin’in yetersiz kalması ile söylem ve gerçekler arasındaki fark halkın hayal kırıklığına neden oldu.

Bu eleştiriye karşı genellikle 2002-2003’deki SARS salgını emsal gösteriliyor. Fakat şu bir gerçek ki, yaklaşık 20 yılda Çin’in ekonomik ve politik olarak gücünün artması, uluslararası imajının Bir Kuşak Bir Yol Projesi gibi girişimlerle hızlı bir şekilde parlaması, halkın devlete bakışını da oldukça olumlu etkiledi. Aynı zamanda 20 yıllık süreçte sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla herkesin her türlü bilgiye ulaşabilmesi de halkın bilinç düzeyini de arttırdı. Dolayısıyla hem içerde hem de dışarda sorunlarla karşılaşan Pekin yönetiminin, Xi döneminde özellikle üzerinde durulan Çin’in özgüveninin arttırılması süreci büyük bir sekteye uğruyor. Çin hükümeti medyayı da harekete geçirerek halk içindeki ayrışmaları, uzaklaşmaları Parti’yi (Çin Komünist Partisi) ön plana çıkararak önlemeye yönelik bütünleştirici bir yöntem izlemeye çalışıyor.

Çin – ABD arasında yeni bir ‘Soğuk Savaş’

Koronavirüs salgınının ulusal yansımalarından daha fazla Çin’in uluslararası alanda izolasyon ile karşı karşıya kalması nedeniyle uluslararası yansımalarının olduğu ve olacağı aşikar. Şimdiye kadar Türk Hava Yolları’nın da içerisinde olduğu 46 yabancı havayolu şirketi Çin’e uçuşlarını askıya aldı. Buna ek olarak, ABD’nin yanı sıra şimdiye kadar Singapur, Avustralya, Endonezya ve Tayvan 14 gün içerisinde Çin’e seyahat etmiş yabancıların ülkeye girişlerine izin vermeyeceğini duyurdu. ABD 14 günlük süre kararını ilk ülke olarak aldığında Pekin tarafından dünya için kötü ve çok aşırı bir önlem olarak değerlendirildi.

Genelde bu tür durumlarda, pek çok ülke uygulayacağı yasaklamaları ABD’nin kararından sonra getiriyor. ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un salgının Amerikalıların işini yeniden almalarını hızlandıracağını söylemesi, Pekin yönetiminde Çin’i ‘izole’ etmeye’ ve ‘avantaj’ kazanmaya yönelik kararlar olduğu düşüncesinin güçlenmesine neden oluyor.

Dünya ekonomik büyümesine 1/3 oranında katkı yapan Çin’in uluslararası alanda ekonomik ve ticari olarak da izole edilmesi, Çin’de fabrikaların durması ülke ekonomisine ek olarak dünya ekonomisini de olumsuz etkileyecektir.

Bunlara ek olarak, Batı basınında salgın ile ilgili yapılan haberlerde, örneğin Çin medyasında Der Spiegel’in “Novel Koronavirüs ‘Made in China’” başlığı, ‘virüs Batı toplumunda ırkçılığı ortaya çıkarıyor’ ve ‘Batı’da ırkçılığın ve ayrımcılığın arttığı’ şeklinde yorumladı. Fakat Çin medyası bu tür haberlerde Batı medyasına yönelik daha önceki eleştirilerinde ırkçılığın ve ayrımcılığın ‘Çin ve Çinliler’e karşı olduğu vurgusunu öne çıkarken, bu sefer ‘sadece Çin ve Çinliler hakkında değil’ yorumları öne çıkıyor.

Bu çerçevede de, hem Türkiye’nin hem de Japonya’nın Çin’e yardımları Pekin tarafından olumlu karşılandı. Dolayısıyla, ABD’nin Çin’e karşı mücadelesinde Pekin’in salgın öncesinden farklı olarak ‘Çin ve Çinlilere’ yönelik izolasyon politikalarına karşı Batı-dışı ülkelerle daha fazla iş birliği yapması beklenebilir. Aslında Pekin’in ABD tarafından salgın nedeniyle izole edilme politikasını boşa çıkarmada, Çin’in Batı-dışı ülkeler ile salgın sonrasında da daha sorumlu iş birliği ve samimiyeti belirleyici olacak.

Virüsün Çin ve dünya ekonomisine etkisi ne olur?

Dünya ekonomik büyümesine 1/3 oranında katkı yapan Çin’in uluslararası alanda ekonomik ve ticari olarak da izole edilmesi, Çin’de fabrikaların durması ülke ekonomisine ek olarak dünya ekonomisini de olumsuz etkileyecektir. Çin’in büyüme hızının düşmesi (normalleşmesi) diğer bir ifade ile büyümede doyuma ulaşmış yeni normale oturması bekleniyordu. Fakat bu normalleşmenin aniden değil adım adım kontrollü bir şekilde olması umuluyordu. Dolayısıyla beklenmedik salgın nedeniyle Çin’in büyümesinin yüzde 5’in altına düşmesi hem Çin içinde hem de küresel ekonomide psikolojik ve eko-politik sonuçlarının olması muhtemel.

Güney Koreli Hyundai firmasının Çin’den tedarik yapamadığı için üretimini askıya aldığını açıklaması da bunun ilk yansımalarından biri. Çin’in stratejik iş birliği yaptığı ve aralarında 110 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunan Rusya da 31 Ocak’ta salgın nedeniyle 16 sınır kapısını kapattığını duyurdu. Rusya’nın sınır kapısını kapatması, iki ülke arasındaki ticareti olumsuz etkilemesi kaçınılmaz ki, koronavirüs endişesiyle ocak ayının son haftasında ruble yüzde 2 dolayında değer kaybetti. Buna ek olarak koronavirüsün ürünler üzerinden de bulaşabildiği söylentisi ülkelerin Çin ile ticarette çekincelere neden oluyor. Çin’in Türkiye Büyükelçisi Deng Li “Çin ürünleri ile koronavirüs yayılma ihtimali sıfıra yakın” olduğunu belirtse de, bu türden açıklamaların ne kadar etkili olacağını süreç gösterecek.

Çin küresel ekonomide önemli bir tedarikçi olmasının yanı sıra, 2008 finansal krizi sonrasında küresel düzeyde bir finans kaynağı ve yatırımcı olarak fiili olarak konumlanmıştı. Çin’in büyümesinin düşmesi küresel boyutta ülkenin dış yatırımlarını da sekteye uğratacak. Dolayısıyla salgın nedeniyle küresel ekonominin yavaşlaması muhtemel bir küresel ekonomik krize de yol açabilir. Fakat salgının ilk yansımalarından biri, özellikle Çin’in tedarik konusunda sıkıntı yaşaması ile küresel düzeyde fiyatların artmasına neden olacak.

Peki, Çin bunlarla baş edebilir mi?

Çinli yetkililer bu durumu 2002-2003’de yaşanan SARS salgını ile kıyaslayıp baş edebileceklerini belirtiyorlar. Şu bir gerçeklik ki, 20 yıl önceki SARS salgını ile kıyaslandığında, şimdiki Çin politik, ekonomik ve teknolojik olarak salgınla mücadele konusunda daha güçlü bir durumda.

Fakat 20 yıl önceki Çin ile kıyaslandığında ‘yeni’ Çin şimdi uluslararası sisteme politik, ekonomik, ticari olarak daha angaje. Dolayısıyla ‘yeni’ Çin daha kırılgan. Çin’in kırılgan olması, küresel ekonomiyi de kırılganlaştıracaktır.

Twitter: @AlperenUmit

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Şubat 2020’de yayımlanmıştır.

Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

2
Yorumu Gör

avatar
Şevket Nasir
Ziyaretçi
Şevket Nasir

Yazınızda Hong Kong ile birlikte Doğu Türkistan adını da zikretmenizi bekledim… Zira Doğu Türkistan ve Hong Kong konusu çin’in en hassas konulardan biridir.

Send this to a friend