İnsan

27 Aralık 2021

Yazdır

Hayatla başa çıkma rehberi

Fikir Turu, okurlarının ufkunu genişletmek için yola çıkmış bir düşünce platformu. Olgulara dayanan bilgiyi, resmi mümkün olduğu kadar net görmeye yardımcı olacak detaylara dikkat çekmeyi, kutuplaştırmayan tartışmalar açmayı seviyor. İnsanlığın nereden geldiği sorusu kadar, nereye gittiği sorusunun yanıtlarını da merak ediyor.

İşte tam da bu nedenlerle Fikir Turu’nda 2021 yılında, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, teknolojiden jeo-stratejiye, kültür dünyasındaki gelişmelerden spor faaliyetlerine kadar birçok farklı başlıkta çok değerli yazarların sizin için kaleme aldığı yüzlerce yazıyı ve çeviriyi sizinle paylaştık.

Bizi yakından takip edenlerin fark ettiği gibi, Fikir Turu için her alan, her konu kıymetli ama insan ruhuna, onun olgunlaşma yolculuğuna özel bir önem veriyoruz.

Kişisel gelişim mi olgunlaşma yolculuğu mu?

Bu sene yayınladığımız yazıları seçerken de buna dikkat etmeye çalıştık. Mesela sevgili yazarımız Prof. Dr. Kemal Sayar’a, kişisel gelişim başlığına ilişkin uzun süreden beri zihnimizi kurcalayan soruları yönelttik:

Kişisel gelişim sektörünün tekrarladığı “pozitif düşün” düsturunun tehlikeleri neler? ‘Kendiniz olun’ savunucuları neyi gözden kaçırıyor? Mutluluk endüstrisinin mottoları neleri yok sayıyor? Kişisel gelişim mi olgunlaşma yolculuğu mu? Mutluluk enstitüleri, kampları, gezileri, atölyeleri ve inzivaları mevcut. Kişisel mutluluk her yerde satışa sunulan büyük bir işletme. Peki, kişisel gelişim neleri göz ardı ediyor? Kişisel gelişim ve kişilik gelişimi arasındaki fark ne?

Prof. Dr. Sayar bu derin meselenin bu zor sorularına ve daha fazlasına da Fikir Turu için kaleme aldığı iki yazıyla yanıt verdi. Bunlardan ilki olan “Kişisel gelişim efsaneleri” yazısında şöyle diyordu:

“Öyle ya, mutlu olmak istemenin nesi yanlıştı? Oysa mutsuzluğumuzun kökünde uyum sağlamaya çalıştığımız yanlış bir toplumsal hayat da yatıyor olabilir. Yarışmacılık, tüketimcilik, hız ve diğer uyuşturucular, hayatın maddileşmesi, anlam kaybı ve toplumsal eşitsizlikler gibi bir dizi etken modern insanın kitlesel depresyonunda rol oynuyor. Ne ki kişisel gelişim ideolojileri insanın ait olduğu tarihsel ve kültürel bağlamı adeta gözden kaçırıyor ve her şeyin insanın elinde olduğunu, istersek başarabileceğimizi inatçı bir slogan gibi daima zihnimize çarpıyor. Bu durumda ‘başaramayan’ kişi kolayca kaybedenler kulübüne dâhil ediliyor ve yeterince çabalamadığı varsayılıyor. Sonuç: Kurbanın kendisini suçlaması!”

Prof. Sayar, konuyla ilgili yazdığı “Kişisel gelişim mi, olgunlaşma yolculuğu mu?” yazısında da sık sık duyduğumuz, “pozitif düşün, pozitif olsun mottosunu sorguladı:

“Etrafımızı kuşatan mutluluk endüstrisinin bize sıklıkla tekrarladığı mottolardan biri de, pozitif düşün, pozitif olsun. Oysa, pozitif düşünmek, hep iyiye odaklanmak, kötüyü ortadan kaldırmıyor yalnızca dışarıda bırakıyor. Kötü muamele, istismar, şiddet ve daha fazlası köşe başında beklerken, “pozitife odaklan” diyerek tüm risklere gözümüzü kapadığımızda kendimizi göz göre göre tehlikenin kucağına bırakmış oluyoruz.”

Kazanırken neyi kaybettin?

2021 yılında Fikir turu okurları için Prof. Sayar’ın tartışmaya açtığı başka bir kavram da ‘başarı” oldu. Bu sefer soru şuydu: Kazanırken neyi kaybettin?:

“Başarı, zamanımızın efsunlu kelimelerinden birisi, herkes onu istiyor, onsuz bir hayatın boşa yaşanmış bir hayat olduğunda nedense hemfikiriz. Başarılı insanları alkışlıyoruz, sahip oldukları güç ve şöhret onlar kadar bizim de başımızı döndürüyor. İyi ama maddi dünyada çok kazanmış ve daha ‘başarılı’ insanların hayatları, neden maddi dünyada ‘başarısız’ ama manevi/ruhsal dünyada çok şeyler yapmış insanlardan daha değerli olsun ki? Niye bir şirketin ‘Ceo’su, insanlık için canla başla çalışan bir kimseden daha değerli olsun?

Bir ‘başarı pornografisi’dir gidiyor. Okullar, puanlar, rütbeler. Çalışmak iyidir ama ondan daha iyi olan şey insanlığın hayrına çalışmaktır. Sizin ulaştığınız şeyi başkasına ne kadar dağıtabildiğinizdir. Bir başka insanda öyküneceğimiz şey, önce onun ahlâk ve fazileti olmalı. Her vasıtayı meşru görerek başaranlar güruhuna ve modern toplumun ‘başarı mahkûmu’ insanlarına şu soruyu yöneltmek gerekiyor: “Kazanırken neyi kaybettin?”

Kendini gösterme çağında “saklanma sanatı”

İşte başta ‘başarı’ olmak üzere pek çok şeyin dayatılmasıyla karşı karşıya kalan ruhumuzun saklanma ihtiyacı ve onun duygusunu da ele aldı, Prof. Dr. Sayar. Okurlarımızın çok sevdiği çeşitli platformlarda içinden bol bol alıntıların yapıldığı Saklanma Sanatı başlıklı yazısında da, “Saklanan bulunmak ister, kaybolmak değil. Birisi onu gelip bulsun ister. Dünyadan saklanırız ama sevdiğimiz biri gelip bizi bulsun, farkımıza varsın, bize değer versin isteriz. Bulunan kişiye bir el uzanmış demektir.” diyordu.

Saklanma ihtiyacı hissetmemizin bir nedeni de dünyanın, “insan” için belki de hiç olmadığı kadar tehlikeli, kaotik ve zor gelmeye başlaması. Psikolog Mehmet Şakiroğlu, teknoloji geliştikçe insana duyulan ihtiyacın azalması, yüz yüze iletişimin yerini sosyal medya ve uzaktan iletişimin alması gibi nedenlerle, naif, kırılgan, hassas ruhlara yerin daraldığı günümüzde “Kendine güven nasıl tesis edilir” sorusuna yanıt verdi.

Olumsuz duygularla nasıl başa çıkarız?

Kendimize olan güvenimiz zedelendiğinde şüphesiz olumsuz duygulara yatkınlığımız da artıyor. Psikolog Pelin Kesebir, kaygı, üzüntü, utanç, kıskançlık ya da öfke gibi hissetmesi hoş olmayan olumsuz duyguları ne sıklıkta yaşadığımızı ve bunların kökeninde nelerin olduğunu sorguladığı yazısında, bu duyguları nasıl azaltabileceğimize dair de ipuçları da verdi.

Bu tip duygular ya da başka nedenlerle özür dilemek durumda olduğumuzda yaşadığımız zorluğuysa Prof. Dr. Hasan Bacanlı anlattı bize. “Özür ne zaman, hangi koşullarda dilenir? Özür, bir ilişkide neyin göstergesidir? Özür dilemek hangi noktada zorlaşır? Gerçek bir özrün dört temel şartı nedir?” sorularının yanıtını onun yazısında bulduk.

Sosyal medya çağında, aynı özür dilemek gibi hayatımızda çok önemli kavramlar üzerine pek az düşünüyoruz. Mutluluk da onlardan biri… Çoğu zaman sürekli sergilenmesi gereken bir hal gibi… Son yılların çok okunan çağdaş Alman düşünürlerinden biri de Wilhelm Schmid de işte buna karşı çıkıyor. Türkçeye çevirdiğimiz makalesinde, mutluluğun aslında ne olduğunu, nasıl ulaşılabileceğini sorguluyordu. Ve biraz da mutsuzluğa ilgi göstermemiz gerektiğini öne sürerek bizleri düşünmeye davet ediyordu.

İnsan neden kendiyle baş başa kalamıyor?

Bazen hepimizin kendimizle baş başa kalma ihtiyacımız oluyor ama bunu çok azımız gerçekten başarabiliyor. Psikoterapist Tuğçe Isıyel de bunu neden başaramadığımızı ele aldı. Bazı ülkelerde “Yalnızlık Bakanlığı” bile kurulduğunu anımsatan yazarımız, “acaba tek başına kalmak beceri mi gerektiriyor?” diye sordu.

Kendimizle baş başa kalabilmemizin bir faydası da düşüncelerimizi netleştirebilmek. Ama bunu başarmak her zaman kolay olmuyor. Fikir Turu için kaleme alınmış özgün yazılarımızın haricinde, dünyanın seçkin sitelerinde yayınlanan yazıları da çevirerek gündelik yaşamımızda karşı karşıya kaldığımız sorunlarla nasıl baş edebileceğimize dair yanıtlar aradık. Bu sorulardan biri de işte tam da düşüncelerimizi nasıl netleştirebileceğimiz üzerineydi. Yazı, bunu yapmanın üç aşamalı yolunu ve düşüncelerimizi netleştirirken hangi ilkeleri göz önünde tutmamız gerektiğini anlatıyordu.

Nasıl daha iyi yapabileceğimizi sorduğumuz başka bir alan da öğrenme üzerineydi. Acaba nasıl daha iyi öğrenebilirdik, özellikle de sınav öncesindeki son gün saatlerce kapanarak çalışma, altını çizerek okuma, saatler harcayarak öğrendiklerinizi unutma gibi sorunlardan mustaripsek… Bu sorulara da yanıt aradık.

Korku duvarını aşmayı ya da öfkemizi verimli kullanmayı, çevremizdeki fırsatları değerlendirmeyi öğrenerek daha şanslı olmayı, daha iyi bir hatip olmanın yollarını, bize zor gelen konuşmalardan kaçmamayı, yabancı dili kalıcı biçimde öğrenmeyi, gülmenin neden çok gerekli olduğunu, daha anlamlı ve derin sohbetler edebilmenin yöntemlerini, anlaşmazlıklardan verimli sonuçlar elde etmeyi, bedenlerimizi oldukları en doğal halleriyle daha çok sevmeyi, erteleme hastalığından kurtulmayı, nasıl daha iyi dinlenebileceğimizi ve bunun neden bir zorunluluk olduğunu, ebeveynlerin çocuklarına bağırmaya nasıl son verebilecekleri gibi pek çok konuyu bu meseleler üzerine yıllarca çalışmış bilim insanlarının makalelerinden öğrendik ve sizlerle paylaştık.

2021 yılında insan ruhuna ilişkin sorduğumuz soruların ve aldığımız yanıtların bunlarla sınırlı değildi elbette. Önümüzdeki yılda da bu soruları sormaya, gerek Fikir Turu için yazılan özgün yazılarla, gerekse de çeviri yazılarla yanıtlarla aramaya devam edeceğiz.

Bu vesile ile size iyi bir gelecek yıl dilemek isteriz. Umarız, yeni yıl, kendinize verdiğiniz tüm sözleri tutabileceğiniz bir yıl olur ama olur da bu kendinize verdiğiniz sözleri tutmakta zorlanırsanız, şu yazımıza göz atabilirsiniz: Neden kendimizi sabote ediyoruz?

2022 yılının saklanırsanız bulunacağız, özgüveninizin tesis edildiği, olumsuz duygularla baş edebileceğiniz, kazanma uğruna kayıplarınızın artmayacağı, kişisel gelişim efsanelerinin baskısı altında rahatsız olmayacağınız, daha kolay öğreneceğiniz bir yıl olmasını dileriz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 27 Aralık 2021’de yayımlanmıştır.

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend