Kişisel tarihlerimizin dönüm noktasında

Yalnızca dünya değil, biz de artık eskisi gibi olmayacağız, hayatımız korona öncesi ve korona sonrası diye iki döneme ayrılacak. O halde dayanışma, utku için çabalama, düşünme ve diğerkâmlık zamanı.

Yaşadığımız günlerin tarihin dönüm noktası olacağını bilmek, yalnızca dünyanın değil, kendi kişisel tarihlerimizin de, felsefeci Prof. Ahmet İnam’ın dediği gibi “korona öncesi ve korona sonrası” diye ayrılacağını idrak etmek, bizatihi tarihi yaşamak, belki de hepimize tek tek ağır sorumluluklar yüklüyor.

Uluslararası hukukçu Prof. Richard Falk, “Şayet COVID-19 tecrübesi de bize küresel iş birliğine ve küresel sorunların çözümü için kazan/kazan yaklaşımına ihtiyacımız olduğunu öğretemezse, insan türü olarak biyo-ekolojik anlamda sonumuza iyice yaklaşmış olacağız,” diye yazmıştı Fikir Turu için yazdığı makalesinde.

Fikir Turu olarak, biz bu yaklaşımın kişisel hayatlarımızda da geçerli olduğunu düşünüyoruz. Şimdi bir yandan sosyal mesafeyi korumaya çalışırken, düşünsel ayrılıkları kapatma, birbirimizi anlama zamanı. Bu dönemde tek tek bireyler olarak yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hepimizi en yalın haliyle ortaya koyacağını düşünüyoruz. Geleceğimizi belirleyecek olan asıl sorulardan biri de, psikiyatrist Prof. Kemal Sayar’ın yazdığı gibi, bu dönemde göstermek zorunda olduğumuz dirayeti ve basireti kalıcı bir ruh haline dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz.

Elbette bu günler geçecek ama son cemre de düştü, bahar geliyor diye sevinip, sıradan bir hayatın ne kadar kıymetli olduğunu henüz bu denli farkında değilken bir anda yaşamlarımızdaki hemen her şey değiştiği bu günleri, tabii ki hiç unutmayacağız.

Hemen hemen mart ayı ortasından beri koronavirüs dışında hiçbir şey konuşmuyor ya da konuşamıyoruz. Doğru yanlış bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz. Yanlış bilgiyi, doğrudan ayırmak elzem tabii, zira muhtemelen hiç düşünmediğimiz kadar düşünüyoruz.

Oysa çok uzak değil, sadece bir ay önce, dünyadaki teknolojik gelişmelerden, olağanüstü ilerlemelerden, yapay zekânın nasıl hayatlarımızı değiştireceğinden söz ediyorduk. Şimdi tek bir virüsün hayatımızı hem nasıl tehdit ettiğine hem nasıl şartları eşitlediğine ama aynı zamanda hiç beklemediğimiz yerlerden mesela yaş üzerinden yeni kastlar ortaya çıkardığına tanık oluyoruz. Belirsizlik içindeyiz.

Belirsizlik korkusu, kaygı, felaket senaryoları maalesef yaşamlarımızın bir parçası oldu. Bu salgını atlattığımız zaman dünyanın içine gireceği ekonomik kriz, hepimizin hayatlarını kalıcı şekilde alt üst etme ihtimali, işlerimizi kaybetme endişesi de pek çok insanın zihninden çıkmıyor.

Biz de Fikir Turu’nda, elimizden geldiğince, bu süreci okurlarımız için aydınlatmaya, içine düştüğümüz bu kaygı ortamında, en doğru içerikleri en hızlı ve en kolay okunur şekillerde sunmaya çalışıyoruz.

Tüm bu korona deneyiminden sonra dünyanın ne yönde değişeceğini henüz bilmiyoruz ama bunun nasıl olabileceğine kafa yoran dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinin “Koronadan sonra dünya düzeni nasıl değişecek?” sorusuna verdikleri yanıtları, siyaset ve ekonomi dünyasının çıkarması gereken ilk 7 dersi çevirilerimizle aktarmaya çalıştık. Siyaset bilimci Prof. Ali Yaşar Sarıbay devlete bulaşan virüsü, salgının neo-liberal devlet anlayışının altını nasıl oyduğunu kaleme aldı.

Öğrendiklerimiz, umutlandıklarımız

Korona salgını sırasında ve sonrasında kısa dönemde yaşanabilecekler üzerine, kötümser tahminler mevcut elbette. Fakat bu tahminler, bu senaryoların gerçekleşmemesi için alınması gereken önlemler üzerine fikir jimnastikleri olarak görülmeli. Bu çerçevede biz de ‘Pandeminin ardındaki asıl tehlike: Toplumsal çöküş’ başlıklı yazıyı yayınladık. Salgının dünya ekonomisini nasıl etkileyebileceği üzerine, salgınla aynı anda yaşanan petrol fiyatı düşüklüğünün olası etkilerine dikkat çekmeye çalıştık.

Fakat, pandemi gündelik hayatlarımızda olumlu değişikliklere de yol açmıyor değil. İlk görünür değişim medyada yaşanmaya başladı bile. Ekranlarda artık bilgi dağarcığı ne olursa olsun sırf ratingi yüksek olduğu için davet edilen isimler azalmaya başladı. Onların yerini yetkinliklerine ve uzmanlıklarına göre programlara davet edilen, izleyiciye en doğru bilgiyi en anlaşılır şekilde anlatan bilim insanları, hekimler aldı.

Öte yandan ne kadar çok sayıda konusuna hakim, dünya standardında hekimlerimiz olduğunu görmek hepimize çok iyi gelmedi mi? Bu zor günlerde umut vermedi mi? Onları hak ettikleri gibi alkışlamak bize de çok iyi geldi. Onlar, hastalar ve hasta yakınlarına psikolojik desteğin nasıl sağlanabileceği konusundaki yazımızı ise, şimdilik yapabileceğimiz katkı niyetine okuduğunuzu umuyoruz.

Komplo teorileri ve temelsiz bilgiler, Fikir Turu’nda hep uzak durduğumuz, başka mecralarda sıkça kullanıldığını gördükçe bizi üzen başka bir pandemi idi. Bizim yola çıkma amaçlarımızdan biri de, bu bilgi kirliliğine bir çeşit ‘önleyici ilaç’ olabilmekti. Günde bir doz bilgi temeli üzerinde, iyi ve özenli yazılmış makale okumanın bu tip çöp bilgi bombardımanına karşı bağışıklık sistemini güçlendirebileceğini umut etmiştik. Yaşadığımız günlerde de, Whatsapp gruplarından, sosyal medya platformlarından hızla ve çokça evimize girmeye çalışan yalan haberlerin, sayısız yanlış ve temelsiz bilginin, komplo teorisinin binlerce insana ulaştığına şahit olduk. İnsanların samimi merakını suiistimal eden bu akıma dur diyebilmek için korona hakkında yalan haberleri gerçeklerden ayırmanın yollarını anlatan bir rehber yayınladık. “Bu virüsü dünya düzenini değiştirmek için Çin yaptı”, “Yok, hayır ABD bu virüsü Çin’i bitirmek için laboratuvarda üretti”, vb. komplo teorilerinden kendini hâlâ alamayanlara için de Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Kerem Karaosmanoğlu’nun çok sevdiğimiz “Komplo teorilerini anlamak, teşhis etmek ve başa çıkmak” yazısını önerelim.

Koronanın düşündürdükleri

Bu beklenmedik küresel salgın süreci bize ne düşündürmeli? İşte bu soru durumun vehametini anladığımızdan beri zihnimizi kurcalıyor. Biz de fikrini merak ettiğimiz isimlere bu soruyu yöneltmeye başladık, Prof. İnam, Prof. Sayar ve Prof. Falk’ın yanı sıra Prof. Şengül Hablemitoğlu da, ruhumuza iyi gelen yazısında, bize uzun zamandır kullanmadığımız hatta belki de unuttuğumuz bir kelimeyi hatırlattı: Zor zamanlardan kurtularak zafere erişmek anlamına gelen ‘utku’ kelimesini. Şöyle diyordu Hablemitoğlu: Bu badireden sağ ve salim çıkma utkumuz olmalı.

Kısa bir süre öncesine kadar sosyal medya hayatlarımızı nasıl esir alıyor, nasıl zehirli bir alan haline gelebiliyor diye tespitler yaparken, sosyal medya artık daha çok insanın buluşma alanı. Aklımızdan geçenleri de, öğrendiklerimizi de, aklımıza gelen esprileri de, kaygılarımızı da en çok orada paylaşıyoruz.

Toplum olarak dijitalleştik. Bu süreçte online konser verenler, kitap okuyanlar, spor yaptıranlar, müzelerini, arşivlerini herkese açık hale getirenler, insanların sıkıntılarına bir nebze çare olmaya çalışanlar da bu sürecin umut veren kısmı.

Internetin karanlık yüzü, hep suçla, tehlikelerle, riskle anılır. Galiba bu ara internetin aydınlık yüzüne şahit oluyoruz.

Bir yandan düşünürken, bir yandan da elbette bu günleri atlatırken bize ve sevdiklerimize yardımcı olacak pratik, gerçekten uzmanları tarafından kaleme alınmış, rehberlere ihtiyacımız var. Bu çerçevede Prof. Dr. Aslıhan Dönmez içine düştüğümüz bu dev belirsizlik haline dayanmanın yollarını yazdı. Prof. Dr. Bengi Semerci ise daha uzun süre devam edeceği belli olan koronalı günlerde, çocuklara neyi, nasıl anlatmamız gerektiğine değindi. Sağlık sosyoloğu Doç. Temmuz Gönç Şavran ise marketlere saldırma, makarna ve kolonya stoklama halimizin ardında yatan nedenleri, verdiğimiz ve verebileceğimiz toplumsal refleksleri ele aldı. İtalyanların salgın sırasında yaptığı yanlışları anlatan yazımızın da kulağa küpe olduğunu umuyoruz.

Evde geçirmemiz gereken yani hayatımıza adapte olurken okurlarımıza yardımcı olabileceğini düşündüğümüz konulara da değindik. Uzun yıllardır free lance olarak evden çalışan İlkan Akgül, ofis hayatına alışkın, evden çalışma durumunda sudan çıkmış balığa dönenlere bu süreci verimli götürmenin püf noktalarını anlattı. Sosyal mesafeyi dilimizden düşürmesek de, tam olarak nasıl korunması gerektiği konusunda, hadi itiraf edelim, kafamız biraz karışıktı. ABD’den çok önemli üç uzmanın bu konudaki tavsiyelerine Türkiye’den de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Yeni Enfeksiyonlar Grubu Sorumlusu Prof. Önder Ergönül katkı yaptı.

Gönüllü tecrit halinden sıkılanlar için de çareler aradık. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bir yıl geçirmiş astronot Scott Kelly o dönemde hayatını kolaylaştıran ipuçlarını bir yazıya döktü, biz de Türkçeye çevirdik.

Prof. Falk’un dediği gibi, bu pandemiyi yenmenin yolu, kazan-kazan davranışını benimsemek. Çünkü bu davranışın tek alternatifi, kaybet-kaybet. Bu nedenle, yalnızca kendimize değil, dünyaya da odaklanmak zorundayız. İran’a yönelik yaptırımların koronavirüs mücadelesi için verilen küresel çabalara verdiği zararı anlatan yazı, bu anlamda ufuk açıcıydı. Bilgay Duman’ın Irak işgalinin yıldönümünde ülkedeki sosyal durumu anlatan yazısı ve salgının Ortadoğu’yu nasıl etkileyeceği de artık bizim kaderimizi de yakından ilgilendiren konular.

Bu yazı ilk kez 31 Mart 2020’de yayımlanmıştır.

Ayşe Karabat
Ayşe Karabat
Ayşe Karabat - Fikirturu editörü. ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümünü bitirdi. Yazmayı ve gezmeyi sevdiğinden gazetecilik yapmaya karar verdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Bir ara Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Hayat yolunu sık sık Danimarka’ya düşürdü. Ortadoğu meselelerine merakı nedeniyle Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Kişisel tarihlerimizin dönüm noktasında

Yalnızca dünya değil, biz de artık eskisi gibi olmayacağız, hayatımız korona öncesi ve korona sonrası diye iki döneme ayrılacak. O halde dayanışma, utku için çabalama, düşünme ve diğerkâmlık zamanı.

Yaşadığımız günlerin tarihin dönüm noktası olacağını bilmek, yalnızca dünyanın değil, kendi kişisel tarihlerimizin de, felsefeci Prof. Ahmet İnam’ın dediği gibi “korona öncesi ve korona sonrası” diye ayrılacağını idrak etmek, bizatihi tarihi yaşamak, belki de hepimize tek tek ağır sorumluluklar yüklüyor.

Uluslararası hukukçu Prof. Richard Falk, “Şayet COVID-19 tecrübesi de bize küresel iş birliğine ve küresel sorunların çözümü için kazan/kazan yaklaşımına ihtiyacımız olduğunu öğretemezse, insan türü olarak biyo-ekolojik anlamda sonumuza iyice yaklaşmış olacağız,” diye yazmıştı Fikir Turu için yazdığı makalesinde.

Fikir Turu olarak, biz bu yaklaşımın kişisel hayatlarımızda da geçerli olduğunu düşünüyoruz. Şimdi bir yandan sosyal mesafeyi korumaya çalışırken, düşünsel ayrılıkları kapatma, birbirimizi anlama zamanı. Bu dönemde tek tek bireyler olarak yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hepimizi en yalın haliyle ortaya koyacağını düşünüyoruz. Geleceğimizi belirleyecek olan asıl sorulardan biri de, psikiyatrist Prof. Kemal Sayar’ın yazdığı gibi, bu dönemde göstermek zorunda olduğumuz dirayeti ve basireti kalıcı bir ruh haline dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz.

Elbette bu günler geçecek ama son cemre de düştü, bahar geliyor diye sevinip, sıradan bir hayatın ne kadar kıymetli olduğunu henüz bu denli farkında değilken bir anda yaşamlarımızdaki hemen her şey değiştiği bu günleri, tabii ki hiç unutmayacağız.

Hemen hemen mart ayı ortasından beri koronavirüs dışında hiçbir şey konuşmuyor ya da konuşamıyoruz. Doğru yanlış bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz. Yanlış bilgiyi, doğrudan ayırmak elzem tabii, zira muhtemelen hiç düşünmediğimiz kadar düşünüyoruz.

Oysa çok uzak değil, sadece bir ay önce, dünyadaki teknolojik gelişmelerden, olağanüstü ilerlemelerden, yapay zekânın nasıl hayatlarımızı değiştireceğinden söz ediyorduk. Şimdi tek bir virüsün hayatımızı hem nasıl tehdit ettiğine hem nasıl şartları eşitlediğine ama aynı zamanda hiç beklemediğimiz yerlerden mesela yaş üzerinden yeni kastlar ortaya çıkardığına tanık oluyoruz. Belirsizlik içindeyiz.

Belirsizlik korkusu, kaygı, felaket senaryoları maalesef yaşamlarımızın bir parçası oldu. Bu salgını atlattığımız zaman dünyanın içine gireceği ekonomik kriz, hepimizin hayatlarını kalıcı şekilde alt üst etme ihtimali, işlerimizi kaybetme endişesi de pek çok insanın zihninden çıkmıyor.

Biz de Fikir Turu’nda, elimizden geldiğince, bu süreci okurlarımız için aydınlatmaya, içine düştüğümüz bu kaygı ortamında, en doğru içerikleri en hızlı ve en kolay okunur şekillerde sunmaya çalışıyoruz.

Tüm bu korona deneyiminden sonra dünyanın ne yönde değişeceğini henüz bilmiyoruz ama bunun nasıl olabileceğine kafa yoran dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinin “Koronadan sonra dünya düzeni nasıl değişecek?” sorusuna verdikleri yanıtları, siyaset ve ekonomi dünyasının çıkarması gereken ilk 7 dersi çevirilerimizle aktarmaya çalıştık. Siyaset bilimci Prof. Ali Yaşar Sarıbay devlete bulaşan virüsü, salgının neo-liberal devlet anlayışının altını nasıl oyduğunu kaleme aldı.

Öğrendiklerimiz, umutlandıklarımız

Korona salgını sırasında ve sonrasında kısa dönemde yaşanabilecekler üzerine, kötümser tahminler mevcut elbette. Fakat bu tahminler, bu senaryoların gerçekleşmemesi için alınması gereken önlemler üzerine fikir jimnastikleri olarak görülmeli. Bu çerçevede biz de ‘Pandeminin ardındaki asıl tehlike: Toplumsal çöküş’ başlıklı yazıyı yayınladık. Salgının dünya ekonomisini nasıl etkileyebileceği üzerine, salgınla aynı anda yaşanan petrol fiyatı düşüklüğünün olası etkilerine dikkat çekmeye çalıştık.

Fakat, pandemi gündelik hayatlarımızda olumlu değişikliklere de yol açmıyor değil. İlk görünür değişim medyada yaşanmaya başladı bile. Ekranlarda artık bilgi dağarcığı ne olursa olsun sırf ratingi yüksek olduğu için davet edilen isimler azalmaya başladı. Onların yerini yetkinliklerine ve uzmanlıklarına göre programlara davet edilen, izleyiciye en doğru bilgiyi en anlaşılır şekilde anlatan bilim insanları, hekimler aldı.

Öte yandan ne kadar çok sayıda konusuna hakim, dünya standardında hekimlerimiz olduğunu görmek hepimize çok iyi gelmedi mi? Bu zor günlerde umut vermedi mi? Onları hak ettikleri gibi alkışlamak bize de çok iyi geldi. Onlar, hastalar ve hasta yakınlarına psikolojik desteğin nasıl sağlanabileceği konusundaki yazımızı ise, şimdilik yapabileceğimiz katkı niyetine okuduğunuzu umuyoruz.

Komplo teorileri ve temelsiz bilgiler, Fikir Turu’nda hep uzak durduğumuz, başka mecralarda sıkça kullanıldığını gördükçe bizi üzen başka bir pandemi idi. Bizim yola çıkma amaçlarımızdan biri de, bu bilgi kirliliğine bir çeşit ‘önleyici ilaç’ olabilmekti. Günde bir doz bilgi temeli üzerinde, iyi ve özenli yazılmış makale okumanın bu tip çöp bilgi bombardımanına karşı bağışıklık sistemini güçlendirebileceğini umut etmiştik. Yaşadığımız günlerde de, Whatsapp gruplarından, sosyal medya platformlarından hızla ve çokça evimize girmeye çalışan yalan haberlerin, sayısız yanlış ve temelsiz bilginin, komplo teorisinin binlerce insana ulaştığına şahit olduk. İnsanların samimi merakını suiistimal eden bu akıma dur diyebilmek için korona hakkında yalan haberleri gerçeklerden ayırmanın yollarını anlatan bir rehber yayınladık. “Bu virüsü dünya düzenini değiştirmek için Çin yaptı”, “Yok, hayır ABD bu virüsü Çin’i bitirmek için laboratuvarda üretti”, vb. komplo teorilerinden kendini hâlâ alamayanlara için de Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Kerem Karaosmanoğlu’nun çok sevdiğimiz “Komplo teorilerini anlamak, teşhis etmek ve başa çıkmak” yazısını önerelim.

Koronanın düşündürdükleri

Bu beklenmedik küresel salgın süreci bize ne düşündürmeli? İşte bu soru durumun vehametini anladığımızdan beri zihnimizi kurcalıyor. Biz de fikrini merak ettiğimiz isimlere bu soruyu yöneltmeye başladık, Prof. İnam, Prof. Sayar ve Prof. Falk’ın yanı sıra Prof. Şengül Hablemitoğlu da, ruhumuza iyi gelen yazısında, bize uzun zamandır kullanmadığımız hatta belki de unuttuğumuz bir kelimeyi hatırlattı: Zor zamanlardan kurtularak zafere erişmek anlamına gelen ‘utku’ kelimesini. Şöyle diyordu Hablemitoğlu: Bu badireden sağ ve salim çıkma utkumuz olmalı.

Kısa bir süre öncesine kadar sosyal medya hayatlarımızı nasıl esir alıyor, nasıl zehirli bir alan haline gelebiliyor diye tespitler yaparken, sosyal medya artık daha çok insanın buluşma alanı. Aklımızdan geçenleri de, öğrendiklerimizi de, aklımıza gelen esprileri de, kaygılarımızı da en çok orada paylaşıyoruz.

Toplum olarak dijitalleştik. Bu süreçte online konser verenler, kitap okuyanlar, spor yaptıranlar, müzelerini, arşivlerini herkese açık hale getirenler, insanların sıkıntılarına bir nebze çare olmaya çalışanlar da bu sürecin umut veren kısmı.

Internetin karanlık yüzü, hep suçla, tehlikelerle, riskle anılır. Galiba bu ara internetin aydınlık yüzüne şahit oluyoruz.

Bir yandan düşünürken, bir yandan da elbette bu günleri atlatırken bize ve sevdiklerimize yardımcı olacak pratik, gerçekten uzmanları tarafından kaleme alınmış, rehberlere ihtiyacımız var. Bu çerçevede Prof. Dr. Aslıhan Dönmez içine düştüğümüz bu dev belirsizlik haline dayanmanın yollarını yazdı. Prof. Dr. Bengi Semerci ise daha uzun süre devam edeceği belli olan koronalı günlerde, çocuklara neyi, nasıl anlatmamız gerektiğine değindi. Sağlık sosyoloğu Doç. Temmuz Gönç Şavran ise marketlere saldırma, makarna ve kolonya stoklama halimizin ardında yatan nedenleri, verdiğimiz ve verebileceğimiz toplumsal refleksleri ele aldı. İtalyanların salgın sırasında yaptığı yanlışları anlatan yazımızın da kulağa küpe olduğunu umuyoruz.

Evde geçirmemiz gereken yani hayatımıza adapte olurken okurlarımıza yardımcı olabileceğini düşündüğümüz konulara da değindik. Uzun yıllardır free lance olarak evden çalışan İlkan Akgül, ofis hayatına alışkın, evden çalışma durumunda sudan çıkmış balığa dönenlere bu süreci verimli götürmenin püf noktalarını anlattı. Sosyal mesafeyi dilimizden düşürmesek de, tam olarak nasıl korunması gerektiği konusunda, hadi itiraf edelim, kafamız biraz karışıktı. ABD’den çok önemli üç uzmanın bu konudaki tavsiyelerine Türkiye’den de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Yeni Enfeksiyonlar Grubu Sorumlusu Prof. Önder Ergönül katkı yaptı.

Gönüllü tecrit halinden sıkılanlar için de çareler aradık. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bir yıl geçirmiş astronot Scott Kelly o dönemde hayatını kolaylaştıran ipuçlarını bir yazıya döktü, biz de Türkçeye çevirdik.

Prof. Falk’un dediği gibi, bu pandemiyi yenmenin yolu, kazan-kazan davranışını benimsemek. Çünkü bu davranışın tek alternatifi, kaybet-kaybet. Bu nedenle, yalnızca kendimize değil, dünyaya da odaklanmak zorundayız. İran’a yönelik yaptırımların koronavirüs mücadelesi için verilen küresel çabalara verdiği zararı anlatan yazı, bu anlamda ufuk açıcıydı. Bilgay Duman’ın Irak işgalinin yıldönümünde ülkedeki sosyal durumu anlatan yazısı ve salgının Ortadoğu’yu nasıl etkileyeceği de artık bizim kaderimizi de yakından ilgilendiren konular.

Bu yazı ilk kez 31 Mart 2020’de yayımlanmıştır.

Ayşe Karabat
Ayşe Karabat
Ayşe Karabat - Fikirturu editörü. ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümünü bitirdi. Yazmayı ve gezmeyi sevdiğinden gazetecilik yapmaya karar verdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Bir ara Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Hayat yolunu sık sık Danimarka’ya düşürdü. Ortadoğu meselelerine merakı nedeniyle Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x