30 Haziran 2020

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Normalleşme çabası ve serinkanlı arayışlar

Koronavirüs salgını hız kesti, dünya normalleşiyor ya da normalleşmeye çalışıyor. Belki de şimdi geride bıraktığımız 2-3 aya, yaşadıklarımıza daha serinkanlı bir şekilde bakmalı, anlamaya ve ders çıkarmaya çalışmalıyız.

“Sağlık sistemleri salgından nasıl bir ders çıkarmalı?”, bizim sorduğumuz ilk soruydu. Önümüzdeki günlerde bunu farklı konu başlıkları için de yapmayı planlıyoruz. Dünyada belli başlı sağlık sistemleri nasıl çalışıyor? Pandemiyle mücadelede başarılı olan ülkelerin sırrı ne? Bir sağlık sisteminin işlevsel ve verimli olması nasıl sağlanabilir? Herkesi kapsayan bir sağlık sistemi mümkün mü? Bunları vb. sorularımızı Dünya Sağlık Örgütü’nde görev yapan sağlık ekonomisti Doç. Dr. İlker Daştan’a yönelttik. Daştan’ın yazısı konuyu enine boyuna anlamak isteyenler için çok önemli bir rehber…

Pandeminin bizi yeniden düşünmek zorunda bıraktığı bir diğer konu da, mahremiyetimiz ve sağlığımız koruma amacı güttüğü öne sürülen kimi uygulamalar. Nasıl 11 Eylül saldırılarından sonra güvenlik alanında alınan önlemler kalıcı olduysa ve yeni bir dünya düzeninden söz etmeye başladıysak, pandemi nedeniyle uygulamaya sokulan bazı tedbirlerin de kalıcı olup olmayacağı merak konusu. Mesela bu dönemde uygulamaya sokulan ve mahremiyet ihlaline yönelik uygulamalar kalıcı olabilir mi? Bu uygulamalar geleceğimiz için ne anlama geliyor? Mahremiyetimizi korumak mümkün olacak mı? Tüm bu soruların yanıtlarını sosyolog Dr. Uğur Dolgun tartıştı.

Pandemi günlerinde evlerimize kapandığımız dönemde, sosyal medyanın hayatımızdaki yeri iyice arttı, hatta adeta tek kamusal alanımız haline geldi. Haber almadan eğlence ihtiyacımıza, alışveriş kararlarımıza yön vermeden izlediğimiz içeriklerdeki radikal değişime, sosyal medya ve dijital yaşamın hayatımızdaki yeri arttı. Sosyolog Prof. Dr. Zafer Yenal “Sanal samimiyet histerisi ve güven krizi sarmalında dünya” başlıklı makalesinde, bireyselleşme, samimiyet, güven, tüketim ve iletişim arasındaki yeni ilişkiyi ele aldı.

Karantinanın en büyük armağanı: Sokağımızdaki doğayı keşfetmek” Galiba bu başlığın pek anlatılmaya ihtiyacı yok. Guardian gazetesinden yaptığımız bu çeviri acı ve düşündürücü bir gerçeği de bize hatırlattı: Yetişkinlerin yüzde 80’i kır çiçeklerini hiç koklamıyor, yüzde 60’tan fazlası kuşların ötüşüne kulak vermiyor.

Pandeminin unutturamadığı hayaller: Mars ve Ay

İnsanlık bir yandan pandemiyle uğraşırken bir yandan da uzaklara, daha uzaklara gitme tutkusundan vazgeçmiş değil. Bunun en büyük göstergelerinden biri de uzay çalışmalarının ve Mars’a gitmenin gittikçe dünya gündeminde daha fazla yer kaplamaya başlamış olması. Üstelik önümüzdeki günlerde Mars’tan daha çok bahsedeceğiz. Zira hem NASA hem Çin Mars’a doğru yola çıkacak. Prof. Ersin Göğüş de “Mars’a yolculuk: Macera mı mecburiyet mi” başlıklı yazısında bu çabaların ‘kim daha önce Mars’a gidecek’ mücadelesi olmadığını ‘Dünya dışında yaşamın izlerini kim belirleyecek?’ yarışı olduğunu anlattı. Göğüş’e göre, Mars’a yolculuğun arkasındaki motivasyonlardan biri de, bu süreçte kazanılacak bilgi ve teknolojilere sahip olmanın dayanılmaz cazibesi.

Peki, Türkiye bu işin neresinde olabilir? Mars’a gidebilecek durumda olmayabiliriz ama Ay’a gitmek en azından mümkün mü sorusunu da uydu mühendisi Dr. Egemen İmre’ye sorduk. O da bize umut veren bir yanıt verdi, Türkiye’nin bu kapasiteye sahip olduğunu Türkiye’de üretilmiş bir uydu ile Ay’a gitmenin ve bilimsel veri toplamanın mümkün olduğunu ama asıl sorulması gereken sorunun başka olduğunu yazısında aktardı.

Ortadoğu, Libya, Suriye: Çekişmeler, hamleler

Pandemiyle uğraşsak da, uzaya gitmenin hayalini kursak da, dünyamızda da paylaşım kavgaları hiçbir şey olmamış gibi devam etti, özellikle yakın çevremizde. Bu paylaşım kavgaları sırasında, her şeyi mübah görme mantığı değişmiş değil. Bunun son örnekleri de kültürel alanda yaşanıyor. Ortadoğu’da birbirine rakip ülkelerin yönetimleri tarihten gelen bağlarını yok etmek için cadde, sokak isimlerini değiştiriyor, diziler üzerinden savaşıyor, tarihi sembollerin izini silmeye çalışıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’yi hedef alarak bu alanda attıkları adımları Numan Telci, “Ortadoğu’da siyasi çekişme ve tarihi sembollerin manipülasyonu” başlıklı yazısında anlattı.

Onların bu yöndeki çabalarına hız kazandıran bir gelişme de Libya’daki durum. Libya’da Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti, adı geçen ülkelerin desteklediği General Halife Hafter’i epey geriletti. Libya’da dengeler değişmiş olsa da, bu yeni durumun ne kadar kalıcı olacağı şüpheli.

Türkiye’nin Libya’daki rakiplerinin bir sonraki olası hamlelerini merak ettik ve konuyu kim bilir diye araştırırken, yeni yazarımız Nebahat Tanrıverdi Yaşar ile tanıştık. Doğrusu, bu zor konuda bir kadının uzmanlık geliştirmiş olmasını ayrıca sevindik. Yaşar, bize, dengeleri değiştiren ve Hafter’in yenilgisiyle sonuçlanan yeni durumu, Rusya, BAE, Fransa ve Mısır’ın kabul edip etmeyeceğini, bu ülkelerin sonraki hamlelerini yazdı. Detaylı yazısının, geleceğimiz açısından son derece önem taşıyan Libya meselesini anlamakta zorlananlara yardımcı olduğunu umuyoruz.

Libya üzerine yayınladığımız başka bir yazı da bir çeviri derlemesiydi. Hem Avrupa içinde hem de Arap dünyasından Libya konusunda yazılmış iyi analizleri derleyerek size sunduk. Bu derlemede de “AB’nin Libya konusundaki kilit ülkelerinden İtalya gidişatı değiştirebilir mi, nasıl bir rol almalı? Libya’da yaşananlar Arap dünyası için post-emperyalist ortaklığın başlangıcı mı? Libya’yı üçe bölme planının arkasındaki amaç ne?” gibi sorulara yanıt aradık.

Libya konusuna yoğunlaşmış olsak da, yanı başımızdaki Suriye’de de önemli gelişmeler yaşanıyor. Genel olarak rejim barışı değil ama savaşı kazandı diye düşünülürken, ülkede hiçbir zaman muhaliflerin eline geçmemiş olan bölgelerde bile çıkan isyanlar ve protestolar dikkat çekti. Üstelik Suriye rejiminin ekonomik olarak ciddi bir darboğazda olduğu da anlaşıldı. Bu da kendisini Beşar Esad ve ülkedeki en zengin iş insanı kuzeni Rami Mahluf arasındaki kavgada vücut buldu. Bölgeyi çok iyi bilen Oytun Orhan “Suriye’de kuzen kavgası ne anlama geliyor?” yazısında kavganın arka planını, Suriye üzerinde etki için kapışan Moskova-Tahran dengelerinin nasıl etkileneceğini ve bu kavganın Türkiye için anlamını kaleme aldı.

Suriye konusunda başka bir yazımız da, söyledikleri her zaman ciddiye alınan ve bugüne kadarki öngörüleri hep isabetli olmuş Charles Lister’in bir analiziydi. Politico’da yayınlanan ve önemli kısımlarını çevirerek sunduğumuz “Esed düşmek üzere mi?” başlıklı yazısında Lister, bir aylık maaşa bir karpuzun ancak satın alınabildiği Suriye’nin önündeki üç senaryoyu, halkın hızla Türk Lirası kullanmaya başlamasının anlamına dair değerlendirmelerini paylaşıyor, Rusya ve İran, Suriye için ne hazırlığı yaptığını, ABD’nin nasıl bir tavır alabileceğini aktarıyordu.

Antifa’ya dair merak edilen her şey

Pandemi sırasında ABD’de ırkçılığa karşı çıkan ayaklanmalar ve onların yansımaları da gündemimizdeydi. ABD’deki bu ayaklanmalarda dikkat çeken bir unsur da protesto gösterilerinde öne çıkan ve ırkçılık ve faşizme karşı mücadele ederken gerekirse şiddet kullanma taraftarı olan, kendisini Antifa (Anti-faşist’den ilhamla) diyen grupların varlığıydı. ABD Başkanı Donald Trump, bu grubu terör listesine alabileceğine dair bir tweet atınca, Antifa dikkatleri daha çok merak uyandırdı. ‘Antifa nedir, ne değildir? Bunun Türkiye ile ilgisi ne? Antifa terör örgütü mü aşırı sol küçük örgütlerin siperlendiği bir marka mı? Dünyanın bir diğer ucundaki YPG ile bağı ne? Antifa – YPG bağı Türkiye – ABD arasından bir ortaklık zemini yaratır mı?’ gibi aklımıza takılan soruların yanıtlarını yine genç bir uzmanın Dr. Göktuğ Sönmez’in kaleminden okuduk.

Antifa – YPG bağının ne boyutta olduğu da Türkiye’de çok konuşuldu, tartışıldı ancak aslında tam olarak nasıl bir ilişkiden, kaç kişiden söz edildiği bir muammaydı. Doç. Dr. Serhat Erkmen ise çok titiz çalışmasıyla neredeyse rakamsal detaylara varana dek konuyu aydınlattı. “Antifa – YPG İlişkisi: Batı yeni terör tehdidiyle yüzleşebilecek mi?” başlıklı makalesinde, Erkmen Antifa ile YPG arasındaki ilişkiyi tam olarak tarif edip, bu ilişkinin detaylarında nelerin gizli olduğunu ve bundan sonraki süreçte neler olabileceğine dikkatimizi çekti.

Simona Foltyn’in Foreign Policy’de yayınlanan “ABD ve İran arasındaki gerginlik IŞİD’i nasıl güçlendirdi?” başlıklı kapsamlı analizi ise komşumuz Irak’taki yeni durumu tüm detaylarıyla anlatıyordu. IŞİD Irak’ta gerilemeye başlamışken ABD’nin İranlı komutan Kasım Süleymani’yi öldürmesi durumun değiştiğini ve ABD, Irak’taki askeri varlığını azaltırken, IŞİD’in küllerinden doğması ihtimalinin arttığını anlatan yazının önemli kısımlarını çevirdik.

“Nefes alamıyorum” çığlığı, sebepler ve bedeller

Bizim açımızdan Antifa boyutu öne çıkmış olsa da, ABD’deki ırkçılık karşıtı gösteriler, pandemi nedeniyle ülkede hızla artan can kaybı, Başkan Trump’ı zorluyor. Bu sene kasım ayında başkanlık seçimlerin yapılacağı ülkede, Başkan Trump’ın pandemi ve son dönemde patlak veren toplumsal olayları iyi yönetememenin bedelini sandıkta ödeyip ödemeyeceği herkesin aklındaki soru olarak ön plana çıkıyor. Bu meseleyi ve Trump’ın yeniden seçilmek için ne kadar ileri gidebileceğini Al Jazeera kıdemli analisti Marwan Bishara’nın çevirdiğimiz analizinde okuduk.

ABD’deki gösterilerin temelinde ‘nefes alamıyorum” sloganı vardı. Polis tarafından nefessiz bırakılarak öldürülen George Floyd’un bu sözlerinin dünya için ne anlama geldiğini ve ırkçılık yeni bir durum olmamasına karşın neden bu sefer bu kadar etkili olduğunu, hayatı boyunca ırkçılıkla yaşamak zorunda kalmış ve kitapları Türkçeye de çevrilmiş yazar ve şair Ben Okri’nin kaleminden okuduk.

Feyza Gümüşlüoğlu ise yazdığı “Soul City: ‘Siyah beyaz’ bir Amerikan ütopyasının hikayesi” başlıklı yazıyla, bize ABD’de her şey farklı olabilir miydi sorusunu sordurdu. Bugün gündemde olan George Floyd değil de, ırkçılıkla mücadele ederken ülkedeki siyahlara başka bir yol açmayı hedefleyen Floyd McKissick’in hikayesini anlattı.

Uluslararası düzen ve cevapsız sorular

Siyaset Bilimi öğrencilerinin yakından tanıdığı Françis Fukuyama’nın bir yazısını da sizlere sunduk. “Tarihin sonu” teziyle ünlenen Fukuyama, pandemi sonrası dünya düzenini ele aldığı yazısında faşizmin mi yeniden doğacağını yoksa liberal demokrasinin mi canlanacağını tartışıyor, karamsar ve iyimser olmak için nedenlerini sıralıyordu.

Tunus’un eski cumhurbaşkanı, düşünür ve hekim Munsif Merzûkî ise Al Jazeera için kaleme aldığı yazı dizisinde, acı verici gözden geçirmelere yer veriyordu.

“Liberalizmi yeniden düşünmek” başlıklı yazısında bugüne kadarki krizlerini atlatabilmiş liberalizmin bu sefer kaderinin farklı olacağı beklentisine neden girdiğimizi, liberalizmi yeniden düşünürken sormamız gereken soruları tartıştı.

Liberalizmle birlikte yeniden düşünülen kavramlardan biri de sol oldu pandemi döneminde bu dönemde yaşananlar sosyal devletin önemini bir kez daha hatırlattı. Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman da solun canlanmasının, pandemi sonrası dünyaya açılmasının koşullarını, solun iktidar için nasıl bir felsefeye ihtiyacı olduğunu anlattı.

Ekonomi alanını da ihmal etmemeye çalıştık. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in Hamid Rashid ile beraber kaleme aldığı “Koronavirüs teşvikleri ekonomilere derman oldu mu?” başlıklı yazının önemli bölümlerini çevirdik. Yazarlar şu hayati sorulara yanıt arıyorlardı: COVID-19 krizinin kısa süreceği fikriyle devletlerin uygulamaya soktuğu ekonomi paketlerin gerçekten işe mi yarıyor, yoksa henüz tüketici güveni sağlanmadığı için likidite tuzağı mı yaratıyor? Krizin uzun süreceği anlaşıldığına göre, ne gibi önlemler alınmalı?

Dünyanın geri kalanı neleri konuştu, tartıştı?

Fikir Turu’nu omurgasını oluştururken, dünyanın geri kalanında nelerin olup bittiğini mümkün mertebe takip etmeyi ve okurlarımıza aktarmayı da yol haritamıza eklemiştik. Pandemi sebebiyle bir süre ara verdiğimiz ve haziranda yeniden başladığımız Bir Tutam Dünya Turu’nun hedefi de bu aslında.

18 Haziran tarihli Bir Tutam Dünya Turu için çok değerli çevirmen ve yazarlarımız, Batı, Ortadoğu, Rusya, Çin ve İran medyalarını taradı ve ilgi çekici, farklı içerikleri kaleme aldı ve o sayede bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını öğrendik: Çin’de 2. dalga mı başlıyor, Çin medyasında hangi mesaj öne çıkıyor? İki Asya devi çatışırsa ne olur? Hindistan hangi hesabı yapıyor? Rusların COVID-19 sözlüğünde neler var? Libya sayesinde Türkiye ve Mısır arasında yeni bir kapı açılabilir mi? Yeni Zelanda’da yaşanan heykel tartışması ne? İran medyası korona mücadelesine nereden bakıyor?

Bazı coğrafyalara ise daha yakından ve farklı bir gözle baktık. Çin uzmanı Dr. Ümit Alperen koronavirüs salgını sonrası ABD – Çin arasındaki gerginliğin Çin’deki yansımalarını, nasıl değerlendirildiğini, Çinli düşünürlerin nasıl baktığını “Yeni Soğuk Savaş mı yoksa yumuşak savaş mı?” başlıklı yazısında ele aldı. Dr. Orhan Gafarlı ise yanı başımızda Rusya’da pandemi sürecinin Putin’e, Rus karar alıcılara düşündürdüklerini, pandemi sonrası dönemde Rusya’nın dünyadaki yerine dair öngörülerini, Rusya’nın nasıl bir yol ayrımında olduğunu Rus düşünürlerinde gözünden “Peçenekler ve Rusya’nın aklındaki post-korona dünya düzeni” başlıklı yazısında anlattı.

Durup durup okunması gerekenler

Fikir Turu’nda hayatı, gündemi yakalamaya çalışıyoruz, evet. Yayımladığımız yazılarla yaşadığımız gelişmeleri anlamlandırmaya fayda sağlayacak bilgiler sunmaya çalışıyoruz. Ama bazen sadece durmak gerekiyor galiba. Durmak, okumak ve düşünmek.

Prof. Dr. Emre Erdoğan’ın “Şu hayatta Kemal Tahir yalnızlığında olmak…” yazısı durup durup okunacak, memleket üzerine, düşünce iklimimiz üzerine çok düşünülecek bir yazı…

Düşüncelere dalarken, haftaları karıştırıp Babalar Günü’ne Türk medyasında en erken değinen düşünce platformu biz olabiliriz. Bu tezcanlı girişimimizde, akademik hayatında “babalık” üzerine çalışan nadir isimlerden olan pedagog Prof. Dr. Oya Özkardeş’e başvurduk. Zamanla değişen babalık rollerini ve ilgili bir babanın neler yapması gerektiğini yazdı. Yazının son kısmıyla bitirelim bu ayki edito’muzu.

Çocuklarımızın mucizevi gelişimini izlemek ve bağlarımızı kuvvetlendirmek için tek bir şansımız var. Bu dönemi kaçırdığımızda yanımızda beliriveren, büyük olasılıkla da bize yabancı olacak bir yetişkin görmek istemiyorsak bugün, başlamak için en güzel zaman…

Bu yazı ilk kez 30 Haziran 2020’de yayımlanmıştır.

Ayşe Karabat

Ayşe Karabat - Fikirturu editörü. ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümünü bitirdi. Yazmayı ve gezmeyi sevdiğinden gazetecilik yapmaya karar verdi. 1994’ten itibaren çeşitli radyo, TV ve gazetelerde çalıştı. Bir ara Filistin’de ve Lübnan’da yaşadı. Hayat yolunu sık sık Danimarka’ya düşürdü. Ortadoğu meselelerine merakı nedeniyle Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri ve Suriye Savaşları adlı iki kitap yazdı.

Semin Gümüşel Güner

Semin Gümüşel - İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden sonra Galatasaray Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans yaptı. Gazeteciliğe 1996’da Siyaset Meydanı programında başladı, ardından Aktüel, Nokta ve Newsweek Türkiye dergilerinde, Al Jazeera Türk’te ve Habertürk’te çalıştı.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend